Kolektif – Antik DNA (2024)

  • Hiç merak etmediniz mi insanlığın geçmişini?
  • Bizden önceki insanlar kimdi?
  • Nasıl yaşarlardı?
  • Neyle beslenirlerdi?
  • Nerelerde ve hangi koşullarda barınırlardı?

Bu konuları merak eden araştırmacılar yukarıdaki sorulara yanıtlar bulmaya çalışarak bu kitabı meydana getirmiş.

Günümüzde bilimin ve özellikle temel bilimin karşılaştığı en büyük sorunlardan birisi, araştırılan konunun “neye yaradığı” şeklindeki sorudur.

Bu kitap da yukarıdaki sorulara ufuk açıcı yanıtlar vermesiyle dikkat çekiyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Arzu Atalay, Bilge Ş. Özsait Selçuk, Burçak Vural, Cemaliye Akyerli Boylu, Ceren Gezik, Çağrı Güleç, Emrah Kırdök, Emrah Yücesan, Evrim Kömürcü Bayrak, Gaye Erten Yurdagül, Gönül Filoğlu, Güven Toksoy, Havva Altunçul, Hülya Akdemir, Naci Çine, Özlem Bülbül, Sema Bilgiç Gazioğlu, Şirin Yüksel Kılıçturgay, Tugay Türkyılmaz, Yelda Tarkan Argüden, Zerrin Aladinler.

  • Künye: Kolektif – Antik DNA: Geçmişin Yankılarında DNA’nın İzini Sürmek, hazırlayan: Burçak Vural, Gaye Erten Yurdagül, Günseli Bayram Akçapınar, Ginko Bilim Yayınları, bilim, 344 sayfa, 2024

Jean-David Zeitoun – Sağlığın Tarihi (2024)

Çağlar boyunca insanların sağlığı genel olarak çok kötüydü.

Yetersiz beslenme, savaşlar ve mikroplar başlıca ölüm nedenleriydi.

Bebek ölüm oranları çok yüksekti ve yeni doğan çocuklarda beklenen yaşam süresi ortalama otuz yıl civarındaydı.

Aydınlanma ve Fransız Devrimi sonrası başlayan değişim, devletlerin sağlık politikası oluşturmasıyla beraber sağlığımızda çok çarpıcı bir düzelmeye yol açtı.

Tıp çağına girilmesiyle birlikte ömrümüz uzadı.

Bugün sıkça kapıldığımız muhakeme yanlılığının etkisiyle, beklenen yaşam süresinde yaşanmış sürekli artışın hiç durmayacağına inanma eğilimindeyiz.

Oysa eldeki veriler bu eğilimin artık belirsizleştiğini gösteriyor.

Kronik hastalıklarla yüz yüze olduğumuz 21. yüzyılda pandemiler çağının başlangıcına dehşetle tanık oluyoruz.

Jean-David Zeitoun kitabında insan sağlığını belirleyen etmenlerin zaman içindeki değişimini sistemli bir analize tâbi tutarak sanayi toplumlarının sağlık kadar sağlıksızlık da ürettiğini gözler önüne seriyor.

Yazar, sanayileşme ve kentleşmenin genel sağlığı bozmadığı, sanayi ekonomisinin insan sağlığının önüne geçmediği bir geleceğin yaratılmasının torunlarımıza daha iyi sağlık koşulları bırakmanın önkoşulu olduğunu bizlere hatırlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bir ülkenin sağlığını düzeltmek zaman alır, ancak bir ülkenin sağlığının bozulması da yine zaman alır, hatta bunun görünür hale gelmesi için daha da fazla zaman gerekir. Ortalama yaşam süresi düştüğünde zaten iş işten geçmiştir. Sağlık bir kez bozulmuştur ve zararın kısa vadede telafisi olanaksızdır.”

  • Künye: Jean-David Zeitoun – Sağlığın Tarihi: Uzayan Ömrümüz ve Geleceğimiz, çeviren: Yonca Aşçı Dalar, İş Kültür Yayınları, 328 sayfa, 2024

William B. Irvine – İnsan Nedir? (2024)

Kimiz ve neyiz biz?

