Violet Moller – Bilginin Yolculuğu (2024)

Antik çağların kadim bilgisinin büyük eserleri Roma İmparatorluğu’nun bölündüğü, şehirlerin terkedildiği, kütüphanelerin yandığı bir devirde unutuldu ve adeta kayboldu.

Okurunu heyecanlı bir yolculuğa davet eden bu eser, üç kadim kitabın bin yıllık hayatta kalma mücadelesini, yedi şehirden oluşan bir güzergâhta takip ediyor.

İskenderiye Kütüphanesi yok olduktan sonra Bağdat, Kurtuba, Toledo, Salerno, Palermo ve Venedik karanlık bir dünyada adanmış âlimlerin metinleri topladığı, tercüme ettiği ve paylaştığı nadir bilgi merkezleri oldu.

‘Bilgi’nin Yolculuğu’, okuru bu yedi şehrin parlak entelektüel hayatına götürüyor ve Müslüman âlimlerin Batı düşüncesinin köşe taşı fikirlerini geliştirmesinde oynadıkları rolü vurguluyor.

Öklid, Batlamyus ve Galen’in matematik, astronomi ve tıp alanındaki temel eserleri nasıl olup da Rönesans ve sonrasında bilim neşriyatının ana merkezi olan Venedik’e ulaşmıştı?

Violet Moller’a kulak veriyoruz.

  • Künye: Violet Moller – Bilginin Yolculuğu: Klasik Fikirler Nasıl Kayboldu ve Bulundu (Yedi Şehir Bir Tarih), çeviren: Sinan Çakır, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 424 sayfa, 2024

Kolektif – Travma ve Kayıp (2024)

Bağlanma kuramının kurucusu John Bowlby, yaşamı boyunca görüşlerine karşı oluşan güçlü muhalefet nedeniyle istediği gibi yayın yapamadı.

Robbie Duschinsky ve Kate White’ın titiz çalışmasıyla ortaya konan bu kitap, Wellcome Koleksiyonu’ndaki John Bowlby Arşivi’nden bazı tamamlanmış ve tamamlanmaya yakın çalışmaları gün ışığına çıkarıyor ve alana dair önemli bir ihtiyacı karşılıyor.

Bu geniş koleksiyon, Bowlby’nin çalışmalarını ilk fikirlerinden sonraki yansımalarına kadar kapsıyor.

Bowlby’nin psikanalizle olan ilişkisini açıklığa kavuşturmakla da kalmayarak bağlanma kuramındaki temel kavramları ve özeleştirinin önemli anlarını detaylandırıyor.

  • Künye: Kolektif – Travma ve Kayıp: John Bowlby Arşivi’nden Anahtar Metinler, editör: Robbie Duschinsky, Kate White, çeviren: Taner Güvenir, Özenç Ertan Öztekin, Minotor Kitap, psikoloji, 384 sayfa, 2024

 

Marina Warner – Yabancı Büyü (2024)

Mitlerin, peri masallarının ve halk hikâyelerinin önde gelen araştırmacılarından Marina Warner, Binbir Gece Masalları’nın büyük yolculuğuna hasrettiği bu çalışmasında hikâyeleri derin bir kazıya tabi tutuyor.

Anlatının Batılı okura musallat oluşunu pek çok açıdan ele alıyor ve bu hikâyelerden yola çıkıp yeni dünyalar yaratan yazarlarla yönetmenlere işaret ederek çağdaş deneyimin büyülü temellerine bir kez daha tanıklık etmemizi sağlıyor.

‘Yabancı Büyü’de ayrıca Doğu ile Batı arasında vuku bulmuş fakat pek dikkate alınmamış kültürel alışverişler de ortaya konuyor ve gün yüzüne çıkarılıyor.

  • Künye: Marina Warner – Yabancı Büyü: Büyülü Anlar ve Binbir Gece Masalları, çeviren: Funda Başak Dörschel, Berna Kılınçer, Alfa Yayınları, inceleme, 664 sayfa, 2024

Reşit Canbeyli – YÖK’ün Gölgesinde, Bilim Tarihi Işığında (2024)

Üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında, günümüzün en ileri teknikleri kullanılsa ve hattâ geleceğin teknolojileri yaratılsa da her birinin geçmişle bir bağı ve geçmişe bir borcu vardır.

