Patricia Blessing — 15. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimarlık ve Malzeme Siyaseti (2026)

Patricia Blessing’in bu incelemesi, 15. yüzyıl Osmanlı mimarisini yalnızca estetik ya da teknik bir üretim alanı olarak değil, siyasal iktidarın maddi ve mekânsal olarak kurulduğu bir alan olarak ele alıyor. Blessing, erken Osmanlı döneminde mimarinin, imparatorluk kimliğinin inşasında ve farklı toplumsal grupların bu kimliğe eklemlenmesinde merkezi bir rol oynadığını savunuyor.

‘15. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimarlık ve Malzeme Siyaseti’ (‘Architecture and Material Politics in the Fifteenth-century Ottoman Empire’), özellikle Bursa, Edirne ve İstanbul gibi merkezlerde inşa edilen camiler, külliyeler, medreseler ve kamusal yapılar üzerinden, mimari formların nasıl siyasal anlamlar taşıdığını inceliyor. Osmanlıların Bizans, Selçuklu, İlhanlı ve Memlük miraslarından seçici biçimde yararlandığını; bu mirasların taklit edilmediğini, aksine yeni bir iktidar dili kurmak üzere dönüştürüldüğünü gösteriyor. Böylece mimari, fetih ve süreklilik arasındaki gerilimi yöneten bir araç haline geldi.

Blessing’in temel katkılarından biri, “maddi siyaset” kavramı. Yapıların planı, süslemeleri, malzemeleri ve konumları; yalnızca estetik tercihler değil, iktidarın görünür kılınma biçimleri olarak okunuyor. Vakıf sistemi, patronaj ilişkileri ve sultanlarla elitler arasındaki güç dengeleri, mimari üretimin arkasındaki toplumsal ve politik ağlar üzerinden analiz ediliyor. Bu bağlamda mimari, merkezi otoritenin yanı sıra yerel aktörlerin de söz sahibi olduğu bir müzakere alanı olarak ortaya çıkıyor.

Kitap, Osmanlı mimarisini “klasik dönem öncesi bir hazırlık evresi” olarak gören yaklaşımlara karşı çıkarak, 15. yüzyılı özgün, deneysel ve çok katmanlı bir dönem olarak konumlandırıyor.

Kitap, erken Osmanlı İmparatorluğu’nda iktidarın nasıl somutlaştığını, mekân ve malzeme üzerinden nasıl kurulduğunu gösteren, mimarlık tarihi ile siyaset tarihini güçlü biçimde buluşturan bir çalışma olarak öne çıkıyor.

Patricia Blessing — 15. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimarlık ve Malzeme Siyaseti
Çeviren: Zeynep Rona • Koç Üniversitesi Yayınları
Mimari • 256 sayfa • 2026

Liah Greenfeld — Milliyetçilik (2026)

Liah Greenfeld bu çalışmasında, modern dünyanın ortaya çıkışını ekonomik ya da teknolojik dönüşümlerden çok milliyetçilik düşüncesi üzerinden açıklıyor. Greenfeld’e göre modernlik, esas olarak bireyin kimliğini “ulus” kavramı içinde yeniden tanımlayan zihinsel bir dönüşümle başlıyor. Milliyetçilik yalnızca siyasal bir ideoloji değil, insanın kendini algılama biçimini, toplumsal hiyerarşiyi ve meşruiyet anlayışını kökten değiştiren bir düşünce sistemi olarak ele alınıyor.

‘Milliyetçilik: Moderniteye Giden 5 Yol’ (‘Nationalism: Five Roads to Modernity’) beş farklı ülke örneği üzerinden beş ayrı modernleşme yolu kuruyor: İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve ABD. İngiltere’de milliyetçilik aristokratik ve kapsayıcı bir kimlik üretirken, Fransa’da eşitlikçi ve devrimci bir yurttaşlık anlayışı doğuyor. Almanya’da kültürel-mistik bir milliyetçilik gelişiyor, Rusya’da devlet merkezli ve otoriter bir ulus fikri şekilleniyor, ABD’de ise bireycilikle birleşmiş sivil bir milliyetçilik ortaya çıkıyor. Böylece modernliğin tek bir yolu olmadığı, her toplumun milliyetçilik biçiminin kendi siyasal kültürünü belirlediği gösteriliyor.