Bu sorunun cevabı, diyor felsefeci William B. Irvine, kime sorduğunuza göre değişir.

Evrimsel biyologlara göre Homo sapiens türünün bir üyesi, mikrobiyologlara göre bir grup hücre, genetikçilere göre genlerin kontrolünde olan bir organizma, fizikçilere göreyse her birinin geçmişi çok eskilere dayanan bir grup atomdur insan.

Bu cevapların hiçbiri tek başına yeterli değildir, ama tıpkı bir yapbozun parçaları gibi, bir araya geldiklerinde anlamlı bir tablo ortaya çıkarırlar.

Multidisipliner bir yaklaşımın ürünü olan bu kitapta Irvine, insanı iç içe geçmiş çeşitli kimlikleriyle ele alarak insan yapbozunun bütünlüklü bir resmini ortaya koyuyor.

Bunu yaparken de, yeryüzünün devasa hayat ağacındaki ve evrenin akıl almaz ölçüde uzun tarihindeki mütevazı yerimizi görmemizi sağlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kim ve ne olduğunuz, nasıl var olduğunuz konusunda daha fazla şey öğrenince, dünyaya bambaşka bir gözle bakmaya başlayacağınızı umuyorum. Varlığınızın belki de tek bir kere olacak nice olayın gerçekleşmesiyle mümkün hale geldiğini de fark edeceksiniz: Bunun için yıldızların patlaması, Dünya’ya 4,5 milyar yıl önce bir gezegenin ve 66 milyon yıl önce bir asteroidin çarpması, mikropların mikropları yutması, Afrika savanasında iklimin değişmesi ve elbette doğrudan atalarınızın karşılaşıp çiftleşmesi gerekti. Varlığının nasıl da zorunsuz olduğunu anlayınca, insan bu evrenin bir parçası olduğu için ister istemez kendini şanslı hissediyor.”

  • Künye: William B. Irvine – İnsan Nedir?: Doğal Tarihimize Bir Bakış, çeviren: Özge Çelik, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2024

Dan McQuillan – Yapay Zekâya Direnmek (2024)

Her ne kadar doğuşu 2. Dünya Savaşı yıllarına uzansa da, yapay zekânın gündelik hayatımıza girişi yeni yeni başlıyor.

Bunun sonuçlarının ne ve nasıl olacağına dair tartışmalar da hızla gündemi kaplamaya başladı.

Bu durum bazı yönleriyle 1990’lı yılların başlarında bilgisayarın gündelik hayata girişine benzer boyutlar taşıyor.

Üretimin esnekleştirilmesi ve hızlandırılması, toplumun sosyolojik olarak değişimi, işçi sınıfının iç bileşiminin değişimi, finansallaşmanın gündelik hayatımıza dâhil olması, bilginin metalaştırılması gibi çok önemli değişimler ve tartışmalar bu teknolojik atakla birlikte o yıllarda gündemi işgal etmişti.

Yaklaşık 30-35 yıl sonra, şimdi de yapay zekâ benzer şiddette bir dizi değişim ve tartışmayı beraberinde getirecek gibi duruyor.

Yakın zamanda yapay zekânın işlevleri, onunla neler yapılabileceği ve ortaya çıkabilecek “olumlu” değişikliklere dair bir dizi kaynak yayımlandı, sosyal mecralarda çeşitli görüşler yer aldı.

Ancak yapay zekânın eleştirel bir gözle bütünsel bir değerlendirmeye tabi tutulduğu çok az çalışma mevcut.

Dan McQuillan, ‘Yapay Zekâya Direnmek’ ile tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Yazar, bununla da yetinmeyerek yapay zekânın olumsuz yönlerinin tarihsel izlerini sürüyor ve faşizmden aldığı miraslarla başa çıkabilmek için neler yapılabileceğine ilişkin bir bakış açısı üretmeye girişiyor.

Artık yapay zekâ her yerde var olacak.

Fakat bununla birlikte yapay zekâ topluma düzeltilemeyecek şekilde zarar verme potansiyelini de barındırıyor.

