Kolektif – Sanatın Gölgedeki Kadınları (2018)

Bu önemli derleme, kendi alanında tarihin dışında bırakılmış, görülmemiş ya da görmezden gelinmiş kadınları, onların yaşamlarını ve eserlerini günışığına çıkarıp görünür kılıyor.

Kitap, 19. yüzyıl ortasından 20. yüzyıl ortalarına kadar uzanan yüzyıllık dönemi, tam olarak söylersek 1850-1950 yılları arasında sanat ve edebiyatta varlık göstermiş kadınları konu ediniyor.

Burada kimler yok ki!

Kitabın “Biyografi” başlığı altında, kimisi eşinin ya da babasının gölgesinde kalmış, kimisi toplumsa cinsiyet kalıplarına odaklı meslek algısıyla köşesine sıkışmış, kimisi eserleri kendisinden daha çok tanınan pek çok kadın var:

Selma Rıza, Sabiha Sertel, Semiha Es, Mebrure Alevok, Mihri Müşfik, Müfide Kadri, Sabiha Bozcalı, Sabiha Bengütaş, Nermin Faruki, Zerrin Bölükbaşı, Güzin Duran ve Muazzez Aruoba, kitapta hayatları ve çalışmalarına yer verilen kadınlar.

Kitapta bunun yanı sıra, yine farklı yazarların, kadınların sanat ve edebiyat dünyasındaki ısrarla görmezden gelinen varlığını Suat Derviş, Afife Jale, Halide Edip Adıvar ve Emine Semiye gibi isimler üzerinden tartıştığı makaleler de zenginleşmiş.

Kadınların üretimlerine, yaratıcılıklarına, güçlükleri aşmada geliştirdikleri stratejilere daha yakından bakmak için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Kolektif – Sanatın Gölgedeki Kadınları, derleyen: Özlem Belkıs ve Duygu Kankaytsın, Ayrıntı Yayınları, sanat, 480 sayfa, 2018

Michel Foucault – Ölüm ve Labirent (2018)

1877-1933 arasında yaşamış Raymond Roussel,  çağdaş Fransız yazınının en büyük öncüleri arasında yer alır.

Roussel o denli etkili olmuştur ki, gerçeküstücüler onun özgün imgelem yeteneğini göklere çıkarmışlardır.

Bunun yanı sıra “Yeni Roman” akımının önde gelen iki ismi olan Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor da, Roussel’in dehasına hayran kalmıştır.

Böylesi bir etkilenme, Michel Foucault için de geçerli ki, elimizdeki bu çalışmasının tümünü Roussel’e ayırmıştır.

Foucault, şimdi ikinci baskısı yapılan bu kitabında, dilin doğası ile dış dünya arasındaki etkileşimi ya da kendisinin kavramsallaştırmasıyla “kelimeler” ve “şeyler” arasındaki ilişkiyi, Roussel’in yapıtları bağlamında irdeliyor.

Foucault, edebiyatı bir estetik dışavurum biçimi olarak değil, daha çok bir deneyim alanı olarak tasavvur ediyor ve buradan yola çıkarak Roussel’in yapıtları üzerinden dilin doğasına dair kapsamlı bir sorgulama yürütüyor.

Foucault, dilin bizler için bir labirent inşa ettiğini, bu labirentten çıkmanın da ancak ölümle mümkün olduğunu savunuyor.

Foucault, Roussel’in de, hem yapıtları hem de intiharıyla, kendisinin bu tezini ispat ettiğini düşünüyor.

  • Künye: Michel Foucault – Ölüm ve Labirent, çeviren: Savaş Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, felsefe, 158 sayfa, 2018

Raymond Williams – Modern Trajedi (2018)

Antik Yunan’dan Rönesans’a, trajedinin fikir ve felsefe olarak gelişimini ortaya koyan çok iyi bir inceleme.

Trajedi fikrinin dört dörtlük bir soykütüğü.

Raymond Williams, edebi bir form olarak trajedinin gündelik deneyime özgü olayları tanımlamak için kullanılan trajediden ayrı ele alınamayacağını vurgular.

Düşünüre göre, trajedi sadece edebi bir türü değil, kendisinin ifadesiyle, “savaş ve toplumsal devrim” gibi kapsamlı tarihsel deneyimleri ve “maden felaketi, perişan olmuş bir aile, başarısız bir kariyer, bir trafik kazası” gibi bireysel deneyimleri de kapsar.

İşte ‘Modern Trajedi’, trajedi kavramını edebi ve kısıtlanma, tahribat, geri dönüş gibi günlük deneyimleri de içine alacak şekilde genişletmesiyle alana çok özgün bir katkı sunmasıyla önemli.

Williams çalışmasına, Yunan tiyatrosundan günümüzde trajedi geleneğini çeşitli şekillerde etkilemeye devam eden 20. yüzyıl tiyatrosu ve anlatısına kadar trajik edebiyatı inceleyerek başlıyor.

