Robert P. Waxler – Okumanın Riski (2022)

Bir yaşam hikâyesi yaratma amacı güderek kendimizle ve ötekilerle, kendi hikâyelerimizle ve ötekilerin hikâyeleriyle diyaloğa dayalı bir ilişki içinde yaşarız.

Alasdair MacIntyre şöyle demiştir: “‘Ne yapacağım?’ sorusuna cevap verebilmem için öncelikle şu soruya cevap vermem gerekir: ‘Kendimi hangi hikâyenin veya hikâyelerin bir parçası olarak görüyorum?’”

‘Okumanın Riski’, edebiyatı derinden, yakından okumanın kendimizi ve çevremizdeki dünyayı anlamamıza yardımcı olabileceği fikrinin bir savunması… Nitelikli eserlerin derinlemesine okunması yoluyla modern yaşamın çoğu açıdan daha anlamlı kılınabileceğini öne süren Waxler, bu kitapla sözde “gerçek yaşam”ımıza anlam vermek için “kurguya” ihtiyacımız olduğunu, kurgu okumanın insancıl ve demokratik bir toplum inşa etmek için önemini vurguluyor.

İnsanların “dilsel varlıklar” olduğunun altını çizen yazar, kutsal metinlerdeki Yaratılış kültünden ‘Frankenstein’a, ‘Dövüş Kulübü’nden ‘Yaşlı Adam ve Deniz’e dek pek çok metni analiz ederken, ölümlülüğümüz üzerine düşünmemizi sağlayacak benzersiz bir kapı aralıyor.

  • Künye: Robert P. Waxler – Okumanın Riski: Edebiyat Kendimizi ve Dünyamızı Anlamamıza Nasıl Yardım Eder?, çeviren: Peren Demirel, Kafka Kitap, inceleme, 264 sayfa, 2022

Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar (2022)

Göç, insanlık tarihiyle yaşıttır.

Üç yazarlı bu enfes kitap, hem göçlerin geçmişte toplumları nasıl kökten dönüştürdüğünü gösteriyor hem de dünyanın geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda ufuk açıcı öngörüler sunuyor.

Dünya halklarının yeniden birbirine bağlanması ve karışımının, birçok toplumda hakim normlara ve pratiklere meydan okuduğu, dinamik bir küresel entegrasyon çağında yaşıyoruz.

Dağılma ve bütünleşme aynı anda ve iç içe gerçekleşen süreçler.

Kültürel kodlar buna uyum sağlıyor.

Yeni ekonomiler açığa çıkıyor.

Yenilikler büyüyor.

Toplumsal kurumlar ayak uydurma mücadelesi veriyor.

Birçok kişi için göçle bağlantılı güçlükler, post-modernizm, çok kültürlülük ve arzu uyandırıcı kozmopolitanizm çağımızın karakteristik özellikleridir.

Bazıları insanların ortak yanlarının daha çok olduğu hayali bir geçmişe özlem beslemektedirler.

Bugün beşeri hareketlerin ölçeği, hızı ve yoğunluğu belki daha büyük olsa da, göç alışkanlıkları ve yıkıcı etkileri insanlık kadar eskidir.

Yabancılar, her zaman kendilerini benimseyen toplumların muhalefetiyle karşılaşmışlardır.

Bununla birlikte tarihin yönü, topluluğun sınırlarında bitmek bilmez bir genişlemeye işaret etmektedir.

Kültürel ve politik hudutlarımız yavaş yavaş geri çekilmiştir.

  • Künye: Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar: Göç Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi ve Geleceğimizi Nasıl Tanımlayacak?, çeviren: Akın Emre Pilgir, Gav Perspektif Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2022

Rogers Brubaker – Farklılık Zeminleri (2022)

‘Farklılık Zeminleri’, etnitise ve milliyetçilik literatürüne muazzam bir katkı.

Rogers Brubaker, etnisite, ırk, milliyetçilik ve din gibi daima gündemde olan meselelere yeni bakış açıları sunuyor.

Brubaker, günümüzde çeşitlilik ve çok-kültürlülük politikalarını şekillendiren itici unsurları ortaya koyuyor.

Anlaşılır ve geniş kapsamlı bir analiz ile son zamanlarda yaşanan üç gelişmenin, farklılık politikalarının menfaatleri ve ana hatlarını değiştirdiğini ileri sürüyor: eşitsizliğin temel bir kamusal mesele olarak geri dönüşü, biyolojinin ırk ve etnisite farklılığının ileri sürülen temeli olarak geri dönüşü ve dinin kamusal çekişmenin temel bir alanı olarak geri dönüşü.

