Ulises A. Mejias, Nick Couldry – Veri Gaspı (2025)

Ulises A. Mejias ve Nick Couldry’nin ‘Veri Gaspı: Büyük Teknolojinin Yeni Sömürgeciliği ve Onunla Nasıl Mücadele Edilmeli?’ (‘Data Grab: The New Colonialism of Big Tech and How to Fight Back’) adlı kitabı, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarını modern bir sömürgecilik biçimi olarak ele alıyor. Kitap, bu şirketlerin kişisel verileri nasıl topladığını, işlediğini ve kullandığını, bunun bireylerin ve toplumların üzerindeki etkilerini ve bu duruma karşı nasıl mücadele edilebileceğini inceliyor.

Mejias ve Couldry, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarının, sömürgeciliğin tarihsel pratikleriyle benzerlikler taşıdığını savunuyorlar. Sömürgecilikte olduğu gibi, bu şirketler de kaynakları (bu durumda kişisel verileri) ele geçiriyor, işliyor ve kâr elde etmek için kullanıyorlar. Ancak, bu yeni sömürgecilik biçimi, daha karmaşık ve görünmez bir şekilde işliyor. Bireylerin çoğu zaman verilerinin nasıl toplandığının ve kullanıldığının farkında olmadıkları gibi, bu şirketlerin gücüne karşı koymakta da zorlanıyorlar.

Kitapta, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarının bireylerin mahremiyetini, özerkliğini ve eşitliğini nasıl tehdit ettiği detaylı bir şekilde anlatılıyor. Bu şirketlerin algoritmaları ve yapay zekâ sistemleri, bireylerin davranışlarını tahmin etmek, tercihlerini etkilemek ve hatta kararlarını yönlendirmek için kullanılıyor. Bu durum, bireylerin özgür iradelerini kısıtlayarak demokratik süreçleri de olumsuz etkiliyor.

Mejias ve Couldry, bu yeni sömürgecilik biçimine karşı koymak için bireylerin, sivil toplumun ve devletlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguluyorlar. Bireylerin veri mahremiyetine daha fazla önem vermesi, sivil toplumun farkındalık yaratması ve devletlerin daha sıkı düzenlemeler getirmesi gerekiyor. Kitapta, veri kooperatifleri, açık kaynaklı yazılımlar ve dijital okuryazarlık gibi alternatif yaklaşımlar da ele alınıyor.

Sonuç olarak, ‘Veri Gaspı’, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarının tehlikelerine dikkat çeken ve bu duruma karşı nasıl mücadele edilebileceğine dair önemli öneriler sunan bir eserdir. Kitap, dijital çağda bireylerin ve toplumların karşı karşıya olduğu zorlukları anlamak ve bu zorluklara karşı koymak için değerli bir kaynak niteliğindedir.

  • Künye: Ulises A. Mejias, Nick Couldry – Veri Gaspı: Büyük Teknolojinin Yeni Sömürgeciliği ve Onunla Nasıl Mücadele Edilmeli?, çeviren: Demir Barlas, Nota Bene Yayınları, siyaset, 293 sayfa, 2025

Sibel Kiraz – Şiddetsiz Bir Tarihin Olanağı (2025)

Tarih ve şiddet, insanlık tarihi boyunca iç içe geçmiş kavramlar olarak karşımıza çıkar. Savaşların tarihi, aynı zamanda şiddetin de tarihidir. Bu durum, şiddetin ve tarihin özdeş olduğu, hatta tarihin şiddetin tarihi olduğu yanılgısını beraberinde getirmiştir. Ancak bu bakış açısı, Hannah Arendt ve Walter Benjamin gibi düşünürler tarafından sorgulanmıştır.

Arendt ve Benjamin, şiddetin tarihi tahrif ettiğini ve tarihin ancak şiddetsizliğin koşuluyla ortaya çıkabileceğini savunmuşlardır. Onlara göre, şiddet, düzenin içine nüfuz ederek kendini görünmez kılar ve bu nedenle de ancak çözümleyici bir yöntemle açığa çıkarılabilir. Bu iki düşünür, düzenin şiddetten arındırılmasının, tarih, siyaset ve hukukun da şiddetten arındırılmasıyla mümkün olacağını ileri sürmüşlerdir.