Greenfeld’in temel tezi, ulus fikrinin bireyi yarattığı yönünde. İnsanlar modern dünyada kendilerini artık sınıf, din ya da yerel aidiyetle değil, ulusal kimlik üzerinden tanımlıyor. Bu da demokrasi, eşitlik, yurttaşlık ve meşruiyet gibi kavramların temelini oluşturuyor. Kitap, milliyetçiliği modernliğin yan ürünü değil, doğrudan kurucu unsuru olarak ele almasıyla sosyal teori ve siyaset düşüncesi açısından özgün ve etkili bir referans metni olarak görülüyor.

Liah Greenfeld — Milliyetçilik: Moderniteye Giden 5 Yol (İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve Amerika Örnekleri)
Çeviren: Abdullah Yılmaz • Alfa Yayınları
Siyaset • 745 sayfa • 2026

Joseph E. Stiglitz — Özgürlük Yolu (2026)

Joseph E. Stiglitz bu çalışmasında, özgürlük kavramını piyasa merkezli dar bir çerçeveden çıkarıp toplumsal koşullar üzerinden yeniden tanımlıyor. Ona göre özgürlük yalnızca bireyin seçim yapabilmesi değil, bu seçimleri gerçekten mümkün kılan eğitim, sağlık, gelir güvencesi, barınma, sosyal güvenlik ve kamusal hizmetlere erişimle anlam kazanıyor. Neoliberal düşüncenin özgürlüğü piyasa serbestliğiyle özdeşleştirdiğini, bunun ise pratikte eşitsizlik, güvencesizlik ve bağımlılık ilişkileri ürettiğini savunuyor.

‘Özgürlük Yolu’ (‘The Road to Freedom’), eşitsizlik, finansallaşma, kamu yatırımlarının gerilemesi, devletin düzenleyici rolünün zayıflatılması ve demokrasinin ekonomik güç karşısında kırılganlaşması gibi başlıklar üzerinden “iyi toplum” fikrini inşa ediyor. Piyasaların kendiliğinden adil sonuçlar üretmediğini, aksine servet ve iktidarı belli ellerde yoğunlaştırdığını gösteriyor. Devleti baskıcı bir yapı olarak değil, özgürlüğün toplumsal koşullarını kuran bir araç olarak yeniden konumlandırıyor.

Kitap, özgürlüğü yalnızca bireysel tercih değil, kolektif olarak kurulan bir toplumsal yapı olarak ele almasıyla ekonomi literatüründe önemli bir yer tutuyor. Stiglitz, ekonomik düzen ile etik, siyaset ve demokrasi arasındaki bağı görünür kılarak, “iyi toplum” fikrinin yalnızca büyüme değil adalet, eşitlik ve insani yaşam koşulları üzerinden düşünülmesi gerektiğini savunuyor.

Joseph E. Stiglitz — Özgürlük Yolu: İktisat ve İyi Toplum
Çeviren: Tansel Demirel • Koç Üniversitesi Yayınları
İktisat • 352 sayfa • 2026

Günther Anders — İnsanın Eskimişliği (2026)

‘İnsanın Eskimişliği’ (‘Die Antiquiertheit des Menschen’) modern teknolojik uygarlığın insanı nasıl aşındırdığını, dönüştürdüğünü ve varoluşsal olarak geride bıraktığını analiz eden radikal bir uygarlık eleştirisi sunuyor. Anders, bu çalışmalarda insanın artık kendi ürettiği dünyaya yabancılaştığını ve teknolojik sistemlerin hızına, ölçeğine ve mantığına ayak uyduramaz hale geldiğini söylüyor. İnsan, yarattığı araçların gölgesinde kalıyor ve kendi ürünleri karşısında küçülüyor. Üretim gücü artıyor, fakat anlam üretme kapasitesi zayıflıyor.

Birinci ciltte teknoloji ile insanın etik ve duygusal dünyası arasındaki kopuş merkeze alınıyor. Anders, modern insanın yapabildiği şeyleri ahlaken kavrayamadığını, sorumluluk bilincinin üretim süreçlerinde parçalandığını gösteriyor. İnsan üretmeye devam ediyor ama sonuçları içselleştiremiyor, böylece fail oluyor fakat özne olamıyor. Ruh, vicdan ve hayal gücü teknik rasyonalite karşısında geri çekiliyor.

İkinci ciltte analiz daha karanlık bir düzleme geçiyor. Nükleer silahlar, kitlesel imha teknolojileri ve ekolojik yıkım üzerinden yaşamın doğrudan yok edilme kapasitesi tartışılıyor. Anders, insanlığın dünyayı yok etme gücüne sahip olduğunu ama bu yıkımı zihinsel ve etik olarak kavrayamadığını söylüyor. Felaket bilgisi sıradanlaşıyor, yıkım ihtimali normalleşiyor, sorumluluk duygusu silikleşiyor.

