Berivan Bingöl – “Bizim Gizli Bir Hikâyemiz Var” (2016)

Eskiden PKK saflarında yer almış yürütmüş, şimdilerde annelik yapmakta olan eski gerillalar nerede?

Bu sorunun yanıtını bulmak amacıyla Güney Kürdistan, İsviçre, Almanya ve Belçika’ya uzanan bir coğrafyada iz süren Berivan Bingöl, bu kadınların nasıl yaşadıklarını, gerillaya katılma sebeplerini, örgütteki deneyimlerini ve en önemlisi de annelik hallerini anlatıyor.

  • Künye: Berivan Bingöl – “Bizim Gizli Bir Hikâyemiz Var”: Dağdan Anneliğe Kadınlar, İletişim Yayınları, kadın, 200 sayfa, 2016

Hamit Erdem – 1920’li Yıllar ve Sol Muhalefet (2010)

Hamit Erdem ‘1920’li Yıllar ve Sol Muhalefet’te, Türkiye tarihinin en ilginç yıllarından birine odaklanıyor.

O yıllarda solun, ilk kez geniş yelpazede kitlelerin ilgi alanına girdiğini savunan Erdem, Eskişehir ve Ankara’da örgütlenen Yeşil Ordu Cemiyeti, Ankara’da kurulan (Hafi) -gizli- Komünist Parti, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ve Bakü’deki Türkiye Komünist Partisi gibi örgütleri irdeliyor.

1920 yılının, sol hareket açısından son derece karmaşık bir süreç olduğunu söyleyen Erdem, TBMM içinde ve Meclis dışında sol ve komünist partilerin kurulabildiğini, bunların yeni bir devletin kuruluş sürecinde görüşlerini açıkladığını ve siyasi mücadele içinde bulunduklarını belirtiyor.

  • Künye: Hamit Erdem – 1920’li Yıllar ve Sol Muhalefet, Sel Yayıncılık, tarih, 352 sayfa

Figen Algül – Topluluk Medyası (2016)

Bizde “topluluk medyası”nın en iyi örneklerinden biri, açık ara önde Nor Radyo’dur.

Figen Algül’ün bu sağlam çalışması, sadece Ermenice değil, Türkçe, Rumca, Adigece, Çeçence, Lazca, Hemşince ve Kürtçe dillerinde de yayın yapan; ayrıca LGBT bireylerden yeşil harekete, işsizlerden kadın hareketine pek çok kesimin kendini ifade ettiği Nor Radyo’yu iletişim biliminin ışığı altında inceliyor.

“Çokkültürlü ve çokdilli yayıncılığın yapıldığı Nor Radyo modeli ülkemizde demokrasinin gelişmesi açısından teşvik edilmeli.” Diyen Algül, genel olarak daha demokratik bir medya ortamı ve medya çoğulculuğu açısından da topluluk medyasının desteklenmesinin neden çok önemli olduğunu açıklıyor.

  • Künye: Figen Algül – Topluluk Medyası: Nor Radyo Örneği, Pales Yayınları

Benjamin Arditi – Liberalizmin Kıyılarında Siyaset (2010)

Benjamin Arditi ‘Liberalizmin Kıyılarında Siyaset’te, demokrasinin, liberal demokrat siyaset anlayışı dışında nasıl tasavvur edilebileceğini irdeliyor.

Bu yönüyle kitabın başlığındaki “kıyılar” da, liberalizmin sınırlarını zorlayan ya da onu bir karşı çıkışla aşma arayışında olan fenomenlere atfen kullanılmış oluyor.

Kimlik siyasetinin, eşitlik talebi yerine, gitgide ayrıcalık talebine dönüşmesi riski taşıdığı ve liberalizmin karşı çıktığı iktisadi ve siyasî “popülizm”in demokrasiye ters olmadığı, Arditi’nin burada sunduğu dikkat çeken tezlerden.

Arditi, aralarında Laclau, Žižek, Rancière ve Badiou’nun da bulunduğu günümüzün önde gelen düşünürleriyle hesaplaşıyor ve farklılık, popülizm, devrim ve ajitasyon kavramları çevresinde başka tür bir demokratik siyaset için stratejiler geliştiriyor.

