Halik Kochanski – Direniş (2024)

‘Direniş’, farklı mecralarda, farklı koşullar altında, fakat aynı inançla yürütülmüş bir mücadelenin anlatısıdır.

Halik Kochanski bu büyüleyici ve ürkütücü çalışmasıyla okuru Nazi işgali altındaki Avrupa’da vahşete karşı direnişe geçmeye karar verenlerin kalbini dinlemeye, bıçak sırtı bir hayat süren direnişçilerle hemhal olmaya davet ediyor.

Küçük direniş gruplarının zorlu eylemlere nasıl atılabildiğini meseleyi romantikleştirmeden aktaran yazar, direnişçinin hem kendilerinin hem de sevenlerinin ölümüne sebep olabilecek görevlere hangi duygularla talip olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

‘Direniş’, sıradan insanların Nazi barbarlığına karşı yürüttüğü görkemli mücadelenin kitabı.

Avrupa’nın boyunduruk altına alınmış halklarının karşı saldırıya geçme yollarını mükemmelen anlatan ve efsaneleri yıkan ‘Direniş’, gözü pekliğe, olağanüstü cesarete ilişkin öykülerle örülü.

  • Künye: Halik Kochanski – Direniş: Avrupa’da Yeraltı Savaşı 1939-1945, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 984 sayfa, 2024

Ernst Bloch – Thomas Münzer (2024)

Yirminci yüzyıla yön veren filozoflardan Ernst Bloch, yola koyuluşun, hareketin, direncin ve öngörü bilincinin düşünürüydü.

Onun umut, dimdik yürüme ve somut ütopya ana-motifleri çalkantılı 1960’ların tartışmalarına da nüfûz etti.

Bloch’la birlikte, felsefi düşüncenin keşfedilenin haritasını çıkarmaktan daha fazlasını ifade ettiğini öğrenebiliriz.

Yaşanan ânın karanlığı ve henüz-olmamanın ontolojisi, “bir tür” aklın kural-koyucu düzenlemesine izin vermeyen ve çağdaş toplumdaki derin değişimler karşısında yeni bir ışıkta ortaya çıkan düşünce kategorilerini ifade eder.

Bloch’u (tekrar) okumanın zamanı geldi.

Felsefenin temel soruları ile toplumun ve kültürün sorunları üzerine ortaya koyduğu düşünceler sizi bunu yapmaya davet ediyor.

‘Thomas Münzer’, alışılagelmiş bir biyografi değil kesinlikle.

Bloch’un izini sürdüğü büyük Alman köylü savaşında Münzer’in somut teolojik talebi, coşkulu, radikal demokratik ve geleceğe ait, henüz sırası gelmemiş bir tarihselliği içerir.

Yenilgiye rağmen umudun yaşadığı, resmî kiliselerle karşılaştırıldığında önümüzü meşale gibi aydınlatan bir karizmada belirginleşen somut bir ütopya.

  • Künye: Ernst Bloch – Thomas Münzer: Devrimin Teoloğu, çeviren: Tarık Kayakan, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 224 sayfa, 2024

Norberto Bobbio, Maurizio Viroli – Cumhuriyet Düşüncesi (2024)

Cumhuriyetçi düşünce, otoriter yönetimlerin ve liderlerin “alıcı bulduğu” bugünün toplumlarında muhalefetin gündemine gitgide daha çok giriyor. Kamusal alan, yurttaşlık erdemi ve yurtseverlik, muhalifler açısından yeniden dönüp bakılması gereken referanslar olarak öne çıkıyor.

‘Cumhuriyet Düşüncesi’, Maurizio Viroli ve Norberto Bobbio’nun 21. yüzyılın toplum hayatı ve politik sorunlarıyla bağ kurulup okunabilecek, eşine az rastlanan olgunlukta bir entelektüel diyalog.

Aynı zamanda, aktüalitenin hızıyla yolunu yönünü kaybedenlere bir soluklanma, durup yeniden düşünme, etik ve politik sorunların köklerini keşfetme çağrısı.

