Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar (2021)

“Tanrı kötücül kullarını öbür dünyada cezalandırırken iyi ve yoksul kullarına neden bu dünyada yardım etmiyor?”

Sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın, tanrıya yazdığı altmış üç mektupla, iktidarın kendisine yaşattığı baskıları anlamaya çalışıyor.

‘Tanrıya Mektuplar’, 1932 yılında Malatya’nın Pötürge kasabasında doğan ve köyünde ilkokul olmadığı için 16 yaşındayken ilkokulu dışarıdan bitirerek öğrenimine devam eden sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın’ın mücadelesini anlatıyor.

Tanrının, kullarının iyiliğini düşündüğüne hükmedip, başına gelen sürgün, açığa alınma ve hapis gibi cezalandırılmaları anlamaya çalışıyor.

Sonunda tanrıya yazdığı altmış üç mektupta başına gelenlerin nedenlerini ve tanrının kötüleri neden cezalandırmadığını sorguluyor.

  • Künye: Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2021

Scott Turow – Harvard Hukukta İlk Yıl (2021)

Bugünkü Türkiye’de iyi bir hukukçu olmak, bilakis çok önemli.

Ünlü avukat Scott Turow’un Harvard hukuk fakültesindeki ilk yılındaki deneyimlerini barındıran bu kitap da, özellikle mesleğe yeni adım atacak her hukukçunun başucu kitabı olmaya aday.

Hukuk fakültesinde ilk yıl; korkuların ve zaferlerin, depresyonların ve sevinçlerin, mecburi çalışmanın, acımasız rekabetin ve nihayet kitlesel histerinin yılıdır.

Turow, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en eski, en büyük, en saygın hukuk fakültesindeki ilk yılını anlatıyor.

Turow’un, birinci sınıf öğrencilerinin “H1ler” olarak adlandırıldığı Harvard Hukuk Fakültesi’ndeki deneyimleri, her yerdeki birinci sınıf hukuk öğrencilerininkiyle paraleldir.

Kitap, bir yandan ABD’deki hukuk eğitimine dair önemli ve yerine göre eleştirel bilgiler verirken, diğer yandan bir hukukçu adayının zorlu bir tecrübedeki dönüşümünü sürükleyici bir dille anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Beyzbolda çaylaklık yılıdır. Askeriyede intibak. Hayat devam ederken benzer sınavlar, kabul edilme dönemleri vardır; çıraklar kendi beceriksizliklerinin kurbanı olmaya zorlanır; hayatta kalmak için, yapacakları işin gerektirdiği asgari becerileri bir şekilde öğrenmek zorundadırlar.

Hukukçu olmak isteyenler için kendini kanıtlama vakti, hukuk fakültesinin birinci sınıfıdır.”

  • Künye: Scott Turow – Harvard Hukukta İlk Yıl, çeviren: Ertuğrul Uzun, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 317 sayfa, 2021

Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat (2021)

Mohammed Harbi, Cezayir halkının yetiştirdiği en büyük devrimcilerden.

Kendisinin 1945-1962 yıllarını kapsayan bu anıları ise, o görkemli yılların kaydını tutan çok önemli bir tanıklık.

Bugün tarihçi yönüyle bildiğimiz Harbi, genç yaşta Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında FLN üyesi olarak mücadeleye başladı.

1933 yılında Cezayir’in El Harrouch kentinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Henüz on beş yaşındayken özgürlük mücadelesine katıldı, daha sonra Fransa’da yeraltında yaşadı ve Cezayir’in bağımsızlığı için destek topladı.

1954-1962 FLN’de önemli bir pozisyondaydı.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra yeni cumhurbaşkanı Ahmed Bin Bella’nın danışmanı ve daha sonra kabinesinin bir üyesi oldu.

Harbi, yeni hükümetin giderek artan otoriter yaklaşımına direnmeye çalıştı ve Bin Bella’yı bir askeri darbeyi önlemek için halkı silahlandırmaya çağırdı.

