François Debrix, Alexander D. Barder – Biyopolitikanın Ötesi (2025)

‘Biyopolitikanın Ötesi’ adlı kitap, 11 Eylül saldırılarından sonra şekillenen yeni dünya düzeninde şiddet, dehşet ve terörün biyopolitik anlayışın ötesine nasıl geçtiğini inceler. Başka bir deyişle korku ve dehşetin birer araç olmaktan çıkıp kendi başına amaç hâline geldiğini irdeliyor. François Debrix ve Alexander Barder, bu yeni düzende yaşamın ve ölümün, savaşın ve korkunun nasıl yeniden tanımlandığını ve geleneksel biyopolitiğin bu yeni gerçeklikleri açıklamada yetersiz kaldığını savunurlar.

Kitap, biyopolitiğin insan yaşamının yönetimi üzerine odaklanırken, bu yeni düzende şiddetin daha çok bedenlerin imhasına ve insanlığın yok edilmesine yönelik olduğunu vurgular. Yazarlar, bu durumu açıklamak için “dehşet”, “agonistik egemenlik” gibi kavramları kullanırlar.

  • 11 Eylül sonrası dünya düzeninde şiddetin doğası değişti.
  • Biyopolitika, bu yeni şiddet biçimini açıklamada yetersiz kalıyor.
  • Yeni düzende dehşet ve korku, siyasi bir araç olmaktan öte, bir amaç haline geldi.
  • İnsan yaşamının korunması yerine, insanlığın yok edilmesi hedefleniyor.

‘Biyopolitikanın Ötesi’ kitabı, uluslararası ilişkiler ve siyaset felsefesi alanında çalışanlar için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan şiddet ve terör üzerine yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: François Debrix, Alexander D. Barder – Biyopolitikanın Ötesi: Dünya Siyasetinde Teori, Şiddet ve Dehşet, çeviren: Serap Güneş, Fol Kitap, siyaset, 272 sayfa, 2025

Güven Gürkan Öztan – Merkez’den “Uç”lara (2025)

‘Merkez’den “Uç”lara: Neoliberal Dönemde Sağ Siyaset” kitabı, 1983-2002 yılları arasında Türkiye’de sağ siyasetin 12 Eylül darbesinin yarattığı siyasal mimari içinde nasıl şekillendiğini ve geliştiğini derinlemesine inceliyor.

Bu dönemde, merkez sağ içindeki rekabet giderek artarken, neoliberal politikaların etkisiyle doktriner sağın yükselişi gözlemlendi.

1990’lar, özellikle SSCB’nin çözülmesi ve Batı’dan gelen neoliberal rüzgarlarla birlikte, Türkiye’de sağ siyasetin daha da sağa kaydığı bir dönem oldu. Bu süreçte, siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileri, Kürt sorunu ve tarikatların güçlenmesi gibi konular önemli bir yer tuttu.

Kitap, bu dönemdeki siyasi dönüşümlerin, 2002’den itibaren iktidara gelen AKP hükümetlerinin politikalarını anlamanın anahtarı olduğunu ortaya koyuyor.

Bu kitap, Türkiye’nin yakın siyasi tarihini anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliğinde.

12 Eylül darbesinden sonraki dönemde Türkiye’de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin, günümüz Türkiye’sini şekillendirdiği gerçeğini vurguluyor. Özellikle, neoliberalizmin Türkiye’deki sağ siyasete etkisi, siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileri, Kürt sorunu ve tarikatların yükselişi gibi konulara odaklanarak, bu dönemin karmaşık siyasi yapısını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Güven Gürkan Öztan – Merkez’den “Uç”lara: Neoliberal Dönemde Türkiye’de Sağ Siyaset (1983-2002), Ayrıntı Yayınları, siyaset, 352 sayfa, 2025

Slavoj Žižek – Uyanmak İçin Çok Geç (2025)

Slavoj Žižek’in ‘Uyanmak İçin Çok Geç’ adlı eseri, günümüzün en acil sorunlarından biri olan iklim krizi ve bu krizin tetiklediği diğer sorunlar üzerine derinlemesine bir inceleme sunuyor.