  • Künye: Benjamin Arditi – Liberalizmin Kıyılarında Siyaset, çeviren: Emine Ayhan, Metis Yayınları, siyaset, 200 sayfa

Donatella della Porta – Demokrasi Seferberliği (2019)

1989’da Orta ve Doğu Avrupa’da ve 2011’de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da gerçekleşen iki demokrasi protestosu dalgası, demokrasinin gelişimine katkıda bulundu mu?

Donatella della Porta, bu iki süreçte deneyimlenmiş vakaları ayrıntılı bir bakışla karşılaştırarak demokrasi seferberliklerinde ortaya çıkan nedensel mekanizmaları gözler önüne seriyor.

Kitap, protesto olaylarının demokrasi için ne gibi fırsatlar yarattığını irdeleyerek çalışmasına başlıyor ve devamında da, toplumsal hareketlerin nasıl bir kaynak seferberliğine gittiklerini, sivil toplum örgütlerinin ne zaman ve nasıl protestoya katkıda bulunduklarını, protestolarda çeşitli aktörlerin etkileşimini ve milliyetçiliğin demokratikleşmeden ziyade onun aleyhine kullanıldığı durumları kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Porta’nın söz konusu demokratikleşme girişim ve seferberliklerini Macaristan, Polonya, Fas, Türkiye, Romanya, Arnavutluk, Libya ve Suriye gibi pek çok ülke üzerinden izlemesi de, çalışmayı ayrıca önemli kılıyor.

Künye: Donatella della Porta – Demokrasi Seferberliği: 1989 ile 2011 Yıllarının Karşılaştırması, çeviren: Aslınur Akdeniz Brehmer, Kafka Kitap, siyaset, 496 sayfa, 2019

Byung-Chul Han – Psikopolitika (2019)

“Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. Karşısında onu çalışmaya zorlayan bir efendi yoktur. Salt yaşamı mutlaklaştırarak çalışır.”

Byung-Chul Han, liberal kapitalizmin çağımızda değişen ve oldukça incelikli işleyen yeni iktidar tekniklerini irdeliyor.

Han’a göre, liberal kapitalizm, birebir baskı araçlarını kullanmak yerine, insanın bizzat kendisini baskı altına almasına aracılık eden baştan çıkarıcı, akıllıca yöntemlerle tahakküm kurar.

Han bunu yaparken, Jeremy Bentham’ın “Panopticon”, Walter Benjamin’in “Optik Bilinçdışı” ve Foucault’nun “Disiplin toplumu” kavramları üzerine düşünüyor.

Bu kavramları bir adım ileriye taşıyan düşünüre göre, Psikopolitik dünya bir nevi dijital bir Büyük Birader gibi işlemekte, bireylerin gönüllü olarak verdikleri verileri kullanarak onların davranışlarını yönlendirmektedir.

Han, bu akıllıca tasarlanmış gücün, kolektif bilinçaltının davranış biçimlerinin sınırsız şekilde kontrol altına alınmasına neden olduğunu söylüyor.

Han’ın kitabını, modern kapitalizmin şu anki işleyiş biçimine yakından bakmak isteyenlere öneririz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Neoliberal rejimin iktidar tekniği incelikli, kaygan, akıllı bir biçime bürünmüş olup hiçbir şekilde görünür değildir. Bu rejimde tabi durumdaki özne tabiyetinin farkında bile değildir. Egemenlik ilişkileri tümüyle görüş alanı dışındadır. Bu yüzden de kendini özgür sanır.”

“Yapabilme özgürlüğü, emir ve yasaklar dile getiren yapmalısından daha fazla zorlama üretiyor hatta. Yapmalısının bir sınırı vardır. Yapabilme ise sınır tanımaz.”

“Neoliberalizm bizzat özgürlüğü sömürmeye yarayan çok verimli, hatta zekice bir sistemdir. Heyecan, oyun ve iletişim gibi özgürlüğün pratiğine ve dışavurum biçimlerine ait ne varsa sömürülür. İnsanı iradesine karşı sömürmek verimli olmaz. Yabancı bir gücün sömürüsü fazla kazanç sağlamaz. Ancak özgürlüğün sömürülüşü sayesinde maksimum kazanca ulaşılır.”