Sibel Kiraz, bu kitabında Arendt ve Benjamin’in şiddet eleştirilerini ve şiddetsiz tarih anlayışlarını karşılaştırmalı bir biçimde ele alarak tartışmaktadır. Yazar, bu tartışma ile şiddet olgusunun çözümlenmesine katkıda bulunmayı ve şiddetsizliğin olanağına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Kiraz’a göre, şiddetten arındırılmış bir siyasetin, özgürlüğün, demokrasinin ve hukukun adalete yaklaşmasının olanağı, bu tartışmada yatmaktadır.

  • Künye: Sibel Kiraz – Şiddetsiz Bir Tarihin Olanağı: Arendt ve Benjamin, Nika Yayınevi, siyaset, 196 sayfa, 2025

Antonio Gramsci – Hapishaneden Mektuplar (2025)

Antonio Gramsci’nin ünlü hapishane mektupları, Cemal Erez ve Meral Erez’in titiz çalışmalarıyla, tamamı ilk kez Türkçe yayımlanıyor.

Antonio Gramsci’nin ‘Hapishaneden Mektuplar’ (‘Lettere dal carcere’), İtalyan Marksist düşünür ve siyasetçi Antonio Gramsci’nin 1926-1937 yılları arasında hapishaneden yazdığı mektuplardan oluşan bir derleme. Bu mektuplar, Gramsci’nin düşünce dünyasını, kişisel yaşamını ve dönemin İtalyan toplumunu anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde.

Mektuplar, Gramsci’nin Marksist teoriye ilişkin düşüncelerini, özellikle de “hegemonya” kavramını nasıl geliştirdiğini gösterir. Gramsci, hegemonya kavramıyla, egemen sınıfın toplumu sadece zorla değil, aynı zamanda kültürel ve ideolojik araçlarla da nasıl kontrol altında tuttuğunu açıklar. Mektuplar, Gramsci’nin ailesiyle, arkadaşlarıyla ve yoldaşlarıyla olan ilişkilerini, hapishane koşullarıyla mücadelesini ve sağlık sorunlarını yansıtır. Gramsci’nin mektupları, onun entelektüel derinliğinin yanı sıra, insani yönünü ve duygusal zenginliğini de ortaya koyar.

Mektuplar, dönemin İtalyan toplumu, siyaseti ve kültürü hakkında keskin gözlemler ve analizler içerir. Gramsci, faşist rejimin yükselişini, Mussolini’nin iktidarını ve İtalyan toplumunun yaşadığı dönüşümleri yorumlar. Mektuplarda, popüler kültür, edebiyat, sanat ve medya gibi konulara da değinilir. Gramsci’nin kültürel eleştirileri, onun hegemonya kavramını nasıl geniş bir perspektiften ele aldığını gösterir.

‘Hapishaneden Mektuplar’, İtalya’nın faşizm dönemine ışık tutan önemli bir tarihsel belgedir. Gramsci’nin mektupları, dönemin toplumsal ve siyasi atmosferini anlamak için değerli bilgiler sunar. Kitap, Marksist teoriye yaptığı katkılarla günümüzde de etkisini sürdüren bir düşünsel mirastır. Gramsci’nin hegemonya kavramı, medya çalışmaları, kültür eleştirisi ve siyaset teorisi gibi alanlarda hala önemli bir referans noktasıdır. Mektuplar, Gramsci’nin kişisel mücadelesini, ailesine olan sevgisini ve dostlarına olan bağlılığını gösteren dokunaklı bir insani belgedir. Gramsci’nin mektupları, onun düşüncelerinin ve değerlerinin ne kadar derin ve samimi olduğunu ortaya koyar.

Sonuç olarak, ‘Hapishaneden Mektuplar’, Antonio Gramsci’nin düşünce dünyasını, kişisel yaşamını ve dönemin İtalyan toplumunu anlamak için önemli bir kaynaktır. Bu mektuplar, Gramsci’nin entelektüel mirasının yanı sıra, onun insani yönünü ve duygusal zenginliğini de gözler önüne serer.

