LASTESIS Kolektifi – Korkuyu Ateşe Vermek (2023)

LASTESIS kolektifi, Şili’de kadına yönelik sistematik şiddeti protesto eden “Yoluna Çıkan Tecavüzcü” performansını ilk kez 2019 yılının sonunda sergiledi.

Yazdıkları şarkı, sadece birkaç gün içinde dünyanın pek çok yerinde kadınlar tarafından sahiplenilerek sokaklara taşındığında feminist bir marşa dönüştü.

Suç bende değil,

Her nerdeysem, her ne giydiysem.

Tecavüzcü sendin.

Tecavüzcü sensin.

Şilili kadınların başlattığı yangın bu kadar büyüdüyse, bunun bir sebebi düşmanın sınır tanımazlığı, diğer sebebi öfkelerinin yakıcılığıydı.

Patriyarkal sistemin şiddetinin hüküm sürmediği hiçbir yer olmadığı için, kadınlar kendi hikâyelerini yazmaya başladıkları anda birbirlerini buldular.

Öfkeyle ve inançla tutuşmuş bedenler korkuyu, sessizliği ve suçluluk duygusunu ateşe verdi.

Birbirlerini bir daha asla bırakmayacaklarına söz verdiler.

Birlikte, büyütecekleri yangını bu manifestoyla ilan ettiler.

  • Künye: LASTESIS Kolektifi – Korkuyu Ateşe Vermek: Bir Manifesto, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, siyaset, 96 sayfa, 2023

Silvia Federici – Caliban ve Cadı (2023)

Ortaçağdaki büyük cadı avının, kadınların köleleştirilmesinde nasıl büyük paya sahip olduğunu ortaya koyan kült bir yapıt.

Silvia Federici, ilksel birikim sürecinde kadınların kendi cinselliklerinin ve bedenlerinin nasıl çitlendiğini, toplumsal konumlarının nasıl değersizleştirildiğini gösteriyor.

Tarihe ‘Cadı Avı Çağı’ olarak geçen karanlık dönem, genellikle filmlere ve romanlara konu olmuş, popüler kültürün bir parçası hâline gelmiş Salem cadılık davaları aracılığıyla bilinir.

Oysa okyanusun karşı yakasında yürütülen Salem davaları, aynı dönemde Avrupa’da yaşanan kıyıma kıyasla hikâyenin sadece çok küçük bir parçasıdır.

Avrupa tarihinin yaklaşık 300 yıllık bir dilimine damgasını vurmuş cadı avı çılgınlığı, doğal, iktisadi ve toplumsal koşullarda meydana gelen ani değişimlerin, kimlik bunalımlarının ve ötekine yönelik müzmin düşmanlığın küçük bir kıvılcımla kitlesel bir histeriye dönüşüp Avrupa’yı en ücra yerlerine kadar küle çevirdiği bir yangının adı hâline geldi.

Federici, modern klasiklerden biri hâline gelmiş bu abidevi kitabında, okura bambaşka bir tablo sunuyor.

Cadı avlarının, akıldışı korkuların yol açtığı dizginsiz bir deliliğin uç noktası olmadığını, o sıralar yeni oluşan kapitalist düzenin acımasız ve katı mantığının tamamen ‘akılcı’ ve hesaplanabilir bir sonucu olduğunu gözler önüne seriyor.

Topraksız bırakılan köylülerin isyanlarından kadın bedeninin işgücünü üreten bir kuluçka makinesi olarak görülüp kadının ev işlerine mahkûm edilmesine uzanan süreçte cadı avlarının kadınları değersizleştirmek, şeytanlaştırmak, onların toplumsal güçlerini ellerinden almak için başlatılmış planlı ve meşum bir girişim olduğunu haykırıyor.

Cadıların yok olduğu işkence odalarında, kazıklarda, burjuvanın kadınlık ve eve bağlılık ideallerinin nasıl filizlendiğini anlatıyor.

Toplumsal çalkantıların, açlığın, kıtlığın ve salgın hastalıkların tam ortasında, toplumlar çökerken kapitalizmin yükselişinin, bedenin bir direniş alanı hâline gelişinin, kadınların anlatılmayan hikâyesinin izini sürüyor.