Eser, modernliği ilerleme hikâyesi olarak değil, etik bir kriz olarak okuyor. Anders, teknolojinin insanı özgürleştirmediğini, onu psikolojik, ahlaki ve varoluşsal olarak zayıflattığını ortaya koyuyor. Bu yönüyle çalışma, modern uygarlık eleştirisinin en radikal metinlerinden biri olarak insanın eskimişliğini felsefi ve toplumsal bir problem olarak temellendiriyor.

Heidegger, Husserl ve Cassirer’in öğrencisi, Hannah Arendt’in eşi, Walter Benjamin’in kuzeni olan Günther Anders, modern dünyaya dair keskin eleştirileriyle bugün yeniden keşfedilen bir filozof. Hans Jonas, Bertolt Brecht, Ernst Bloch ve Herbert Marcuse gibi isimlerle de yolları kesişti.

Günther Anders — İnsanın Eskimişliği
Çeviren: Herdem Belen, Hüseyin Ertürk • Alfa Yayınları
Felsefe • 440 sayfa • 2026

David Harvey — Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz (2026)

David Harvey’nin bu kitabı, Marx’ın en zor ve en karmaşık metinlerinden biri olan ‘Grundrisse’yi okur için anlaşılır kılan kapsamlı bir düşünsel rehber. Harvey, bu eseri yalnızca açıklayan bir yorum kitabı olarak değil, Marx’ın düşünme biçimine açılan bir kapı olarak kurguluyor. Amaç, Marx’ın siyasal iktisat eleştirisini sadeleştirmek değil, onun kavramsal derinliğini kaybetmeden erişilebilir hale getiriyor. Grundrisse, kapalı bir teorik metin olmaktan çıkıyor, günümüz dünyasının ekonomik, toplumsal, siyasal ve ekolojik krizlerini anlamaya imkân veren bir düşünme alanına dönüşüyor.

‘Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz’ (A Companion to Marx’s Grundrisse’), Marx’ın sermaye, emek, değer, doğa ve toplum ilişkisini nasıl birlikte düşündüğünü görünür kılıyor. Harvey, Marx’ın temel derdinin yalnızca sömürü ilişkilerini çözümlemek olmadığını, aynı zamanda sermayenin insan ihtiyaçlarını karşılamada ve doğayı tahrip etmeyi durdurmada neden yapısal olarak başarısız kaldığını anlamak olduğunu vurguluyor. ‘Grundrisse’, kapitalizmi teknik bir ekonomik sistem olarak değil, bütünlüklü bir toplumsal düzen olarak ele alıyor ve bu düzenin uzun vadede kendi krizlerini nasıl ürettiğini gösteriyor.

Harvey’nin yaklaşımı, tek bir “doğru Marx yorumu” dayatmıyor. Okuru metinle doğrudan ilişkiye sokuyor, düşünsel bağlantılar kurmaya teşvik ediyor ve ‘Grundrisse’yi bir keşif alanı olarak okumayı öneriyor. Kitap, Marx’ın notlar halinde yazdığı bu metni bir sistematik doktrin olarak değil, düşüncenin hareket halindeki biçimi olarak ele alıyor.

Bu çalışma, Marx okumalarını akademik sınırların dışına taşıyan, öğrenciler ve araştırmacılar için temel bir kaynak. Harvey, ‘Grundrisse’yi bugünün dünyasını anlamaya yarayan kurucu bir düşünsel araç olarak konumlandırıyor ve Marx’ın düşüncesinin neden hâlâ güncel olduğunu gösteriyor.

David Harvey — Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz
Çeviren: Onur Orhangazi • Metis Yayınları
Siyaset • 440 sayfa • 2026

Henk Manschot — Nietzsche ve Yeryüzü (2026)

Felakete başka bir açıdan bakmak mümkün müdür?

Geleceği ortadan kaldıran, bildiğimiz dünyanın radikal sonunu imleyen ekolojik felaketin insanda harekete geçme isteği uyandırıp “tüm değerlerin yeniden değerlendirilmesi”nin önünü açması söz konusu olabilir mi?