  • Künye: Antonio Gramsci – Hapishaneden Mektuplar, çeviren: Cemal Erez, Meral Erez, İletişim Yayınları, siyaset, 717 sayfa, 2025

Kolektif – Medya, İdeoloji ve Hegemonya (2025)

Savaş Çoban’ın editörlüğünü yaptığı ‘Medya, İdeoloji ve Hegemonya’ (‘Media, Ideology and Hegemony’) adlı kitap, medyanın ideolojik rolünü ve toplumsal hegemonya üzerindeki etkisini farklı perspektiflerden inceleyen makalelerden oluşuyor. Kitap, medyanın sadece haber ve bilgi aktaran bir araç olmadığını, aynı zamanda ideolojilerin üretildiği, yeniden üretildiği ve yaygınlaştırıldığı bir alan olduğunu vurguluyor.

Kitapta yer alan makaleler, medyanın ideolojik işlevini farklı teorik çerçeveler üzerinden ele alıyor. Gramsci’nin hegemonya kavramı, Althusser’in ideolojik devlet aygıtları kavramı, Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisi gibi farklı yaklaşımlar, medyanın ideolojik rolünü anlamak için kullanılıyor. Medyanın, egemen ideolojiyi nasıl yeniden ürettiği, toplumsal rızayı nasıl inşa ettiği ve alternatif ideolojileri nasıl marjinalleştirdiği farklı örnekler üzerinden tartışılıyor.

Kitap, medyanın sadece siyasi ideolojileri değil, aynı zamanda kültürel değerleri, toplumsal normları ve kimlikleri de şekillendirdiğini gösteriyor. Medyanın, tüketim kültürünü, popüler kültürü ve yaşam tarzlarını nasıl etkilediği, farklı makalelerde farklı açılardan ele alınıyor. Medyanın, toplumsal cinsiyet rolleri, etnik kimlikler ve ulusal kimlik gibi konuları nasıl temsil ettiği, ideolojik analizlerle ortaya konuyor.

‘Medya, İdeoloji ve Hegemonya’, medyanın ideolojik rolünü ve toplumsal hegemonya üzerindeki etkisini anlamak için önemli bir kaynak. Medya çalışmaları alanında çalışan akademisyenler, öğrenciler ve medya okuryazarlığına ilgi duyan herkes için değerli bir başvuru eseri. Kitap, medyanın karmaşık ve çok boyutlu yapısını anlamak için farklı perspektifler sunarak, eleştirel bir bakış açısı geliştirmeye yardımcı oluyor.

Kitap, medyanın toplumsal ve siyasi hayattaki rolünü anlamak için önemli bir katkı sunuyor. Medya okuryazarlığına ilgi duyan herkesin bu kitabı okuması önerilir.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Vincent Mosco, Savaş Çoban, Burton Lee Artz, Nick Stevenson, Arthur Asa Berger, Thomas Klikauer, Marco Briziarelli, Jeffrey Hoffmann, Peter Ludes, Padmaja Shaw, Tanner Mirrlees, Douglas Kellner, Gerald Sussman, Robert Jensen, Victor Pickard, Alfonso M. Rodríguez de Austria Giménez de Aragón, Oliver Boyd-Barrett, Junhao Hong ve Minghua Xu.

  • Künye: Kolektif – Medya, İdeoloji ve Hegemonya, derleyen: Savaş Çoban, çeviri: Kolektif, Fol Kitap, siyaset, 480 sayfa, 2025

William Clare Roberts – Marx’ın Cehennemi (2025)

William Clare Roberts’ın ‘Marx’ın Cehennemi: Kapital’in Siyaset Teorisi’ (‘Marx’s Inferno: A Political Theory of Capital’) adlı kitabı, Karl Marx’ın ‘Kapital’ adlı eserinin özgün ve kışkırtıcı bir yeniden yorumunu sunuyor. Roberts, ‘Kapital’i sadece bir ekonomi eleştirisi olarak değil, aynı zamanda modern dünyada özgürlüğün önündeki zorluklara ve imkanlara dair kalıcı öneme sahip bir politik teori eseri olarak yeniden ele almamız gerektiğini savunuyor. Kitap, Marx’ın ‘Kapital’ boyunca Dante’nin ‘İlahi Komedya’sının yapısını nasıl kullandığını ve eseri, kapitalist üretim tarzının “sosyal cehennemine” bir iniş olarak nasıl kurguladığını inceliyor.