  • Künye: Silvia Federici – Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden, İlksel Birikim, çeviren: Öznur Karakaş, Fol Kitap, feminizm, 344 sayfa, 2023

Elsa Dorlin – Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellikler (2023)

Feminist felsefelerin külliyatı, feminist direnişlerin tarihine göbekten bağlıdır.

Elsa Dorlin’in bu kavrayışla yola çıkan kitabı, feminist düşünce ile mücadeleler tarihine ve feminist felsefeye büyük katkı sunuyor.

Feminizm dalga dalga yayılıyor.

Her yeni dalga yeni bir devrimi de beraberinde getiriyor.

  • Peki, erkek egemen toplumların kıyılarını aşındıran bu devrimci dalgalar bugüne kadar neleri değiştirdi?
  • Kadınların birlik olarak elde ettikleri kazanımlar bugün hangi noktada duruyor?
  • Feminist akımların dümen suyunda şekillenen 21. yüzyılın yeni dünyası ne gibi yenilikler getiriyor?

Bu kitap feminist hareketlerin temel çıkış noktalarını, cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsellik etrafında dönen hararetli tartışmaları, çatışmaları ve anlaşmazlıkları sade bir dille ve güncel örnekler üzerinden anlatıyor.

Bir kadın hareketinden azınlıkları kucaklayan kitlesel bir direnişe giden yolda feminist akımların farklı cinsel kimliklere sahip insanlarla kurabilecekleri ittifakların rengini ortaya koyuyor.

Baskı odaklarının kesiştiği yerde kadınların, geylerin, lezbiyenlerin, hatta erkek egemen toplumun baskısından yılmış erkeklerin kendilerine yeni yollar çizebilmelerine izin veren bir kılavuz görevi de görüyor.

  • Künye: Elsa Dorlin – Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellikler: Feminist Teoriye Giriş, çeviren: Umay Vardar, Fol Kitap, feminizm, 120 sayfa, 2023

Rebekka Endler – Eşyaların Patriyarkası (2022)

Elektrikli aletleri neden erkekler daha rahat kullanıyor?

Rebekka Endler, toplumu şekillendiren o derinlere kök salmış erkek egemen fikirleri ve bu fikirlerin çevremizdeki ve yaşamımızdaki tüm günlük tasarım üzerine etkisini irdeliyor.

Kadınlar neden tuvalet sırasında daha uzun beklemek zorunda kalıyor?

Elektrikli aletleri neden erkekler daha rahat kullanıyor?

Bilgisayar oyunlarının büyük çoğunluğu neden erkeklerin ilgilerine, heveslerine hitap ediyor?

Maddi dünyamızı, bütün eşyamızı şekillendiren tasarımcı, patriyarkanın ta kendisi olabilir mi?

Rebekka Endler ‘Eşyaların Patriyarkası’nda, içinde yaşadığımız maddi dünyaya hükmeden erkek egemen tasarımın izini sürüyor: Sadece ofis mobilyaları ya da kot pantolon gibi günlük eşyaların değil, kamusal alanı oluşturan mimari, altyapı ve ulaşım düzenlemelerinin de, hatta Batı tıbbında uygulanan teşhis ve tedavi yöntemlerinin bile erkeklere göre belirlendiğini gösteriyor.

‘Eşyaların Patriyarkası’, verili kabul ettiğimiz yapılı çevreye feminist bir gözle bakıyor – ve bizi eşyaya sinmiş olan erkek-egemenliğine dair yeni bir farkındalığa davet ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Tasarım, bizim fikirlerimize verdiğimiz biçimdir. İnsan yapımı olan her şey tasarlanmıştır. Hem maddi dünyanın eşyalarını -arabalar, seks oyuncakları, matkaplar, bisikletler, kıyafetler gibi- hem de sosyal tasarım gibi -kamusal alan, şehir planlaması, ayrıca dil, yasalar ve politika- maddi olmayan şeyleri içerir. […] Bu kitap, dünyanın neden şu anda olduğu gibi olduğu ve neden pek çok insana uymadığı hakkında. Ve onu değiştirmek için ne yapabileceğimiz hakkında. Bu, çiçekli elbisenin öyküsüdür, tıpkı futbol ayakkabılarınınki gibi; video oyunlarının, seksin ve dinin öyküsü.”

