Kolektif – Behice Boran Kitabı (2018)

Behice Boran, Türkiye’de sosyalizm idealini dillendirmenin bile büyük cesaret sayıldığı bir dönemde, bütün baskı ve dayatmalara karşı durarak sosyalizmin Türkiye’deki yolculuğuna tarihsel katkılarda bulundu.

Bunun yanı sıra Boran’ı, Türkiye yakın siyaset tarihinin önemli bir figürü olduğu gibi, ülkedeki başka pek çok ilke imza atmış öncü bir kadın olarak da biliriz.

İlk kadın sosyolog, ilk sosyalist kadın milletvekili ve ilk kadın siyasi parti başkanı, bu ilklerden yalnızca birkaçı.

İşte bu kitap da, Behice Boran üzerine farklı kişilerin yazıları ile kendisinin seçme metinlerini bir araya getiriyor.

Kitabın yazarları, Behice Boran’ın düşünce dünyasını ve siyasi mücadelesini kapsamlı bir bakışla serimliyor, kendisinin bir sosyalist, bilim insanı, kadın ve siyasetçi olarak portresini ortaya koyuyor.

Kitabın devamında da, Behice Boran’ın felsefesini en iyi veren seçme metinlerine yer verilmiş.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlhan Tekeli, Hasan Ünal Nalbantoğlu, Gökhan Atılgan, Fatmagül Berktay, Can Açıkgöz, Oya Baydar, Metin Çulhaoğlu, Semih Gümüş ve Nabi Yağcı.

Künye: Kolektif – Behice Boran Kitabı, hazırlayan: Emir Ali Türkmen, Dipnot Yayınları, siyaset, 548 sayfa 2018

James Bamford – Sırlar Evreni (2009)

James Bamford ‘Sırlar Evreni’nde, ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) dinleme ve istihbarat ağını anlatıyor.

Dünyanın en güçlü haber alma teşkilatı olan NSA’nın gizli rolüne odaklanan Bamford, teşkilatın tüm dünyaya meydan okuduğunu gözler önüne seriyor.

Kurulduğu esnada tek amacı, inatçı Rus şifre sistemini kırmak ve bu ülkenin en gizli haberleşmesini dinlemek olan teşkilat, daha sonra büyük teknik olanaklara, çok sayıda personele ve devasa bir bütçeye sahip olacaktı.

Bamford, iyi bir araştırmacı gazetecilik ürünü olan çalışmasında, başlarda tek bir hedefi olan NSA’nın, güçlü bir organizma haline gelişini ve ardından büyük bir bataklığa saplanışını anlatıyor.

  • Künye: James Bamford – Sırlar Evreni, çeviren: Suat Kemal Angı, Dost Kitabevi, siyaset, 716 sayfa

Arthur Schopenhauer – Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine (2009)

‘Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine’, Alman filozof Arthur Schopenhauer’un iki makalesini bir araya getiriyor.

İnsanı en ahlaksız ve en bencil varlık olarak tanımlayan Schopenhauer, günümüz dünyasını maskeli baloya benzetir.

Filozof, maskeli balonun devam ettiğine dair en iyi işaretin de, “Alçaklığın gördüğü himaye, erdemin çektiği aldırmazlık, hakikate ve büyük yeteneklere tahammülsüzlük hatta garazkârlık, bilim adamlarının kendi sahasındaki cehaleti, halis mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sadece sahtelerinin baş tacı edilmesi”dir.

Schopenhauer, böylesi bir toplumda ahlak, hukuk ve siyasetin nasıl hayat bulacağını irdeliyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 127 sayfa

Mehmet İnanç Turan – Yaşanmamış Sosyalizm (2009)

Mehmet İnanç Turan ‘Yaşanmamış Sosyalizm’ başlıklı bu kitabında, SSCB deneyimi üzerinden, sosyalizmin başarısızlığında rol oynayan teoriyi ve politikayı inceliyor; solun bu çözülüşü uzun boylu düşünerek, tartışması ve bundan gerekli sonuçları nasıl çıkarabileceğini tartışıyor.

Turan, Sovyetler Birliği’nde, Marksist teorinin bir dönemden sonra bozulmaya, yozlaşmaya başladığını ve Sovyetler’in bu nedenle bir geçiş toplumu olduğunu iddia ediyor.

“Kökü görmek demek özü görmek demektir.” diyen yazar, yozlaşmaya neden olduğunu söylediği teorik ve politik etkenlerin kaynağına inmeye çalışıyor ve ardından, günümüz sol siyasetin bundan nasıl dersler çıkarılabileceğine odaklanıyor.

  • Künye: Mehmet İnanç Turan – Yaşanmamış Sosyalizm, Yordam Kitap, siyaset, 175 sayfa

Yener Orkunoğlu – Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus (2018)

Milliyetçilik, özgürlüğün önündeki en büyük engel.

Peki, felsefi açıdan bu denli zayıf olduğu halde, milliyetçilik neden ve nasıl etkin bir politik güç haline geldi?