Roberts, Marx’ın ‘Kapital’deki devrim veya kapitalizm sonrası toplumun doğasına dair ayrıntılı reçeteler vermekten kaçınmasını, onun “neo-cumhuriyetçi” bir insan özgürlüğü tanımına bağlılığıyla açıklar. Bu hedef, işçi sınıfının evrensel cumhuriyetçi öz-kurtuluşu, toplumsal hayatın tüm alanlarında evrensel cumhuriyetçi yönetim tarafından güvence altına alınması ve geliştirilmesi, Marx’ın kendisini bu gelecekteki devlet için bir yasa koyucu olarak konumlandırmasına, ayrıntılı kurallar ve kurumlar, karar alma prosedürleri veya benzerlerini önermesine karşı çıkar.

Kitap boyunca Roberts, Marx’ın ‘Kapital’de kullandığı edebi ve felsefi referansları derinlemesine inceler ve eserin sadece bir ekonomik analiz değil, aynı zamanda ahlaki ve politik bir argüman olduğunu gösterir. ‘Marx’ın Cehennemi’, ‘Kapital’i, modern dünyadaki özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelelerini anlamak için temel bir kaynak olarak yeniden keşfetmek isteyen herkes için önemli bir okuma sunuyor.

  • Künye: William Clare Roberts – Marx’ın Cehennemi: Kapital’in Siyaset Teorisi, çeviren: A. Kadir Gülen, Fol Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2025

Frantz Fanon – Fanon Kitabı (2025)

Frantz Fanon’un bu kitabı, yazarın külliyatından seçilmiş önemli metinleri bir araya getirerek, onun düşünce dünyasına kapsamlı bir bakış sunmayı amaçlıyor. Azzedine Haddour’un editörlüğünü üstlendiği bu derleme, Fanon’un sömürgecilik, ırkçılık, kimlik, şiddet ve özgürlük gibi temel kavramlara dair görüşlerini içeren yazılarından oluşuyor. Kitap, Fanon’un sadece bir düşünür değil, aynı zamanda bir eylem adamı ve bir devrimci olarak da nasıl etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Fanon Kitabı’, Fanon’un en bilinen eseri olan ‘Yeryüzünün Lanetlileri’nden (‘Les Damnés de la Terre’) bölümlerin yanı sıra, ‘Siyah Deri Beyaz Maskeler’ (‘Peau noire, masques blancs’) ve diğer önemli yazılarından da seçkiler sunuyor. Bu metinler aracılığıyla, Fanon’un sömürgeciliğin insan üzerindeki psikolojik ve toplumsal etkilerini nasıl analiz ettiğini, sömürge halklarının özgürlük mücadelesini nasıl desteklediğini ve şiddetin bu mücadeledeki rolünü nasıl değerlendirdiğini anlıyoruz. Kitap, Fanon’un sadece sömürgeciliğe karşı değil, aynı zamanda ırkçılığa, eşitsizliğe ve insanlık onurunu hiçe sayan her türlü baskıya karşı nasıl mücadele ettiğini gösteriyor.

‘Fanon Kitabı’ Fanon’un düşüncelerinin günümüzde de hala etkisini koruduğunu ve onun postkolonyalizm ve özgürlük mücadelelerine dair görüşlerinin, postkolonyalizm çalışmalarına önemli bir katkı sağladığını vurguluyor. Kitap, Fanon’un metinlerinin postkolonyalizm ve etkisini koruduğunu ve onun düşüncelerinin, ezilen halkların mücadelesine ilham vermeye devam ettiğini gösteriyor.