Bu sorulara yanıt arayan Henk Manschot, Nietzsche’nin düşüncesini yalnızca felsefi bir sistem olarak değil, yaşam pratiği, beden, doğa ve yeryüzüyle kurulan ilişki üzerinden okuyor. Nietzsche’nin hastalıkları, gezgin yaşamı, iklimle kurduğu bağ ve doğayla temasının, düşünsel dönüşümlerini nasıl etkilediğini biyografik bir hat üzerinden gösteriyor. Felsefenin soyut kavramlardan ibaret olmadığını, yaşanan hayatın doğrudan bir ürünü olduğunu vurguluyor.

Kitapta Nietzsche’nin “yeryüzüne sadakat” fikri merkeze alınıyor ve bu düşünce ekolojiyle ilişkilendiriliyor. İnsan-merkezci bakışın yerine, yaşamın bütünlüğünü esas alan bir etik öneriliyor. Doğa, yalnızca kaynak değil, birlikte yaşanan bir varlık alanı olarak ele alınıyor. Manschot, Nietzsche’nin güç istenci, yaşamı olumlama ve değer yaratma kavramlarını ekolojik duyarlılıkla yeniden yorumluyor.

Eserde politik boyut da önemli bir yer tutuyor. Nietzsche’nin düşüncesi otoriter ideolojilerden ayrıştırılarak, özgürleşme, çoğulluk ve sorumluluk temelinde okunuyor. ‘Nietzsche ve Yeryüzü’ (‘Nietzsche and the Earth’), Nietzsche’yi çevre felsefesi, siyaset teorisi ve çağdaş ekoloji tartışmalarıyla buluşturuyor. Bu yönüyle eser, Nietzsche’nin yalnızca bireysel etik değil, gezegensel bir sorumluluk düşünürü olarak okunabileceğini gösteriyor ve alanında disiplinlerarası bir köprü kurmasıyla önem taşıyor. Aynı zamanda biyografi ile teori arasındaki sınırları eritiyor ve felsefeyi gündelik hayatın içine taşıyor.

Okur, Nietzsche’yi yalnızca okunan bir filozof olarak değil, yaşanan bir düşünce biçimi olarak algılıyor. Kitap, çağdaş düşüncede ekolojik bilinç üretmesi açısından kalıcı bir referans metni olma potansiyeli taşıyor. Bu yaklaşım, insanın doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

Henk Manschot — Nietzsche ve Yeryüzü: Biyografi, Ekoloji, Politika
Çeviren: Akın Emre Pilgir • Livera Yayınevi
Ekoloji • 264 sayfa • 2026

Bülent Somay — Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler (2026)

‘Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler’, bilimkurguyu ve fantaziyi geleceğin dekorları olarak değil, bugünü düşünmenin en güçlü düşünsel alanlarından biri olarak ele alıyor. Yapay zekâdan kıyamet-sonrası dünyalara, ütopyadan distopyaya uzanan anlatılar, kitapta tek bir merkezî sorunun etrafında toplanıyor: İnsan nedir? Bu soru, teknolojik ilerleme, savaş tehdidi, toplumsal çözülme ve kapitalist düzenin yarattığı yıkımla birlikte artık soyut bir felsefi tartışma olmaktan çıkıyor, doğrudan yaşamsal bir probleme dönüşüyor.

Bülent Somay, bilimkurguyu “gelecek anlatısı” olarak değil, bugünü görünür kılan bir düşünme biçimi olarak konumluyor. Fantazi ise gerçeklikten kopuş değil, gerçekliğin sınırlarını genişleten bir sorgulama alanı hâline geliyor. Dünya kurmak, dünya keşfetmek, radikal farklılık ve alternatif toplumsal düzenler yalnızca edebi temalar değil; insanın kendini yeniden tanımlama çabalarının düşünsel araçları olarak okunuyor. Türler arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor, bilimkurgu ile fantazi aynı etik ve politik soruların etrafında birleşiyor.

Metnin merkezinde insanın yalnızca biyolojik değil, etik, politik ve toplumsal bir varlık olduğu fikri duruyor. Yapay zekâ tartışmaları, savaş olasılığı, kıyamet-sonrası tahayyüller ve ütopya arayışları, insanın ne olduğu kadar ne olabileceğini de sorguluyor. Somay, “insan”ı sabit bir öz olarak değil, tarihsel, toplumsal ve düşünsel olarak sürekli yeniden kurulan bir varlık olarak ele alıyor.

Bu yönüyle kitap, edebiyat incelemesinin ötesine geçerek bir düşünce haritası kuruyor. Fantazi ve bilimkurgu, kaçış edebiyatı değil; bugünü anlamanın, geleceği düşünmenin ve insanı yeniden tanımlamanın yolları hâline geliyor. Kitap, tür edebiyatını bir düşünsel kaynak olarak konumlandırarak, bugünün krizlerini “insan” sorusu etrafında yeniden okumaya davet eden güçlü ve özgün bir metin ortaya koyuyor.