Haziran 1965’te Houari Boumedienne iktidarı ele geçirdi ve Ben Bella’yı tutukladı.

İki ay sonra Harbi de hapse atıldı.

Sonraki altı yıl boyunca hapishaneler arasında nakledildi, 1971’de ev hapsine alınana kadar.

1973’te sahte Türk pasaportuyla Tunus’a ve oradan da Paris’e kaçtı.

Harbi Fransa’da, Paris Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmeye başladı.

1975’te FLN’nin tarihi adlı bir kitap yayınladı.

İşte Harbi bu kitaptaki anılarında, inişli çıkışlı hayatı ile ülkesi Cezayir’in iç içe geçmiş özgürlük mücadelesini paralel bir bakışla anlatıyor.

  • Künye: Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat: Siyasal Anılar 1945-1962, çeviren: Ayşen Gür, Ayrıntı Yayınları, anı, 352 sayfa, 2021

Zafer Aydın – ’68’in İşçileri (2021)

Toplumsal ve siyasi belleğimizde silinmez izler bırakmış ’68’in işçileri üzerine harika bir çalışma.

Zafer Aydın, rüzgârlar tersten estiği zamanlarda dahi bayrağı elinden bırakmamış işçilerin olağanüstü öyküleri üzerinden dönemi, dönemin ruhunu aktarıyor.

Etki ve sonuçlarıyla bir dönemi ve kuşağı ifade eden 1968, dünyadaki örneklerinden farklı olarak Türkiye’de öğrenci gençlik, öğrenci gençliğin eylemleri, önderleri, militanlarıyla anılıyor.

Oysa aynı dönemde öğrenci gençlikle benzer biçimde uyanış, aydınlanma ve politikleşme sürecini yaşamış, hak arama, dünyayı değiştirme mücadelesine girişmiş, bir de işçi kuşağı var.

Bu kitap, anti-emperyalist gösterilerden, fabrika işgallerine, grevlere, direnişlerle, 15-16 Haziran’a, DGM Direnişine, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarına kadar yüzlerce eyleme, etkinliğe imza atmış, parçası olmuş ve bedel ödemiş ’68’in işçilerini görünür, bilinir hale getirmesiyle çok önemli.

Aydın, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘İşçilerin Haziranı – 15-16 Haziran 1970’ kitabı için görüşme yaptıklarının bir kısmının yaşam öyküsü üzerinden dönemi, dönemin ruhunu, ’68’in işçilerinin çıktıkları yolculuğa nasıl devam ettiklerini, neler yaptıklarını, dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişim ve dönüşümlerde nasıl tutum aldıklarını aktarıyor.

İtiraz etmekten vazgeçmemiş, yıkılmış duvarların enkazı altında kalmadan, bildikleri yoldan yürümeye devam etmiş, yorgun bedenlerine aldırmadan, her eylemin, grevin, direnişin parçası olan insanların hayat hikâyelerinden hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

  • Künye: Zafer Aydın – ’68’in İşçileri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 271 sayfa, 2021

Hristo Brızitsov – Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları (2021)

Bulgar gazeteci Hristo Brızitsov, 1901’de Ortaköy’de doğdu.

Brızitsov bu kitaptaki altın değerindeki anılarında, çocukluğunun altın çağını geçirdiği İstanbul ve özelde Ortaköy ve Pera’nın kozmopolit, Levanten zamanlarını anlatıyor.

Yeni bir yüzyılın başında Boğaziçi’nde hayata gözlerini açma ve çocukluğun gamsız yıllarını payitahtın orta yerinde geçirme ayrıcalığı, yazmaya meyilli her insan için bulunmaz bir nimet olmalı.

Bulgar gazeteci ve hatırat yazarı Brızitsov, bir dini kurumun yayın organı olan gazetede çalışan bir babanın oğlu olarak Ortaköy’de dünyaya geldi (1901), daha sonra da Cadde-i Kebir (İstiklal Caddesi) üzerindeki Rumeli Han’da Balkanlı, batılı, modern ve milli olduğu kadar Levanten, doğulu, geleneksel ve kozmopolit olan bir ortamda buldu kendini.