  • Künye: Frantz Fanon – Fanon Kitabı: Seçme Yazılar, hazırlayan: Azzedine Haddour, çeviren: Utku Özmakas, Dipnot Yayınları, siyaset, 314 sayfa, 2025

Michel Foucault – Politika, Felsefe, Kültür (2025)

Michel Foucault’nun ‘Politika, Felsefe, Kültür’ (‘Politics, Philosophy, Culture: Interviews and Other Writings, 1977-1984’ adlı kitabı, Foucault’nun yaşamının son dönemine ait röportajlarını, makalelerini ve söyleşilerini bir araya getiriyor.

Kitap, Foucault’nun iktidar, bilgi, etik ve öznellik üzerine geliştirdiği düşüncelerin derinleştiği ve yeni boyutlar kazandığı bir döneme ışık tutuyor. Foucault, bu dönemde, iktidarın sadece baskıcı bir güç olmadığını, aynı zamanda üretken ve şekillendirici bir rol oynadığını vurguluyor. İktidarın, bireyleri ve toplumu nasıl disipline ettiğini, normalleştirdiğini ve öznelleştirdiğini analiz ediyor.

Kitap, Foucault’nun “biyoiktidar” kavramını daha da geliştirdiği ve bu kavramın modern toplumdaki önemini vurguladığı bir dönemi yansıtıyor. Biyoiktidar, nüfusun yönetimi, sağlık politikaları, cinsellik ve üreme gibi konular üzerinden bireylerin ve toplumun nasıl kontrol edildiğini inceliyor. Foucault, bu dönemde, “kendilik teknolojileri” kavramını da geliştiriyor. Bireylerin kendilerini nasıl yönettiğini, nasıl öznelleştirdiğini ve nasıl etik bir varlık haline geldiğini inceliyor.

Kitap, Foucault’nun “doğruluk söylemi” kavramını da ele alıyor. Doğruluğun, iktidar ilişkileri içinde nasıl üretildiğini ve nasıl kullanıldığını analiz ediyor. Foucault, bu dönemde, siyasetin, felsefenin ve kültürün iç içe geçtiği bir alanı keşfediyor. Kitap, Foucault’nun düşüncelerinin, günümüzde de geçerliliğini koruyan önemli içgörüler sunduğunu gösteriyor.

  • Künye: Michel Foucault – Politika, Felsefe, Kültür, çeviren: Barış Yıldırım, Fol Kitap, felsefe, 392 sayfa, 2025

John Alexander Armstrong – Milliyetçilikten Önce Milletler (2025)

John Alexander Armstrong’un ‘Milliyetçilikten Önce Milletler’ (‘Nations Before Nationalism’) adlı eseri, modern milliyetçilik kavramının ortaya çıkışından önceki dönemlerde var olan etnik ve kültürel toplulukların nasıl şekillendiğini ve nasıl işlediğini inceleyen çığır açıcı bir çalışmadır. Armstrong, yaygın kabul görenin aksine, milletlerin modern bir olgu olmadığını, aksine milliyetçilikten çok önce var olduğunu savunuyor.

Kitap, etnik kimliklerin ve toplulukların oluşumunda dinin, dilin, coğrafyanın ve siyasi yapıların oynadığı rolleri detaylı bir şekilde ele alıyor. Armstrong, farklı tarihsel dönemlerde ve coğrafyalarda var olan etnik toplulukları karşılaştırarak, onların ortak özelliklerini ve farklılıklarını ortaya koyuyor. Kitapta, Ortaçağ Avrupa’sından Bizans İmparatorluğu’na, Rusya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar geniş bir coğrafyada var olan etnik toplulukların incelenmesi yer alıyor.

Armstrong, etnik toplulukların oluşumunda mitlerin, sembollerin ve ritüellerin önemini vurguluyor. Ona göre, bu unsurlar, etnik kimliğin inşasında ve sürdürülmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Kitap, etnik toplulukların sadece kültürel bir olgu olmadığını, aynı zamanda siyasi ve ekonomik güç ilişkileriyle de yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Armstrong, etnik toplulukların nasıl siyasi aktörler haline geldiğini ve nasıl devletlerle etkileşimde bulunduğunu analiz ediyor.

