Hegel – Siyasi Yazılar (2025)

Hegel’in siyasi düşüncesinin hem pratik hem de metafizik yönlerine ışık tutan önemli bir kitap.

Bu kitapta önemli siyasi yazılarını bir araya getiriyor ve Hegel’in eğitim ve dini görüşlerinin Prusya otoritelerinin otoriter rejimlerini örgütlediği siyasi değerlerle nasıl çatıştığına dair içgörüler sağlıyor.

Aynı zamanda, kitap, Hegel’in bazı büyük Avrupa devletlerindeki güncel siyasi durumları incelemek amacıyla Avrupa’daki feodalizmin evrimi üzerine karşılaştırmalı bir tarihsel perspektifi benimsediği üç metni de içeriyor. Söz konusu üç metin metafiziksel değildir ve örgütleyici ilkeleri olarak Sittlichkeit’ı sahnelemezler. Fakat bu metinler –özellikle de Alman Anayasası ve İngiliz Reform Tasarısı Üzerine– son derece ilginçtir, çünkü Hegel’in İngiltere, Fransa ve Almanya’daki son siyasi gelişmelere ilişkin dikkate değer karşılaştırmalı analizlerden modern dünyadaki siyasal yaşama dair sonuçlar çıkardığını göstermektedir.

Kitap, Hegel’in siyasi fikirlerine ilişkin tarihsel bir anlayış geliştirmek açısından önemli bir kaynak niteliğinde…

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Siyasi Yazılar, çeviren: Doğan Barış Kılınç, Dipnot Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2025

Jorge Larrain – İdeoloji ve Kültürel Kimlik (2025)

Jorge Larrain’in bu eseri, modernite ve üçüncü dünya ülkelerinin kültürel kimlikleri arasındaki karmaşık ilişkiyi derinlemesine inceleyen önemli bir çalışma. Yazar, ideoloji, akıl ve kültürel kimlik kavramlarını bir araya getirerek, bu kavramların modernite ve postmodernite tartışmalarındaki yerini ve özellikle de Üçüncü Dünya ülkelerindeki etkilerini analiz ediyor.

Larrain, kitabında Batı merkezli modernite anlayışını eleştirirken, aynı zamanda Üçüncü Dünya ülkelerinin modernleşme süreçlerinde yaşadığı sorunlara da dikkat çekiyor. Yazar, bu ülkelerdeki kültürel kimliklerin Batılı modernitenin etkisi altında nasıl dönüştüğünü ve bu dönüşümün sonuçlarını tartışıyor. Özellikle, sömürgecilik ve bağımsızlık sonrası dönemde yaşanan kültürel çatışmaları ve kimlik arayışlarını mercek altına alıyor.

Kitapta, ideolojinin, özellikle de Marksizm ve postmodernizm gibi ideolojilerin, Üçüncü Dünya ülkelerindeki kültürel kimliklerin oluşumunda ve dönüşümünde oynadığı rol inceleniyor. Larrain, bu ideolojilerin hem olumlu hem de olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu ülkelerdeki karmaşık siyasi ve sosyal süreçlerin anlaşılmasında önemli bir anahtar sunduğunu vurguluyor.

  • Künye: Jorge Larrain – İdeoloji ve Kültürel Kimlik: Modernite ve Üçüncü Dünyanın Varlığı, çeviren: Reyyan Denizci, Lejand Yayınları, siyaset, 290 sayfa, 2025

Federico Finchelstein – Faşizme Heves Etmek (2025)

‘Faşizme Heves Etmek’, günümüzde yükselişe geçen ve faşizme meyleden popülist hareketleri derinlemesine inceliyor. Federico Finchelstein, bu hareketlerin tarihsel kökenlerini, ideolojilerini ve demokratik sistemlere yönelik tehditlerini detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Finchelstein, kitabında “faşizme heves edenler” olarak tanımladığı bu yeni siyasi figürlerin, geleneksel faşist liderlerden farklı olduğunu vurguluyor. Bu yeni nesil liderler, genellikle demokratik yollarla iktidara geliyor ancak daha sonra otoriter yönetim biçimlerine kayıyorlar. Yazar, bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini ve bu liderlerin demokrasiyi içten nasıl çürüttüğünü açıklıyor.

Kitap, faşizmin tarihsel kökenlerinden yola çıkarak günümüzdeki popülist hareketlerin nasıl ortaya çıktığını ve bu hareketlerin ortak özelliklerini inceliyor. Yazar, bu hareketlerin temelde yabancı düşmanlığı, propaganda, siyasi şiddet ve nihayetinde diktatörlüğe giden bir yol izlediğini belirtiyor. Ancak, günümüzdeki faşist eğilimli liderlerin, geçmişteki faşist liderler gibi tam anlamıyla diktatörlük kuramadıklarını da vurguluyor.