Künye: Bülent Somay – Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler, Metis Yayınları, felsefe, 168 sayfa, 2026

Bülent Somay — Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler
• Metis Yayınları
Felsefe • 168 sayfa • 2026

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya (2026)

Tezcan Durna’nın derlediği bu kitap, hak ihlallerinin sıradanlaştığı bir dönemde, medyanın bu sürece nasıl eklemlendiğini ve kimi zaman nasıl doğrudan bir araca dönüştüğünü görünür kılıyor. ‘Hak, Hukuk, Medya’, güncel medya düzenini yalnızca teknik ya da mesleki sorunlar üzerinden değil, haklar, özgürlükler ve toplumsal mücadeleler bağlamında ele alıyor. Kitap, bugünün medya ortamının hangi tarihsel ve siyasal koşullar içinde biçimlendiğini tartışmaya açıyor.

Makaleler, sendikasızlaştırmadan ifade özgürlüğünün daraltılmasına, eğitim ve barınma hakkı ihlallerinden kadın ve çevre haklarına kadar geniş bir alana yayılıyor. Medya, bu başlıkların her birinde ya görünmez kılma ya da meşrulaştırma işleviyle sorgulanıyor. Yazarlar, medyanın şiddeti temsil ediş biçimlerinden denetim ve gözetim mekanizmalarına uzanan bir çizgide, hak ihlallerinin nasıl normalleştirildiğini analiz ediyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, metinlerin yalnızca akademik bir mesafeden yazılmamış olması. Yazarların büyük bir kısmı, KHK’lerle ihraç edilmiş ya da sistematik baskıya maruz kalmış kişilerden oluşuyor. Bu durum, makalelere çift katmanlı bir nitelik kazandırıyor: Metinler hem bilimsel çözümlemeler sunuyor hem de doğrudan deneyimlerden beslenen özdüşünümsel anlatılar içeriyor.

‘Hak, Hukuk, Medya’, sansür, otosansür ve baskı rejimlerinin bugüne nasıl taşındığını tarihsel bir perspektifle ele alırken, okuru da bu sürecin parçası olan medya-siyaset ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, yalnızca yaşananları kayda geçirmekle yetinmiyor; bu çoraklaşmış ortamın nasıl aşılabileceğine dair eleştirel bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve geniş bir okur kitlesini bu ortak düşünme çabasına davet ediyor.

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya
Derleyen: Tezcan Durna • Heretik Yayıncılık
Siyaset • 555 sayfa • 2026

Kıvanç Eliaçık — Küresel Sendikalar Kılavuzu (2025)

Kıvanç Eliaçık, uluslararası sendikal hareketin tarihsel mücadeleleri ve somut örgütlenmeleri hakkında bir rehber kitapla karşımızda. ‘Küresel Sendikalar Kılavuzu’, emeğin sınırları aşan dayanışma arayışını tarihsel kökenleriyle birlikte açıklarken, günümüzde küresel sendikaların nasıl çalıştığını anlaşılır bir çerçeveye oturtuyor. Kitap, sendikal mücadelenin ulusal düzeyle sınırlı kalmadığını, küresel kapitalizm karşısında uluslararası örgütlenmenin zorunluluğunu görünür kılıyor.

İlk bölüm, 1. Enternasyonal’den başlayarak Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’na uzanan çizgide, uluslararası sendikal yapının nasıl şekillendiğini özetliyor. Meslek sekreterliklerinden küresel sendika federasyonlarına, küresel çerçeve sözleşmelerden çokuluslu şirketlerle yürütülen mücadelelere kadar uzanan bu tarih, sendikal hareketin değişen koşullara nasıl uyum sağladığını gösteriyor. Okur, sendikaların yalnızca ulusal pazarlık aktörleri değil, küresel emek siyasetinin öznesi haline gelişini izliyor.

İkinci bölümde günümüzde faaliyet gösteren tüm küresel sendika federasyonları ayrıntılı biçimde ele alınıyor. IndustriALL’dan PSI’ya, UNI’den ITF ve IUF’a kadar farklı sektörlerde örgütlenen federasyonların tarihçeleri, örgütlenme yapıları ve yürüttükleri kampanyalar tanıtılıyor. Türkiye ile ilişkiler, üyelik biçimleri ve iletişim bilgileriyle birlikte aktarılıyor. Bu bölüm, kitabı yalnızca teorik bir çalışma olmaktan çıkarıp pratik bir başvuru kaynağına dönüştürüyor.