Williams ardından, modern trajediyi, devrimci toplumsal dönüşüme içkin ütopyacı umutlar ve onun ardından ortaya çıkan hayal kırıklıklarıyla bağlantılandırıyor.

Williams bu bakımdan modern trajediyi edebi bir türle sınırlamak yerine daha kapsamlı bir bireysel ve kolektif deneyime doğru genişletir.

Yazar ayrıca, Ibsen ve Strindberg tiyatrosunda kapana kısılmış, arzu dolu ama son kertede aciz bireylerden Camus ve Sartre tiyatrosunda varoluşçu kahramanların trajik isyanına kadar trajedinin 20. yüzyılda aldığı çeşitli biçimleri de inceliyor.

  • Künye: Raymond Williams – Modern Trajedi, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, eleştiri, 302 sayfa, 2018

Ünal Aytür – Henry James ve Roman Sanatı (2009)

Henry James’ten yaptığı çevirilerle de aşina olduğumuz, İngiliz dili ve edebiyatı uzmanı Ünal Aytür ‘Henry James ve Roman Sanatı’nda, bu usta yazarın sanat anlayışına, biçim ve yöntem kaygısına ve anlatım tekniğine odaklanıyor.

“Yaşamı yaratan sanattır,” diyen James, gerek İngiltere’de, gerekse Amerika’daki roman sanatının hem uygulama hem de eleştiri yönünden nitelikli hale gelmesinde büyük katkısı olan bir yazar.

İşte Aytür’ün nitelikli ve kapsamlı çalışması, birçok türde yazdığı yetkin eserin yanı sıra, getirdiği yenilikler ve geliştirdiği kuramsal temellerle, öncü yazarlardan biri olarak kabul edilen Henry James’in sanatını, çok yönlü bir okumaya tabi tutuyor.

  • Künye: Ünal Aytür – Henry James ve Roman Sanatı, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 236 sayfa

Nergis Ertürk – Türkiye’de Gramatoloji ve Edebi Modernlik (2018)

1928’de, Fars-Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabul edilişi, Türkiye kültür tarihinde olduğu kadar, ülkenin modernleşme tarihinde de dönüm noktası oldu.

Nergis Ertürk’ün bu nitelikli çalışması, Türk alfabesi ve dil reformunu 19. yüzyılın sonlarından yirminci yüzyılın ortalarına kadar izliyor ve bu sürecin modern Türkiye edebiyatı üzerindeki etkilerinin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Fars-Arap alfabesinin değiştirilmesini ve bunu takiben dilin Arapça ve Farsçadan alınmış sözcüklerden arındırılmasını modern sesmerkezciliğin uzun tarihi içine yerleştiren Ertürk, ayrıca, bugün bildiğimiz şekliyle Türk edebiyatında modernliğin uzlaştırılamamış çelişkilerinin en iyi, yazım pratiğindeki tarihsel olarak belirlenmiş bu değişimler bağlamında inceleneceğini öne sürüyor.

Bu bağlamda Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem, Ömer Seyfettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa ve Nâzım Hikmet’in eserleri üzerinden geniş bir okuma gerçekleştiren Ertürk, Türk edebiyatının bu süreçteki dönüşümünün iyi bir analizini sunuyor.

Kültür ve tarih, karşılaştırmalı edebiyat, edebi eleştiri ve postkolonyal çalışmalara ilgi duyanların kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

  • Künye: Nergis Ertürk – Türkiye’de Gramatoloji ve Edebi Modernlik, çeviren: Merve Tabur, İletişim Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2018

Jean-Baptiste Chabot – Asur Edebiyatı (2009)

Jean-Baptiste Chabot ‘Asur Edebiyatı’nda, başkentleri Edessa (Urfa) olan Asurların Aramice yazılmış edebiyatlarını inceliyor, bu dilin trajik ölümünün izini sürüyor.

Chabot bunu, Aramice yazılmış kutsal olmayan ilk edebi metinlerden, bu dilin edebi bir dil olarak kaybolmaya başladığı zamanlara uzanarak yapıyor.

İlk ürünlerine bakıldığında, Asur edebiyatının yetkin bir düşünce ve kültür düzeyine sahip olduğunu söyleyen Chabot, buna örnek olarak da Aramice’nin çok tanrılı dinlerden günümüze kalan kısa kitabelerini ve ilk Hıristiyan Asur eserlerini gösteriyor.

Yazar, Asur edebiyatının altın çağını yaşadığı dönemleri ve ortadan kalkmasının öyküsünü sunuyor.

  • Künye: Jean-Baptiste Chabot – Asur Edebiyatı, çeviren: Vedii İlmen, Yaba Yayınları, inceleme, 160 sayfa

Michael Löwy – Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest (2018)

Hakkında bu kadar efsane ve mit üretilmiş Franz Kafka hakkında, yeni ne söylenebilir?

Şu açıktır ki Kafka, yalnızca edebiyat için yaşadı.

Edebiyat onun takıntısı, varlık nedeni ve cankurtaran simidiydi.