Cumhuriyetçi geleneğin temel varsayımlarını ve önerilerini cumhuriyetçilik, yurtseverlik, yurttaşlık erdemi, haklar, ödevler, din, Tanrı, demagoglar, siyasi partiler etrafında gezinerek gündemleştiren canlı ve dinamik bir tartışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Cumhuriyetçilik idealleri aslında sağın kültürel modellerine bir alternatif oluşturmaktadır. Sağ siyasal hareketler ve partiler özgürlük fikrini bireysel eylemin önünde engellerin bulunmaması olarak ele alırken, cumhuriyetçilik taraftarları gerçek siyasal özgürlüğün, tahakküm biçimlerinden özgürleşme, ya da başka bir deyişle, diğer bireylerin keyfî iradelerine bağımlılıktan özgürleşme olduğunu savunurlar. Sağ, yasaları özgürlüğe yönelik bir kısıtlama olarak algılar; cumhuriyetçilik ise yasaları özgürlüğün en zorunlu temeli olarak algılar.”

  • Künye: Norberto Bobbio, Maurizio Viroli – Cumhuriyet Düşüncesi, çeviren: Mehmet Yetiş, İletişim Yayınları, siyaset 142 sayfa, 2024

Emma Goldman – Antoloji, 1. Cilt: Anarşi Düşüncesi Etrafında (2024)

Emma Goldman, anarşizm ve kadın mücadelesinin tarihsel peyzajında yıldızı hiç sönmeden parlamaya halen devam ediyor.

Bu kitap, “Kızıl Emma”nın “Anarşi Düşüncesi Etrafında” başlığı altında toplanan seçilmiş yazılarından oluşuyor.

Kitap, Goldman’ın kaleminin üzerine yoğunlaştığı beş ana teorik-politik tema etrafında düzenlenmiş: “Anarşi Düşüncesi Etrafında”, “Etiko-Politik Çerçevede Madunlar”, “Politik Şiddet ve Militarizm”, “Kadınların Özgürleşimi”, “Bolşevizm Mitine Dair”.

  • Künye: Emma Goldman – Antoloji, 1. Cilt: Anarşi Düşüncesi Etrafında, hazırlayan: Güney Çeğin, Soner Torlak, Hayalci Hücre Yayınları, siyaset, 318 sayfa, 2024

Slavoj Žižek – Özgürlük (2024)

Özgürlük kimi zaman aldatıcı biçimde basitken, kimi zaman da düşünce tarihinin en çetrefilli ve içinden çıkılması güç kavramlarından biri olmuştur.

Avrupa Kıtası’nın aykırı filozoflarından Slavoj Žižek, bu yeni felsefi araştırmasında gerçek ve radikal özgürlük deneyimimizi ve ona dair yanlış inançlarımızın altını kazıyor; özgürlüğün kırılgan ve geçici teması üzerinde dururken, özgürlükçü bireycilik anlayışını da eleştiriyor.

Hegel, Kierkegaard, Heidegger gibi büyük filozofların yakın okumalarının yanı sıra, Kandinsky ve Agatha Christie gibi isimlerden de ilham alan Žižek, özgürlüğün her yönünü ve bu düşünürlerden neler öğrenebileceğimizi tartışıyor.

  • Özgürlüğümüzün “sınırlarını” nasıl yeniden keşfetmek (ya da sınırlamak) zorunda kalacağız?
  • Özgürlük, sonlu yaratıklar olarak bizlerin yaşamlarının şaşırtıcı yönlerini hangi şekillerde tanımlar?
  • Özgürlükten kaçmak yerine onu nasıl kucaklayabiliriz?

Žižek, okurlarını tüm bu soruları cevaplamaya ve özgürlük kavramının karmaşıklığıyla yüzleşmeye çağırıyor.

