Christopher Lasch – Narsisizm Kültürü (2021)

‘Narsisizm Kültürü’, çağdaş Amerikan yaşamındaki kültürel çöküşüngüçlü bir eleştirisini sunuyor.

Christopher Lasch’ın burada narsisizmi yalnızca bireysel bir hastalık olarak değil, aynı zamanda burjuva bir toplumsal salgın olarak tanımlaması çığır açtı.

Lacsh, bireyin kendi içine gömülüp tüm dikkatini kendisine vermesinin Amerikan kültürü ile yaşamını nasıl olumsuz etkilediğini, geçtiğimiz yüzyılda aile kurumunun iyice çökmesiyle birlikte çağdaş toplumların nelere gebe kaldığını soruşturuyor.

Lasch, insan ruhunun derinlerine işleyen narsisizmin toplumsal kurumların işleyişini bozduğunu; tüketimciliğe dayalı bencil, hırslı bir toplum ile renksiz, sığ bir kültür yaratılmasına yol açtığını ortaya koyuyor.

Analizleri Freudçu teoriye ve tarihsel olaylara dayanan Lasch’in Amerikan kültürüne koyduğu tanı, endişeli ve açgözlü narsisistik benliğin hayatın her alanına girmesiyle günümüzde daha da anlamlı hale geldi.

Yazar, 1960’larda doğan ve günümüzde de kullandığımız, muhafazakâr ve liberal tanımlamalarını masaya yatırıyor; bireyselliğin önlenemez yükselişini inceliyor.

Narsisistik kişilik bozukluğundaki yükselişi ele alırken bunu iş hayatında, dinsel ve toplumsal anlam azalışıyla bağdaştırıyor.

‘Narsisizm Kültürü’, bireysel psikolojik meselelerin, miras aldığımız kolektif sorunların kültürel ve siyasal çözümleri üzerinde ne kadar önemli olduğuna dair çok önemli bir eser.

  • Künye: Christopher Lasch – Narsisizm Kültürü: Beklentilerin Azaldığı Bir Çağda Amerikan Hayatı, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2021

Kolektif – Edward Said’le Yeniden Başlamak (2021)

Edward Said’i yeni ve özgün bir bakışla yorumlayan usta işi makaleler bu derlemede.

Kitap, Said’i şarkiyatçılık, sürgün, entelektüel, müzik, hegemonya, ideoloji, Madun Çalışmaları ve postkolonyalizm gibi perspektiflerden tartışıyor.

Türkiye’de Said imajları Said gerçekliğini çoktan geride bırakmış ve kendi alanında bağımsız bir krallık kurmuştur.

Manipülatif geleneksel otoriteler eliyle konunun kültür savaşının içine çekilmesi vaziyeti daha da kötüleştirmiştir.

Uzun sözün kısası, Said’i yorumlamak hiçbir zaman saf yorum/kuram meselesi olmamıştır.

İşte bu kitap da, Said’le yeniden başlamak amacıyla; şarkiyatçılığa ek olarak, sürgün, entelektüel, müzik ve coğrafyadan eleştirel dünyevilik, söylem, hegemonya ve ideoloji sorunlarına, Madun Çalışmaları ve postkolonyalizm gibi ekollerle ilişkisine, Said düşüncesinin imkânlarını farklı veçheleriyle hatırlatıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Mete Akbaba, Güneş Ayas, Tuncay Birkan, Yücel Bulut, Esra Can, Tuğba Ekinci, Yusuf Ekinci, Umut Kaya, Rumeysa Köktaş, Fırat Mollaer, Özge Özkoç, R. Radhakrishnan ve Pınar Yurdadön.

  • Künye: Kolektif – Edward Said’le Yeniden Başlamak: Entelektüel-Sürgün ve Şarkiyatçılık, editör: Fırat Mollaer, İthaki Yayınları, inceleme, 528 sayfa, 2021

Gamze Yücesan-Özdemir – İnatçı Köstebek (2021)

‘İnatçı Köstebek’, 21. yüzyılın proletaryası olan çağrı merkezleri çalışanları üzerine ufuk açıcı bir çalışma.