Yapay zekâ, mevcut krizlerimizi ele almaya yardımcı olmak yerine, insanların yaşam şanslarını sınırlayan bölünmelere neden olabiliyor ve hatta toplumsal sorunlara faşizan çözümler önerebiliyor.

Bu kitap, yapay zekânın derin öğrenme teknolojisinin ve siyasi etkilerinin bir analizini sunuyor ve küresel kemer sıkma politikalarından aşırı sağın yükselişine kadar çağdaş siyasi ve toplumsal akımlarla nasıl yankılandığının izini sürüyor.

Dan McQuillan, bu eserinde önemli bir çağrı dile getiriyor.

Yazar, bildiğimiz hâliyle yapay zekâya direnmemiz ve algoritmik optimizasyon yerine ortak faydaya öncelik vererek onu yeniden yapılandırmamız gerektiğini yüksek sesle vurguluyor.

  • Künye: Dan McQuillan – Yapay Zekâya Direnmek: Antifaşist Bir Yaklaşım, çeviren: Diyar Saraçoğlu, Nota Bene Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Alejandro Cencerrado – Mutsuzluğun Savunması (2024)

Mutsuzluk kaçınılmazdır ama hayat her zaman bundan daha fazlasıdır.

Günlük mutluluk üzerine şimdiye dek yapılmış en uzun bilimsel çalışma.

Mutluluğu ölçmek 
imkânsızdır.

Bu cümle size tanıdık gelebilir ancak Kopenhag’daki Mutluluk Araştırma Enstitüsü’nde yaklaşık
 20 yıldır yapılan bilimsel bir çalışma mutluluğa dair inançlarınızı altüst edecek.

Veri analisti Alejandro Cencerrado, 18 yaşından itibaren kendi mutluluğunu ölçmeye başladı ve
 0’dan 10’a kadar puanlayıp kaydederek gelişmiş istatistiksel cihazlarla analiz etti.

Cencerrado, bu 
zaman diliminde finansal krizlere girip çıktı, üç farklı ülkede yaşadı, Nokia’dan akıllı telefona
 geçti, Corona virüs salgınına şahitlik etti, evlendi ve hamilelik testinde pozitifi gördü…

Peki tüm 
bunlar olurken mutluluğu nasıl bir seyirde ilerledi?

‘Mutsuzluğun Savunması’, psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi çok yönlü disiplinlerin iç içe 
geçtiği, bilimsel analizlerle insanlığın en derin özlemine yeni bir bakış açısı kazandıran şaşırtıcı
 bir kitap.

Amaç size bir mutluluk reçetesi sunmak da değil, aksine ele avuca gelmeyen o 
duygunun aslında nerelerde gizlendiğini göstermek.

  • Künye: Alejandro Cencerrado – Mutsuzluğun Savunması: Bizi Gerçekten Neyin Mutlu Edip Etmeyeceğini Anlamamıza Yardımcı Olacak Bir Düşünme Pratiği, çeviren: Burcu Genç, Beyaz Baykuş Yayınları, psikoloji, 280 sayfa, 2024

Michael J. Benton – Dinozorların Yeniden Keşfi (2024)

Dinozorlar, dünya tarihindeki gelmiş geçmiş en ilgi çekici ve gizemli yaratıklardan.

Dinozor temalı kitaplardan filmlere, modern kültürü şekillendirmeleri bir yana, bilim camiasını da uzun süredir meşgul ediyorlar.

Dinozorlar hakkında bir sürü teori ortaya atılıyor, öyle ki bunlar zaman zaman Jurassic Park’ın da dahil olduğu komplo teorilerine bile dönüşüyor.

Oysa, son yıllarda elde edilen yeni bulgular ve teknolojik ilerlemeler sayesinde bilimin artık dinozorlara dair hemen her soruya bir cevabı var:

  • Tüyleri ne renkti?
  • Ebeveyn bakımı nasıldı ve neyle besleniyorlardı?
  • Nasıl hareket ediyor ve koşuyorlardı?
  • Soyları neden ve nasıl tükenmişti?
  • En önemlisi, onları geri getirebilecek miyiz?

