Efe Baştürk – Sahnedeki Siyaset (2024)

Sanat hakkındaki yerleşik kanıların başında, sanatın amacının tek bir imgede genel ilkeyi yakalamak ve ifade etmek olduğu gelir: Bir imge, bir ezgi, kâğıda dökülmüş birkaç satır bazen bir olanağı, bazen bir zorunluluğu, ahlaki bir gerekliliği veya kişilerin içinde bulunduğu tekil durumlar ile insanlığın doğası arasındaki çelişkiyi sergilemek üzere kullanılır.

Bu bakımdan Batı kültürünün tarihinde özellikle resim ve heykel sanatı öne çıkar: Tablolar ve heykeller başından itibaren birer süsten fazlası olmuşlar, siyasi düşüncenin, ilkelerin ve kavramların ifadesi, iktidar, kimlik ve toplum hakkında yapılmış yorumlar, uyarılar, çağrılar, hatta kınamalar olagelmişlerdir.

Bu kitapta Efe Baştürk, Yunan ve Roma dönemi sanatçılarından başlayıp Massaggio ve Caravaggio’ya, Klimt’ten Delacroix, Goya ve Gervais ve Turner’a kadar, Batı’da tarih boyunca etkili olmuş ressam ve heykeltıraşların yapıtları üzerinden siyasetin ve siyaset felsefesinin meşgul olduğu kavramların, olguların ve olayların sanatın gözünden nasıl “okunabileceğini” gösteriyor. Siyaset ile imge arasındaki ontolojik bağı gözler önüne seriyor.

Sanata, siyasete ve felsefeye ilgi duyan her okura, sanat eserlerine “başka bir gözle” bakma kılavuzu sunuyor.

  • Künye: Efe Baştürk – Sahnedeki Siyaset: Siyasal Düşüncenin Estetik İmgeleri, Fol Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2024

Mark G. E. Kelly – Bugünün Normali (2024)

Yirminci yüzyılın ortalarında Batı toplumlarında normlar, toplumsal düzenin işleyişinde merkezi bir rol oynamaya başladı.

Normallik bireylerin davranışlarını denetleyen bir iktidar mekanizmasına dönüşerek, geleneksel davranış kalıplarına uyum olarak tanımlandı.

Ancak bu normatif düzen zamanla, eski sınırlara başkaldıran ve bireyci kendini gerçekleştirmeyi temel alan yeni bir normatif düzene bıraktı yerini.

İronik bir biçimde bireycilik ve konformizm karşıtlığı, yeni bir zorunluluk haline geldi.

‘Bugünün Normali’ bu yeni normatif düzenin politika, sağlık ve cinsellik gibi alanlarda nasıl tezahür ettiğini derinlemesine inceliyor.

Kendini var etmeye dair normların bu yeni, katı mükemmeliyetçiliği yaygın bir öfke, kaygı ve tatminsizliğin habercisi olarak karşımıza çıkıyor.

Kitap okuruna günümüzün normalini sorgulamaya ve anlamaya yarayan entelektüel araçları sunarken modern çağda ortaya çıkan “normal” kavramının nasıl şekillendiğini ve bu kavramın tarihsel dönüşümünü inceliyor.

  • Künye: Mark G. E. Kelly – Bugünün Normali: Uyum Olarak Bireycilik, çeviren: Utku Özmakas, Kolektif Kitap, felsefe, 216 sayfa, 2024

Jacques Rancière – Sanatın Yolculukları (2024)

Jacques Rancière’in sanat üzerine yazılarını bir araya getiren bu koleksiyonun merkezinde modern sanatın kurucu paradoksu yer alıyor.

Düşünür burada, Hegel ve Kant’a da uzanarak modern, çağdaş sanatın doğuşuna ve evrimine derinlemesine bakıyor.

Sanat özerk bir deneyim alanı olarak kurulup müzelere veya konser salonlarına yerleştiği zaman, kendi dışına çıkma, yani sanattan başka bir şey olma zorunluluğunu da hissetmeye başladı.

Müzik, müzisyenlerin icra ettiği sanattan fazlası, ruhun dili olduğu iddiasında bulundu.

Mimarlık binalar inşa etmek yerine yeni bir dünya kurmak istedi, bunun için göklere uçtu.

Modern ve devrimci sanatçılar tablo yapmayı bırakıp “yeni hayat”ın biçimlerini üretmeye karar verdiler.