Yener Orkunoğlu’nun bu nitelikli çalışması, son iki yüz elli yılda millet ve milliyetçilik üzerine ünlü düşünürlerin dile getirdiği görüşleri bir araya getirmesiyle büyük öneme haiz.

Orkunoğlu çalışmasında bunu yapmakla yetinmiyor, aynı zamanda 19. yüzyılda milliyetçiliğin gerçek bir analizinin yapılamamasının ve ihmal edilmesinin nedenlerini araştırıyor, milliyetçiliğin dayandığı ilkeleri gözler önüne seriyor ve milliyetçiliğin gücünü kıracak önemli bir tez olarak Demokratik Ulus tezinin neden savunulması gerektiğini detaylı bir perspektifle tartışıyor.

Modern çağın dini olan milliyetçiliğin güçlü olması ve ona karşı ideolojik mücadelenin yavaşlığı, cesaretimizi kırmamalıdır. Milliyetçi ideolojiye karşı mücadeleye girişenler, en küçük başarılardan memnun olmalı, uzun sürecek olan bu mücadelede hem kararlı hem sabırlı olmayı öğrenmelidirler.” diyen Orkunoğlu, bu mücadelenin bir yolu olarak, uzunca bir süredir moda haline gelmiş post-modern ideolojilere taviz vermeden, Marksist teoriyi çıkış noktası olarak alıyor.

  • Künye: Yener Orkunoğlu – Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus, İletişim Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2018

Kolektif – Cumhuriyet ve Modernleşme (2015)

Cumhuriyet ve modernleşme meselesi, kimi zaman gerilimi yükselen tartışmalara konu olageldi.

Bu kitap ise, söz konusu tartışmaları çok yönlü bir yaklaşımla bir araya getiriyor.

Siyasetten iletişime, hukuktan ekonomiye uzanan geniş bir perspektif eşliğinde, Türkiye’nin son yüzyılına bakmak isteyenlere önerilir.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet ve Modernleşme, editör: Ahmet Emre Ateş, Doğu Kitabevi

Aykut Küçükkaya – Yüzyılın Yolsuzluk Oyunu (2009)

AKP’yle ilgili yolsuzluk iddialarındaki artış, herkesin malumu.

Cumhuriyet gazetesinde uzun bir süre Deniz Feneri’ni, Yimpaş’ı ve Kombassan’ı yazan Aykut Küçükkaya da, ‘Yüzyılın Yolsuzluk Oyunu’ başlıklı çalışmasında, bu yolsuzluk iddialarının en dikkat çekicilerinden olan AKP ile Deniz Feneri arasındaki ilişkinin izini sürüyor.

Yazar, Alman mahkemesince “yüzyılın bağış skandalı” olarak tanımlanan Deniz Feneri e.V davasının siyasî ilişkiler ağının kimlere ve nerelere uzandığını anlatıyor.

Söz konusu bağlantıları, 1989-2009 zaman aralığında irdeleyen Küçükkaya, süreci kapsamlı bir şekilde incelerken, öne çıkan aktörleri de isim isim açıklıyor.

  • Künye: Aykut Küçükkaya – Yüzyılın Yolsuzluk Oyunu, Cumhuriyet Kitapları, siyaset, 174 sayfa

Stefo Benlisoy – İstanbul’un Irgatları (2018)

“Türkiye işçileri, Ermeniler, Yahudiler, Rumlar ve Türkler, elinizi verin, iş kollarınızdaki sendikalarda sosyalistçe birleşin; çünkü o görkemli çıkarlarınızı ancak böyle müdafaa edebileceksiniz.” – O Ergatis Gazetesi, 1910

İkinci Meşrutiyet döneminde örgütlenmiş, ağırlığını Rumların oluşturduğu Türkiye Sosyalist Merkezi, İstanbul’un ilk sosyalist kurumu sayılır.

Stefo Benlisoy’un elimizdeki nitelikli incelemesi, söz konusu örgütün kuruluşu ve çalışmalarını kapsamlı bir bakışla irdeliyor, ayrıca dönemin siyasi ve toplumsal bir fotoğrafını da çekerek önemli bir boşluğu dolduruyor.

Çalışmanın odağında ise, Türkiye Sosyalist Merkezi’nin Haziran 1910’da yayımlamaya başladığı on beş günlük O Ergatis (Irgat) adlı gazete yer alıyor.

Türkiye Sosyalist Merkezi’nin önemi, İstanbul’da dikkat çekici bir işçi mücadelesi yaratmasının yanı sıra, Osmanlı’nın başkentinde güçlü bir grev dalgasının ortaya çıkışında önemli rol üstlenmesi, ayrıca daha sonra Türkiye ve Yunanistan’da güç kazanacak bir işçi kuşağını yaratmayı başarmasıdır.

