Faik Bulut, – Ehmedê Xanî’nin Kaleminden Kürtlerin Bilinmeyen Dünyası (2011)

  • EHMEDÊ XANÎ’NİN KALEMİNDEN KÜRTLERİN BİLİNMEYEN DÜNYASI, Faik Bulut, Berfin Yayınları, inceleme, 199 sayfa

Faik Bulut, ilk baskısı 1995 yılında yapılan ‘Ehmedê Xanî’nin Kaleminden Kürtlerin Bilinmeyen Dünyası’ adlı çalışmasında, 1651-1707 yılları arasında yaşamış şair, düşünür, tarihçi ve sufi Ehmedê Xanî’nin eserlerinde yer bulmuş Kürt toplumundaki siyasal ve sınıfsal mücadeleyi; Kürt müziğindeki çalgı ve makamları; Kürtlerin gelenekleri, görenekleri, töreleri ve toplumsal kurallarını inceliyor. Bulut’un çalışmasında bunun yanı sıra, Kürt şiirinde efsane, erotizm, astronomi ve gökbilimin nasıl işlendiği; Xanî’nin kadın portreleri; Xanî’de Kürt meselesinin tezahürleri ve Kürt sufi düşüncesinin kendine has yönleri gibi konular da ele alınıyor.

Uğur Biryol – Gurbet Pastası (2007)

  • GURBET PASTASI, Uğur Biryol, İletişim Yayınları, tarih, 207 sayfa

‘Gurbet Pastası’nın alt başlığı, ‘Hemşinliler, Göç ve Pastacılık’. Biryol’un sözlü tarih çalışmasına dayanan bu kitabı, geçtiğimiz yüzyılda Rusya’ya gidip ekmek ve pasta yapımını öğrenen Hemşinliler’in Türkiye’ye dönüşte bu alanda sergiledikleri öncülüğe odaklanıyor. Hemşinliler Rusya’dan döndükten sonra, orada öğrendikleri fırıncılığı ve pastacılığı neredeyse Türkiye’nin tüm taraflarına yaymak gibi bir rol üstlendiler. Biryol’un, Hemşinliler’in uzun süren göçleri ve Türkiye’de fırıncılık, ekmekçilik ve pastacılık alanındaki öncülüklerini hikâye ettiği çalışması sözlü tarihe iyi bir örnek.

Kadri Yıldırım – Kültür Bakanlığı’nın Mem û Zîn Çevirisine Eleştirel Bir Yaklaşım (2011)

Ardımızda bıraktığımız 2010’un en dikkat çeken kültür-sanat olaylarından biri, Kültür Bakanlığı’nın, 1650-1707 arasında yaşamış Ehmedê Xanî’ye ait ‘Mem û Zîn’i Türkçeye kazandırmasıydı.

Devletin bir bakanlığının klasik Kürt edebiyatının başyapıtlarından olan bir eseri çevirmesi, kuşkusuz önemli bir gelişmeydi.

Fakat Namık Açıkgöz’e yaptırılan çeviri, eksikleri nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.

İşte Kadri Yıldırım elimizdeki çalışmasında, söz konusu çeviriyi eleştirel bir bakışla yorumluyor; Açıkgöz’ün çevirisindeki hataları beyit sırasına göre ortaya koyuyor.

Yıldırım, Açıkgöz’ün hatalarının daha çok iki nedenden kaynaklandığını söylüyor.

Birincisi, çevirmenin bu eseri tercüme edecek kadar Kürtçe bilmemesi, ikincisi de, Mehmet Emin Bozarslan’ın ilk baskısı 1968 yılında yapılan Türkçe çevirisini taklit etmesi.