Gamze Yücesan-Özdemir, çağrı merkezlerindeki emek-sermaye ilişkisini çok yönlü bir bakışla izliyor.

Dokuma tezgâhları veya otomobil fabrikaları nasıl kapitalizmin bir döneminin çalıştırma biçimlerinin öne çıkan formlarıysa, çağrı merkezleri de, çalışma hayatının şirketler lehine gün geçtikçe daha bir pervasızlaştığı neoliberal kapitalizmin simge iş mekânlarından.

Yücesan-Özdemir de yerinde bir tanımlamayla, çağrı merkezi çalışanlarını “21. yüzyılın proletaryası” olarak tanımlıyor.

Saha araştırmasıyla zenginleşen kitap, çağrı merkezlerinde emek-sermaye ilişkilerini, buradaki ağır sömürüyü kavramak açısından nitelikli bir kılavuz, alana yapılmış önemli bir katkı.

  • Künye: Gamze Yücesan-Özdemir – İnatçı Köstebek: Çağrı Merkezlerinde Gençlik, Sınıf ve Direniş Siyaset, İmge Kitabevi, inceleme, 286 sayfa, 2021

Marcello Musto – Karl Marx’ın Son Yılları (2021)

Marx’ın son yıllarında yazmaya son verdiği yahut Avrupa-merkezci olduğu iddialarına yanıt veren eşsiz bir kitap.

Marcello Musto, Marx’ın son yıllarında döneminin yeni antropolojik keşiflerinden nasıl sonuçlar çıkardığını gözler önüne seriyor.

Marx yaşamının son yıllarında, hayatını kaybettiği 1883’ten önce, bakışını farklı yönlere de çevirdi: Dönemin yeni antropolojik keşiflerinden sonuçlar çıkararak kapitalizm öncesi toplumlardaki komünal mülkiyet biçimlerini analiz etti, Rusya’da yükselen halkçı hareketi inceledi, Hindistan, İrlanda, Cezayir ve Mısır’daki sömürgeci baskıya eleştirilerini yöneltti.

Musto, ‘Karl Marx’ın Son Yılları’nda bütün bunları gözler önüne sererek Marx’ın çalışmaları hakkındaki iki yanlış algıyı kırmayı da hedefliyor

Bu algılardan ilki Marx’ın son yıllarında yazmaya son verdiği, ikincisi ise Marx’ın bir Avrupa-merkezci olduğu ve yalnızca sınıf çelişkisine odaklandığı.

Musto, Marx’ın son elyazmalarına, defterlerine ve mektuplarına başvurarak, çağdaş eleştirmenlerinin ve takipçilerinin çoğu tarafından resmedilenden farklı bir Marx çıkarıyor karşımıza.

Böylece, bu çalışma, Marx’ın yaşamına dair eksik bırakılmış bir dönemi okurlara sunarken, büyük düşünür ve eylemci hakkındaki önyargıları ve yanlış değerlendirmeleri de karşısına alıyor, onun bazı temel kavramlarının yeniden ve daha derinlemesine bir araştırmasını yapıyor.

  • Künye: Marcello Musto – Karl Marx’ın Son Yılları: Entelektüel Bir Yaşam Öyküsü, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, biyografi, 240 sayfa, 2021

Thomas Bauer – Dünyanın Tekdüzeleşmesi (2021)

Çağımız belirsizliklerle dolu.

Peki, insanlar ve toplumlar bu müphemliklere karşı nasıl tavır alır?

Arap dili edebiyatı ve İslâm uzmanı Şarkiyatçı Thomas Bauer, Batılı modernliğin kesinlik “takıntısının,” müphemlik kültürünü gitgide nasıl tahrip ettiğini tartışıyor.

Nereye bakarsak bakalım, ister doğaya ister insanlara ve onların kültürlerine, daha az çeşitliliğe doğru bir eğilim olduğu gözlemlenebilir.