“İnsan kendini ancak iyi bir ilişkide, diğer insanlarla mutlu bir birliktelik içinde gerçekten özgür hisseder. Neoliberal rejimin yönelmiş olduğu tümden tekilleşme bizi gerçekten özgür kılmaz. Böylelikle bugün sorulacak soru, kendisini zorlamaya dönüştüren uğursuz diyalektiğinden kurtulabilmek için özgürlüğü yeniden tanımlamamızın, yeniden icat etmemizin gerekip gerekmediğidir.”

“İktidar sadece o en olumsuz biçimlerinde, iradeleri kıran ve özgürlüğe karşı hayır diyen bir güç olarak belirir. Günümüzde iktidar giderek müsamahacı bir biçim almaktadır. Müsamahakârlığı, hatta dostluğu ile olumsuzluğundan sıyrılır ve kendisini özgürlük olarak sunar.”

“Güç kullanarak insanlara emir ve yasaklardan oluşan bir korse giydirmek için büyük çaba harcayan disiplinci iktidar verimsizdir. İnsanların kendiliğinden egemenlik ilişkilerine boyun eğmelerini sağlayan iktidar tekniğiyse çok daha verimli. Engellemek ya da baskılamak yerine harekete geçirecek, motive edecek, optimizasyon sağlayacaktır. Kendine has verimliliği, yasak ve yoksun bırakma yerine hoşnutluk ve tatmin sağlamasından kaynaklanır. İnsanlara boyun eğdirmek yerine, onlarda bağımlılık yaratmayı amaçlar.”

“Akıllı ve dost iktidar kendisine tabi öznelerin iradelerine karşı cepheden iş görmez, onların iradelerini onların çıkarları doğrultusunda yönlendirir. ‘Hayır’dansa ‘evet’ der, baskılayıcı olmaktan ziyade ayartıcıdır. Olumlu duygular uyandırıp bunları sömürmeye çalışır.”

“Bizi teşvik eden ve ayartan özgürlükçü, dost çehreli iktidar, talimat ve emir veren, tehdit eden iktidardan daha etkilidir. Mührü ‘Like/Beğendim’ simgesidir. Tüketerek, iletişimde bulunarak, hatta Like’ı tıklayarak tabi oluruz tahakküm ilişkilerine. Neoliberalizm ‘Beğendim’ kapitalizmidir. Bu kapitalizm disipline etmeyi amaçlayan zorlama ve yasaklarla iş gören 19. yüzyıl kapitalizminden tümüyle farklıdır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri, çeviren: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, siyaset, 104 sayfa, 2019

Henri Lefebvre – Şehir Hakkı (2016)

Kaleme alındığı 1967’de, düşünce tarihindeki şehir algısına özgün bir boyut kazandırdığı gibi, bugün de kentsel hareketlerin, kent çalışmalarının en önemli referans çalışmalarından biri olmaya devam eden bir kitap.

Henri Lefebvre’nin klasik yapıtı, şehirleşme sorununun ana hatlarını ve şehircilik ideolojisini derinlemesine irdelemek açısından iyi bir fırsat.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Mimarlar ve yazarlar kentin insancıl taraflarını ele alırken, devlet bilimsel yaklaşır katıdır. Müteahhitler ise tamamen kenti pazarlama peşinde olmuştur.”

“İnsanlık ancak çözebileceği sorunları önüne koyar, der Marx.”

“Şehirler var, bizler bu şehirlerde yaşıyoruz. Ve ‘Şehir Hakkı’ diye bir hak da var.”

“Şehir (ve kentsellik) teorisine, tarihe ve sosyolojiye zamansal ve mekânsal süreksizliklerin dahil edilmesi, bunları istismar etme hakkını vermez.”

Kent, dağılmış ve yabancılaşmış güncellik halinde, tohum ve potansiyel olarak ayak direr.”