  • Künye: Rebekka Endler – Eşyaların Patriyarkası: Dünya Kadınlara Neden Uymaz?, çeviren: Çiğdem Canan Dikmen, İletişim Yayınları, kadın, 312 sayfa, 2022

Silvia Federici – Ücret Patriyarkası (2022)

Ev içindeki kadının görünmez emeğinin sömürüsüne dikkat çekerek mevcut ücret sistemindeki gelir paylaşımının adaletsizliğini görünür kılan ve Marksist teorinin feminist bir perspektifi içselleştirmek zorunda olduğunun farkına varılması açısından da önemli bir eşik olan uluslararası “Ev İşi İçin Ücret” hareketinin kurucularından Silvia Federici, Marx’ın başlıca metinlerinde öne çıkan ve basitçe ihmalle veyahut eril bakışın getirdiği gafletle açıklanması imkânsız yapısal boşluklara ilişkin teorik saptamalarını ‘Ücret Patriyarkası: Marx, Toplumsal Cinsiyet ve Feminizm Notları’nda geliştiriyor.

Federici, 1970’li yıllarda kapitalist ekonominin yeniden canlanmasının ve dolayısıyla da güçlenen toplumsal muhalefetin sönümlenmesinin altında cinsiyetçi bir işbölümünün sağladığı yalıtılmışlık içinde kadınların mahkûm edildiği bir ücretsiz emek rejiminin ya da kendi tabiriyle ücret patriyarkasının yattığına dair eleştirel yaklaşımını koruyarak, fabrikaya hasredilen “üretken emek” karşısında yeniden üretici emeğin hem tali hem de tabi kılınması ama asıl önemlisi bu yönden bakıldığında potansiyel “devrimci özneler” olarak kadınların yok sayılması handikapının güncelliğini vurguluyor.

  • Künye: Silvia Federici – Ücret Patriyarkası: Marx, Toplumsal Cinsiyet ve Feminizm Notları, çeviren: Reha Kuldaşlı, Sel Yayıncılık, feminizm, 152 sayfa, 2022

Verónica Gago ve Lucí Cavallero – Borcun Feminist Reddi (2022)

“Biz değer üretenler olarak diyoruz ki: Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz, Hayatta Kalmak ve Borçsuz Olmak İstiyoruz!”

İşte tam da feminist hareketin yükselttiği bu sloganın izini sürüyor elinizdeki kitap.

Borç mekanizmasının nasıl da yaşamın her alanına sızdığını, yeni itaat ve sömürü biçimleri ürettiğini, böylece emeğin güvencesiz, esnek ve kötü çalışma koşullarına nasıl da mahkûm edildiğini gözler önüne seriyor.

İktidarın borç yoluyla uyguladığı şiddeti, mülksüzleştirme pratiklerini, bireyselliğe hapsedilmeyi ilk elden yaşayanların diliyle ifade ediyor.

Borç yükünün özellikle de kadınların, lezbiyenlerin, transların ve non-binary’lerin üzerinde yarattığı olumsuz etkileri, kaygıları, yalnızlıkları, yabancılaşmaları anlatıyor.

Borç yüzünden “sıfır noktasında” yaşayanların, kırılgan bedenlerin, yaşamı üretenlerin direnişini, reddini ve isyanını dile getiriyor.

  • Künye: Verónica Gago ve Lucí Cavallero – Borcun Feminist Reddi, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, 148 sayfa, 2022

Kolektif – Feminist Eleştiri (2022)

Türkiye’de feminist eleştiri ne tür bir iş yapar?

Kendini nasıl eleştirir?

