Brian Chapman – Polis Devleti (2025)

Brian Chapman’ın ‘Polis Devleti’ (‘Police State’) adlı kitabı, devletin güvenlik aygıtlarının özgürlüklerle nasıl çeliştiğini inceler. Yazara göre, polis gücü yalnızca suçla mücadele etmeyi değil, iktidarın toplumu kontrol etme aparatı olduğunu söylüyor. Kitap, polis devletinin yalnızca totaliter rejimlere özgü olmadığını, demokratik sistemlerde de farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini vurgular. Özellikle güvenlik adına yapılan gözetim, fişleme ve ifade özgürlüğünün sınırlandırılması gibi uygulamaların normalleşmesi, Chapman’a göre özgürlüklerin sessizce aşındığını gösterir.

Tarihsel olarak Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği gibi örneklerle polis devletinin uç formları ele alınır. Ancak yazar, modern demokrasilerde daha rafine yollarla benzer yapıların geliştiğine dikkat çeker. Polis gücünün orantısız şekilde alt sınıflar üzerinde kullanılması, güvenlik politikalarının aslında bir baskı mekanizması olduğunu ortaya koyar.

Chapman, polisliğin siyasal yönünü göz ardı etmemek gerektiğini belirtir. Güç, yalnızca baskı yoluyla değil, yasal ve bürokratik araçlarla da işler. Bu nedenle yurttaşların eleştirel düşünmesi ve devletin güvenlik söylemlerini sorgulaması gereklidir. Kitap, özgürlüğün yalnızca yok edilerek değil, korunuyor gibi gösterilerek de zayıflatılabileceğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Brian Chapman – Polis Devleti, çeviren: Erdal Şahin, Epos Yayınları, siyaset, 152 sayfa, 2025

Gilbert Achcar – Yeni Soğuk Savaş (2025)

Gilbert Achcar’ın bu kitabı, Kosova Savaşı’ndan Ukrayna Savaşı’na uzanan süreçte Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin arasındaki ilişkileri yeni bir Soğuk Savaş bağlamında analiz ediyor. ‘Yeni Soğuk Savaş: Birleşik Devletler, Rusya ve Çin Kosova’dan Ukrayna’ya’ (‘The New Cold War: The United States, Russia and China From Kosovo to Ukraine’), bu üç büyük gücün küresel arenadaki rekabetini, çatışma noktalarını ve iş birliği alanlarını tarihsel bir perspektifle ele alıyor. Kitap, 1990’lardaki tek kutuplu dünya düzeninin ardından Rusya ve Çin’in yükselişiyle birlikte ABD hegemonyasının nasıl sorgulanmaya başladığını ve bu durumun yeni bir jeopolitik gerilim dönemini tetiklediğini savunuyor. Yazar, Balkanlar, Ortadoğu ve Doğu Avrupa gibi bölgelerdeki çatışmaları bu büyük güçlerin rekabetinin yansımaları olarak yorumluyor.

Achcar, yeni Soğuk Savaş’ın klasik Soğuk Savaş’tan farklı özellikler taşıdığını vurguluyor. İdeolojik bir kutuplaşmanın yerini ekonomik rekabetin ve bölgesel nüfuz mücadelelerinin aldığını belirtiyor. Ancak, nükleer silahların varlığı ve büyük güçler arasındaki potansiyel çatışma riskinin hala önemli bir tehdit oluşturduğunu da göz ardı etmiyor. Kitap, Ukrayna Savaşı’nı bu yeni Soğuk Savaş’ın kritik bir aşaması olarak değerlendiriyor ve bu savaşın küresel güç dengelerini nasıl daha da değiştirebileceği üzerine öngörülerde bulunuyor. Achcar, bu karmaşık jeopolitik ortamda uluslararası ilişkilerin geleceği ve barışın korunması için yapılması gerekenler üzerine de düşüncelerini paylaşıyor.