Žižek, bu kitabında sadece bir uyarıda bulunmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut durumu analiz ederek geleceğe dair çarpıcı öngörülerde bulunuyor ve olası çözüm yollarını tartışıyor.

Kitabın Ana Temaları:

Küresel İklim Krizi: Žižek, iklim krizinin sadece çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve sosyal sistemlerimizi derinden etkileyen bir varoluşsal tehdit olduğunu vurguluyor.

Kapitalizm ve İklim Krizi: Yazar, kapitalizmin aşırı tüketim ve büyüme odaklı yapısının iklim krizinin temel nedenlerinden biri olduğunu savunuyor.

Siyaset ve İklim Krizi: Žižek, mevcut siyasi sistemlerin iklim krizine karşı yeterince etkili olmadığını ve yeni bir siyasi düşünceye ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Gelecek ve Umut: Yazar, geleceğin belirsiz olduğunu ve umudun kaybolduğunu hissetsek de radikal bir dönüşümün hala mümkün olduğunu savunuyor.

Kitabın Temel Argümanları:

İklim krizi, sadece bir çevresel sorun değil, aynı zamanda toplumların ve bireylerin yaşamlarını derinden etkileyen bir medeniyet krizi.

Kapitalizm, sınırsız büyüme ve tüketim üzerine kurulu olduğu için iklim krizinin temel nedenlerinden biri.

Mevcut siyasi sistemler, iklim krizinin ciddiyetini anlamakta ve buna karşı etkili önlemler almakta yetersiz kalıyor.

İklim krizini aşmak için radikal bir dönüşüm gerekiyor ve bu dönüşüm, sadece teknolojik çözümlerle değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi bir dönüşümle mümkün.

Gelecek belirsiz olsa da umudu kaybetmemeliyiz ve radikal bir değişim için mücadele etmeliyiz.

Žižek, ‘Uyanmak İçin Çok Geç’ kitabında, iklim krizi konusunu felsefi, siyasi ve sosyolojik bir perspektifle ele alarak bu konuya yeni bir bakış açısı getiriyor. Yazarın provokatif ve çarpıcı üslubu, okuru düşünmeye ve mevcut durumu sorgulamaya teşvik ediyor. Kitap, hem akademik çevreler hem de iklim krizi konusunda duyarlı olan geniş kitleler tarafından ilgiyle okunuyor.

  • Künye: Slavoj Žižek – Uyanmak İçin Çok Geç: Gelecek Yoksa Bizi Ne Bekliyor?, çeviren: Barış Gönülşen, İş Kültür Yayınları, siyaset, 160 sayfa, 2025

Thomas N. Mitchell – Atina (2024)

Thomas N. Mitchell’in bu eseri, Batı medeniyetinin temel taşlarından biri olan Atina demokrasisini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, bu eserinde Atina’nın siyasi, sosyal ve kültürel hayatını Antik Yunan dönemi boyunca detaylı bir şekilde ele alarak, dünyanın ilk demokrasisinin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü mercek altına alıyor.

Atina’da demokrasinin nasıl ortaya çıktığı, diğer Yunan şehir devletleriyle olan ilişkileri ve bu sistemin diğer toplumlardan farklı kılan özellikleri.

Atina’daki siyasi kurumlar, yasama, yürütme ve yargının nasıl işlediği, ünlü devlet adamları ve siyasi tartışmalar.

Atinalı vatandaşların günlük yaşamları, kadınların ve kölelerin durumu, eğitim sistemi ve kültürel etkinlikler.

Atina’nın ekonomik yapısı, ticaret, tarım ve sanayi gibi konular.

Atina’nın felsefe ve sanat alanındaki gelişmeleri, Sokrates, Platon ve Aristo gibi önemli filozofların düşünceleri.

Atina demokrasisinin neden çöktüğü, bu çöküşün sonuçları ve gelecek nesillere bıraktığı miras.

Mitchell, Atina demokrasisini sadece siyasi bir sistem olarak değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve felsefi bir olgu olarak ele alıyor.