Bunların sebepleri arasında kentleşme, daha fazla hareketlilik, küreselleşme, sanayileşmiş tarım, iklim değişikliği, büyük gıda şirketlerinin tekelleri ve genel olarak kapitalist ekonomi gibi bir dizi neden sayılabilir.

Bununla birlikte Bauer’in elinizdeki kitabı etrafımızdaki çeşitliliğin varlığını göstermekle ilgili değil, kitap daha ziyade, çeşitliliğin tüm tezahürlerine katlanma konusundaki arzumuz veya çekincemiz hakkında.

Kitapta bir yanda etnik çeşitlilik veya farklı yaşam tarzları gibi, dış çeşitlilikle olan ilişkilerimiz, diğer yanda muğlak bir dünyanın çeşitli hakikatleriyle olan ilişkilerimiz tartışılıyor.

Yazara göre insanlar sürekli olarak farklı yorumlara izin veren, belirsiz görünen, net bir anlam ifade etmeyen, birbiriyle çelişen, zıt duyguları tetikleyen izlenimlere maruz kalırlar.

Kısacası dünya müphemliklerle doludur ve çağımızın hâkim kültürünü bu müphemliklere karşı alacağımız tavır belirleyecektir.

  • Künye: Thomas Bauer – Dünyanın Tekdüzeleşmesi: Müphemlik ve Çeşitlilik Kaybı Üzerine, çeviren: Mücahid Kaya, Albaraka Yayınları, inceleme, 140 sayfa, 2021

Kurtuluş Cengiz, Önder Küçükural ve Hande Gür – Türkiye’de Spiritüel Arayışlar (2021)

Son yıllarda özellikle de büyükşehirlerde, yoga-meditasyon stüdyoları çoğalmaya başladı.

Peki, insanlar neden bu tür inanç ve pratiklere ilgi duyuyorlar?

İşte ‘Türkiye’de Spiritüel Arayışlar’ araştırması, geleneksel dinî pratiklerden ziyade kişisel/öznel deneyimi öne çıkaran bu tür arayışların nedenlerini ortaya koyuyor.

Çalışma, 1 Ekim 2018’de başlayıp 1 Mart 2020’de biten “Türkiye’de Spiritüel Arayışlar” adlı projenin sonuçlarını barındırıyor.

Kitabın asıl özgünlüğü, bu hareketleri yalnızca farklı, ilginç ve renkli faaliyetler olarak görmeyip başta din olmak üzere Türkiye’de toplumsal değişmenin önemli bir semptomu olarak ele alması.

Çalışma bu yönüyle, büyük çoğunluğu Müslüman olan, resmî dinî örgütlenmesi (Diyanet İşleri Başkanlığı) bütünüyle İslâm’ın Sünni/Hanefi yorumu çerçevesinde şekillenmiş bulunan ve bu nedenle de diğer dinler bir yana İslâm’ın farklı mezheplerine bile olumlu bir gözle bakmayan bir dinî atmosfer içinde yaşayan Türkiye’de bireysel/öznel dinî inanç ve pratiklerin nasıl yaşandığı, bu hareketlere duyulan ilginin toplumsal olarak ne anlama geldiği ve neye denk düştüğünü gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kurtuluş Cengiz, Önder Küçükural ve Hande Gür – Türkiye’de Spiritüel Arayışlar: Deizm, Yoga, Budizm, Meditasyon, Reiki vb., İletişim Yayınları, inceleme, 365 sayfa, 2021

Elisabeth Young-Bruehl – Çocuk Düşmanlığı (2021)

Cinsiyetçi yahut ırkçı önyargılar konusunda deneyimliyiz.

Fakat en az bunlar kadar korkunç bir gerçeklik olan çocuk düşmanlığı konusunda pek fikir sahibi değiliz.

Elisabeth Young-Bruehl, çocuk istismarından çocuk düşmanlığının ailedeki kökenlerine konuyu geniş bir çerçevede tartışıyor.