Dolayısıyla her laboratuvarın içinden doğrudan ya da dolaylı olarak bilim tarihi geçer.

Reşit Canbeyli bu kitapta, birbirine sarmalanmış üç ana konuyu bilim tarihi bağlamında laboratuvarları ve deneycilik geleneğini, kendi laboratuvarının kuruluşunu ve kişisel öyküsünü anlatıyor.

Ülkemizde ve dünyada bilimin yapılış biçimini ve laboratuvarların işleyişini kitabının odağına alarak Türk bilim tarihine bir not düşüyor.

Onun laboratuvarının içinden sadece bilim tarihi geçmiyor aynı zamanda 12 Eylül rejiminin yarattığı YÖK de geçiyor.

Bu kitap, bilimle uğraşmanın yalnızca başkalarının yaptıklarını aktarıp özetlemekten ibaret olamayacağını; bilimin düz bir çizgide yanlışlara düşmeden yapılan, coşkusuz ve bütünüyle duygulardan yoksun bir faaliyet olarak görülemeyeceğini savunuyor.

Genç bilimcilere bilim heyecanını, tutkusunu ve hatta kuşkusunu aşılamakta laboratuvarların önemini vurguluyor.

  • Künye: Reşit Canbeyli – YÖK’ün Gölgesinde, Bilim Tarihi Işığında: Bir Üniversite, Bir Laboratuvar, Pan Yayıncılık, bilim, 160 sayfa, 2024

Slavoj Žižek – Deli Dünya (2024)

Slovoj Žižek’in bahsettiği “Deli Dünya” psikiyatrik bir delilikten ziyade, toplumların küresel kapitalist sistemdeki koordinatlarını ve yönünü teşhis etme kabiliyetini yitirdiği bir delilikle malul.

Sağ ve sol ayrımının siyasal yapılardaki belirleyici niteliğini kaybettiği bir zamanda üzerimize çullanmış onca kriz ve beladan nasıl sağ çıkabiliriz sorusu ise, bu koleksiyonun tematik çatısını oluşturuyor.

Son birkaç senede çeşitli yayınlarda yer bulmuş bu yazılar, onun teorik satırlarındaki opaklıktan çekinenler için de isabetli bir başlangıç noktası niteliğinde.

  • Künye: Slavoj Žižek – Deli Dünya: Savaş, Filmler ve Seks, çeviren: Fırat Çakkalkurt, Okuyanus Yayınları, inceleme, 188 sayfa, 2024

Necati Alkan – Osmanlı’da Gayrisünni Müslümanlar (2024)

Gayrisünni azınlıkları “modernleştirmek” hem Osmanlı’nın hem Batılıların ortak gayesiydi.

Peki hem Osmanlı Devleti’nin hem de Batılı misyonerlerin aynı anda sarıldığı bu gaye, en nihayetinde kime hizmet ediyordu?

On dokuzuncu yüzyıldan bu yana bölgesel hâkimiyet kurmanın söylemi hâline gelen “modernleştirici/uygarlaştırıcı” misyon hem bireyler hem de etnik azınlık olarak Nusrayrilerin kaderini satranç tahtasına dönüştürdü.

Nusrayrilerin gayrisünni olarak varlık mücadelesini ele alan bu eser, Ortadoğu’daki güç mücadelelerini gözler önüne sermesinin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine ilişkin genellemeleri yeniden düşünmeye davet ediyor.

Alkan’ın çalışması, geç dönem Osmanlı tarihini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi etnik ve dinî çeşitliliğini nasıl ele aldığını daha derinlemesine ve incelikli biçimde anlamak isteyen herkese şiddetle tavsiye edilir.

Bu kitapta Alkan, Protestan misyonerlik faaliyetlerinin, Ortadoğu’nun toplumsal tarihi üzerindeki etkisine ve 19. yüzyılda Nusayri topluluğunu yeniden şekillendiren dinamiklere dair yeni ve aydınlatıcı bilgiler sunuyor.