Kitap, günümüz dünya politikasını anlamak için önemli bir çerçeve sunuyor. Achcar, büyük güçlerin arasındaki rekabetin sadece bölgesel çatışmaları değil, aynı zamanda küresel ekonomi, uluslararası kurumlar ve insan hakları gibi alanları da nasıl etkilediğini gösteriyor. Kitap, okuyucuyu bu karmaşık ve tehlikeli yeni dönemin dinamikleri hakkında derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Gilbert Achcar – Yeni Soğuk Savaş: Birleşik Devletler, Rusya ve Çin Kosova’dan Ukrayna’ya, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2025

Max Horkheimer – Alacakaranlık (2025)

Max Horkheimer’ın bu kitabı, 1926-1931 Almanya’sına dair kısa notlardan, kısa öykü ve denemelerden oluşuyor. ‘Alacakaranlık: Almanya’dan Notlar, 1926-1931’ (Dämmerung. Notizen in Deutschland’), Weimar döneminin çalkantısı, yükselen milliyetçilik, antisemitizm ve toplumsal huzursuzluk yansıtılıyor.

Horkheimer, keskin gözlemleriyle dönemin ideolojik kaymalarını ve siyasi kutuplaşmayı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Notlar, faşist rejimlerin yükselişine zemin hazırlayan psikolojik dinamiklere dair ipuçları sunuyor. Aforizma benzeri yoğun ifadelerle aydınların rolü, kitle manipülasyonu ve özgürlüklerin kısıtlanması gibi temalar işleniyor. Eleştirel düşüncenin önemi vurgulanıyor.

Kitap, gelecekteki felaketlerin habercisi gibi okunabilir. Horkheimer’ın eleştirel teorisinin erken izlerini taşıyan bu notlar, toplumsal adaletsizliklere karşı duyulan kaygıyı gösteriyor. Weimar dönemi Almanya’sına dair çarpıcı bir portre sunarken, günümüz tehlikelerine karşı da düşündürüyor.

Bu kitap, en çok da burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki mesafenin varsaydığımızdan çok daha küçük olduğunu gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Max Horkheimer – Alacakaranlık: Almanya’dan Notlar, 1926-1931, çeviren: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, anlatı, 168 sayfa, 2025

Martin Jay – Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü (2025)

 

Martin Jay’in bu çalışması, Aydınlanma düşüncesinin temel kavramlarından biri olan “akıl”ın Frankfurt Okulu içindeki dönüşümünü ele alır. ‘Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü: Geç Dönem Eleştirel Kuram Üzerine’ (‘Reason after Its Eclipse: On Late Critical Theory’), özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, “akıl” kavramının nasıl eleştirildiğini ve yeniden tanımlandığını tartışıyor.

Kitap, Max Horkheimer ve Theodor Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği eserindeki akıl eleştirisini merkez alarak başlar. Bu düşünürlere göre, akıl kendi araçsal doğası içinde çökmüş, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkmıştır. Jay, bu eleştirinin modernliğe karşı bir karamsarlık ürettiğini belirtiyor.

Ancak Jay, Frankfurt Okulu’nun sonraki kuşaklarında – özellikle Jürgen Habermas’ta – akla yönelik daha yapıcı bir yaklaşımın geliştiğini gösteriyor. Habermas’ın iletişimsel akıl kuramı, aklı yeniden normatif bir temel olarak kurmaya çalışıyor.

Yazar, Antik Yunanlardan Kant, Hegel ve Marx’a uzanan Batılı kanonun konuya değgin yaklaşımlarını serimliyor.

Jay, kitabında yalnızca Frankfurt Okulu’nun iç gelişimini değil, aynı zamanda bu tartışmaların günümüz siyasal ve felsefi bağlamdaki etkilerini de değerlendirir. Böylece “akıl” kavramının krizinin, sadece akademik değil, toplumsal sonuçları da olduğu ortaya konur.

Kitap, eleştirel teorinin gelişiminde aklın geçirdiği evrimi takip eden, ustaca yazılmış tarihsel ve felsefi bir inceleme.