Marksist sosyolog ve filozof Michael Löwy de bu kısa ama etkili kitabında, Kafka üzerine; O’nun kişiliği, kitapları, kitaplarının arka planı ve eserlerinin toplumsal/politik izdüşümleri üzerine düşünüyor.

“Kafka’nın romanlarının kozu yazı olarak yazı değildir, birey ile dünya arasındaki ilişkidir.” diyen Löwy, Kafka’ya dair bazı biyografik verilerden ve özellikle de Kafka’nın Praglı anarşist çevrelerle ilişkilerinden yola çıkarak tamamlanmamış üç romanını ve en önemli öykülerinden birkaçını analiz etmesiyle özgün bir çalışmaya imza atmış.

Kafka ve liberter sosyalizm, Kafka’nın eserlerinde baba otokrasisine karşı ortaya konan tepkiler, Kafka’da bir din olarak özgürlük, ‘Şato’daki bürokratik despotizm ve gönüllü kölelik, Kafka’da gerçekçilik ve Kafkaesk durum gibi konuları irdeleyen çalışmanın bir diğer özgünlüğü de,  Kafka’nın eserini kat eden anti-otoriter tutkuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmasıdır diyebiliriz.

  • Künye: Michael Löwy – Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest, çeviren: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, edebiyat inceleme, 144 sayfa, 2018

Muammer Yalçın – Türk Edebiyatında Nâzım ve Nesir (2009)

Muammer Yalçın ‘Türk Edebiyatında Nâzım ve Nesir’de, 8. yüzyıldan başlatılan Türk edebiyatında meydana getirilen nâzım ve nesir türlerini uygulama ve örneklerle anlatıyor.

Çalışmasına, Türk edebiyatının ana devirleri hakkında bilgi vererek başlayan Yalçın, her ana devir içinde ortaya çıkan bölümleri, akımları da ele alıyor.

Sunulan bilgilerin somutlaştırılması amacıyla, örnek metinlerle zenginleştirilen kitapta ayrıca, şiir bilgisine de yer veriliyor.

Yalçın bunun yanı sıra, edebi devrin değişmesiyle, adı ya da biçimi değişen türlerin de izini sürüyor.

Çalışma, sadece öğrenciler için değil, Türk edebiyatını tarihsel bir gözle değerlendirmek isteyenlere de hitap ediyor.

  • Künye: Muammer Yalçın – Türk Edebiyatında Nâzım ve Nesir, Çizgi Kitabevi, inceleme, 289 sayfa

Ezeli Doğanay – Ana Dendi Bacı Dendi Yar Dendi (2009)

Şair Ezeli Doğanay’ın uzun soluklu çalışmasının ürünü olan ‘Ana Dendi Bacı Dendi Yar Dendi’ isimli bu antolojide, tarihin sessizliğine gömülmüş kadın halk ozanlarının şiirleri yer alıyor.

Kendi içinde üç bölüme ayrılan antolojinin ilk bölümünde Koşma, Nefes, Türkü ve Güzelleme yazan kadın halk ozanlarına, ikinci bölümde de ağıtlara yer verilmiş.

Halk edebiyatı geleneğinin önemli ürünlerinden maniler de üçüncü bölümde bulunuyor.

Antolojide bunun yanı sıra, erkek sözleri de denebilecek, kadınlara dair atasözleri; kadınları aşağılayan atasözleri; peygamberlerin kadına bakışı; kadın yaşamında bazı önemli siyasi ve tarihi günler gibi ilgi çeken konular da bulunuyor.

Not: Kitap görseli temsilidir.

  • Künye: Ezeli Doğanay (haz.) – Ana Dendi Bacı Dendi Yar Dendi, hazırlayan: Ezeli Doğanay, Hitit Verlag, antoloji, 623 sayfa

Kolektif – Edebiyatın Taşradan Manifestosu (2015)

Taşra-merkez ilişkisi şu ana kadar çokça tartışılmış konulardan.

Bu kitap ise, söz konusu ilişkiyi bu sefer edebiyat ekseninde yürütüyor.

Bir sempozyumda bu minvalde yapılmış konuşmalar bu kitapta bir araya getirilmiş.

Merkez edebiyatın taşra edebiyatına, taşra edebiyatının merkez edebiyatına, sinemaya ve düşünceye kattıklarını irdeleyen kitap, taşra edebiyatı ve yayıncılığının güncel sorunlarını da saptıyor.

Kitapta; Cumhuriyet romanında merkez-taşra çatışması, edebiyatta taşranın ruhu, taşrada zaman ve Yeni Türkiye sinemasında taşranın temsili gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Abdullah Ataşçı, Mehmed Said Aydın, Ethem Baran, Şükrü Erbaş, Nesra Gürbüz, Kerem Işık, Arın Kuşaksızoğlu, Necati Mert, Vedat Ozan, Ömer Solak, Asuman Susam ve Eyüp Tosun.

  • Künye: Kolektif – Edebiyatın Taşradan Manifestosu, hazırlayan: Mesut Varlık, İletişim Yayınları