  • Künye: Slavoj Žižek – Devası Olmayan Dert: Özgürlük, çeviren: Yavuz Alogan, Say Yayınları, felsefe, 400 sayfa, 2024

Kolektif – Siyaset Sosyolojisi (2024)

Siyasetle ilgili tüm alt disiplinlerde olduğu gibi, siyaset sosyolojisi açısından da iktidar esaslı bir inceleme alanıdır.

Gündelik kullanımda daha çok “yürütme erki” ile özdeşleştirilen iktidar kavramı, siyaset sosyolojisi açısından toplumsal ilişkilere ve faillere odaklanmayı gerektirir.

Böyle ele alındığında iktidar analizi kurumsal mekanizmaları olduğu kadar, toplumsal özneleri, bunlar arasındaki ilişkileri, bireysel öznellikleri şekillendiren ilişki ve mekanizmaları da kapsar hale gelir.

Bu nedenle siyaset sosyolojisi sınıf, toplumsal cinsiyet, kimlik gibi toplumsal ve bireysel varoluşu oluşturan ilişkileri merkezine alır.

Siyaset, neredeyse yaşamın her alanında örtük veya açık biçimde kendini gösterir.

Dolayısıyla hem bireysel hem de toplumsal planda insanları etkiler ve insanlardan etkilenir.

Ahmet Bekmen’in derlediği ‘Siyaset Sosyolojisi: Siyasallaşmanın Alanları, Özneleri ve Araçları’ hem alanla ilgilenenlere/öğrencilere hem de genel okura hitap ederek siyaseti toplumsal ilişkilerin içerisinden ve yalnızca kurumsal yapılara odaklanmadan ele alıyor.

Hazır ve basit açıklamalara yaslanmaktan kaçınıyor, günümüzün temel politik gündemlerini ıskalamadan “siyasal alanla toplumsal alan arasındaki ilişkiyi yeniden ele almayı” öneriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Elçin Aktoprak, Hatice Sena Arıcıoğlu, Şenol Arslantaş, Toygar Sinan Baykan, Ahmet Bekmen, Hasret Dikici Bilgin, Aksu Bora, Barış Büyükokutan, Emek Çaylı, Y. Doğan Çetinkaya, Mustafa Görkem Doğan, Fırat Genç, Emir Kurmuş, Eylem Özdemir, Barış Alp Özden, Güven Gürkan Öztan, Pınar Uyan-Semerci, Burcu Şentürk, Ateş Uslu, Sinan Yıldırmaz.

  • Künye: Kolektif – Siyaset Sosyolojisi: Siyasallaşmanın Alanları, Özneleri ve Araçları, derleyen: Ahmet Bekmen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 496 sayfa, 2024

Ümit Akçay – Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2024)

Ekonomi politikalarındaki “U-dönüşleri” nasıl açıklanabilir?

Bu dönüşlerin siyasi ve ekonomik nedenleri nelerdir?

Ümit Akçay, Türkiye’de neoliberalizmi eleştirel olarak inceleyen iktisatçıların ön saflarında yer alıyor.

Dünya ekonomisini yakından izlemesi, Türkiye analizini teorik ve karşılaştırmalı çerçevelere oturtuyor.

Bu kitap, bu analizi Türkiye’nin 2018-2023 yıllarına taşıyor.

“Krizin gölgesinde geçen” bu dönemde izlenen iktisat politikalarına odaklanıyor.

Saray iktidarının sınıfsal bağlantıları Türkiye’de tartışılıyor.

Akçay, bu tartışmaya ışık tutacak bir döküm önermekte; sermaye gruplarının son beş yılda politika virajlarını etkileme ve onlardan etkilenme biçimlerini titizlikle araştırıyor.

Bu tabloda halk sınıfları pasif görünümdedir; ama seçim dönemeçleri, bu çaresiz konumu değiştiren dinamikleri hayata geçiriyor.

Akçay’ın Türkiye’ye ilişkin bu tespitleri neoliberalizmin yüzeysel, kaderci, katı analizine dönük örtülü bir eleştiri de içeriyor.

AKP’nin yirmi yılı aşkın iktidarı, Türkiye ekonomisinin bağımlı gelişme modelini yoğunlaştırdı.