  • Künye: Martin Jay – Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü: Geç Dönem Eleştirel Kuram Üzerine, çeviren: Arif Geniş, Dipnot Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2025

Kolektif – Kömür Karası (2025)

“Bu 301 kişi neden öldü? Burası çok iyi bir işletme, çok kurumsal bir işletme; size çok güzel para veriyor, çok iyi davranıyor; bütün görevlerinizi yapıyorsunuz, sensörleriniz çok iyi çalışıyor, her şey çok yolunda ve hâlâ o işletmede çalışıyorsunuz, anladım. Patron, tutukluların bile maaşını yatırıyor, sigortasını ödüyor; böyle işletmede çalışılmaz mı, anladım. Her şey çok iyiydi, herkes madende gezdi; sıcak yok, nem yok, koku yok, monoksit yok; patlamalarda işçiler dışarı çıkartılıyor, kimse kimseye sesini yükseltmiyor… Bu 301 kişi niye öldü, sorusunun cevabı yok. Benim anladığım kadarıyla bu saatten sonra bu soruya cevap vermek isteyen yok. Kalkıp sırayla diyeceksiniz ki ‘benim işim değil, benim yetkim değil; ben bilmiyorum, amirim bilir, müdürüm bilir; ben işimi yaptım’. Bunları deyip oturacaksınız ve bunun sizi cezadan kurtaracağını düşüneceksiniz. Eğer gerçekten yeni bir şey söylemek isteyen olursa biz buradayız, ben buradayım.”

“Ben buradayım” diyen Avukat Selçuk Kozağaçlı ve yine “orada” olan Avukat Can Atalay, halen Silivri Cezaevi’nde. Katliam sanıklarından ise cezaevinde olan tek bir kimse yok. Elinizdeki kitap, Soma yargılamasının ve kimlerin nerede durduğunun unutulmaması için bir özet bırakma çabası.

  • Künye: Kolektif – Kömür Karası: Soma Katliamı Yargılaması, hazırlayan: Göksun Gökçe Göndermez, Zoe Kitap, hukuk, 464 sayfa, 2025

Arthur Borriello, Anton Jäger – Popülist Moment (2025)

Arthur Borriello ve Anton Jäger’in bu kitabı, 2008 küresel mali krizi sonrasında Batı’da yükselen sol popülist hareketleri inceliyor. ‘Popülist Moment: 2008 Krizi Sonrası Bir Sol Muhasebe’ (‘The Populist Moment: The Left after the Great Recession’), bu hareketlerin yükselişini tetikleyen koşulları derinleşen eşitsizlik, sivil toplumun zayıflaması ve geleneksel kurumlara duyulan güvensizlik olarak sıralıyor.

Yunanistan’daki Syriza, İspanya’daki Podemos, Fransa’da Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa ve ABD’deki Bernie Sanders hareketi gibi örnekler üzerinden, bu sol popülist girişimlerin ortak özelliklerini ve karşılaştıkları zorlukları analiz ediyorlar. Borriello ve Jäger, bu hareketlerin verili düzene karşı çıkan söylemlerini, karizmatik liderlerini ve doğrudan demokrasi vurgularını ön plana çıkarırken, zayıf parti yapıları ve heterojen tabanlarını da eleştiriyorlar.

Kitap, sol popülizmin hem bir semptom hem de bir aktör olarak ortaya çıktığını savunuyor; mevcut sosyo-ekonomik koşulların ürünü olmakla birlikte, bu koşulları değiştirmeye yönelik bir çaba olarak değerlendiriliyor. Yazarlar, bu hareketlerin bazı başarısızlıklarına rağmen, onları doğuran koşulların hala geçerli olduğunu ve gelecekteki sol girişimlerin de popülist bir karakter taşıyacağını öngörüyorlar.

Sonuç olarak, ‘Popülist Moment’, 2010’lu yılların sol popülist yükselişinin kapsamlı bir değerlendirmesini sunarken, bu deneyimlerden çıkarılacak derslere ve gelecekteki sol siyaset için olası yollara ışık tutuyor.