  • Künye: Rogers Brubaker – Farklılık Zeminleri, çeviren: R. Aslı Koruyucu, Gav Perspektif Yayınları, inceleme, 266 sayfa, 2022

Foti Benlisoy ve Stefo Benlisoy – Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol: ‘Hıristiyan Türkler’ ve Papa Eftim (2022)

Foti Benlisoy ve Stefo Benlisoy tarafından uzun yıllara yayılan, geniş kapsamlı bir çalışma neticesinde kaleme alınan ‘Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş

Bir Yol ‘Hıristiyan Türkler’ ve Papa Eftim’ kitabında birbiriyle bağlantılı bir dizi sorunun cevabı aranıyor:

  • Yunan ve Türk milliyetçilikleri Anadolulu Türkdil Ortodoksları kendi ulusal cemaatlerine dahil etmek adına hangi söylemsel stratejileri devreye soktular?
  • “Karamanlıların” Yunan milliyetçiliği açısından dilsel, Türk milliyetçiliği açısındansa dinsel “anomalisi” nasıl bertaraf edilmeye çalışıldı?
  • Söz konusu söylemsel stratejiler, aynı milliyetçi projeye bağlı farklı ulusal kimlik tanımları arasındaki rekabet bağlamında kimin Yunan ya da Türk sayılıp sayılmaması gerektiğine dair tanımlarda hangi değişiklikleri gündeme getiriyordu?
  • “Hıristiyan Türkler” teması Türk milliyetçiliğinin dini aidiyetle, spesifik olarak da İslam’la ilişkisinde nasıl bir kırılmaya denk düşüyordu?

“Türkdil Hıristiyanlar” vakası, Türk milliyetçiliğinin seküler ve etnik sınırlarının anlaşılması açısından kritik önemdedir.

Milli Mücadele dönemi, farklı ve bazen birbirine rakip milliyetçi ulusal inşa projeleri arasında kararsız olunduğu bir dönemdi.

Kimin inşa halindeki Türk ulusal kimliğine içerilip kimin dışlanacağı meselesi, bu alternatif milliyetçi projeksiyonlar arasındaki rekabetin bir ürünü olarak ortaya çıkacaktı.

Bu anlamda Anadolulu Türkdil Hıristiyanların Türklüğünün kabul ya da reddedilişi, bizatihi Türklük tanımı üzerinde, yani ulusal topluluğun sınırlarına dair de sonuçlar doğuracaktı.

  • Künye: Foti Benlisoy ve Stefo Benlisoy – Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol: ‘Hıristiyan Türkler’ ve Papa Eftim, İstos Yayın, inceleme, 343 sayfa, 2022

Hartmut Rosa – Yabancılaşma ve Hızlanma (2022)

Sınır tanımaz hızdan, hiçbir şeyi göremez hale geldik.

Hartmut Rosa, modern hayatın “hızlandırılmış” zaman anlayışının nasıl büyük bir yabancılaşma yarattığını ortaya koyuyor.

Modern yaşam her geçen gün daha da hızlanıyor.

Ayrıca iletişim ve üretimde yeni teknolojilerin geliştirilmesiyle beraber zamandan daha fazla tasarruf ediyoruz.

Ancak yine de tüm bu ilerlemelere rağmen hiçbir şeye vakit bulamayacak kadar yoğunuz.

Bilhassa Batı toplumlarında bireyler, her gün daha hızlı koşmaları gerektiği mecburiyeti altında yaşamlarını devam ettiriyorlar.

Fakat bu koşuşturma bir amaca varmak için değil, sadece kişinin bulunduğu konumu kaybetmemesi için sürdürülen bir yarış gibi görünüyor.

Bu kitap, modernitenin temel unsurlarından biri hâline gelen bu “hızlandırılmış” yaşam biçimlerinin kaynağına iniyor ve bu yaşam biçimlerine ilişkin eleştirel olduğu kadar analitik bir çerçeve sunuyor.

Kitap ayrıca, bu türden “hızlandırılmış” bir yaşam biçiminin başta kişinin kendi öz-benliği olmak üzere, kişiyi çeşitli yabancılaşma biçimlerine maruz bıraktığı iddiasında bulunuyor.

  • Künye: Hartmut Rosa – Yabancılaşma ve Hızlanma: Geç Modern Zamansallığına Dair Bir Eleştirel Teori’ye Doğru, çeviren: Beyza Konuk, Albaraka Yayınları, inceleme, 119 sayfa, 2022

Ari Turunen – Kibrin Tarihi (2022)

Kendi mükemmelliğinin rehavetiyle, kültürel olarak kendini üstün görerek başkalarını küçümsemek çam deviren anlara dönüşebilir.

Ari Turunen, bu enfes çalışmasında, tarihte kibirli ve diğer küçümseyici davranışların izini sürüyor.