Ümit Akçay’ın çalışması, bu modelden köklü bir dönüşümle çıkışın gerektiğini vurguluyor; sosyalistleri alternatifler üzerinde tartışmaya davet ediyor.

Kitap, Türkiye’nin 2018-2023 arasındaki çalkantılı dönemine eleştirel siyasal iktisat perspektifinden bakarak derinlemesine bir analiz sunuyor.

  • Künye: Ümit Akçay – Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2018-2023): Türkiye`de Kriz, Siyaset ve Sermaye, Doğan Kitap, siyaset, 264 sayfa, 2024

Enzo Traverso – Modern Barbarlığın Eleştirisi (2024)

Enzo Traverso, Yahudi karşıtlığı, modernite ve Holokost arasındaki ilişkileri inceliyor.

Kitabın farklı bölümleri Avrupalı Yahudilerin yok edilmesinin çeşitli boyutlarını, tarihsel belleğe ilişkin yaklaşımları ve antisemitizmin doğasına dair sol tartışmaları anlatıyor.

Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisinden ve Walter Benjamin gibi bir düşünürün heterodoks Marksizminden ilham alan Traverso, Auschwitz’ten sonra eleştirel düşüncenin ilerleme kavramını yeniden ele alması gerektiğini savunuyor.

  • Geçmişten günümüze tarihsel anlamda bir ilerleme sürecinde olduğu varsayılan Batı medeniyetinin önde gelen temsilcilerinden biri olan Almanya, Auschwitz’e imza attığında bu ilerleme bir kesintiye mi uğramıştı yoksa Auschwitz, Aklı, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkarıp bir tahakküm ve terör aracına dönüştüren uzun bir Batı medeniyeti yolunun doruk noktası mıydı?
  • Hitler’in yaklaşım ve yöntemleri ayrık birer olgu muydu yoksa tüm Avrupa’nın sınıf ve ırk kökenli dürtülerinin özünü mü yansıtıyordu?
  • Auschwitz’in Yahudi toplumunda yarattığı refleks İsrail Devleti’nin nasıl bir yol izlemesine neden oldu ve gelecekte neler olabilir?

Enzo Traverso, bu soruları yanıtlamaya çalışıyor.

  • Künye: Enzo Traverso – Modern Barbarlığın Eleştirisi: Faşizm, Antisemitizm ve Tarihin Kullanımı Üzerine Makaleler, çeviren: Selim İ. Kabak, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 208 sayfa, 2024

Jules Boykoff – Olimpiyata Hayırcılar (2024)

‘Olimpiyata Hayırcılar’, Olimpiyat karşıtı aktivizmin küresel yükselişiyle Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmanın azalan popülaritesinin kesişimini araştırıyor.

Olimpiyatlar bir zamanlar göz alıcı bir refah, turizm ve istihdamda artış efsaneleriyle pohpohlanıyordu ama son yıllarda bu “güvenceler”in foyası meydana çıktı.

Olimpiyatların yerinden edilme, genişletilmiş polislik faaliyeti ve kapalı kapılar ardında yapılan anti-demokratik anlaşmalarla birlikte gelen siyasi-ekonomik bir ezici güce dönüştüğü şimdi her zamankinden daha bariz.

ABD Olimpiyat Futbol Takımını temsil etmiş eski bir profesyonel futbolcu olan Jules Boykoff bu kitabında, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin (ADS) 2028 Yaz Oyunları’na yönelik NOlympics LA (Olimpiyata Hayır LA) kampanyasını başlattığı Los Angeles’a odaklanıyor.

Boykoff, ADS-LA’in Olimpiyat karşıtı aktivizminin ABD’de ve ötesinde sosyalizmin yeniden uyanışıyla nasıl örtüştüğünü gösteriyor.

