Douglas Kellner – Medya Gösterisi (2010)

Douglas Kellner ‘Medya Gösterisi’nde, O. J. Simpson davası, Prenses Diana’nın ölümü, seks, cinayet ve skandallar gibi dünya gündemine oturan olayları, maçları, eğlenceyi, “son dakika” haberlerini ve medya eliyle şişirilen önemsiz olayları kapsayan medya kültürünü irdeliyor.

Kitabın ilk bölümü, modern hayatın her alanındaki medya gösterilerinin tanımlarını, eleştirel teoriyi ve kültürel çalışmaları kapsıyor.

İkinci bölümde, McDonald’s fast-food zincirinin küresel dinamiklerini ve Amerika’nın kültürel ürünlerinin tahsis edilme ve dünya çapında kullanılma yollarını inceliyor.

Yazar ardından, Michael Jordan ve Nike üzerinden, Amerikan sporlarının 90’lı yıllarda nasıl küresel popülarite kazandığını ele alıyor.

Kellner dördüncü ve son bölümde ise, O. J. Simpson davasından hareketle, Amerikan toplumunda cinsiyet, ırk ve sınıflar arasındaki kesişmelere ve bölünmelere ışık tutuyor.

  • Künye: Douglas Kellner – Medya Gösterisi, çeviren: Zeynep Paşalı, Açılım Kitap, medya, 352 sayfa

Mustafa Arslantunalı – Teknopolis: Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler (2016)

Teknoloji artık hayatımızın merkezinde.

Öyle ki, teknolojiden söz etmek, insana dair neredeyse her şeyden söz etmektir.

Mustafa Arslantunalı da, teknolojinin insanı yarattığı tezinden yola çıkarak yapay zekâ, internet ve ütopyaların zengin bir haritasını çıkarıyor.

Düz olmaktan ziyade farklı konulara açılan, bağlantılar kuran zengin bir kolaj olarak okunabilecek kitap, postmodernizmden romanın ölümünden sonraki çağın simgesi olarak telefona, siborglardan dijital kütüphanelere, big brother’dan big data’ya, özgür yazılımlardan Wikipedia’ya, transhümanizmden kıyametçi yapay zekâya, robotlardan işçi karıncalara ve kitaplardan e-kitaplara pek çok konuya uzanıyor.

Kitap, insan doğası ve teknoloji üzerine düşünenlerin keyifle okuyacakları bir metin.

  • Künye: Mustafa Arslantunalı – Teknopolis: Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler (İnternet, Yapay Zekâ ve Ütopyalar Üzerine Bir Kolaj Denemesi), İletişim Yayınları, bilim, 447 sayfa, 2019

Stein Ringen – Demokrasi Neye Yarar? (2010)

Stein Ringen, ‘Özgürlük ve Ahlaki Yönetim Üzerine’ alt başlığını taşıyan ‘Demokrasi Neye Yarar?’da, genellikle en sağlam sayılan demokrasilerin içyüzüne bakıyor ve hepsinin eksik olduğunu saptıyor.

İskandinav demokrasileri gibi, karşılaştırmalı bir ölçüyle en iyi olanların bile mutlak bir standart açısından bakıldığında yetersiz olduğunu söyleyen Ringen, demokrasinin nitel olarak, yani bu demokrasilerin performans bakımından zayıf olduğunu iddia ediyor.

“Eğer demokrasi gerileyecek olursa, uğrayacağımız kayıp ölçülemeyecek kadar büyük olur.” diyen Ringen, kitabına, demokrasinin ne olduğuna dair sorulara yanıtlar arayarak başlıyor.

İyi demokrasilerin ne kadar iyi olduğu; ekonomik demokrasiye ulaşılıp ulaşılamayacağı; refah devletlerinde demokrasinin durumu ve yoksulluk ile demokrasi arasındaki ilişki, Ringen’in bu bağlamda odaklandığı konulardan birkaçı.