Hemen her dinde günah olarak değerlendirilen; farklı kültürlerde mitlere konu olan; toplumsal yaşamda öteden beri kınanan; binlerce oyuna, romana, filme malzeme olan kibir insanlık tarihi kadar eski bir olgu.

Turunen, kibrin kültürel tarihini eğlenceli ve renkli biçimde, tarihten onlarca örnekle yazıyor.

İmparatorlukların ve insanlığın başına gelen yıkımlarda, felaketlerde kibrin, kendini beğenmişliğin, başkalarını hor görmenin, kendi mükemmelliğinden başka hiçbir sese tahammül edememenin oynadığı rolü ortaya koyuyor.

Büyük İskender’den Berlusconi’ye, Asya imparatorluklarından papalara, Napoleon’dan İngiliz burnu büyüklüğüne, tekelleşen enerji şirketlerinden tüm dünyayı ekonomik krize sürükleyen finans devlerine uzanan geniş mi geniş bir yelpazede “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusuna biraz daha yakından bakıyor.

  • Künye: Ari Turunen – Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun? Kibrin Tarihi, çeviren: Özge Acıoğlu, İletişim Yayınları, inceleme, 173 sayfa, 2022

Ümit Bayazoğlu – Arap Kızı Camdan Bakıyor (2022)

Bu ülkenin gerçek zencileri üzerine harikulade bir çalışma.

Ümit Bayazoğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda asırlar boyu süren köle “ticaret”inin izlerini takip ederek bu uygulamanın sonucu olarak Türkiye’de yaşayan Afrika kökenli insanların hikâyelerini aktarıyor.

Yazarlık hayatında daima gölgede kalana odaklanan Bayazoğlu’ndan tarihte kaldığı sanılan bir fenomene ezber bozan bir bakış.

Bayazoğlu, üzerinde yaşadığımız toprakların “zenci”lerine odaklanıyor bu kez. Köle ticaretinden harem ağalarına, hadım ameliyatından ev içi hizmete koşulan “Arap kızı”na, edebiyatın siyahlarından folklordaki “zenci” imgesine uzanan yoğun, şaşırtıcı ve öğretici bir metin.

Türkçenin “büyük” yazarlarının, hatta önemli bilim insanlarının meseleye bakışındaki çarpıklığı görünce hayret etmeden duramıyor insan.

Oysa “Onlar” vardılar ve buradaydılar.

Şimdi yeniden hatırlamaya başlayabiliriz.

Kitaptan bir alıntı:

“Çocukluğumun geçtiği kasabada gördüm onu ilk. Uzun, ince, kıvırcık saçlıydı. Londra asfaltına kum ve çakıl çeken onlarca kamyondan birinde şofördü. Kasabanın yokuşundan o yaz her gün tozu dumana katarak geldi gitti. Kamyonuyla ne zaman geçse, ahali sokağa dökülürdü. Kocaman adamlar bile işi gücü bırakır, ardından ‘Haydi Arap’ diye bağırır, ıslık çalarlardı. Sonra tuhaf bir şey oldu: ‘Arap’ 30 Ağustos’ta kamyonun kasasına sağlı sollu iki bayrak asmış halde geçti kasabadan. Herkes şaşırdı, bu defa ‘Bravo Arap!’ diye bağırdılar, bir alkış tufanı koptu. Bir daha ona sataşmadılar.”

  • Künye: Ümit Bayazoğlu – Arap Kızı Camdan Bakıyor: Türkiye’nin “siyah”ları, Aras Yayıncılık, inceleme, 176 sayfa, 2022

Kolektif – Post-Post-Kemalizm (2022)

Demokratikleşme ve otoriterleşme sorunlarını salt Kemalizme indirgeyen post-Kemalist paradigma, günümüz Türkiye’sini anlamaya yetiyor mu?

Bu kitapta bir araya gelen yazılar, bu soruya ufuk açıcı yanıtlar veriyor.

Post-Kemalizm kavramı, modern Türkiye analizinde tek parti dönemini ülkenin bütün temel problemlerinin “anası” olarak gören eleştirel yaklaşımı özetliyor.

“Kemalizm”le tanımlanan bu deneyimi sorgulayarak aşmayı, demokratikleşmenin anahtarı olarak gören yönelimleri tanımlıyor.

Post-post-Kemalist paradigma ise, “tek parti döneminin büyüsünün bozulmasını” sağlayan bu eleştirel birikimin, 2000’lerin seyri içinde “bir ortodoksinin yerine başka bir ortodoksiyi koyma” eğilimini doğurduğu tespitinden yola çıkıyor.

Bu nedenle, eleştirinin eleştirisini yaparak bir adım daha atmayı öneriyor.