Hristo’nun çocukluğu ve ilkokul öğrenciliği İkinci Meşrutiyet, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları gibi sarsıcı olayların yaşandığı bir döneme denk geldi.

İkinci Balkan Savaşından sonra doğduğu şehirden ayrılarak ailesiyle yerleştiği Sofya’da baba mesleğini sürdürmeye karar kıldı.

1930’lara gelindiğinde ülkesinin seçkin gazetelerinde genel yayın yönetmenliğine yükselmişti, basın alanında birçok yeniliğe imza attı.

Eylül 1944’te iktidarı ele geçiren yeni rejimin hışmına uğradı ve idam edilmekten bir tesadüf sonucunda kurtuldu; çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasının dokuz yılını çekti, uzunca bir zaman yazması yasaklandı.

Yazmaya izin verildiğinde de, 1980’deki vefatına kadar büyük bir üretkenlik sergileyerek hatırat ağırlıklı eserler kaleme aldı.

En sevdiği ve tekrar tekrar dönerek yeniden ve farklı açılardan ele aldığı konu, doğduğu ve çocukluğun altın çağını geçirdiği İstanbul ve özelde Ortaköy ve Pera oldu.

Yaza yaza bitiremediği İstanbul’u odağına alan eserleri büyük ilgi gördü ve yüksek tirajlı yeni baskılara ulaştı.

Belleğin, yıllar geçtikçe daha da derinleşen dipsiz kuyusundan kazdığı yeni hatıra katmanlarından oluşan bu eserler arasında Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları ilk sırayı aldı.

Eser, çocuk algısının narin ve yapmacıksız anlatımıyla payitahtın 20. yüzyıl başlarındaki halini canlandırmamıza, havasını teneffüs etmemize ve yeniden yaşamamıza keyifli bir vesile sunuyor.

  • Künye: Hristo Brızitsov – Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları, 1901-1913, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 112 sayfa, 2021

Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği (2021)

Lyudmila Pavliçenko, Sovyetlerin Nazilere karşı savaşında Kızıl Ordu bünyesinde bir keskin nişancı olarak katılmıştı.

Savaştaki başarıları nedeniyle Sovyet halkı için büyük ilham kaynağı olmuş Pavliçenko’nun bir döneme ışık tutan anıları, burada.

Pavliçenko İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli, Nazi Almanyası’nın yenilmezlik imajının en güçlü olduğu yıllarda bir kadın olarak cephede çarpıştı.

Sovyetler Birliği’nin ileri mevzilerinde, hatta düşman hatlarında Nazi savaş makinesine karşı sonu gelmez bir mücadele verdi.

Almanların Sovyetler Birliği’ne taarruzuyla, Rusların deyişiyle, Büyük Vatan Savaşı patlak verir vermez Pavliçenko gönüllü olarak askere yazıldı, yetenekli vatansever bir Sovyet kadınından dünya tarihinde en fazla düşman askeri öldürmüş keskin nişancılardan birine, Sovyet halkı için büyük bir ilham kaynağına dönüştü.

Savaşa 26 Haziran 1941’de Kızıl Ordu saflarında katılan Pavliçenko ilk olarak Odessa, iki ay sonra ise Sivastopol savunmalarında görev yaptı.

Önce Rumen ardından Alman işgalcilere karşı gözü pek bir mücadele içerisinde bulunan Pavliçenko kitap boyunca aldığı eğitimi, bulunduğu koşulları, yürüttüğü operasyonları, omuz omuza çarpıştığı yoldaşlarını bütün açıklığıyla aktarıyor.

Kitabın çekirdeğini ise Pavliçenko’nun cephede yasak olmasına rağmen gizlice tuttuğu günlüğe zaman zaman yazdığı notlar oluşturuyor.

1942 Ağustos’unda bizzat Stalin’in emriyle cepheden alınarak Ulusal Öğrenci Kongresi için ABD’ye gönderilen Pavliçenko, burada ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile görüştü, eşi Elanor Roosevelt ile arkadaşlık kurdu.