Çağdaş sanatın performans ve yerleştirmeleri ise sanat ile siyaset arasındaki belirsiz alanda duruyor.

Bu yolculuklardan bazılarının izini süren Jacques Rancière, Kant ve Hegel gibi filozofların yoldaki kıvrımları, dönemeçleri anlamamızda bize yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Genç Marx’ın düşüncesi ile sanatın yolunun kesiştiği noktaya dikkat çekiyor özellikle.

“Biçimci” diye suçlanan Sovyet sanatçılarının nasıl devrimi resmetmek yerine bizzat devrim olan bir sanat yaratmak istediklerini anlatıyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Sanatın Yolculukları, çeviren: Zehra Cunillera, Metis Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2024

Cemal Bâli Akal – Sonsuzluğun Portresi (2024)

 

Bu kitap ne yalnızca Spinoza ne de yalnızca resim sanatı hakkındadır.

Ama ikisinin ortasında bir yerlerde bir gezgin-ozan uçarılığıyla dolaşarak, felsefenin resmini konuşturur ve resmin felsefesini çizer.

Spinoza bize fikirlerin dilsiz suretler değil, sonsuz bütünün tüketilemez gücünün ve bilgisinin aktif ifadeleri olduğunu söylemişti.

  • Peki ya resim sanatı nedir?
  • Onun sonsuzla bağı nereden yakalanabilir, öznesiz bir içkinlik düşüncesiyle yakınlığı nasıl kavranabilir?

Spinoza’nın soluduğu havanın renklerine, yani 17. yüzyıl Hollanda resmine odaklanarak Akal’ın peşine düştüğü sorular bunlardır.

Burada artık Yüce’nin, Güzel’in, Aşkın’ın bir hükmü kalmaz.

Dönemin Hollanda resminin vazgeçilmez teması olan gündelik yaşamın sıradanlığı türlü görünümleriyle, çocukların kafalarından ayıklanan bitlerle, ortalıkta dolaşan kedi ve köpeklerle, dikiş dikenlerle, uyuklayan nöbetçilerle, deşilen kadavralarla, sırıtan ayyaşlarla, diş ağrısından kıvrananlarla, üzüm satanlarla arzı endam eder.

Yazar, geçit törenlerinin tek sırasından bihaber bu tekillikler cümbüşüne yalnızca Rembrandt ve Vermeer’ı değil 17. yüzyıl Hollanda resminin kadın ressamlarını da, Spinoza portrelerinin Calvino ve Borges öykülerini hatırlatan serüvenini de, De Stijl okulundan romantiklere ve gerçeküstücülere uzanan türlü Spinozacı sanatçıyı da katarak anlatılmaya değer tek şeyi, yani yaşamı anlatır.

Akal’ın sözcükleriyle: Bu metin felsefe ve resim sanatı üzerine değil, bir şimşek anı kadar kısa bir süre içinde kalırken içimize çektiğimiz ve ne olduğunu sezmeye çalıştığımız hayata ve çoğunlukla onun hasmı olan Yasa’ya ilişkindir.

  • Künye: Cemal Bâli Akal – Sonsuzluğun Portresi: Spinoza ve 17. Yüzyıl Hollanda Resmi, Zoe Kitap, resim, 144 sayfa, 2024

Jane Bennett – Canlı Madde (2024)

Doğa, etik ve duygulanım üzerine çalışmalarıyla tanınan siyaset kuramcısı Jane Bennett, odağını insanların şeyleri deneyimlemesinden şeylerin kendisine yönelterek insan ve insan dışı bedenlerin arasında ve içerisindeki “yaşamsal maddeselliği” kuramlaştırırken bu bedenlere has güçlerin bir görünüp bir kaybolan kümeleşmelerinin etkisi olarak addettiği “eyleyicilik” doğrultusunda gelişebilecek bir siyaset teorisinin izini sürüyor.

Kök hücreler, omega-3 yağ asitleri, elektrik, metal ve çöp gibi şey ve maddeler Spinoza, Nietzsche, Thoreau, Darwin, Adorno ve Deleuze’den kavramlarla tartışılırken Batı felsefesinde maddenin canlılığı üzerine düşünmenin uzun tarihi sunuluyor.

Kant, Bergson ve embriyolog Hans Driesch’in maddenin yaşamsal gücüne bakış açılarını karşılaştıran Bennett, yaşamsal materyalizmde “yeşil materyalist” bir ekofelsefenin hatlarını çiziyor.