Bu sayede okuyucu, Atina’yı sadece bir tarihsel olaylar dizisi olarak değil, aynı zamanda modern demokrasilerin kökenlerini anlamak için önemli bir referans noktası olarak görüyor.

  • Künye: Thomas N. Mitchell – Atina: Dünyanın İlk Demokrasisinin Tarihi, çeviren: Özge Acar-Vastardis, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2024

Randolph Bourne – Devlet (2024)

Randolph Bourne’un ‘Devlet’ adlı kitabı, devletin doğası, savaşla ilişkisi ve birey üzerindeki etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yapıyor.

Bourne’a göre, devlet, özellikle savaş zamanlarında bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan, toplumsal birliği baskıcı bir şekilde sağlayan bir kurumdur.

“Savaş, devletin sağlığıdır” sözüyle bu durumu özetleyen yazar, devletin savaş sayesinde güçlendiğini ve genişlediğini savunur.

Ancak bu durum, bireylerin özgürlüklerinin feda edilmesi anlamına gelir.

Savaş, devletin varlık nedenidir ve bireyleri bir araya getirirken, aynı zamanda muhalifleri bastırır.

Devlet, bireyleri toplumsal birliğe zorlar ancak bu birlik, bireylerin özgürlüklerini sınırlar. Savaş, bu durumu daha da belirgin hale getirir.

Bourne, devleti eleştirel bir gözle inceler ve onun birey üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker.

Bourne’a göre, savaşın uluslara değil, devletlere ait bir işlev olması ve devletin, ulusun enerjisini yıkıcı amaçlar için tüketmesi önemli bir paradoksa işaret eder: Devlet savaşla güçlenir ve genişler, ancak bu genişleme çoğunlukla yurttaşların özgürlüklerinden ödün verilmesini gerektirir.

Savaş, topluluğun sürü duygusunu canlandırarak, kolektif bir kimlik yaratırken muhalifleri dışlama ve bastırma eğilimini doğurur; bu, devletin kendi varlığını koruma çabasının bir tezahürüdür.

  • Künye: Randolph Bourne – Devlet, çeviren: Güney Çeğin, A.Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 2024

Alper Demirdöğen, Emine Olhan – Tarım Politikası (2024)

Tarım, insanlığın varoluşundan bu yana en temel ihtiyaçlarından biri olan beslenmeyi sağlayan kritik bir sektördür.

Bu nedenle, tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumların sosyal, kültürel ve politik yapılarını şekillendiren bir güçtür.

Ancak, tarım politikaları kadar önemli ve herkesi ilgilendiren bir konuda, bilimsel temellere dayalı ve kapsamlı kaynaklar yetersiz kalmaktadır.

Bu kitap, bu boşluğu doldurmayı hedefleyen önemli bir çalışma.

Yazarlar, tarım politikalarının çok yönlü yapısını, akademik bir titizlikle ve güncel örneklerle harmanlayarak anlaşılır bir dille aktarıyorlar.

Kitapta, tarım politikalarının ne olduğu, neden var oldukları, nasıl şekillendikleri ve hangi araçlarla uygulandığı gibi temel sorulara yanıtlar bulunuyor.

Ayrıca, üreticiler, tüketiciler ve devlet arasındaki karmaşık ilişkiler ve tarım politikalarının bu ilişkilere etkileri detaylı bir şekilde inceleniyor.

Kitapta neler bulacaksınız:

Tarım Politikalarının Temelleri: Tarım politikasının ne olduğu, amacı ve önemi gibi temel kavramların açık ve net bir şekilde tanımlanması.

Politikaların Değişim Dinamikleri: Tarım politikalarının zaman içinde nasıl değiştiği, bu değişimlerin nedenleri ve etkileri.

Üretici-Tüketici İlişkileri: Tarım politikalarının üreticiler ve tüketiciler arasındaki ilişkilere etkisi, gıda güvenliği ve kalitesi gibi konular.

Politikaların Değerlendirilmesi: Tarım politikalarının etkilerini bilimsel yöntemlerle değerlendirme yöntemleri ve bu yöntemlerin önemi.