Benlisoy, bu özgün hareketi merkeze alarak İstanbul’daki ilk 1 Mayıs kutlamasını, Osmanlı meclisindeki sosyalizm tartışmalarını, Bomonti çocuk işçilerini, ilk sosyalist kadın örgütlenmesini ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Ezilenlerin geleneğinde önemli yer tutan bu hareketi ve ülkenin işçi mücadele tarihinin önemli bir aşamasını merak edenler bu çalışmayı sevecektir.

  • Künye: Stefo Benlisoy – İstanbul’un Irgatları: II. Meşrutiyet’te Sosyalist Bir İşçi Örgütü, İstos Yayın, tarih, 200 sayfa, 2018

Ilan Pappé – İsrail Hakkında On Mit (2018)

Bu kitap hakkında yazmaya başlamadan önce, şunu vurgulayalım:

Ilan Pappé , sürgünde yaşayan ve İsrail’in Filistin’de yürüttüğü politikalara karşı çıkan önemli bir tarihçi.

Aynı zamanda empati sahibi bir İsrailli aydın olarak Pappé, çalışmalarında hep Filistin’den yana tavır koydu.

Pappé’nin elimizdeki kitabı ise, İsrail-Filistin sorunuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayanlar için aydınlatıcı bir rehber.

Kitap her şeyden önce, İsrail tarafından dillendirilen mitlerin, Filistin halkı üzerinde kurduğu baskıyı sürdürmek için nasıl muazzam bir propaganda yürüttüğünü ve İsrail tarafından yapılan bu dayatmaların Batılı ülkelerce nasıl da sorgusuz sualsiz kabul edildiğini gözler önüne seriyor.

  • Balfour Deklarasyonu döneminde Filistin boş bir ülke miydi?
  • Siyonizm nasıl oluştu ve ulus inşasının erken dönemlerinde nasıl roller üstlendi?
  • Filistinliler, 1948’de anavatanlarını gönüllü bir şekilde mi terk etti?
  • Haziran 1967’deki büyük savaş, hep söylenegeldiği gibi “seçeneksiz bir savaş” mıydı?
  • İsrail Ortadoğu’daki tek demokrasi midir?
  • Siyonizm, Musevilik ve sömürgecilik arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?

Pappé, bu sorulara tatmin edici yanıtlar verirken, aynı zamanda İsrail’in nasıl kötücül bir propaganda mekanizmaları oluşturarak Filistin’deki varlığını meşruymuş gibi gösterdiğini de ortaya koyuyor.

Bölgeyi daha iyi kavramak ve İsrail-Filistin sorunu hakkında aydınlanmak için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Ilan Pappé – İsrail Hakkında On Mit, çeviren: S. Erdem Türközü, Nika Yayınevi, siyaset, 224 sayfa, 2018

Yasin Durak – Emeğin Tevekkülü (2018)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Nisan tarihli AKP grup toplantısında şöyle demişti:

“Sanayicilere sesleniyorum. Bir tane fabrikada grev söz konusu mu? Böyle bir şeyde anında müdahalemizi yapıyoruz. Ve OHAL anında bir çözüm kaynağı oluyor.”

Yasin Durak’ın, şimdi ikinci baskısı yapılan ‘Emeğin Tevekkülü’ de, Konya’daki çalışma ilişkilerindeki “dindar-muhafazakâr” görünüm üzerinden, Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik-politik seyrinde, eşitsizliği pekiştiren uygulamaların büyük ölçüde neo-liberal İslamcı iktidar bloğu eliyle yürütüldüğünü gözler önüne seriyor.

Her şey bir yana, sadece 2000’li yıllar dahi, dindar-muhafazakârlığın neo-liberal kapitalizme bağlılık yemini ettiğinin ispatı olarak karşımızda duruyor.

Neoliberalist kapitalist vahşet, sınır tanımıyor.

Fakat her seferinde, bu vahşetten çıkar sağlayanlar, var olan eşitsizliği bin bir türlü oyunla örtbas ediyor.

İşte Türkiye’de bu oyunların en öne çıkanlarından biri de, din faktörüdür.

Bu kitaba katılan görüşmecilerden biri şöyle diyor:

“Hepsi Allah’tandır… işvereni zenginlikle sınıyor işte. Onun sınavı o, benim sınavım bu, fakirlik…”

Durak’ın önemli çalışması, dindarlığın, işçilerin ve patronların üretim sürecine bakışlarını ve karşılıklı konumlanmalarını nasıl etkilediğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor ve dinsel sosyalleşmenin, emek sürecinde tahakküm ilişkilerine ve politik hegemonyaya nasıl elverişli bir zemin oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

Durak’ın değerlendirmeleri, Konya Organize Sanayi Sitesi’ndeki işçi-işveren ilişkileri üzerine yaptığı sağlam bir araştırmaya dayanıyor.

  • Künye: Yasin Durak – Emeğin Tevekkülü: Konya’da İşçi-İşveren İlişkileri ve Dindarlık, İletişim Yayınları, sosyoloji, 144 sayfa, 2018