Ünlü paleontolog Michael J. Benton ‘Dinozorların Yeniden Keşfi’nde sadece bu soruları cevaplamakla kalmıyor; dinozorların hayatları, evrimleri ve bilimsel araştırmalardaki son keşifler hakkında da heyecan verici bir öykü anlatıyor.

En son paleontolojik kanıtları bir araya getirerek dinozor araştırmalarının spekülasyondan nasıl bilimsel bir alana dönüştüğünü açıklıyor.

Çin’den Patagonya’ya, Burma’dan İngiltere adasına, renkli görseller ve 120’den fazla dinozor çizimiyle bu muazzam canlıların peşinde, dinozor meraklılarına eşsiz bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Michael J. Benton – Dinozorların Yeniden Keşfi: Bilimsel Bir Devrim Tarihi Nasıl Yeniden Yazıyor?, çeviren: Samet Öksüz, İrene Kitap, bilim, 392 sayfa, 2024

John J. Ratey, Eric Hagerman – Beyin ve Beden Arasındaki Sihir (2024)

Dünyaca ünlü psikiyatrist John J. Ratey’den egzersizin beyin üzerindeki olağanüstü etkilerine dair çığır açan bir araştırma.

Enerjinin sadece bedeni değil, aynı zamanda zihni de canlandırdığı bir gerçek.

Daha fazla egzersiz yaparak stresi alt edebilir, ruh hâlinizi yükseltebilir, unutkanlıkla mücadele edebilir, zihinsel keskinliğinizi artırabilir ve sadece kalp atış hızınızı yükseltip ter dökerek daha iyi bir yaşam sürdürebilirsiniz.

İşte bu kitap, sadece beden sağlığına değil, aynı zamanda zihinsel sağlığa da odaklanarak egzersizin beyin üzerindeki devrim niteliğindeki etkilerini gün yüzüne çıkarıyor.

Beyninizin nasıl çalıştığını anlamak, egzersizin neden bu kadar önemli olduğunu çözmek ve yaşam kalitenizi artırmak için pratik stratejiler sunan ‘Beyin ve Beden Arasındaki Sihir’, okurlara zihinsel ve fiziksel sağlık arasındaki güçlü bağlantıyı keşfetme fırsatı sunuyor.

Egzersizin zihinsel sağlığınıza sihir gibi dokunuşunu fark edeceğiniz bu yolculuğa çıkarken hem bedeniniz hem de beyniniz üzerinde çalışacak motivasyonu bulacaksınız.

  • Künye: John J. Ratey, Eric Hagerman – Beyin ve Beden Arasındaki Sihir: Egzersizin Beyin Üzerindeki Devrim Nitelikli Etkisi, çeviren: Özge Yılmaz, Epsilon Yayıncılık, bilim, 288 sayfa, 2024

John O’Neill – Müsrif Deha Nikola Tesla (2024)

John O’Neill imzalı ‘Müsrif Deha Nikola Tesla’, okuru, sıra dışı bir zekâ ve çığır açan icatlarla dolu olan Nikola Tesla’nın hayatına dair derinlemesine bir yolculuğa davet ediyor.

Tesla’nın elektrik alanındaki öncü araştırması, onu bilimin tanrısı konumuna yükseltiyor.

O’Neill, mucit olma arzusu ve bilime olan tutkusuyla şekillenen Tesla’nın çocukluktan başlayan kariyerine, bilim dünyasındaki yükseliş ve düşüşlerine odaklanıyor.

Tesla’nın bilim dünyasındaki çığır açan başarılarını içtenlikle ele alırken, içsel çatışmalarına, yalnızlığına ve hayal kırıklıklarına da adil bir yaklaşım sergiliyor.

‘Müsrif Deha Nikola Tesla’, sadece bir bilim kitabı değil, aynı zamanda bir insan hikâyesi.

Tesla’nın hayatını okurken bir yandan dehasını ve karmaşık kişiliğini keşfedecek, bir yandan da onun hayatındaki dönüm noktalarını deneyimleyecek ve bilim dünyasındaki unutulmaz bir figürle tanışacaksınız.