Son bölümde ise ‘Uluslararası Çalışma Örgütü’ ve diğer uluslararası kurumlar değerlendirilerek, küresel emek rejiminin hukuki ve kurumsal çerçevesi tartışılıyor. “Üretimin, ticaretin ve hizmetlerin küreselleştiği dünyada çok uluslu şirketler, sermaye yanlısı hükümetler ve küresel baskı araçları karşısında uluslararası sendikalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” diyen Eliaçık, sendikal mücadelenin bu kurumlarla kurduğu gerilimli ilişkiyi eleştirel bir bakışla ele alıyor. Kitap, sendika eğitimlerinde kullanılabilecek bir kılavuz olmanın yanı sıra, küresel emek hareketini anlamak isteyen araştırmacılar ve öğrenciler için de temel bir kaynak.

Kıvanç Eliaçık — Küresel Sendikalar Kılavuzu: Uluslararası Sendikal Hareket ve Küresel Sendikalar
• Epos Yayınları
Siyaset • 88 sayfa • 2026

Begüm Uzun, Cihan Erdal, Özlem Avcı Aksoy — Yeni Genç Türkler (2026)

Begüm Uzun, Cihan Erdal ve Özlem Avcı Aksoy imzalı bu kitap, 2020’ler Türkiye’sinde gençler arasında belirginleşen, çoğu zaman “seküler” olarak adlandırılan yeni bir milliyetçilik biçimini spekülasyonlardan arındırarak anlamaya çalışan kapsamlı bir saha çalışması sunuyor. Kitap, klasik milliyetçi örgütlenmelerle mesafeli duran, mevcut partilerde kendini temsil edilmiş hissetmeyen gençlerin siyasal duygulanımlarını, çelişkilerini ve arayışlarını merkeze alıyor.

‘Yeni Genç Türkler: “Yeni Nesil” Milliyetçilik’, milliyetçiliği yalnızca bir ideoloji değil; tarihsel, söylemsel ve gündelik pratikler içinde sürekli dönüşen bir olgu olarak ele alıyor. İlk bölümlerde milliyetçilik kuramları, yeni sağ, popülizm ve göç tartışmaları üzerinden kavramsal bir çerçeve kurulurken, Türkiye’de milliyetçiliğin Turancılıktan Türk-İslam sentezine uzanan kısa ama yoğun bir tarihsel arka planı çiziliyor. Böylece “yeni nesil” milliyetçiliğin hangi miraslarla temas ettiği, hangilerinden bilinçli biçimde uzaklaştığı görünür hale geliyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, milliyetçiliğin dijital izlerini gündelik vakalar üzerinden sürmesi. Spor sahalarından konser tartışmalarına, sığınmacı karşıtlığından TeknoFest gibi teknoloji-milliyetçilik kesişimlerine uzanan örnekler, genç milliyetçi dilin nasıl kurulduğunu ve hangi duygularla beslendiğini gösteriyor. Bu vakalar, “seküler” vurgunun dine mesafeden çok, ümmetçi ya da muhafazakâr söylemlerden ayrışma ihtiyacına işaret ettiğini ortaya koyuyor.

Derinlemesine mülakatlar ve odak grup görüşmelerine dayanan son bölümde ise gençlerin devlet algısı, Atatürk’ü sahiplenme biçimleri, Türklük tanımları, Kürt meselesine yaklaşımları ve demokrasi–otoriterlik gerilimi ayrıntılı biçimde analiz ediliyor. Yazarlar, özellikle haklar ve özgürlükler konusunda görülen belirsizliklerin, bu milliyetçiliğin henüz tamamlanmamış, akışkan bir kimlik formu olduğunu düşündürdüğünü vurguluyor.

‘Yeni Genç Türkler’, gençler arasındaki yükselen milliyetçiliği ne romantize ediyor ne de şeytanlaştırıyor. Aksine, bu eğilimi tarihsel bağlamı, dijital kültürü ve sahadan gelen seslerle birlikte düşünmeye davet eden eleştirel ve dikkatli bir okuma öneriyor.

Begüm Uzun, Cihan Erdal, Özlem Avcı Aksoy — Yeni Genç Türkler: “Yeni Nesil” Milliyetçilik
• İletişim Yayınları
Sosyoloji • 206 sayfa • 2026