ABD’de Sovyetlerin cephede verdikleri çetin mücadeleyi çeşitli mecralarda anlattı ve ardından bu görevine İngiltere’de devam etti.

Cepheden binlerce kilometre ötede vatanını savunmaya devam eden Pavliçenko Sovyetler Birliği’ne döndükten sonra da keskin nişancı okulunda eğitmen olarak orduda hizmet vermeyi sürdürdü.

‘Ölüm Meleği’, keskin nişancı tüfeğiyle 309 düşman askerini öldürerek dünya savaş tarihine geçmiş Pavliçenko’nun (Lady Death) yaşadıklarını canlı bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği: Bir Sovyet Nişancısının İkinci Dünya Savaşı Anıları, çeviren: Tibet Abak, Kronik Kitap, anı, 384 sayfa, 2021

Edhem Eldem – V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Evrak ve Yazıları, 2. Cilt (2021)

Daha önce burada, V. Murad’ın oğlu Selahaddin Efendi’nin evrak ve yazılarının ilk cildine yer verilmişti.

Uzun bir tecrit hayatı yaşamış Selahaddin Efendi, zamanının önemli bir kısmını anı, düşünce ve duygularını kaleme almaya ayırmıştı.

‘Sada-yı Mahpus’ (Hapisteki Ses) adı altında topladığı yazı ve kayıtlarına ilaveten birkaç yıllık günlüklerini kapsayan bu yazılar, son dönem Osmanlı tarihinin en ilginç ve özgün kaynaklarından birini oluşturur.

Dizinin ikinci cildinde ise, ‘Sada-yı Mahpus’ defterlerinin yedincisinin ikinci yarısını oluşturan, Selahaddin Efendi’nin ‘Mukayyet’ adını verdiği anı ve belgeler ele alınıyor.

Genç şehzade burada, kâh elinde kalmış olan bazı orijinal mektup ve yazıları deftere yapıştırıp yorumlamış, kâh bazı belgelerin metnini kendi yazarak aktarmış.

Bu kaynak çalışması, Selahaddin Efendi’nin eğitimi ve hocaları, babasıyla ve hane halkıyla ilişkileri ve adeta hapishaneye dönüşen saraydaki günlük yaşam ve düzen hakkında eşsiz bilgiler sunmasıyla dikkat çekiyor.

Eldem’in bu malzemeyi tanıtıp incelediği giriş yazısıyla birlikte, ‘V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Evrak ve Yazıları’nın ikinci cildindeki belge ve metinler, V. Murad’ın ailesi ve hane halkının yaşamına ışık tuttuğu gibi, hanedan, saray ve harem düzeninin incelenip tartışılmasına imkân veriyor.

  • Künye: Edhem Eldem – V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Evrak ve Yazıları, 2. Cilt: Hatırat ve Belgeler (Mukayyet), İş Kültür Yayınları, tarih, 220 sayfa, 2021

Gençay Gürsoy – Bir Hayat Üç Dönem (2021)

İstanbul Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği başkanlığını yapan Gençay Gürsoy’un bu kitaptaki anıları, Türkiye’nin son altmış yılından önemli kesitler sunan, altın değerinde bir tanıklık.

‘Bir Hayat Üç Dönem, yalnızca bir nöroloji profesörünün anılarını değil, sosyalist siyaset içinde üniversite yıllarından beri yer almış bir mücadele insanının Oltu’da başlayıp, Kars’ta, İstanbul’da ve bir dönem Avrupa’da devam eden yaşamından gözlemlerini canlı bir dille aktarıyor.

Gürsoy, toplumsal gelişmelerin darbelerle kesintiye uğrayan dönemlerini ele alıyor, yanı sıra yakından tanıma fırsatını bulduğu bazı şahsiyetlerle ilgili tanıklıklarını sunuyor.