Türkiye ve Dünya Örnekleri: Farklı ülkelerdeki tarım politikalarının karşılaştırmalı analizi ve Türkiye’deki uygulamaların değerlendirilmesi.

  • Künye: Alper Demirdöğen, Emine Olhan – Tarım Politikası, İmge Kitabevi, tarım, 267 sayfa, 2024

Bülent Diken – Yeni Despotizm (2024)

Bülent Diken, ‘Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması’ adlı eserinde, günümüz dünyasında yükselen otoriter eğilimleri ve bu eğilimlerin tarihsel köklerini derinlemesine inceliyor.

Diken, bu kitabında modern demokrasilerin karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri olarak gördüğü yeni despotizmi, farklı coğrafyalarda ve farklı siyasi sistemlerde ortaya çıkan ortak özelliklerle ele alıyor.

Diken, yeni despotizmi, geleneksel otoriter rejimlerden farklılaşan, ancak demokratik kurumları içten çürüten bir yönetim biçimi olarak tanımlıyor. Yeni despotizmin temel özellikleri arasında kişi kültü, hukukun zayıflatılması, medya üzerindeki baskı, siyasi muhalefetin bastırılması ve popülist söylemler yer alıyor.

Diken, yeni despotizmin köklerini 20. yüzyıl totaliter rejimlerinde ve daha eski despotik yönetimlerde arıyor.

Ancak, yeni despotizmin, geçmişteki totaliter rejimlerden farklı olarak, demokratik araçları kullanarak iktidara geldiğini ve sürdürdüğünü vurguluyor.

Diken, küreselleşmenin, yeni despotizmin yükselişinde önemli bir rol oynadığını savunuyor

Globalleşmenin yarattığı ekonomik eşitsizlikler, kültürel değişimler ve siyasi belirsizlikler, popülist liderlerin yükselişine zemin hazırlıyor.

Diken, kitabında Türkiye’yi yeni despotizmin yükselişine örnek olarak gösteriyor.

Türkiye’de yaşanan siyasi değişimleri, hukukun zayıflatılmasını ve demokratik kurumların erozyonunu detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Diken, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan otoriter eğilimleri, tarihsel ve karşılaştırmalı bir perspektifle ele alarak önemli bir boşluğu dolduruyor.

Sonuç olarak ‘Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması’, günümüz dünyasının siyasi ve sosyal yapısını anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak.

Diken, kitabında, demokrasinin korunması ve güçlendirilmesi için yapılması gerekenleri de tartışarak, okurlara önemli bir çağrıda bulunuyor.

  • Künye: Bülent Diken – Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması, çeviren: Ayşecan Ay, Metis Yayınları, siyaset, 2024

Noam Chomsky – Halk Üzerinden Kazanç (2024)

Noam Chomsky, ‘Halk Üzerinden Kazanç: Neoliberalizm ve Küresel Düzen’ adlı eserinde, günümüz dünyasını şekillendiren neoliberal politikaların ve küresel düzenin köklü eleştirisini yapıyor.

Kitapta Chomsky, neoliberalizmin sadece ekonomik bir ideoloji olmadığını, aynı zamanda siyasi ve sosyal yaşamı derinden etkileyen bir güç olduğunu vurgular.

Chomsky, neoliberalizmin 1970’lerden itibaren dünya genelinde yaygınlaştığını ve bu süreçte devletin rolünün küçüldüğünü, piyasanın ise her alanda belirleyici hale geldiğini savunur.

Neoliberal politikaların, eşitsizlikleri derinleştirdiğini, işçi haklarını zayıflattığını ve çevre sorunlarını daha da kötüleştirdiğini ortaya koyar.

Chomsky, küresel düzenin, güçlü devletler ve şirketler tarafından şekillendirildiğini ve bu güçlerin kendi çıkarlarını korumak için uluslararası kuruluşları ve anlaşmaları kullandığını belirtir.

Bu durumun, dünya genelinde adaletsizlikleri ve sömürüyü artırdığını savunur.

Chomsky’ye göre, neoliberalizm, demokratik süreçleri zayıflatmakta ve şirketlerin siyasi karar alma süreçlerine müdahale etmesine olanak tanımaktadır.

