Kolektif – Dada Manifestoları (2008)

Dada akımı, savaş ve burjuva karşıtı bir sözcük olarak ilk telaffuz edildiği 1916 yılından bu yana, sanatsal ve düşünsel bir karşı tavrın adı ve işareti olarak varlığını ve etkisini değişik kılıklara bürünerek de olsa hâlâ sürdürüyor.

Bu rehber kitapta, manifestosu bulunan isimlerden olan Hugo Ball, 5 Şubat 1916’da Zürih’te ‘Cabaret Voltaire’ adını verdiği sanatçılar lokalini açtı.

Bu, Dada’nın kamuya açık en önemli kurumunun doğuşu anlamına geliyordu.

Bu sanatçılar topluluğu, burjuva ile savaş ve düşünce yoksulluğunu özdeşleştirmeleriyle dikkat çekiyordu.

İşte bu kitap da, dünya sanat tarihine büyük etkide bulunmuş Dada akımının on dört manifestosunu bir araya getiriyor.

Künye: Kolektif – Dada Manifestoları, çeviren: Melis Oflas, Altıkırkbeş Yayınları, sanat, 126 sayfa

Kolektif – Sanat Yönetimi Üzerine Konuşmalar (2014)

Türkiye’de sanat yönetimi, yasalarla güvence altına alınmamış ve yapılandırılmamış olması bir yana, sanat alanına işletme kültürünü aşıladığı gerekçesiyle de çokça sevimsizleştirilmiş bir alan.

Sanat yönetiminin eğitmenlik, danışmanlık ve yöneticilik gibi aşamalarında uzun yıllardır çalışmakta olan Esra A. Aysun’un yaptığı söyleşilerle ortaya çıkan elimizdeki kitap da, sanat yönetimini çok yönlü bir bakışla serimleyerek bu alandaki bilgi eksikliğini gidermeyi amaçlıyor.

Kitapta, devlet ve sanat yönetimi, yerel yönetimler ve sanat yönetimi, özel sektör ve sanat yönetimi, bağımsız yapılar ve sanat yönetimi konuları ele alınıyor.

  • Künye: Kolektif – Sanat Yönetimi Üzerine Konuşmalar, hazırlayan: Esra A. Aysun, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 134 sayfa

 

John Berger – Sanatla Direniş (2017)

2017’nin ikinci gününde sessiz sedasız bir şekilde aramızdan ayrılan John Berger, hayatı boyunca iyi bir sanat eleştirmeni ve iyi bir devrimci olarak kaldı.

Bocalamadı, kirlenmedi…

Bu kitap, Berger’in sanat üzerine yazılarından oluşuyor. Berger burada, “gösterişçi” ve “provokatif” addedilen “yıldızlardan” ziyade klasik ve modern sanatta iz bırakmış isimlerin eserlerine odaklanıyor.

Edgar Degas, Michelangelo, Van Gogh, Rembrandt, Constantin Brancusi, Giorgio Morandi, Frida Kahlo ve daha nicesi…

Berger bu sanatçıları yorumlarken, bizi de sanatın sağaltıcı ve güç veren yönünü keşfetmeye davet ediyor.

Berger’in Subcomandante Marcos’la yazışmalarını barındırması ise, kitabın güzel sürprizlerinden.

Aslı Biçen’in usta işi çevirisiyle…

 Künye: John Berger – Sanatla Direniş, çeviren: Aslı Biçen, Metis Yayınları, sanat, 192 sayfa

Stan Lauryssens – Dali ve Ben (2008)

  • DALİ VE BEN: SÜRREALİST BİR HAYAT, Stan Lauryssens, çeviren: Baysan Bayar, APRIL Yayıncılık, anlatı, 296 sayfa

Stan Lauryssens ‘Dali ve Ben: Sürrealist Bir Hayat’ isimli bu kitabında, yakın tarihin ünlü simalarıyla olan maceralarını anlatıyor. Belçikalı sanat eserleri komisyoncusu Lauryssens bu işini icra ederken, yolu Salvador Dali, Andy Warhol, Beatles grubu üyeleri, Frank Sinatra, Pablo Picasso ve Elvis Presley gibi birçok meşhur isimle kesişiyor. Lauryssens’in kitabı, Dali başta olmak üzere, bu ünlü şahısların pek bilinmeyen özelliklerini, onlarla nasıl tanıştığını, nasıl bir ilişki kurduğunu ve bu isimlerle yaşadığı maceraları anlatıyor. Lauryssens’in bu deneyimlerini eğlenceli ve akıcı bir dille tasvir ettiğini de belirtelim.

 

Denis Dutton – Sanat İçgüdüsü (2017)

  • SANAT İÇGÜDÜSÜ, Denis Dutton, çeviren: Murat Turan, Ayrıntı Yayınları, sanat, 304 sayfa

Sanatı alışıldığı üzere belirsiz “yaratıcılık” veya “eğitim” kavramları yerine insanoğlunun evrim tarihinin hangi durağında olduğu bağlamında irdeleyen ufuk açıcı bir çalışma. Dutton bu ünlü yapıtında, sanatın kadim evrimsel kaynaklarını ve bunun günümüzün sanatsal zevk ve ilgilerini nasıl etkilediğini araştırıyor. Takvimler ve üzerindeki manzara resimleri, insanların tarihöncesinden kalma tercihlerine nasıl hitap eder? Sanatsal deneyimin özündeki zevk arayışı başka amaçlar için evrilmiş kadim içgüdülerin bir yan ürünü mü, yoksa kendi başına ayrı bir içgüdü mü? Sanat evrimsel bir adaptasyon mu? Bu ve buna benzer birçok önemli soruya yanıt arayan Dutton, okurunu, insandaki sanatsal yaratımın kaynaklarına bakmaya davet ediyor.