  • Künye: Stein Ringen – Demokrasi Neye Yarar?, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, siyaset, 425 sayfa

Abdi İpekçi ve Ömer Sami Coşar – İhtilalin İçyüzü (2010)

Abdi İpekçi ve Ömer Sami Coşar’ın uzun soluklu araştırmalarının ürünü olan ‘İhtilalin İçyüzü’nün ilk bölümü 1962, ikinci bölümü de 1965 yıllarında Milliyet gazetesinde tefrika edilmişti.

Yazarlar burada, Türkiye’nin yakın siyasî ve sosyal hayatının en önemli olaylarından biri olan 27 Mayıs darbesini öncesi ve sonrasıyla ele alıyor.

Darbenin gizli kalmış yönlerini araştırıp tespit eden çalışma, bu yönüyle dönemin tarihi açısından büyük öneme haiz.

Ayrıca yazarların, Milli Birlik Komitesi’nde yer alan üyelerle yetinmeyerek, olaylara tanık olan başka kaynaklara da başvurmaları, çalışmayı nitelikli kılan hususların başında geliyor.

İpekçi ve Coşar, 1950 seçimlerinden önce orduda kurulan teşkilattan ve darbenin hazırlık aşamasından, iktidarı ele geçiren komitede yaşanan tasfiye hareketine kadar geçen dönemi, tanıklıklar ve belgelerle gözler önüne seriyor.

  • Künye: Abdi İpekçi ve Ömer Sami Coşar – İhtilalin İçyüzü, İş Kültür Yayınları, siyaset, 481 sayfa

Enzo Traverso – Geçmişi Kullanma Kılavuzu (2019)

“Bellek” genellikle tarihin eşanlamlısı olarak kullanılır, ama “tarih-aşırı” bir kategori halini alarak onu ele geçirme yönünde kendine özgü bir eğilim gösterir.

Böylece geçmişi, geleneksel olarak tarih diye adlandırılan disiplininkinden daha geniş ilmekli bir ağın içine alarak, bu geçmişe büyük ölçüde öznellik ve “yaşanmışlık” dozu katar.

Bellek günümüzde Batı toplumlarının kamusal uzamını istila etmiş halde.

En azından Enzo Traverso, böyle düşünüyor.

Traverso bu incelemesinde, bellek ve tarih algımızdaki dönüşümü kayda alıyor.

Geçmişin, şimdiki zamana eşlik ettiğini ve medyanın fazlaca abarttığı, kamusal güçlerin genellikle keyiflerince yönettiği bir “bellek” olarak şimdiki zamanın kolektif imgelemine kök saldığını belirten Traverso, belleğin, “anma takıntısı”na dönüştüğünü ve “bellek mekânları”nın değer kazanmasının, hatta kutsallaştırılmasının gerçek bir “yer tapınması” halini aldığını savunuyor.

Traverso, bundan böyle artık her şeyin bellek oluşturmak anlamına geldiğini ve geçmişin; kültürel duyarlılıklara, etik sorgulamalara ve şimdiki zamanın politik gereklerine göre ayaklanıp yeniden yorumlandıktan sonra kolektif belleğe dönüştüğünü ifade ediyor.

Yazara göre, tarihsel alanlar reklam stratejileriyle kitlelerin beğenisine hitap eden, düzenlenmiş ziyaret yerlerine ve müzelere dönüştürülmüş ve böylece “bellek turizmi” şekillenmiştir.

Kitap, tarih ile bellek arasındaki ilişkileri araştırmayı ve geçmişin kamusal kullanımlarının bazı veçhelerini tahlil etmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Enzo Traverso – Geçmişi Kullanma Kılavuzu: Tarih, Bellek, Politika, çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, tarih, 136 sayfa, 2019

Efe Baştürk – Biyonoetika’nın Doğuşu (2019)

Politik düşünce, Aristoteles’te nasıl gelişti?

Efe Baştürk, ‘Biyonoetika’nın Doğuşu’nda, Aristotolesçi politik felsefenin hangi düşünme, sorunsallaştırma ve kavramsallaştırma biçimleri sonucunda ortaya çıktığını irdeliyor.