Derlemeyi hazırlarken bu sorulardan yola çıktıklarını söyleyen Demet Gülçiçek ve Emine Erdoğan, niyetlerinin bir reçete sunmak olmadığını, amaçlarının feminist eleştirinin ortaya koydukları üzerine feminist özenle konuşmayı teşvik etmek olduğunu belirtiyorlar.

‘Feminist Eleştiri’, Donna Haraway’in sözünü, “feminist nesnellik, basitçe, konumlu bilgiler demektir”i merkezine alarak bilginin konumluluğuna ilişkin farklı düzeylerde ama ortak bir tartışma yürütüyor.

Derlemelerde pek sık rastlamadığımız bir nitelik: Her yazı başka bir yerden, başka bir hikâye anlatıyor ama bütün yazılar aynı gövdeye bağlanıyor: Feminist bilgi, konumlu bilgidir.

“Eleştiri” kelimesinin düşündürdüğü negatif etkinlikten çok, kitaptaki yazılar eleştiriyi üretken bir faaliyet olarak kuruyorlar.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aksu Bora, Atilla Barutçu, Clare Hemmings, Deniz Gündoğan İbrişim, Ezgi Burgan, Feyza Akınerdem, Gülhan Erkaya Balsoy, Kimberlé W. Cranshaw, Leslie McCall, Özlem Güçlü, Sara Ahmed ve Sumi Cho.

  • Künye: Kolektif – Feminist Eleştiri: Arayışlar ve Müzakereler, hazırlayan: Demet Gülçiçek ve Emine Erdoğan, Metis Yayınları, feminizm, 312 sayfa, 2022

Linda Nochlin – Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? (2022)

 

“Neden hiç büyük kadın sanatçı yok?”

Linda Nochlin, feminist sanat tarihinin temellerini atan bu çarpıcı makalesinde, bu soruya bizzat beyaz erkek bakış açısının büyüklük saplantısını yapıbozuma uğratarak yanıt veriyor.

Nochlin’in bir dönüm noktası olarak feminist sanat tarihinin temellerini atan makalesi, sanat olgusunu algılamamızda hâlâ önemli bir yere sahip.

Aydınlatıcı olduğu kadar sorgulatıcı yönüyle okuru konuya dahil ediyor, kabullendiğimiz varsayımları gözden geçireceğimiz yeni bakış açılarına davet ediyor.

Nochlin, neden hiç “büyük kadın sanatçı” olmadığı sorusunu, sorunun çarpık mantığı içinde yanıtlamayı reddediyor.

Onun yerine, büyüklük kavramının kendisini masaya yatırarak sanatta erkek-egemen deha kavramını yaratan temel varsayımları yapıbozuma uğratıyor.

Sanat tarihsel düşünceye hâkim olan beyaz erkek bakış açısının yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda entelektüel bir yanılgı olduğunu benzersiz bir kavrayışla gözler önüne seriyor.

Bu etkili makale, tek başına kitap halinde basılan bu yıldönümü baskısında yazarın kendi makalesini değerlendirdiği “Otuz Yıl Sonra” makalesiyle birlikte yayımlanmış.

Feminist, queer, ırk ve postkolonyal kuram ve çalışmalarının filizlenip yayıldığı bir dönemde “Otuz Yıl Sonra” makalesi yepyeni bir kanonun ortaya çıkışına dair çarpıcı bir değerlendirme.

Louise Bourgeois, Cindy Sherman ve başka birçok sanatçıya göndermeler yapan bu makalede Nochlin eşsiz bir tutku ve hassasiyetle kadınlar ve sanat arasındaki ilişkiyi çözümlüyor.

“Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” çeşitli kültür ve toplumlarda etkisi yankılanan birleştirici bir çağrı niteliğinde.

Nochlin’in mesajı hiç bu kadar acil olmamıştı: 2015 yılında söylediği gibi, “daha yapacak çok iş var.”

  • Künye: Linda Nochlin – Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?, çeviren: Ahu Antmen, Hayalperest Kitap, sanat, 136 sayfa, 2022

Kate Kirkpatrick – Beauvoir Olmak (2022)

Dünyanın dört bir yanındaki kadınlara ilham veren ve birçok insanın düşünme şeklini değiştiren Simone de Beauvoir’ın büyüleyici bir portresi.