Şimdiye kadar yeterince çalışılmamış Osmanlı arşiv kaynaklarını inceleyerek, Nusayrileri daha geniş çaplı jeopolitik gelişmelerin içine yerleştiriyor ve böylece bu topluluğun çağdaş tarihinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunuyor.

  • Künye: Necati Alkan – Osmanlı’da Gayrisünni Müslümanlar: Nusayrilere Yönelik Misyoner ve Devlet Algıları, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 384 sayfa, 2024

SSCB Bilimler Akademisi – Sovyetlerin Gözünden Türkiye Tarihi (2024)

Jön Türklerden başlayarak 1967’ye kadar uzanan bir zaman dilimini kapsayan bu çalışma, SSCB Bilimler Akademisi mensubu bilim insanlarının kaleminden Türkiye’nin tarihsel sürecini inceliyor.

‘Sovyetlerin Gözünden Türkiye Tarihi’, Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmelerine, dış politikasına ve toplumsal mücadelelerine dair panoramayı gözler önüne seriyor.

Eserde, Jön Türklerin iktidara gelmesi ve Birinci Dünya Savaşı’ndan, Kurtuluş Savaşı’na; bağımsızlığın pekiştirilme çabalarından, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’na; savaş sonrası yeniden yapılanmadan Demokrat Parti yönetimine ve 1960 Darbesi sonrası sosyoekonomik gelişmelere kadar olan dönem ele alınıyor.

Her biri farklı uzmanlar tarafından kaleme alınmış bölümlerden oluşan kitap, olayların Sovyet bakış açısıyla analiz edilmesiyle bizlere farklı bir perspektif sunuyor.

Sovyetlerin Gözünden Türkiye Tarihi, Türkiye’nin tarihini anlamak ve Sovyetlerin bu süreçteki gözlemlerini öğrenmek isteyenler için değerli bir kaynak. Eser, yalnızca tarih meraklıları için değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi alanında çalışanlar için de önemli bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: SSCB Bilimler Akademisi – Sovyetlerin Gözünden Türkiye Tarihi (1908-1967), çeviren: Mahir Ulaş Yeşil, Yar Yayınları, tarih, 478 sayfa, 2024

Ussama Makdisi – Mezhepçilik Kültürü (2024)

Osmanlı Lübnanı’na odaklanan Ussama Makdisi mezhepçiliğin İslamın modernliğe gösterdiği tepkilerden biri ya da dinsel gruplar arasındaki toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin sonucu olduğu tezine karşı çıkıyor ve modernliğin tezahürlerinden biri olduğunu gösteriyor.

On dokuzuncu yüzyıldaki dinsel şiddet olaylarının, özellikle mezhep temelli seferberlik ve katliamların cemaatler arası çatışma geleneğinin devamı olmadığını, madun toplulukların yeni bir dünya kurulurken verdikleri mücadelelerin karmaşık, çokkatmanlı bir dışavurumu olduğunu savunuyor.

Makdisi’ye göre mezhepçilik dinsel kimliklerin siyasi ve toplumsal amaçlarla seferber edilmesini temsil ediyordu.

Tanzimat’la birlikte Avrupalılar Ortadoğu’da varlıklarını daha fazla hissettirmişlerdi; bu da Lübnan’ın dinleri aşan, hiyerarşiye dayalı toplumsal düzenini sarsacaktı.

Makdisi Hıristiyanları İslami despotizmden kurtarma fikriyle hareket eden Avrupa sömürgeciliğinin, misyoner heyetlerinin ve Şarkiyatçılığın, ayrıca Osmanlı milliyetçiliğinin ve yerel milliyetçiliğin nasıl farklı anlatılar oluşturduğunu ve bu anlatıları nasıl kendi modernlik görüşleri ve ilerleme projeleri doğrultusunda devreye soktuklarını anlatıyor.