  • Künye: John O’Neill – Müsrif Deha Nikola Tesla, çeviren: Yusuf Tolga Şar, İnkılap Kitabevi, bilim, 264 sayfa, 2024

Anna D’Errico – Mükemmel Duyu (2024)

Koku alma, diğer duyularımızın yanında “üvey” evlat muamelesi görür.

Gündelik rutinler açısından düşünürsek, örneğin görmemenin daha büyük engeller çıkaracağı açıktır kuşkusuz, fakat pandemi zamanlarından hatırlanacağı gibi koku duyusunun kaybı diğer pek çok problemin yanında ciddi bir sorundu ama o kadar da önemsenmedi.

Nörobilimci Anna D’Errico’nun ‘Mükemmel Duyu’su bir yandan burnun üvey evlatlık statüsünü fiziksel yapısını titizlikle ortaya koyarak tartışıyor.

Öte yandan burnun hatıralarla iç içeliğine, tat ile bağına, sözgelimi kızarmış ekmek kokusunun kişiyi anılarda çıkardığı yolculuğa, o kokuyu bir mekân veya olayla eşleştirmeye değiniyor.

Kokunun toplumsal rolünü de hesaba katıyor.

Kötü ve hoş kokulara ilgi duyan, kokuları neden duyduğumuzu merak eden, koku bilimiyle ilk defa karşılaşan, belki de bir tutku ya da bir heves nedeniyle öncesinde bu bilimle tanışmış ve daha fazlasını öğrenmek isteyen herkese hitap eden bir inceleme.

Kitaptan bir alıntı:

“Silinip gitmiş ve en kötü muameleye maruz kalmış olan bu duyumuzun nasıl ve hangi nedenle aynı zamanda en mahrem ve en vahşi duyu olduğunu anlamak için burnumuz ve koku zekâmızın yeteneklerini kateden keşif dolu bir yolculuk yapmayı öneriyorum size. Amaç, örneğin bir koku aldığımızda neler olduğuna dair genel bir bakış açısı sunmak ve son yapılan bilimsel araştırmalar ışığında günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz birtakım gerçekleri basit şekilde açıklamaktır.”

  • Künye: Anna D’Errico – Mükemmel Duyu: Burnunuzu Asla Küçümsemeyin, çeviren: Nilay Kanarya, İletişim Yayınları, bilim, 239 sayfa, 2024

Emanuele Coccia – Metamorfozlar (2024)

Emmanuel Coccia türlü çevresel felaketle kuşatıldığımız, muhtemelen daha da fazlasının kapımızda olduğu bir çağda canlı varlıkların ve gezegenin varoluşunu metamorfoz üzerinden okuyarak insan merkezli bir ekoloji fikrine karşı çıkıyor.

Hiçbir canlının yaşamının kendi doğumuyla başlamadığını, hikâyenin bundan çok daha eski olduğunu, yeryüzü üzerindeki her varlığın bir ve aynı yaşamı paylaştıklarını anlatıyor.

Biricik zannettiğimiz yaşamımızı yeryüzündeki canlı cansız her şeyle paylaştığımız gibi, bize ait olduğunu düşündüğümüz bedenimiz de bizlere, bizden öncekiler tarafından bahşedilmiş.

Metamorfozun hiçbir zaman sona ermeyeceğini kabul edersek, doğumu bir başlangıç, ölümüyse son gibi görmek imkânsızlaşıyor.

İnsan ve insan dışı varlıklar arasındaki hayali ve tehlikeli ayrımı ortadan kaldıran ‘Metamorfozlar’ insanı, kendi kendini yerleştirdiği ayrıcalıklı konumundan indirerek yaşama ve varoluşa dair şaşırtıcı bir perspektif sunuyor.

Edebiyattan felsefeye, entomolojiden botaniğe uzanan kitap, disiplinlerarası yaklaşımı ve şiirsel diliyle bizi metamorfoz üzerine düşünmeye, yaşama dair bildiğimiz şeyleri sorgulamaya çağırıyor.

  • Künye: Emanuele Coccia – Metamorfozlar, çeviren: Alara Çakmakçı, İş Kültür Yayınları, bilim, 136 sayfa, 2024