1908-1945 arası dönemine sıkışmadan, sonraki dönemlerin alt üst edici siyasal ve toplumsal gelişmelerinin hakkını veren; demokratikleşmenin ve otoriterliğin salt Kemalizm’e indirgenen sorunlarının başka kaynaklarına da mercek tutan bir analizin yolunu açmaya çalışıyor.

‘Post-Post-Kemalizm’, konuyu hem siyaset bilimi, kadın çalışmaları, dış politika ve tek parti dönemi çalışmaları bağlamında sosyal bilim disiplinleri açısından; hem liberal söylem, kültür politikası, laiklik, vesayet eleştirisi, İslâm ve siyasal partiler bağlamında tematik olarak ele alan makalelerden oluşuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlker Aytürk, Berk Esen, Sencer Ayata, Tanıl Bora, Zana Çitak, Ersin Kalaycıoğlu, Berrin Koyuncu-Lorasdağı, Yüksel Taşkın, İlhan Uzgel ve Şebnem Yardımcı Geyikçi.

  • Künye: Kolektif – Post-Post-Kemalizm: Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar, derleyen: İlker Aytürk ve Berk Esen, İletişim Yayınları, inceleme, 486 sayfa, 2022

Evrim Kuran – Telgraftan Tablete (2022)

Türkiye’de kuşaklar arasındaki anlayış farklılıkları üzerine şahane bir inceleme.

Evrim Kuram imzalı bu muazzam çalışma, Türkiye’nin beş kuşağının yaşama, geçmişe ve geleceğe dair kavrayışlarını ortaya koyuyor.

Kuran, uzun yıllardır sürdürdüğü kuşak çalışmalarında edindiği bilgi birikimi ve deneyimle Türkiye’nin beş kuşağına bakıyor, bizi bir zaman tünelinden geçirerek yaşanan değişimlere ayna tutuyor.

Cumhuriyet, an itibarıyla beşinci nesli olan Z kuşağını yetiştiriyor.

Bugün üç kuşaklı şirketlerimiz var ve bir yandan kural+sonuç+süreç kodlarını tek potada eriterek ortak bir dil yaratmaya çalışıyor, bir yandan da 2000’den sonra doğan çocuklarımızı, Z kuşağını yaşama hazırlıyoruz.

Mozaiğe her adımda yeni bir renk ve yeni bir doku daha ekleniyor.

Kuran, bir kuşağı anlamanın suya atılan taş gibi olduğunu; etkisinin dalga dalga büyüyerek yaşama, geçmişe ve geleceğe dair muazzam bir kavrayış sağladığını, hoşgörü sınırlarını genişlettiğini, zamanın ruhuna yaklaştırıyor ve her adımda, yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendirdiğini söylüyor.

Eldeki kitap da, bu yorumun sıkı bir sağlaması olarak okunabilir.

  • Künye: Evrim Kuran – Telgraftan Tablete: Türkiye’nin Beş Kuşağına Bakış, Mundi Kitap, inceleme, 136 sayfa, 2022

Cansu Tekin – Yuvayı Kaybetmek (2022)

‘Yuvayı Kaybetmek’, nerede oturuyorsun sorusundan rahatsız olanların, tek hayali iki pencereli ev olanların, hiç evi olmayanların, yuvasını kaybedenlerin, komşuluğunu özleyenlerin, kirasını veremeyenlerin, barınamayanların, senin, benim, bizim hikayemiz…

Kitap, ileri marjinalliğin karşılaştırmalı coğrafyasında konut sorununu sosyal politika perspektifinden ele alıyor.

Önceki çalışmalardan farklı olarak hem Fransa’da hem de Türkiye’de, “adı kötüye çıkmış”, “tehlikeli” mahalleleri Wacquant’ın metodolojisiyle inceleme nesnesi yaparak yoksulluğun görünmeyen yüzlerine ışık tutuyor.

Devletin sağ ve sol eli kavramsallaştırmasından yola çıkarak bedenlere, mekanlara, göçmenlik deneyimlerine, üretim rejimlerindeki dönüşümlere, sosyal politikalara, konut sorununa ve yoksulluğa ekonomi-politik bir bakışla eğiliyor.

Kent yoksulluğunu tarihsel ve mekânsal bir inşa temelinde ele alan çalışma, yoksulluğun evrensel olarak benzeştiğini, kentin sürgün bölgelerinin devletler eliyle inşa edildiğini ve konut sorunundan çıkışın yolları olabileceğini vurguluyor.

Kısacası kitap sorunun failini ararken üretim ilişkilerine, sosyal politikalardaki dönüşüme, beden politikalarına, polis gücüne varıyor ve soruyor: Direnişin imkânı var mı?

  • Künye: Cansu Tekin – Yuvayı Kaybetmek: Fransa’da ve Türkiye’de Yoksulluğun Silüetler (Karşılaştırmalı Konut Sorunu), Nota Bene Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2022