Amerikan toplumunda çocuklara karşı önyargının dinamiklerini irdeleyerek çalışmasına başlayan Young-Bruehl, utanç verici bir gerçeklik olarak, Amerika’da, dünyadaki bütün uluslardan daha yüksek sayıda çocuğun hapis yatmasını gösteriyor.

Zira yarım milyon Amerikalı çocuk şu anda çocuk hapishanelerindedir.

Yazar, çalışmasının devamında da, ailedeki, okuldaki, arkadaş çevrelerindeki, ikili ilişkilerdeki ve siyasilerin dilindeki çocuk düşmanlığı biçimlerini anlamaya, görünür kılmaya, diğer ayrımcılık biçimleriyle ilişkisini gösteriyor.

  • Künye: Elisabeth Young-Bruehl – Çocuk Düşmanlığı: Çocuklara Karşı Önyargıyla Yüzleşme, çeviren: Aksu Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 311 sayfa, 2021

Kadir Dede – Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı (2021)

Cumhuriyetin ilk yıllarında yayımlanmış romanların ulus inşasında ne gibi roller üstlendiği hakkında nitelikli bir inceleme.

Kadir Dede, romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan karmaşık ilişkisini aydınlatıyor.

‘Edebiyatın Ulusu, Ulusun Edebiyatı’, Ziya Gökalp’in betimlemesinden aldığı ilhamla 1923-1938 yılları arasında yayımlanmış romanların Türk ulusunun inşası doğrultusunda yüklendiği rolleri bir yandan ulus inşasına dair kuramsal tartışmalar diğer yandan romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan karmaşık ilişkisi ışığında ele alıyor.

Bir “hayali cemaat” olarak Türk ulusunun yaygınlaşmasında, bireyler için kurgulanan bir kimliğin okura ulaşmasında ve milliyetçiliğe ilişkin fikirlerin kitleselleşmesinde pay sahibi olan eserleri aynı zamanda edebi olan politiktir iddiasının dayanakları olarak tartışıyor.

Dede, romanlarda yer bulan “biz” ve “öteki” kategorilerine kim ya da ne olduğunu bilmeyen bir kitleye “Türk” olduğunu göstermenin bir aracı olarak yaklaşırken, metinlerin nihai olarak ulus inşa süreçlerinin kritik ancak gölgede kalan bir boyutuna katkı sağladığını; bir hakikat etkisi yaratacak bir biçimde ulusun kökenini oluşturan “hikâye”yi vücuda getirdiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Kadir Dede – Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı: Erken Cumhuriyet Döneminde Ulus İnşası ve Roman, Nika Yayınevi, inceleme, 320 sayfa, 2021

Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap (2021)

Köy Enstitülerine “enstitü nostaljisi”ni aşarak bakan çalışmaların sayısı azdır.

Ahmet Emre Ateş’in bunu başarabilen bu incelemesi, Köy Enstitüleri’nin köylü eğitimi ve ulus-devlet inşasındaki yeri ve önemini yeniden değerlendiriyor.

Günümüze kadar az tartışılan bir kavram olarak romantik milliyetçilik, Köy Enstitüleri’nin üzerinden incelenmiş bir konu da değil.

Dolayısıyla, Köy Enstitüleri’nde romantik milliyetçi söylemi araştırmak ilk defa bu çalışmayla gerçekleşmiş.

Ateş’in sözlü tarih çalışmasıyla hazırladığı kitabın ilk bölümünde milliyetçilik kuramları inceleniyor.

İkinci bölümde, Türkiye’de köylü eğitimine tarihsel açıdan değiniliyor ve ardından, bu süreçleri izleyen siyasal mobilizasyon ve seküler din tartışmaları ele alınıyor.

Yazar böylelikle, Köy Enstitüleri’nin kuruluşundan önceki süreçte köylü eğitimi düşüncesinin modernleşme ve köy mobilizasyonu açısından önemini ortaya koyuyor.

Üçüncü bölümde, Köy Enstitüleri’nin tarihçesi inceleniyor ve Köy Enstitüleri’nin faaliyet ve süreçleri, yaşanan toplumsal ve siyasal olaylar ile dönemin hükümetleri ve siyasi partileri (CHP-DP) ekseninde inceleniyor.