  • Künye: Kadri Yıldırım – Kültür Bakanlığı’nın Mem û Zîn Çevirisine Eleştirel Bir Yaklaşım, Avesta Yayınları, inceleme, 204 sayfa

Ömür Ceylan – Kuşlar Divanı (2007)

  • KUŞLAR DİVANI, Ömür Ceylan, Kapı Yayınları, inceleme, 314 sayfa

Ömür Ceylan’ın ‘Kuşlar Divanı’ isimli bu çalışması, Osmanlı dönemi şiirinde geçen kuşları anlatıyor. Kitap, yazarın daha önce yayımlanmış olan ‘Kuş Cenneti Şiirimiz-Klasik Türk Şiirinde Kuşlar’ isimli kitabın genişletilmiş hali. Kitap, ‘Türk Mitolojisinde Kuşlar’, ‘Osmanlı Kültüründe Kuşlar’ ve ‘Kuş Edebiyatımız’ isimli üç kısa başlangıç bölümünden sonra, kuşların Osmanlı şiirindeki izlerini araştırıyor. Bu bölüm, başlığa aldığı kuşun yaşam bölgelerinden ve özelliklerinden başlayarak, kuşun Osmanlı şiirine yansıma şekillerine ve hangi temayla yer aldığına  örnekleriyle yer veriyor. Kitabın sonunda da, araştırmaya konu edilen bazı kuşların fotoğraflarından oluşan bir albüm bulunuyor.

Besim F. Dellaloğlu – Romantik Muamma (2011)

  • ROMANTİK MUAMMA, Besim F. Dellaloğlu, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 147 sayfa

Romantik hareketin modernliğe karşı ilk isyan olduğunu savunan Besim F. Dellaloğlu ‘Romantik Muamma’da, Kant sonrası Alman idealist düşüncesinde yer etmiş romantik düşünürlerin görüşlerini ve bunların modern hayata ne gibi eleştiriler sunduğunu ele alıyor. Dellaloğlu, August Wilhelm, Friedrich Schlegel, Friedrich von Hardenberg (Novalis), Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling, Friedrich Schleiermacher, Ludwig Tieck, Caroline Schlegel-Schelling, Dorothea Schlegel ve Friedrich Hölderlin gibi romantik düşünürleri incelerken, aynı zamanda bu isimlerle temsil edilen romantik hareketin, bugünün modern hayatının anlaşılmasına ne gibi katkılar sunduğunu irdeliyor.

James Shreve – Gen Savaşları (2007)

GEN SAVAŞLARI, James Shreve, çeviren: Özgür Atılım Turan, Doğan Kitapçılık, inceleme, 382 sayfa

James Shreve’in ‘Gen Savaşları’, “insanlığın geleceği kimlerin elinde?” sorusuyla başlayarak, son zamanlarda gen teknolojileri alanındaki gelişmelere dair kaygıları dillendirmeyi amaçlıyor. Kitap, gen araştırmaları konusunda bilim, ticaret ikileminin yarattığı hırs savaşlarını birebir vermesi yönüyle ilgi çekici. Bilim, siyaset ve büyük şirketler arasında bu konuda varolan büyük savaş, gen araştırmalarındaki ilerlemenin tehdit oluşturan yönü. Shreve’in bilim adamlarıyla beraber geçirdiği iki yıl sonunda hazırladığı çalışması, bilimdeki çıkar çatışmalarını ve genetik şifreyi çözüp bunun üzerinden rant elde etmeyi amaçlayanları deşifre etmeyi amaçlıyor.

Ufuk Çakmak – Elit Bir Fahişenin Öyküsü (2011)

  • ELİT BİR FAHİŞENİN ÖYKÜSÜ, Ufuk Çakmak, Pan Yayınları, inceleme, 160 sayfa

Ufuk Çakmak ‘Elit Bir Fahişenin Öyküsü’nde, Guiseppe Verdi’nin ‘La Traviata’ operasının iyi yürekli fahişesi Violetta’yı inceliyor. Hatırlanacağı gibi birinci perdede Violetta karakteri, eğlence ve arzu düşkünü olarak tasvir edilecek, ikinci perdede sevdiği uğruna kendini feda edecek, üçüncü perdede ise, geç de olsa asil seçimi anlaşılacak ve sonunda trajik bir şekilde ölecektir. Çakmak, Violetta’nın öyküsünü merkeze alarak eseri perde perde inceliyor ve bunu yaparken de, bir opera bestecisi olarak Verdi’nin portresini sunuyor. Kitap, klasik müzik bilgisini derinleştirmek isteyen veya eser analizi arayan okurlar için iyi bir fırsat.