  • Künye: John Alexander Armstrong – Milliyetçilikten Önce Milletler, çeviren: S. Erdem Türközü, Nika Yayınevi, siyaset, 2025

Uğur Ümit Üngör – Paramilitarizm (2025)

Uğur Ümit Üngör’ün bu eseri, dünya genelinde sıkça karşılaşılan paramilitarizm olgusunu derinlemesine inceleyen önemli bir akademik çalışma. Üngör, bu kitabında paramilitarizmin tarihsel gelişimini, farklı coğrafyalardaki tezahürlerini ve devletlerle olan karmaşık ilişkilerini karşılaştırmalı bir yaklaşımla analiz ediyor.

Yazar, paramilitarizmi sadece silahlı gruplar olarak değil, aynı zamanda devletin resmi güçlerinin dışında hareket eden, ancak devlet politikalarını destekleyen veya onlardan yararlanan, kitlesel şiddet eylemlerine başvuran örgütler olarak tanımlıyor. Üngör, paramilitarizmin sadece devletlerin zayıflığına değil, aynı zamanda güçlü devletlerin de sıklıkla başvurduğu bir araç olduğunu vurguluyor.

Kitapta, paramilitarizmin nedenleri, amaçları ve sonuçları üzerine derinlemesine bir inceleme yapılıyor. Üngör, paramilitarizmin genellikle siyasi istikrarsızlık, ekonomik eşitsizlik ve toplumsal gerilimler gibi faktörlerin bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtiyor. Paramiliter örgütlerin, devletlerin otoritesini sarsmak, siyasi rakiplerini etkisiz hale getirmek veya belirli toplumsal gruplara karşı şiddet uygulayarak baskı kurmak gibi amaçlarla kullanıldığını vurguluyor.

Üngör, kitabında farklı coğrafyalardaki paramilitarizm örneklerini inceleyerek, bu olgunun evrensel özelliklerini ve yerel bağlamlardaki farklılıklarını ortaya koyuyor. Latin Amerika, Afrika ve Asya’daki örneklerle, paramilitarizmin tarihsel ve siyasi koşullara göre nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Kısacası, ‘Paramilitarizm’ adlı eser, paramilitarizmin karmaşık yapısını ve tarihsel gelişimini kapsamlı bir şekilde inceleyen önemli bir akademik çalışma. Üngör, bu kitabı ile okuyuculara, paramilitarizmin sadece bir askeri olgu değil, aynı zamanda siyasi, sosyal ve ekonomik bir olgu olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Uğur Ümit Üngör – Paramilitarizm: Devletin Gölgesinde Kitlesel Şiddet, çeviren: Zeynep Şarlak, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2025

Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi (2025)

Türkiye toplumu muhafazakârlaşıyor mu, yoksa aksine aslında sekülerleşiyor mu veya “dinden soğuma” mı var? Kürt Sekülerleşmesi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde çok tartışılan bu konuya yeni Kürt kuşakları örneğinde mercek tutuyor.

Yusuf Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere de dayanarak, sekülerleşme sürecinin değişik veçhelerine bakıyor. Din ve ibadetlere bakış, “başörtüsü yorgunluğu”, alkol kullanımı, kadına bakış, LGBT “meselesi”, kılık kıyafet, isim tercihi, flört, evlilik-boşanma, yaşlı-genç hiyerarşisi gibi birçok özgül konuyu ele alarak, sekülerleşme deneyiminin somut görünümlerini önümüze seriyor.

Kuşaklar arası değişimi vurgulamanın yanında iki dinamiğe dikkat çekiyor, Kürt Sekülerleşmesi: Birisi, Kürt sol hareketinin etkilediği politik sekülerleşme; ikincisi, “Bunlar Müslümansa ben değilim” diye özetlenen tepkisel sekülerleşme. Yusuf Ekinci, Kürt sekülerleşmesinin, hem niteliği hem hızı bakımından radikal bir sekülerleşme örneği olarak, özgün bir yönünün olduğu kanısında.

Çoğu zaman sınırlı gözlemlere, izlenimlere dayanarak konuşulan sekülerleşme konusunu saha deneyimiyle “yere indiren” bir çalışma.

  • Künye: Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi: Kürt Solu ve Kuşakların Dönüşümü, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2025