Çok sayıda birincil kaynağa yaslanan kitap, yalnızca Osmanlı modernleşme sürecinde ve Ortadoğu’nun sömürgeleştirilmesi esnasında Lübnan örneğinde yaşananlara değil, yakın geçmiş ya da günümüzdeki potansiyel ve fiili çatışmalara da ışık tutuyor.

  • Künye: Ussama Makdisi – Mezhepçilik Kültürü: 19. Yüzyıl Osmanlı Lübnanı’nda Cemaatler, Tarih ve Şiddet, çeviren: Cumhur Atay, Metis Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2024

Kolektif – Max Stirner (2024)

Düşünceyi yoksullaştıran çerçevenin dışına çıkmak; Stirner’i yeniden, bu kez tüm görkemi ve zenginliği içerisinde düşünecek düşünceyi kışkırtmak…

Felsefe tarihinin sürgünleri arasında hiç şüphesiz Max Stirner’in özel bir yeri vardır.

Türkçe literatürün aşikâr noksanlığı, bu tuhaf filozofa ilişkin karartı ve tahrifatın belirgin yoğunluğu ve hem sol düşüncenin hem de felsefe tarihinin müdavimleri tarafından neredeyse bilinçli olarak oluşturulmuş sayısız önyargı göz önüne alındığında; Stirner adı etrafındaki kulak tırmalayıcı suskunluk sarmalını kırmak neredeyse imkânsız görünür.

‘Anarşist Tahayyül’ dizisinin üçüncü kitabı olan ‘Max Stirner: Radikal Bir Düşünürün Kayıp Mirası’, büyük ölçüde yurtdışında Stirner üzerine çalışan önde gelen akademisyenlerle işbirliği içerisinde oluşturulmuş özgün bir derleme olarak, hem bu sessizlikte bir gedik açmak hem de Stirner’e dair kemikleşmiş önyargıları üretken bir tarzda yapıbozuma uğratmak amacıyla hazırlanmıştır.

Stirner’in Marx eleştirisinden, onun diğer anarşist düşünürlerle olan çok katmanlı diyaloğuna dek uzanan; düşünürün çağdaş postyapısalcı itirazlara olan etkilerinin yanı sıra isyan, devrim, öznellik gibi kavramların etrafında dönen teorik tartışmalara ilişkin olası katkılarına odaklanan çeşitli yazılardan oluşan bu derleme en temelde tek ve çok önemli bir işlevi yerine getirmeyi ummaktadır: Düşünceyi yoksullaştıran çerçevenin dışına çıkmak; Stirner’i yeniden, bu kez tüm görkemi ve zenginliği içerisinde düşünecek düşünceyi kışkırtmak.

  • Künye: Kolektif – Max Stirner: Radikal Bir Düşünürün Kayıp Mirası, derleyen: Güney Çeğin, Livera Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2024

İrfan Çağatay Aleksiva – Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Lazlar (2024)

İrfan Çağatay Aleksiva, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Lazlar (1877-1923)’ başlıklı çalışmasıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nu konu edinen tarihyazımında oldukça eksik bırakılmış bir alan olan Lazlar ve Lazistan üzerine detaylı bir inceleme sunuyor.

Dönemin gazete ve arşivlerinden yararlanan Çağatay Aleksiva, Lazistan’ın 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda bölünmesinin canlandırdığı Laz hareketinin evrimini, Laz aydınlarının ortaya çıkışı, cemiyet ve derneklerinin kuruluşu üzerinden takip ediyor.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başlayıp Cumhuriyet’in kuruluşuyla kesintiye uğrayan Laz hareketiyle 1990’lı yıllarla birlikte uyanışa geçen Laz kültür hareketi arasındaki birbirinden kopuk ama paralellikler taşıyan ilişkiyi de tartışan Çağatay Aleksiva, yalnızca Laz çalışmalarına değil, Osmanlı modernleşmesi ve Osmanlı coğrafyasında kimliklerin oluşum/dönüşüm süreçleri hakkındaki literatüre de önemli bir katkı sağlıyor.

  • Künye: İrfan Çağatay Aleksiva – Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Lazlar (1877-1923), İletişim Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2024