Klaus Hympendahl – Denizde Günah (2007)

  • DENİZDE GÜNAH, Klaus Hympendahl, çeviren: Hulki Demirel, Ataköy Marina Yacht Club Yayınları, inceleme, 280 sayfa

Klaus Hympendahl’ın ‘Denizde Günah’ı, özet olarak, hayatı denizde geçen kadınları anlatıyor. Denizcilik konulu kitaplarıyla tanınmış yazarın bu kitabının alt başlığı, ‘Denizcilik Tarihine Erotizm Penceresinden Bir Bakış’ ve çalışma, denizcilik tarihinde, yelkenli gemilere kadar giden bir zaman dilimi içinde, kadının denizcilik kültüründeki izinin peşine düşüyor. Her tarihte olduğu gibi, denizcilik tarihinde de kadının yeri çok az vurgulandı, ondan çok az bahsedildi. Oysa kadınlar eski zamanlardan beri gemilerde bulunmuşlardı. Sıradan yolcular olarak, eş ya da metres olarak, fahişe olarak veya tayfa olarak. Dolayısıyla Hympendahl’ın bu çalışması, denizcilik tarihinde kadının almış olduğu çok çeşitli rollerin peşine düşmeyi amaçlıyor. Fakat ağırlıklı olarak da, kadının daha çok cinsel, erotik yönlerden ele işlenmiş olduğunu da belirtelim.

Selim Temo – Türk Şiirinde Taşra (2010)

  • TÜRK ŞİİRİNDE TAŞRA, Selim Temo, Agora Kitaplığı, eleştiri, 395 sayfa

Selim Temo ‘Türk Şiirinde Taşra’da, 1859-1959 zaman aralığında, Türk şiirinde taşra temasının ortaya çıkışını ve dönüşümünü irdeliyor. Çalışmasına, 1859’da yayımlanan İbrahim Şinasi’ye ait ‘Terceme-i Manzûme’ ile başlayan Temo, ardından, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Recaizâde Mahmut Ekrem tarafından yazılan vatan ve taşra temalı şiirleri ele alıyor. Devam eden bölümlerde ise, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, halkçı söylemin şiirde nasıl belirdiği; o yıllarda yaygınlaşan taşrayı tanıtma söylemi inceleniyor. Kitapta, ilgi çeken bir dönem de, 1950-1959 zaman aralığı. Zira yazara göre bu dönemde, taşralı şairler nicel olarak merkezdeki şairleri geçmiş ve “poetik iktidarı” ele geçirmişti. Temo, taşranın Türk şiirindeki görünümlerini incelerken, taşra olgusunun siyasal, tarihsel durumla olan ilişkisini de analiz ediyor.

Adnan Nur Baykal – Şeytanlaşan İnsanlar (2010)

  • ŞEYTANLAŞAN İNSANLAR, Adnan Nur Baykal, Galata Yayınları, inceleme, 190 sayfa

Adnan Nur Baykal ‘Şeytanlaşan İnsanlar’da, kendi hırslarına yenik düşmüş tarihten iki figür üzerinden, akıllarına kötülük ve fenalıktan başka bir şey gelmeyenlerin hikâyesini anlatıyor. Yazarın “şeytanlaşan insanlar”a örnek olarak gösterdiği karakterler ise, Fransız Joseph Fouché ile Osmanlı Mehmed Said Halet Efendi. Yazara göre bu iki karakter, düzenin sarsıldığı dönemlerin isimleri. Baykal, biri Fransız İhtilali’nde, diğeri Kabakçı Mustafa Paşa İsyanı’nda pişen bu iki aktör üzerinden,  inançlarına ve ideallerine sürekli ihanet eden ve kendisinin “şirret” olarak tanımladığı insanların kötücül iç dünyalarına doğru bir yolculuğa çıkıyor.