  • Künye: Arthur Borriello, Anton Jäger – Popülist Moment: 2008 Krizi Sonrası Bir Sol Muhasebe, çeviren: Ertuğrul Genç, İletişim Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2025

Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları (2025)

Thomas Hobbes’un bu kitabı, Hobbes’un siyaset felsefesinin temelini oluşturan ve daha sonraki başyapıtı Leviathan’ın öncüsü niteliğinde olan bir çalışmadır. ‘Hukukun Unsurları’ (‘The Elements of Law – Natural and Politic’), insan doğasını ve toplumsal düzenin nasıl ortaya çıktığını mekanikçi ve materyalist bir bakış açısıyla ele alır. Ona göre, insan doğası temelde bencildir ve her birey kendi varlığını sürdürme ve arzusunu tatmin etme eğilimindedir. Bu doğal durumda, herkesin herkesle savaş halinde olduğu bir kaos ortamı hüküm sürer ve güvenlik, düzen veya istikrar söz konusu değildir.

Hobbes, bu doğal durumdan çıkış yolunun, bireylerin doğal haklarının bir kısmını, ortak bir gücü temsil eden egemen bir otoriteye devretmeleriyle mümkün olacağını savunur. Bu egemen güç, yasaları koyma ve uygulama yetkisine sahip olmalı, böylece toplumsal düzeni sağlayabilir ve bireylerin güvenliğini temin edebilir. Hobbes, en etkili egemenlik biçiminin monarşi olduğunu düşünse de, önemli olanın egemenin gücünün mutlak ve bölünmez olmasıdır. Egemenin temel görevi, barışı ve güvenliği sürdürmektir ve bireylerin bu amaçla egemenin otoritesine itaat etmeleri zorunludur. Hobbes, adaletin ve hukukun ancak egemenin iradesiyle tanımlanabileceğini, doğal bir adalet anlayışının olmadığını ileri sürer. ‘Hukukun Unsurları’, Hobbes’un doğa durumu, doğal haklar, toplumsal sözleşme ve egemenlik gibi temel kavramlarını ilk kez detaylı bir şekilde ele aldığı önemli bir eserdir ve siyaset felsefesi tarihindeki etkili düşünürlerden birinin fikirlerinin gelişimini anlamak için kritik bir kaynaktır.

  • Künye: Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları, çeviren: Ayşe Çevik, Fol Kitap, hukuk, 256 sayfa, 2025

Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri (2025)

Marc Edelman ve Saturnino Borras’ın bu çalışması, küresel tarım hareketlerinin doğuşunu, gelişimini ve siyasi etkilerini çok yönlü inceliyor. ‘Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri’ [‘Political Dynamics of Transnational Agrarian Movements (Agrarian Change & Peasant Studies’)], neoliberal politikaların tarım üzerindeki dönüştürücü etkilerine karşı oluşan ulusötesi çiftçi ve köylü hareketlerinin sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmadığını, gıda egemenliği, toprak reformu, çevresel adalet ve demokratik katılım gibi geniş bir siyasi mücadele yürüttüğünü savunuyor. Kitap, bu hareketlerin farklı ulusal ve bölgesel bağlamlarda nasıl örgütlendiğini, hangi stratejileri benimsediğini ve uluslararası düzeyde nasıl ittifaklar kurduğunu detaylıca ele alıyor.

Edelman ve Borras, ulusötesi tarım hareketlerinin başarısının sadece yerel mücadelelerin gücüne değil, farklı aktörler arası etkileşimlere, bilgi ve kaynak paylaşımına ve ortak siyasi gündemlerin oluşmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Yazarlar, bu hareketlerin uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları ve diğer sosyal hareketlerle kurduğu karmaşık ilişkileri inceleyerek, küresel siyaset üzerindeki etkilerini değerlendiriyor. Kitap ayrıca, ulusötesi tarım hareketlerinin karşılaştığı zorlukları, içsel bölünmeleri ve devletlerle olan mücadelelerini de ele alarak, bu hareketlerin gelecekteki potansiyelleri ve sınırlılıkları üzerine eleştirel bir bakış sunuyor. Kitap, küresel tarım politikaları, sosyal hareketler ve uluslararası ilişkiler alanlarına ilgi duyanlar için önemli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri, çeviren: Didar Kalafat, Nota Bene Yayınları, tarım, 200 sayfa, 2025

Michela Murgia – Nasıl Faşist Olunur (2025)