M. Şehmus Güzel – Abidin Dino (2008)

  • ABİDİN DİNO, M. Şehmus Güzel, Kitap Yayınevi, biyografi, 412 sayfa

M. Şehmus Güzel’in ‘Abidin Dino’ isimli eserinin bu birinci cildi, sanatçının hayatındaki 1913-1942 arası döneme odaklanıyor. Bu zaman aralığı, Dino’nun çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını, Sovyetler Birliği’ndeki sinema eğitimini, Londra’ya, Paris’e gidişini ve yeniden Türkiye’ye dönüşünü kapsıyor. Güzel ayrıca, Abidin Dino’yla 1970’li yılların başındaki ilk karşılaşmalarını, daha sonra aralarında kopmaz bir bağa dönüşen arkadaşlıklarını, Dino’nun samimi, sahici ve mütevazı kişiliğini yine burada ayrıntılarıyla anlatıyor. Dino’yla yapılmış söyleşilerden ve farklı kaynaklardan yola çıkan kitap, sanatçının hayatını, Türkiye yakın tarihinde yaşanan önemli dönüşümler ekseninde veriyor.

Kolektif – Amel-i Faik (2014)

  • AMEL-İ FAİK: İZNİK ÇİNİSİNİN İZİNDE, kolektif, Küçükçekmece Belediyesi Yayınları, sanat, 200 sayfa

‘Amel-i Faik’, İznik tarzı çiniyi yeniden işler hale getirmesiyle bu alanın önemli temsilcilerinden biri haline gelen ve imzasını “Amel-i Faik” şeklinde yazan Faik Kırımlı’nın hayatı ve sanatına odaklanıyor. Kitap, Türkiye çini sanatının gelişimini tarihsel bir gözle değerlendiren ve bu alana Kırımlı’nın ne gibi katkılar sunduğunu irdeleyen bir yazıyla açılıyor. Birçok ismin, sanatçıya dair tanıklık ve gözlemlerini barındıran kitapta, Kırımlı’nın fotoğraflarının yanı sıra, onun imzasını taşıyan hat levha, hilye-i şerif, pano, ölçek, karo, kandil ve buhurdanlık gibi eserlerinden örnekler ile bazı resim çalışmaları da yer alıyor.

Michael Norton – Hollanda Altın Çağı’nda Sanat ve Ticaret (2014)

  • HOLLANDA ALTIN ÇAĞI’NDA SANAT VE TİCARET, Michael Norton, çeviren: Taciser Ulaş Belge, İletişim Yayınları, sanat, 205 sayfa

Michael Norton nitelikli çalışmasında, 17. yüzyıl Avrupa’sının en kentleşmiş toplumu olan Hollanda’daki ekonomik, toplumsal ve sanatsal gelişmeleri araştırıyor. Bu yüzyılda, Hollanda’da yılda 70 bin resim yapıldığını ve 110 bin parça kumaş dokunduğunu söyleyen Norton, Hollanda resminin tarihsel özelliklerini; Hollanda ekonomisi ve Hollanda toplumunun özgünlüklerini; sanatçıların kökeni, nasıl bir eğitim gördükleri, sanatsal üretimlerini nasıl örgütledikleri ve böylece geçimlerini nasıl sağladıklarını; ticari gelişmelerin bir yansıması olarak ortaya çıkan sanatçı himaye kültürünü, sanat pazarını ve koleksiyonculuğu irdeliyor.

Vera L. Zolberg – Bir Sanat Sosyolojisi Oluşturmak (2014)

  • BİR SANAT SOSYOLOJİSİNİ OLUŞTURMAK, Vera L. Zolberg, çeviren: Buket Okucu Özbay, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 242 sayfa

Sosyoloji profesörü Vera L. Zolberg, nitelikli çalışmasında sanat, insan bilimleri ve toplumsal bilimler arasında köprüler kuruyor. Sanatın neliği ve kökenini irdeleyerek çalışmasına başlayan Zolberg, kültürün bir parçası olarak sanatı, sosyologların başlarda sanatı neden göz ardı ettiğini ve bu durumun değişerek sanatın nasıl sosyolojinin çalışma nesnesi haline geldiğini, toplumsal süreç ve sanat ilişkisini, sanatçı ve eser arasındaki sınırları, sosyolojik açıdan sanatçı kimliğini, sanatın toplumsal kullanımlarını, güzel sanatlar ile popüler sanata dair süregelen tartışmaları ve sanatsal değişimin sosyolojik perspektiflerini tartışıyor.

Nermin Saybaşılı – Sanat Sahada (2017)

  • SANAT SAHADA, Nermin Saybaşılı, Metis Yayınları, sanat, 232 sayfa

Güncel sanat pratikleri ve eleştirel kuram gibi alanlarda çalışan Nermin Saybaşılı ‘Sanat Sahada’ başlıklı elimizdeki kitabında, bakmanın ve göstermenin kültürel ve günlük üretimi üzerine düşünüyor. Günümüz sanatı ve sanat eleştirisiyle görece yeni bir akademik alan olan Görsel Kültür çalışmalarından beslenen Saybaşılı, sanata bir “etnografik nesne” olarak yaklaşıyor. Yazar bunu da, ağırlıklı olarak antropolojik ve eleştirel araştırma metodu etnografiyi “kültürel eleştiri” olarak yeniden tanımlayan George E. Marcus ile Michael M. J. Fischer’in görüşlerine yaslanarak yapıyor. Görüntünün ya da görselliğin öğrenilen ve öğretilen, hatta empoze edilen ve terbiye edilen, kültürel bir yapı olarak üretilen başlı başına bir “teknoloji” olduğu, Saybaşılı’nın buradaki öne çıkan tezi.