  • Künye: Jane Bennett – Canlı Madde: Şeylerin Politik Ekolojisi, çeviren: Başak Ağın, Akademim Yayıncılık, felsefe, 240 sayfa, 2024

Kelly Oliver – Nietzsche’nin Kadınları (2024)

Felsefenin kadına olan bakışı hakkında ne biliyoruz?

Nietzsche, Derrida, Freud, Lacan gibi felsefe tarihindeki önemli ve birincil isimler kadınlar ve felsefe arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirdiler?

Feminist felsefe, çağdaş felsefenin en çok üzerinde durduğu ve yeni şeyler söylenmeye olan ihtiyacın günden güne arttığı alanlardan biri olarak karşımızda duruyor.

‘Nietzsche’nin Kadınları’nda Kelly Oliver, detaylı ve derin incelemeleri sayesinde Nietzsche’nin metinlerinde kadının konumunu analiz ederek felsefenin dişil ve anaç olanla ilişkisine dair daha geniş bir soruyu tartışmaya açıyor.

Nietzsche, Derrida, Irigaray, Kristeva, Freud ve Lacan’dan okumalar sunan Oliver, etiğe yeni bir yaklaşım öneren özneler arası ilişkilerin ontolojisi için de yenilikçi bir temel inşa ediyor.

Yazar, felsefenin sınırlarına meydan okuyan büyük filozofların bile kadınların, kadınlığın ve anneliğin sınırlanması yahut dışlanmasına yaptıkları karmaşık ve genellikle fark edilmeyen yatırımların güçlü bir okumasını yapmış.

  • Künye: Kelly Oliver – Nietzsche’nin Kadınları: Felsefenin “Dişil” ile İlişkisi, çeviren: Müge Sözen, Say Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2024

Nicholas Dent – Rousseau Sözlüğü (2024)

Filozofların terminolojilerini bilmek, sistemlerini ve tartıştıkları sorunlara yaklaşımlarını doğru anlamak için anahtar görevi görür.

‘Rousseau Sözlüğü’, 18. yüzyıl felsefesini ve aydınlanma düşüncesini derinden etkilemiş olan Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau için bu görevi layıkıyla yerine getiriyor.

Tanınmış Rousseau yorumcularından Nicholas Dent’in kaleme aldığı eser siyaset, iktisat ve eğitim gibi birçok alanda eserler vermiş filozofun temel kavramlarını analiz ediyor.

Dent hazırladığı sözlükle sadece Rousseau düşüncesinin doğru anlaşılmasına katkıda bulunmuyor, aynı zamanda her bir maddeyi başka maddelere bağlayarak filozofun zihnindeki kavram ağını da ortaya çıkarıyor.

Sıra dışı hayatının özetlendiği bir girişle açılan çalışmada Rousseau’nun eserleri ve Rousseau hakkındaki çalışmaları içeren kapsamlı bir bibliyografya da bulunuyor.

  • Künye: Nicholas Dent – Rousseau Sözlüğü, çeviren: Ahmet Ayhan Çitil, Aliye Kovanlıkaya, Hasan Bülent Gözkân, Tarık Necati Ilgıcıoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2024

Luciano Floridi – Dördüncü Devrim (2024)

Biz kimiz ve birbirimizle nasıl ilişki kuruyoruz?

Çağdaş felsefenin önde gelen isimlerinden Luciano Floridi, Bilgi ve İletişim Teknolojilerindeki (ICTs) gelişmelerin bu temel insani soruların yanıtını değiştirdiğini savunuyor.

Çevrimiçi, çevrimdışı yaşam arasındaki sınırlar yıkıldıkça, birbirimize sorunsuzca bağlandıkça ve akıllı, duyarlı nesnelerle çevrelendikçe, hepimiz bir “infosfer”e entegre oluyoruz.

Örneğin sosyal medyada benimsediğimiz kişilikler, Floridi’nin deyimiyle “onlife” yaşamaya başlamamız için “gerçek” hayatlarımızı besliyor.

“Onlife” günlük faaliyetlerimizin giderek daha fazlasını tanımlıyor ve BİT’ler yaşamın her alanında gerçeklerimizi dönüştüren çevresel güçler hâline gelmiş durumda.

  • Bunların faydalarından yararlanmamızı nasıl sağlayabiliriz?
  • Örtük riskler nelerdir?
  • Teknolojilerimiz bizi etkinleştirecek ve güçlendirecek mi, yoksa kısıtlayacak mı?