Politikayı epistemolojik ve a-lethik bir mesele olarak ele alan Platon’un aksine Aristoteles, politikanın dünyasal bağlamına vurgu yapan bir felsefe geliştirdi.

Baştürk’ün eseri, tam da buradan yola çıkarak dünyasallığın anlamı ile bu anlamı oluşturan felsefi biçimlerin sorunsallaştırma mantığı üzerine düşünmesiyle önemli.

Aristotelesçi politika felsefesini Aristoteles’in çizmiş olduğu hangi güzergahlarla kavramak gerekir ve yine politika felsefesi hangi felsefi yaklaşımın bir izdüşümü olarak ortaya çıkmıştır?

Yazar bu sorunun yanıtını ararken, Aristotelesçi politika felsefesini kavramak için iki güzergah tespit ediyor: canlı[lık] ve yaşam.

Yazara göre bu iki alan, Aristoteles felsefesinde, fakat bilhassa politika felsefesinde, kritik işleve sahiptir, zira bunların her biri de Aristoteles felsefesinin dünyeviliğini içermektedir.

Çalışmanın, Aristotelesçi politika felsefesinin etik, biyoloji, metafizik ve psikoloji ile hangi noktalarda buluştuğunu ortaya koymasıyla da dikkat çektiğini söylemeliyiz.

  • Künye: Efe Baştürk – Biyonoetika’nın Doğuşu: Aristoteles Düşüncesinde Etik, Politika ve Canlı Yaşamın Yönetimi, Phoenix Yayınları, felsefe, 184 sayfa, 2019

Ferihan Polat – Din, Siyaset ve Seçmen (2010)

 

Ferihan Polat ‘Din, Siyaset ve Seçmen’de, Denizli kentine yönelik olarak, din faktörünün seçmen davranışları üzerindeki etkilerini araştırıyor.

Dinin, Türkiye siyasal hayatına yön veren bir unsur olduğu, pek çok siyasetçi ve sosyal bilimci tarafından kabul edilir.

Polat’ın çalışması, dindarlığın ve dini algılama biçiminin seçmen davranışlarında hangi düzeyde etkili olduğu konusunu araştırmasıyla dikkat çekiyor.

Dinin toplum ve toplumun din üzerindeki etkisi; siyasal toplumsallaşma süreçlerinde dinin, bireylerin değer sistemlerine nasıl katkı yaptığı; çeşitli dinlerin iktidar ve siyaset olgusuna yaklaşımları ve Türk laikliğinin özellikleri, Polat’ın irdelediği konulardan birkaçı.

  • Künye: Ferihan Polat – Din, Siyaset ve Seçmen, Çizgi Kitabevi, siyaset, 336 sayfa

Kıvanç Eliaçık – Baskıyı Durdurun (2010)

‘Baskıyı Durdurun’, Kıvanç Eliaçık’ın özellikle işçileri ve öğrencileri ilgilendiren olaylara dair kara mizah penceresinden bakan metinlerinden oluşuyor.

Yazar bu konulardan yola çıkarak, Avrupa ve Türkiye’de yaşanan siyasî ve kültürel gelişmeleri eleştirel bir gözle değerlendiriyor.

Uğur Kaymaz, Kemal Türkler, Aleksis Grigoropulos ve Güler Zere gibi isimler, Eliaçık’ın değerlendirmelerinde karşımıza çıkan isimlerden.

Ayrıca Ermeni soykırımı, uluslararası işçi grevi, eğitimli işsizler, greve katılan kadın işçiler ve linç kültürü, kitaptaki konu başlıklarından bazıları.

Yazarın olaylar arasında ilginç bağlantılar kurması ise, kitabı dikkat çekici kılan unsurların başında geliyor.

  • Künye: Kıvanç Eliaçık – Baskıyı Durdurun, Alan Yayıncılık, siyaset, 109 sayfa

Kadir Cangızbay – Siyasal İslam (2019)

Siyasal İslam’ın bütün karanlığıyla üzerimize çöktüğü, tam anlamıyla bir “modern Ortaçağda” yaşıyoruz.