Finchelstein, kitabında Trump, Bolsonaro ve Modi gibi güncel örnekleri inceleyerek, “faşizme heves eden” liderlerin nasıl iktidara geldiğini ve ne gibi tehditler oluşturduğunu gösteriyor. Yazar, bu liderlerin ortak özelliklerini ve kullandıkları yöntemleri ortaya koyarak, okurlara bu tür liderleri tanıma ve onlara karşı mücadele etme konusunda önemli bilgiler sunuyor.

‘Faşizme Heves Etmek’, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan popülizm ve otoriterizm meselesine farklı bir bakış açısı getiriyor. Kitap, hem akademik bir çalışma hem de güncel siyaseti anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Federico Finchelstein – Faşizme Heves Etmek: Demokrasiye Karşı En Büyük Tehdidi Anlamak İçin Bir Rehber, çeviren: Zeynep Şarlak, İletişim Yayınları, siyaset, 253 sayfa, 2025

Hatice Çoban Keneş – Yeni Irkçılığın “Kirli” Ötekileri (2025)

Sınıfa, ırka, etnik kökene, cinsiyete dair ayrımcı pratikleri sınırlamaya, denetlemeye, hatta gerektiği yerde yasaklamaya yönelen bütün önlemlere rağmen ayrımcılık, biçim değiştirmiş ve gündelik yaşamın içine sızmış ama görünürlüğü azalmış olarak önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Ayrımcılığın dolaylı biçimleri, özellikle medyanın gündelik yaşamın hemen her alanına dair yaydığı mesajlarda kendini gizleyen sıradan, ilgisiz bir haberin ya da metnin satır aralarında kaybolan ama yakından bakıldığında pekâlâ ırkçı olarak nitelenebilecek yargılarla üretilmeye devam ediyor.

Bu çalışma, ırkçı söylemin bu yeni biçiminin görünürleştirilmesi yükümlülüğünü üstleniyor. Kitapta, “muğlak-belirsiz” görünümler arkasına yerleşen ve çoğu zaman satır aralarına gizlenen ırkçılığın ve ayrımcılığın medyayı bir şekilde takip eden “sıradan insanların” gündelik konuşmalarında yer etme biçimleri serimlenip yeni ırkçılığın perdesi aralanıyor. Sıradan medya takipçilerinin gündelik hayatlarında yeni ırkçı söylemleri nasıl inşa ettiği, yeni ırkçı ideolojinin “öteki”nin etnik, dinsel, cinsel farklılıkları üzerinden nasıl bir fantezi işlevi yüklendiği irdeleniyor.

Ayrımcı ideolojileri birbirine eklemlemek yoluyla başta Kürtler olmak üzere Alevilere, Ermenilere, kadınlara, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret dolu ifadelerinden hareketle biyolojik temellere dayanan “eski” ırkçılıktan, daha çok cinsiyetçi, milliyetçi vb. ideolojilerin ittifak kurması ile üretilen “yeni” ırkçılığa evrilen süreçte kavramın nasıl bir dönüşümden geçtiğinin ve hangi anlamlara büründüğünün izi sürülüyor.

  • Künye: Hatice Çoban Keneş – Yeni Irkçılığın “Kirli” Ötekileri: Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Dipnot Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2025

İrfan Aktan – Karihōmen (2025)

İrfan Aktan, 1990’lı yıllardan itibaren baskılar ve yayla yasakları nedeniyle Adıyaman-Maraş-Gaziantep üçgenindeki topraklarını terk etmek zorunda kalan Mahkan aşiretine bağlı Kürtlerin Japonya’da karşılaştıkları zulme sert bir ışık tutuyor.

Aktan, Tokyo’ya yakın Kawaguchi-Warabi şehirlerinde yaşayan kadını, çocuğu, yaşlısıyla iki bin Kürt’ün, Türkiye ve Japonya hükümetleri arasındaki ilişkilere ve Japon iç siyasetine nasıl kurban edilip ikili kuşatmaya alındığını gösteriyor.

Karihōmen denen “denetimli serbestlik” statüsüyle çalışma, sağlık, seyahat ve eğitim dahil, her türlü haktan nasıl mahrum bırakıldıklarını, Japonya’daki Netto-uyo (internet sağı) ile Türkiye’deki ırkçı sosyal medya kullanıcılarının müşterek olarak Kürt karşıtı nefreti nasıl örgütlediğini mercek altına alıyor. Japonya’daki ırk ayrımcılığının tarihsel ve sosyal arka planına eğiliyor. ‘Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak’ bu alanda yapılmış kapsamlı ilk çalışma özelliği taşıyor.