Kitapta, sağlık politikalarında kamu yararını sürekli önde tutan duruşu ve tercihlerinin yanında eşitlik, özgürlük ve barış hedefiyle katıldığı toplumsal mücadelelerin inişli çıkışlı, çoğu zaman ağır bir şiddetle bastırılan serüvenini izliyoruz.

Siyasal mücadeleyle bilimsel faaliyetleri birlikte götürmeyi başarmış, sosyalizm idealini hiç kaybetmemiş Gürsoy’a kulak veriyoruz.

Kitaptan bir alıntı:

“Çıplak bir gerçek var karşımızda, gezegenimizde yaşamın sürdürülebilmesi ve insan sağlığının barbar piyasa ahlâkına teslim edilmemesi için, eşitlikçi, katılımcı, çevreci, dayanışmacı, barışçı bir iradi müdahale kaçınılmazdır. Bu, artık sosyalistlerin siyasi mücadele perspektifi olmasının çok ötesinde, insanlık için bir varoluş sorunu haline gelmiştir.”

  • Künye: Gençay Gürsoy – Bir Hayat Üç Dönem: Anılar, Tanıklıklar (2021), İletişim Yayınları, anı, 526 sayfa, 2021

Robert Walsh – İrlandalı Bir Vaizin Gözüyle II. Mahmud İstanbul’u (2021)

Osmanlı’nın büyük dönüşümleri yaşadığı bir dönemde, II. Mahmud’un İstanbul’unda vaiz olarak görev yapmış Robert Walsh’ın altın değerindeki anıları bu kitapta.

İrlandalı vaiz Robert Walsh, Britanya Büyükelçiliği vaizi olarak uzun yıllar İstanbul’da yaşamıştı.

Walsh bu süreçte, Yeniçeri ocağının kaldırılışına, Yunan ayaklanmasının yarattığı travmalara ve İstanbul’u kasıp kavuran yangınlara yakından tanıklık etti.

Kitap bütün bunların yanı sıra, dönemin gündelik hayatı üzerine önemli ve ustaca tasvir edilmiş değerlendirmeler sunmasıyla da ayrıca dikkat çekiyor.

  • Künye: Robert Walsh – İrlandalı Bir Vaizin Gözüyle II. Mahmud İstanbul’u, çeviren: Zeynep Rona, Kitap Yayınevi, anı, 656 sayfa, 2021

İlhan Sami Çomak – Karınca Yuvasını Dağıtmamak (2021)

Şair İlhan Sami Çomak aklımıza düştükçe iç çekip yutkunuyoruz, onun yaşadıklarını anlatacak kelimelerimiz yok henüz.

Daha 21 yaşındayken, 1994’te tutuklandı, tam 27 senedir haksız, hukuksuz bir şekilde içeride tutuluyor.

‘Karınca Yuvasını Dağıtmamak’ ise, şiirleri birçok dile çevrilmiş, dünyaca tanınan bir şair olan Çomak’ın anılarına yer veriyor.

Burada Çomak’ın çocukluğunu, tutukluluk sürecini, cezaevinde şair olmanın ne anlama geldiğini, acılar, hayal kırıklıkları ve öfkeyle dolu adalet arayışını ve en önemlisi de, yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen umudunu nasıl hep diri tuttuğunu, insan olmanın güzelliğinden hiçbir zaman geri adım atmadığını daha yakından görüyoruz.

Kitaptan iki alıntı:

“… adalet hayatıma çelme taktı, yere düştüm, yere çok kötü düştüm ve doğrulup kalkmak yıllarımı aldı ama beni zehirleyecek hislerden, insan olmanın güzel yönlerini hatırımdan çıkarmayarak, bir şekilde sakınmayı bildim.”

“Umutsuzluğun ağır karanlığını tartmak, kalbe ve akla çöken sessizliğin çoraklığını dağıtmak, hayatı derli toplu tutmak için umut hep yanımda oldu veya ondan uzaklaşmadım.”

Künye: İlhan Sami Çomak – Karınca Yuvasını Dağıtmamak, İletişim Yayınları, 160 sayfa, 2021