Kate Kirkpatrick, Beauvoir’ın feminizmle olan karşıt ilişkisine hatırı sayılır derecede yer veriyor ve buradaki tartışma oldukça zengin.

Kirkpatrick’in biyografisinin en güçlü olduğu yer, Beauvoir’ın etik taahhütlerinin sağlamlığını netleştirmesi ve de bunların savaştan sonra siyasi taahhütlere nasıl dönüştürüldüğünü açıklaması.

Yazar, Beauvoir’ın felsefesinin önceki biyografilerden çok daha ayrıntılı ve analitik bir açıklamasını sunuyor.

Kirkpatrick’in buradaki temel başarısı, Beauvoir’ın mantığını kendi hayatıyla ilişkilendirmiş olması.

Kirkpatrick, Beauvoir’ın yorumlarını, günlüklerini ve daha da önemlisi, hayatının sonuna doğru verdiği röportajları titizlikle araştırmış ve ortaya Beauvoir’ın yaşamının ve çalışmasının radikal ve yeni, kanıtlara dayalı bir okumasını çıkmış.

Beauvoir’a hem yaşamı boyunca hem de o zamandan beri yöneltilen olağanüstü küçümseme ve cinsiyetçi eleştiri selini ortaya çıkaran kitap, onu Jean-Paul Sartre’ın gölgesinden kurtararak kendi ışığına kavuşturuyor.

Bize neden Beauvoir’dan öğrenecek daha çok şeyimiz olduğunu gösteren çok önemli bir çalışma.

  • Künye: Kate Kirkpatrick – Beauvoir Olmak: Bir Yaşam, çeviren: Deniz Soysal, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 416 sayfa, 2022

Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm (2022)

Kadınların aile yapısının neredeyse evrensel bir parçası olan annelikleri, bütün toplumlarda bildiğimiz şekliyle toplumsal cinsiyetin örgütlenmesine ve değer biçilmesine belirli özellikler kazandırdı, ebeveynlik düzenlemeleri kadar toplumsal cinsiyet sistemimiz de bize kapitalizm öncesi geçmişimizden miras kaldı.

Aynı zamanda toplumsal cinsiyetin örgütlenmesinin ve değerlendirilmesinin belli özellikleri kendi toplumumuzda da önem kazanmış durumda.

Yaşadığımız şekliyle toplumsal cinsiyetin düzenlenmesi ve erkek egemenliği tarihin ürünleridir ve bunların tarihsel olarak anlaşılması gerekir.

Kadınların annelikleri kadınların hayatlarının ve aile örgütlenmesinin temelini oluşturmaya devam ediyor ve kadınlara dair ideoloji bu temelden doğdu.

Ancak endüstriyel kapitalizmin gelişimi bunu değiştirdi, kadınların anneliğine ve erkek egemenliğine özel anlamlar yükledi, bunların önemlerini kendilerine özgü yollarla arttırdı.

Aynı baskılar, duygulanımların ve bağlanmanın inkârı, kadınların ve dişil şeylerin dünyasının reddi, erkeklerin dünyasının sahiplenilmesi, idealize edilmiş evde olmayan babayla özdeşleşme -hepsi de kadınların anneliğinin ürünü- toplumsal cinsiyet sistemi içinde erilliği ve erkek egemenliğini yaratır ve aynı zamanda erkekleri kapitalist iş dünyasının katılımcıları olarak var eder. Dolayısıyla, aile yapısının ve erkek egemenliğinin temelini oluşturan kadınların anneliğiyle kapitalizmin yeniden üretimi arasında içsel bir bağlantı gelişmiştir.

İşte bu usta işi derleme, patriyarka ile kapitalizm arasındaki sıkı ilişkiyi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması ve buna karşı çözüm önerileri sunmasıyla dikkat çekiyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle. Ellen DuBois, Heidi Hartmann, Linda Gordon, Margery Davies, Nancy Chodorow, Nancy Hartstock ve Zillah Eisenstein.

  • Künye: Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm, Kalkedon Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2022