Japoncada “Karihōmen” kelimesi, bir bireyin farklı kültürler, etnik kökenler veya sosyal çevreler arasında sıkışıp kalması, kimliğini yitirmesi veya birden fazla kimliğe sahip olma durumu gibi karmaşık ve çelişkili bir durumu ifade eder. Bu durum, özellikle göçmenler, melezler veya farklı kültürlerden gelen insanlarda sıklıkla yaşanır.

Kitaptan bir alıntı:

“Filistin askısını biliyor musun; Karihōmenlilik işte öyle bir işkence. Vücudunun bütün ağırlığını yere zar zor değen ayak parmaklarının üstünde taşıman gerekiyor. Ben buna ‘Japon askısı’ diyorum. Karihōmenlilik ne zaman indirileceğini bilmeden tutulduğun bir askıdır. Çoğumuz yıllardır Japon askısındayız. İltica başvurusu yapıyorsun, reddediyorlar. Yine başvuruyorsun, yine reddediyorlar. ‘Ülkeme dönersem hapse girerim’ diyorsun, seni burada hapse atıyorlar. Dönmeyi reddedersen seni Karihōmenli yapıp Saitama’ya hapsediyorlar.”

  • Künye: İrfan Aktan – Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak, İletişim Yayınları, siyaset, 351 sayfa, 2025

Bernard Friot, Frédéric Lordon – Komünizm İş Başında (2025)

Bernard Friot ve Frédéric Lordon’un ‘Komünizm İş Başında’ adlı kitabı, komünizmi güncel bir perspektifle ele alıyor. Friot, Fransa’daki sosyal güvenlik sisteminin komünist bir deneyim olduğunu savunurken, Lordon ise bu deneyimin hem güçlü hem de zayıf yönlerine dikkat çekiyor. İkisi de kapitalizmin mevcut sorunlarına karşı alternatif çözümler sunuyor. Kitap, komünizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak, günümüzün ekonomik ve sosyal sorunlarına daha iyi çözümler üretmek isteyenler için önemli bir kaynak. Friot’un “genel vatandaşlık geliri” önerisi ve Lordon’un Spinoza’dan ilham alan düşünceleri, bu kitabı hem akademik hem de siyasi açıdan zengin kılıyor.

Kitapta, komünizmin sadece ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve toplumsal bir proje olduğu vurgulanıyor. Yazarlar, komünizmin eşitlik, adalet ve özgürlük gibi değerleri nasıl gerçekleştirebileceğini tartışıyorlar. Aynı zamanda, komünizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak, gelecekteki olası komünist projeler için yol haritaları çiziyorlar.

‘Komünizm İş Başında’ hem komünizm tarihine ilgi duyanlar hem de güncel siyasi ve ekonomik sorunlara çözüm arayanlar için önemli bir kaynak. Kitap, farklı disiplinlerden gelen iki düşünürün, komünizm üzerine yaptıkları derinlemesine tartışmaları sayesinde, okurlarına yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Bernard Friot, Frédéric Lordon – Komünizm İş Başında: Kapitalizme Karşı Sosyal Güvenlik Sistemi, söyleşi: Amélie Jeammet, çeviren: Aslı Sümer, Metis Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2025

Cees J. Hamelink – İletişim ve İnsan Hakları (2025)

Cees J. Hamelink’in bu çalışması, iletişim ve insan hakları arasındaki derin bağı inceler. Yazar, bu iki kavramı birbirinden ayrı düşünülemeyecek kadar iç içe geçmiş olduğunu vurgular. İnsan hakları, ihlalleri ortaya çıkarmak ve diyalogları geliştirmek için iletişime; iletişim ise ifade özgürlüğü ve mahremiyet gibi temel insan haklarını gerçekleştirmek için insan haklarına ihtiyaç duyar.

Hamelink, kitabında iletişim ve insan haklarının tarihsel gelişimini izler. İletişim hakkı ve ifade özgürlüğü gibi konuların yanı sıra, çevre krizi ve dijital teknolojilerin ortaya çıkardığı yeni zorlukları da ele alır. Yazar, uluslararası insan hakları sisteminin iletişimin farklı biçimlerine uygulanmasında “iletişimsel adalet”in nihai hedef olduğunu savunur. Bu hedefe ulaşmak için ise mevcut zayıf liberal insan hakları anlayışından, güçlü evrensel bir insan hakları anlayışına geçilmesi gerektiğini belirtir.