Michela Murgia’nın ‘Nasıl Faşist Olunur’ (‘Istruzioni per diventare fascisti’) adlı eseri, faşizmin temel mekaniklerini ve söylemlerini ironik ve keskin bir dille inceleyen bir deneme. Murgia, faşizmin sadece geçmişte kalmış bir ideoloji olmadığını, aksine günümüz toplumlarında farklı kılıklarda yeniden üretilebilecek tehlikeli bir zihniyet olduğunu savunuyor. Kitap, faşist düşünce biçiminin nasıl adım adım inşa edildiğini, hangi psikolojik ve sosyal dinamiklerden beslendiğini ve dilin bu süreçteki kritik rolünü örnekler üzerinden gösteriyor. Murgia, “biz ve onlar” ayrımının yaratılması, düşman figürlerinin oluşturulması, lider kültünün yüceltilmesi, eleştirel düşüncenin bastırılması ve duygusal manipülasyon gibi faşizmin temel araçlarını anlaşılır bir şekilde analiz ediyor.

Yazar, faşizmin sadece siyasi bir rejim biçimi olmadığını, aynı zamanda gündelik hayatta kendini gösterebilen bir tutum ve davranışlar bütünü olduğunu vurguluyor. Farklı toplumsal kesimlerde, hatta apolitik gibi görünen alanlarda bile faşist eğilimlerin nasıl filizlenebileceğine dikkat çekiyor. Murgia, dilin ve söylemin faşist ideolojinin yayılmasındaki ve meşrulaşmasındaki gücünü irdeliyor. Basit ve etkili sloganlar, düşmanlaştırıcı metaforlar ve manipülatif dil oyunlar aracılığıyla faşist düşüncenin nasıl kitlelere nüfuz ettiğini ve kabul gördüğünü örneklerle açıklıyor.

Kitap, faşizmin güncel tezahürlerini anlamak, bu tehlikeli ideolojiye karşı bilinçli bir duruş sergilemek ve demokratik değerleri savunmak için önemli bir okuma sunuyor. Murgia’nın ironik üslubu, konunun ciddiyetini azaltmadan okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyor.

  • Künye: Michela Murgia – Nasıl Faşist Olunur: Bir Kılavuz, çeviren: Güzin Molo, Holden Kitap, siyaset, 80 sayfa, 2025

Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP (2025)

Mustafa Sönmez, 1970’ten itibaren Türkiye ekonomisinin nabzını tuttuğu uzun soluklu iktisat kariyerinde bu kez odağına AKP’nin iktidar yolculuğunu alıyor. Yazarın AKP üzerine derinlemesine çalışmaları, bu kitabında yeni bir boyut kazanıyor: Sönmez, AKP’nin ekonomi politikalarını salt iktisadi bir çerçevede ele almakla kalmıyor, bu politikaların aslında daha büyük bir amaca, “İslamo-faşist” bir rejim inşasına hizmet eden bir araç olduğunu savunuyor. Bu bakış açısıyla kitap, ekonomi tartışmalarının ötesine geçerek siyasi bir analiz sunuyor.

AKP’nin yaklaşık çeyrek asırlık geçmişini bir bütün olarak değerlendiren bu eser, iktidarın ideolojik hedeflerine ulaşmak için neoliberal politikaları nasıl ustaca kullandığını, yeri geldiğinde bu rotadan neden saptığını ve bu sürecin kaçınılmaz olarak yol açtığı ekonomik zorlukları ve potansiyel bir iflas senaryosunu gözler önüne seriyor. Kitabın güncelliğini ve önemini artıran bir nokta ise, yazarın muhalefetin bu karmaşık tablo karşısında nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair yaptığı kritik vurgular.

Türkiye tarihinde büyük bir kırılma yaratan 19 Mart 2025 sürecini de değerlendiren çalışma, sadece geçmişi ve bugünü değil, aynı zamanda geleceğe dair de önemli ipuçları sunarak okuyucuyu Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceği üzerine düşünmeye davet ediyor. Sönmez’in bu kitabı, AKP’nin iktidar serüvenini anlamak ve geleceğe yönelik çıkarımlar yapmak isteyen herkes için ufuk açıcı bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP: Erdoğan’ın 3 Devri, Nota Bene Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2025