Boykoff’un Olimpiyat karşıtı aktivistlerle yaptığı 100’den fazla görüşmeye, Los Angeles, Rio de Janeiro, Londra ve Tokyo’daki protestolarda edindiği kişisel deneyimlere, akademik araştırmalara, kitlesel ve alternatif medya haberlerine ve Olimpiyat arşivlerine dayanan bu araştırması, tüm zorluklara rağmen mücadele eden ve demokratik sosyalizmin dönüştürücü siyasetini benimseyen aktivistlerin elinizdeki hikâyesinin belkemiğini oluşturuyor.

  • Künye: Jules Boykoff – Olimpiyata Hayırcılar: Kapitalist Mega Sporlara Karşı Mücadele, çeviren: Mithat Fabian Sözmen, Kor Kitap, spor, 232 sayfa, 2024

Seydi Çelik – “Milli Güvenlik” Algısı Kıskacında Türkiye (2024)

Kuşkusuz farklı siyasal, sosyal ve kültürel yapılara sahip birçok ülke, iç hukuk metinlerinde “Milli Güvenlik” kavramına yer veriyor.

Hatta bu kavram ulusalüstü belgelerde de özgürlükleri sınırlandırma ölçütü olarak yer buluyor.

Bir sınırlandırma ölçütü olarak Milli Güvenlik kavramının, günümüze kadar geçen süreçte siyasal, sosyal ve ekonomik alanda etkileri büyük oldu.

Türkiye’deki asker ve sivil bürokrasinin ve çoğu kez bu algıdan yararlanmaya çalışan hükümetlerin de bütün demokratik hak talebi ve özgürlük sorunlarını bu kavramın penceresinden değerlendirme gayreti, demokrasinin gelişimini engelledi.

Toplumdaki demokratik yönde seyreden siyasal ve sosyal hareketler bu kavramın ezici gölgesinde filiz vermeye çalıştı, ancak demokrasinin çok seslilik ve yönetime katılma gibi ilkeleriyle birlikte milli güvenlik algısına kurban verildi.

Devletler kendilerine özgü sosyo-ekonomik, siyasal, kültürel ve tarihsel özelliklerine göre şekillenir.

Türkiye’de milli güvenlik kavramının ortaya çıkışını Milli Güvenlik Kurulu’nun kurulduğu yıl olan 1960 yılına tarihleme eğilimi vardır.

Oysa Türkiye’de iç ve dış güvenlik tehdidi açısından olağanüstü dönemlerin varlığı, böylesi bir milli güvenlik algısını ortaya çıkarmıştır ki bu algının tarihi Osmanlının son dönemlerine kadar götürülebilir.

Osmanlı Devleti’nin son zamanları da dahil olmak üzere sürekli bir “beka” korkusu içinde uygulamaya sokulan olağanüstü tedbirler, ilan edilen sıkıyönetimler ve oluşturulan olağanüstü kurumların varlığıyla ülke adeta bir “milli güvenlik devleti” karakterine bürünmüştü.

Osmanlının son dönemlerinde yaşanan savaşların ve özellikle dünya savaşlarının yarattığı travmanın etkisiyle, cumhuriyet kurucuları olan asker-sivil elit için de beka algısı adeta kronik hale geldi.

Yeni kurulan cumhuriyetin kabul ettiği milli marşın “korkma” diye başlaması, şairin tesadüfi bir seçimi olmayıp, bütün bu beka korkusunun bir tezahürü olarak yorumlanmalı.

Bu korkuların elbette gerçeklere yaslanan temelleri vardır.

Ancak anayasal düzene geçildiği andan itibaren insan haklarına dayalı, sosyal bir hukuk devletini kurmaya yönelmiş her demokratik talebin boğulması için de bu “beka” aparatına başvurulmasının rasyonel olmaktan çok, ekonomi-politikten kaynaklanan bir siyasi tercih olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

  • Künye: Seydi Çelik – “Milli Güvenlik” Algısı Kıskacında Türkiye: Cumhuriyete “Milli Güvenlik Devleti” Karakteri Veren Enstrümanlara Bakış, Sarmal Kitabevi, siyaset, 352 sayfa, 2024