Kitap, iletişim ve insan hakları alanında çalışan akademisyenler, araştırmacılar, uygulayıcılar ve bu konuya ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğindedir. Hamelink, karmaşık bir konuyu anlaşılır bir dille aktarırken, aynı zamanda derinlemesine bir analiz sunar. Kitap, günümüzde iletişimin ve insan haklarının karşı karşıya olduğu zorlukları ve bu zorlukların üstesinden gelmek için neler yapılabileceğini göstermesi açısından da oldukça önemlidir.

  • Künye: Cees J. Hamelink – İletişim ve İnsan Hakları: İletişimsel Adalete Doğru, çeviren: Hamza Eren Sarıçam, Lejand Yayınları, siyaset, 308 sayfa, 2025

Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler (2025)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılının tarihi işçilerin öyküsünün üstünden atlanarak yazılamaz. İlk yüzyılın tarihi başka veçhelerin yanı sıra Türkiye’nin bir tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişinin de öyküsüdür. Bu büyük dönüşüm sosyal ve siyasal sonuçlar üretmiş ve günümüz Türkiye’sini iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla yaratmıştır. Sanayi toplumuna geçişe dair bu öykünün başaktörü hiç kuşkusuz Türkiye işçi sınıfıdır.

Bu cilt bu başaktörün kendisini, farklı kesimlerini ya da bunları şekillendiren yapısal faktörleri değerlendiren makalelerden oluşuyor. Her ne kadar sanayi sonrası topluma geçildiğine dair iddialar duysak da bunlar temelsizdir ve işçi hareketi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının tarihinin yazılmasında da en önemli aktör olacaktır.

İşçi hareketinin siyasal ve sendikal kurumlarının zayıfladığı, bağımsız bir politik aktör olarak görülmediği son otuz yıl aynı zamanda Cumhuriyet kurumlarının belli bir “çürüme” de yaşadığı bir zaman dilimine denk düşer. Bu iki gelişme birbirinden bağımsız değildir. Oysa bu son otuz yılda yurttaşlarımız arasında işçileşme de yaygın bir sosyolojik olgudur. Bu dönüşümün sonuçları gün geçtikçe daha çok hissedilmektedir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında işçi hareketi günümüzde sahip olduğu yaygınlık ölçüsünde siyasete etki ederse, umulur ki işçi sınıfının sesi de daha gür çıkar. O zaman toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok olanlar, yani yaratanlar, silkelenir ve doğrulur.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler, derleyen: M. Görkem Doğan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2025

Susan Arndt – Seksizm (2025)

Susan Arndt’ın ‘Seksizm’ kitabı, seksizmin sadece bireysel önyargılar değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve politik sistemlerin derinlemesine yerleşmiş bir yapı olduğunu vurguluyor. Kitap, seksizmin tarihsel kökenlerini, günümüzdeki yansımalarını ve bu durumu değiştirmek için neler yapılabileceğini derinlemesine inceliyor.

Arndt, seksizmin sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğini ve toplumdaki cinsiyet rollerini sınırladığını belirtiyor. Kitapta, seksizmin neden bu kadar güçlü olduğu ve günümüzde ne gibi şekillerde ortaya çıktığı gibi sorulara yanıtlar aranıyor.

Yazar, seksizmin üstesinden gelmek için bireysel ve toplumsal düzeyde atılabilecek adımları ve uygulanabilecek stratejileri sunuyor. Farkındalık yaratmanın, eğitim verme ve politik değişimlerin önemini vurguluyor.

  • Künye: Susan Arndt – Seksizm: Eski Zamanlardan Beri Süregelen Baskı, çeviren: Beyza Akkurt, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 368 sayfa, 2025

Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler (2025)

Serdar Korucu’nun yeni kitabı, Türkiye Ermenilerinin 1970’lerden 1990’lara uzanan çalkantılı dönemini, hem kişisel anlatılar hem de dönemin siyasi ve sosyal atmosferini inceleyerek mercek altına alıyor.

ASALA eylemleri, 12 Eylül darbesi ve PKK gibi önemli olayların Ermeni toplumunu nasıl etkilediği, bu etkilerin bireysel hayatlara yansımaları ve toplumun maruz kaldığı baskı, kitapta derinlemesine analiz ediliyor. Bunlar vasıtasıyla maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seren kitap, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok Ermeni’nin de polis ve mahkeme süreçlerinden geçtiğini, hatta işkence gördüğünü ortaya koyuyor.

Korucu, dönemin basınından derlediği verilerle birlikte, 22 farklı bireyin yaşadıklarını aktararak, o dönemde yaşananları canlı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu kitap, sadece bir topluluğun tarihini değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için de önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler: Olaylar Tanıklıklar, Aras Yayıncılık, söyleşi, 284 sayfa, 2025