Dördüncü bölümde ise, Köy Enstitüleri’nin eğitim programlarında ve mezunlarının anı, söyleşi ve romanlarındaki ulus-devlet inşasına ve modernleşmesine yönelik yorumlar irdeleniyor.

  • Künye: Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap: Köy Enstitüleri, Sekülarizm ve Romantik Milliyetçilik, İletişim Yayınları, inceleme, 270 sayfa, 2021

Füsun Üstel – Kültür Politikasına Giriş (2021)

Kültür politikasına sağlam bir giriş yapmak isteyenler bu kitabı muhakkak edinsin.

Füsun Üstel, kültür politikasını bir kamu politikası olarak ele alıyor ve bunu yaparken de disiplinlerarası bir yaklaşımı benimsiyor.

Kitap, altı bölümden oluşuyor.

“Kültür Politikası Nedir?” başlıklı ilk bölümde, kültür politikasının tarihsel süreç içinde ortaya çıkışı ve gelişim süreci, kapsamı, belli başlı politika modelleri ve alandaki güncel tartışmalar yer alıyor.

“Kültürel Haklar: Külkedisi mi, Zeyna mı?” başlıklı ikinci bölümde, kültür hakkı ve

kültürel hakların özellikle İkinci Dünya Savaşı ertesinde ülkelerin iç hukukunda ve uluslararası insan hakları hukukunda yer bulması, demokrasi ve/veya demokratikleşme perspektiflerinden değerlendiriliyor.

Üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümler, kültür politikası alanındaki ideal-tiplerin örneği olarak kabul edilen Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’yı inceliyor.

Bu bölümlerin her birinin farklı bir sorunsaldan hareket ettiği dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacaktır.

“Kültür Politikası Bir Fransız İcadı mı?” başlığını taşıyan üçüncü bölümde vurgu, devlet üzerine.

Başka bir anlatımla, devletin kültür ve sanat alanına müdahalesinin meşruiyeti ve gerekliliği konusunda kadim bir geleneğe sahip Fransa’da zaman içindeki dönüşümlere rağmen devam eden “kültürel devlet” olma iradesi tartışılıyor.

“‘Kültür Ulus’tan ‘Kültür Devlet’e: Almanya’da Kültür Politikaları” başlıklı dördüncü bölümün ağırlık merkezi, ulus üzerine.

Bu çerçevede Almanya’nın, her ne kadar anlamı ve yönü değişse de siyasal birliğin kurulduğu 19. yüzyıldan Nazi rejimine, merkezî bir yapıdan federalizme, bölünmeden yeniden birleşmeye ve günümüze, ulus-devlet-kültür ilişkisi değerlendiriliyor.

“Birleşik Krallık Kültür Politikaları: Mesafeli Yönetim mi, İçli Dışlı mı?” başlığını taşıyan beşinci bölümde vurgu, ekonomi üzerine.

Liberal ekonominin gerekleri doğrultusunda devletin uzun süre boyunca kültür alanına müdahaleden kaçındığı, daha sonra ise “mesafeli yönetim” olarak tanımlanan bir modelin öncülüğünü yaptığı Birleşik Krallık’ta, kültür politikasının ekonominin önemli bir bileşeni haline geliş sürecine ve bu bağlamda ortaya çıkan çeşitli tartışmalara odaklanılmış.

“Trenin Son Yolcusu: Avrupa Birliği’nde Kültür Politikası” başlıklı son bölümde ise, bütünleşme sürecinde bir “Avrupalılık kimliği”nin inşası çerçevesinde hayata geçirilen; ancak kapsayıcı ve sistemli bir politikaya dönüşmeksizin daha çok dağınık kültür projeleri düzeyinde kalan çabalar ve her birinin sorunları ele alınmış.

  • Künye: Füsun Üstel – Kültür Politikasına Giriş: Kavramlar, Modeller, Tartışmalar, İletişim Yayınları, inceleme, 380 sayfa, 2021