Luciano Floridi, kaleme aldığı ‘Dördüncü Devrim’ ile ekolojik ve etik yaklaşımımızı hem doğal hem de insan yapımı gerçeklikleri kapsayacak şekilde genişletmemiz gerektiğini savunurken dijital teknolojilerimiz ve bilgi toplumumuzun ortaya koyduğu yeni zorluklarla başarılı bir şekilde başa çıkabilmenin yollarını sunuyor.

  • Künye: Luciano Floridi – Dördüncü Devrim: Bilgiküre İnsan Hakikatini Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?, çeviren: Orhan Önder, Albaraka Yayınları, felsefe, 296 sayfa, 2024

Leo Strauss – Hegel Dersleri (2024)

Leo Strauss Hegel üzerine ayrıntılı bir inceleme yazmayı planlamış fakat buna fırsat bulamamıştı.

Strauss’un yirminci yüzyıl siyaset felsefesini şekillendiren başlıca figürlerden olduğu düşünüldüğünde, böyle bir eserin hayata geçirilememiş olmasını hem yirminci yüzyılın hem de bugünün felsefesi için büyük bir talihsizlik olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Öte yandan, Strauss’un 1965 Kış döneminde Chicago Üniversitesi’nde verdiği Hegel’in Tarih Felsefesi üzerine derslerin elinizdeki dökümü, bu talihsizliği hiç değilse en önemli başlıklarında telafi edebilecek bir metindir.

Şayet böyle bir inceleme yapabilseydi ele alacağı başlıca Hegelci temalar hangileri olurdu, Hegel’le kritik karşılaşmalarında beliren yol çatallarında hangi yöne gitmeyi tercih ederdi, hâlâ bütün canlılığını koruyan fakat Marksizm dolayımından yorumlanması gelenek hâline gelmiş Hegelciliğin hiç değilse siyaset felsefesi özelinde farklı bir yorumu mümkün müydü; elinizdeki metinde tartışmaya yer bırakmayarak cevaplanmış bu sorular ve daha nicesi, Strauss’un kendi Hegel’inin capcanlı biçimde gözlerimizin önünde belirmesi için yeterli görünüyor.

Hegel Dersleri, tam da bu yönüyle, Soğuk Savaş döneminin fokurdayan “Hegelci-Marksist” Avrupa’sından –elbette deyim yerindeyse– “Hegelci-Liberal” Birleşik Devletler’in sütliman çöllerine bakış olarak da okunabilecek, tam anlamıyla “diyalektik” bir metin.

  • Künye: Leo Strauss – Hegel Dersleri, çeviren: Enes Bilgin, Babil Kitap, felsefe, 556 sayfa, 2024

Krates ve Diğer Kinikler – Kinik Felsefe Fragmanları 2 (2024)

Kinik felsefenin kurucuları sayılan Diogenes ve Antisthenes’ten kalan fragmanları içeren ‘Kinik Felsefe Fragmanları 1’ eserinin devamı niteliğindeki ‘Kinik Felsefe Fragmanları 2, Diogenes’ten sonra yaşamış diğer Kinik filozoflardan kalan fragmanlara yer veriyor.

Bu ciltte yer alan Kinik filozoflar Astypalailı Onesikritos, Aiginalı Philiskos, Kinik Menandros, Sinoplu Hegesias, Syrakusailı Monimos, Thebailı Krates, Maroneialı Hipparkhia, Maroneialı Metrokles, Kinik Thrasillos ve Kinik Menedemos’tur.

‘Kinik Felsefe Fragmanları 2’, Diogenes’ten sonraki Kiniklerin en ünlüsü sayılabilecek Krates’i merkeze alır.

Sahip olduğu her şeyi bırakarak Kinik yaşamı seçen Krates, antik dünyada pek az rastlanan kadın filozoflardan Maroneialı Hipparkhia’yla yaptığı ünlü “köpek evliliği”yle de diğer Kiniklerden ayrılır.

Bu evlilik, antik dönemde evliliğin felsefeyi engelleyip engellemeyeceği meselesine dair tartışmalarda sıklıkla anılır.

‘Kinik Felsefe Fragmanları 2’ eseriyle etkisi günümüzde dahi süren Kinik felsefenin antik literatürdeki fragmanları iki ciltte tamamlanmış oluyor.

  • Künye: Krates ve Diğer Kinikler – Kinik Felsefe Fragmanları 2, çeviren: C. Cengiz Çevik, İş Kültür Yayınları, felsefe, 88 sayfa, 2024