“Kent yaşamından yoksun kalmış işçi sınıfı için pratik dolayısıyla politik bir sorun vardır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Şehir Hakkı, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 167 sayfa, 2016

Kolektif – Direnişin Mikropolitikası (2019)

Kapitalizm onurumuzu ayaklar altına alır, bizi her adımda aşağılar.

Peki, hem toplum olarak hem de bireysel anlamda ne gibi direniş imkânları ve pratikleri yaratabiliriz?

Bu güzel derleme, mikropolitikaya ilişkin güncel tartışmaları bir araya getirerek bu soruya ufuk açıcı yanıtlar vermesiyle büyük önem arz ediyor.

Özellikle mikropolitikanın her türlü iktidar karşısında faillerin özgürleşmesini, toplumsal ve politik olanın yeniden üretiminde mikropolitikanın nasıl bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymasıyla dikkat çeken derleme, faillik, direniş, toplumsallık ve siyasete dair sorulara farklı bakış açılarından yanıt arıyor.

Baskıcı oluşumların bu kadar egemen olduğu çağımızda, yeni bireysel ve kolektif mücadele biçimlerini nasıl yaratabileceğimiz üzerine derinleşmek isteyenlere tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Kolektif – Direnişin Mikropolitikası, editör: Mustafa Demirtaş, Pinhan Yayıncılık, siyaset, 280 sayfa, 2019

Mustafa Yıldız – Endülüs’te Felsefe, Din ve Siyaset İlişkisi (2016)

Endülüs’ün önde gelen üç filozofunun; İbn Bacce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’ün görüşlerinden hareketle, felsefenin, dinin ve siyasetin birbirine karşı konumlarını tartışan bir çalışma.

Mustafa Yıldız burada, bugün de bütün yakıcılığıyla yanıtlanmayı bekleyen şu sorulara cevap arıyor:

  • Dini hükümlere göre biçimlenen bir siyasal sistem içinde bilim ve felsefenin hükmü nedir?
  • Din ile felsefe arasındaki çatışmanın kaynağı nedir?
  • Din felsefeyi etkiler mi, felsefe dinî bilgileri sağlam bir kaynak olarak alır mı?
  • Dinde anlamın belirlenmesi neye göre olur?
  • Dinî bilgiler ile felsefede/bilimde ortaya konulan hakikatler çeliştiği zaman ne yapılmalıdır?
  • Yönetim mekanizmasında din bilginlerinin mi, yoksa filozofların mı bulunması uygundur?

Künye: Mustafa Yıldız – Endülüs’te Felsefe, Din ve Siyaset İlişkisi, Ötüken Yayınları, inceleme, 230 sayfa, 2016

Jeremy Brecher – Grev! (2019)

Jeremy Brecher, bize bugüne kadarki ABD emek tarihinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

İlk kez 1972’de yayımlanan, daha sonra farklı baskılarla güncellenen kitap, 1877’deki Büyük Kargaşa’dan 1977’deki UPS taşımacılar grevine, 1934’te Minneapolis sokaklarından 1960’lardaki Vietnam Savaşına, yoksulluğa ve ırkçılığa karşı kitlesel gösterilerden İllinois Decatur’a ve 1990’ların savaş alanına kadar, kitlesel işçi sınıfı eylemleri ve örgütlenmelerinin kapsamlı bir tarihini sunuyor.

Örgütlü işçilerin ve sınıf temelli toplumsal hareketlerin gücünü bir kez daha gözler önüne seren kitap, emek hareketi ve ABD tarihine önemli ve eleştirel bir perspektif sunmasıyla çok değerli.

Amerika’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana emek tarihi üzerine yayımlanmış en önemli kitaplardan biri olan ‘Grev!’in asıl vazgeçilmezliği ise, hem şirket gücüne hem de sendika bürokrasisine direnen sıradan insanların bakış açısı ve ruhunu yansıtarak tüm sınırları aşan işçi topluluğu dayanışmasını vurgulaması.

  • Künye: Jeremy Brecher – Grev!, çeviren: Tamer Tosun, Ayrıntı Yayınları, emek tarihi, 560 sayfa, 2019