Peki, siyasal İslam’ı ortaya çıkaran koşullar nedir ve günümüz dünyasında onu hangi bağlamda okumak gerekir?

İşte Kadir Cangızbay’ın elimizdeki çalışması, bir asalak olarak nitelediği siyasal İslam’ın tam olarak ne manaya geldiğini çok yönlü bir bakışla ortaya koyan, konu hakkında bir başvuru kaynağı.

Siyasal İslam’ı doğuran koşullar, laiklik, bilim, Aydınlanma ve Cumhuriyet gibi yakıcı konu ve kavramları bu bağlamda irdeleyen Cangızbay, bütün toplumu her taraftan kuşatmış bu karanlığın dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İster İslâm olsun, ister Hıristiyanlık veya herhangi başka bir din, referansı insan-üstü bir varlık, vaadi de hayat-ötesi bir dünya olan her türlü ideoloji, insanı ‘insanlığa karşı suç’ niteliğindeki caniliklere sürükler, bu tür canilikleri meşrulaştırmaya yönelik en elverişli düşünsel zemini ve doktrinsel dayanağı oluşturur.”

“Âmiyâne tabiriyle ‘allahsız’ neo-liberalizmin en elverişli aletleri, Allah’ı ‘öbür dünya’ya sürgün eden siyasal İslâmcılar olacaktır: İnsan-üstü bir referansa dayanarak biz insanlar üzerinde tahakküm kurma peşindeki ‘can’ düşmanı yaratıklar karşısında yapmamız gereken, ‘inanmak’ın insanın ‘bilgi öznesi’ olmaktan vazgeçmesine tekabül eden bir zül olduğunu haykırmak olmalıdır. Bunun ardından gelecek olan ise, ‘cihat’ ve ‘fetih’ diyenin gözü başkalarının vatanında, topraklarında, malında mülkünde, çoluğunda çocuğunda, karısında kızında olup, kafasında vatan kavramı, ruhunda da vatan sevgisi bulunmayan, molekülü vatandaş olan res-publica’da yaşama hakkı bulunmayan bir asalak olduğunu en açık-seçik biçimde yüzüne vurmaktır.”

  • Künye: Kadir Cangızbay – Post-Modern Pre-Modern’i Öpüyor: Siyasal İslam, Nika Yayınevi, siyaset, 360 sayfa, 2019

E. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur – Kürt Sorunu (2019)

Tarihsel olarak Kürt sorunu her zaman birincil olarak ulusal ve yerel bir sorun olmuştu.

Ta ki Suriye’deki durum ve son İstanbul yerel seçimleri yaşanana kadar.

Şimdi, Kürt sorununda bölgesel ve küresel aktörlerin ve dinamiklerin, ulusal ve yerel dinamiklerin önüne geçtiği bir süreç yaşanıyor.

  1. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur’un Diyarbakır, Van, Mardin, Tunceli ve Bingöl’de yaptıkları kapsamlı araştırmalara dayanan elimizdeki araştırma ise, bu kentlerde yaşayan Kürtlerin ve sivil toplum aktörlerinin görüşleriyle zenginleşmiş.

Kürt sorununda son dönemde yeni parametrelerin ortaya çıktığını belirten yazarlara göre, bu parametreler, Kürt sorununun bugünkü doğasını şekillendirdiğni söylüyor.

Yazarlara göre söz konusu parametreler de, Kürt sorununun bölgeselleştiği, kentleştiği, kentlerde orta sınıflaşma özelliği gösterdiği ve Kürt seçmenin kilit aktör konumuna gelmesidir.

Kitap temelde, bu üç gelişmenin Kürt sorununun tarihselliği içinde bugün önemli kırılma noktalarını oluşturduğu ve bugünün doğasını şekillendirmede belirleyici rol oynadığını inceliyor.

Yazarlar ayrıca, kayyumlar ile bölge insanının ve kentlerin tanışmasının Kürtlerin siyasete dair algılarında nasıl bir kırılma yarattığını da ele alıyor.

  • Künye: E. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur – Kürt Sorunu: Yerel Dinamikler ve Çatışma Çözümü, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2019