Bu durum, halkın iradesinin siyaset üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Chomsky, mevcut düzene karşı alternatif bir dünya mümkün olduğunu savunur.

Demokratik katılımın artırılması, eşitsizliğin azaltılması ve sürdürülebilir bir gelecek için çaba gösterilmesi gerektiğini vurgular.

Chomsky’nin çözüm önerileri:

Demokrasinin güçlendirilmesi: Siyasi karar alma süreçlerine halkın katılımının artırılması.

Eşitsizliğin azaltılması: Gelir dağılımının daha adil hale getirilmesi ve sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi.

Sürdürülebilir bir gelecek için mücadele: Çevre sorunlarına karşı daha etkili önlemler alınması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı.

  • Künye: Noam Chomsky – Halk Üzerinden Kazanç: Neoliberalizm ve Küresel Düzen, çeviren: Süreyyya Evren, Alfa Yayınları, siyaset, 168 sayfa, 2024

André-Jacques Holbecq – Ekotoplumculuk (2024)

‘Ekotoplumculuk’, toplumsal ekonomik örgütlenmenin dayatılandan başka yolları olduğu ve geleneksel ekonomi mantığının kökten değiştirilerek farklı biçimlerle doğa ve toplum endeksli bir bakış açısıyla yürütülebileceği, daha adil ve eşitlikçi bir toplum yaratabilme örneklerinden birini anlatıyor.

Holbecq mevcut sosyo-ekonomik sistemi eleştirir ve yerine daha adil ve sürdürülebilir bir toplum inşa etmek için ekotoplumculuğu öneriyor.

Yazar, bireysel çıkarların nasıl toplumun genel çıkarlarıyla uyumlu hale getirilebileceğini, özellikle ekotoplumcu ekonomik ve politik mekanizmalar üzerinden inceliyor.

Kitap, ekolojik krizleri ve sosyal eşitsizlikler arasındaki bağlantıyı ele alarak, ekotoplumculuğun bu sorunlara çözüm önerilerini sunuyor.

Ekotoplumculuk, genellikle katılımcı demokrasi ile ilişkilendirildiği için, Holbecq yönetim ve vatandaş katılımı konularını ekotoplumcu bir perspektifle ele alıyor.

Mevcut ekonomik, sosyal ve çevresel durum bir çıkmazdır; kısa vadede tam bir değişime mahkumuz.

André-Jacques Holbecq’in önerisi, gecikmeden alternatifleri hayal etmektir; radikal bir adım atın.

Ekotoplumsalcılık, sosyal ve parasal sonuçlarıyla alternatif bir ekonomik sistemdir.

Para, tüketim, üretim, dağıtım, takas, ücret, barınma kavramlarını derinlemesine revize ederek yeni bir sermaye vizyonu sunuyor.

  • Künye: André-Jacques Holbecq – Ekotoplumculuk, çeviren: Gülser Öztunalı Kayır, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 104 sayfa, 2024

Edward W. Said – Filistin Sorunu (2024)

Edward Said’in ‘Filistin Sorunu’ adlı eseri, Filistin-İsrail çatışmasını tarihsel, siyasi ve kültürel bir perspektifte ele alan önemli bir çalışma.

Said, bu kitapta, Filistin sorununun kökenlerini, gelişimi ve güncel durumunu derinlemesine analiz eder.

Said, Filistin sorununu sadece güncel bir çatışma olarak değil, uzun ve karmaşık bir tarihsel sürecin ürünü olarak ele alır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması, İngiliz mandası, Birleşmiş Milletler kararları ve 1948 Arap-İsrail Savaşı gibi önemli dönüm noktalarını detaylı bir şekilde inceler.

Said, siyasi güçlerin Filistin sorunundaki rolünü ve bu sorunun uluslararası siyaset üzerindeki etkilerini analiz eder.

Büyük güçlerin bölgedeki çıkarlarını, İsrail devletinin kuruluşunu ve Filistin halkının mücadelesini ele alır.

Said, Filistin sorununu sadece siyasi bir mesele olarak değil, aynı zamanda kültürel bir çatışma olarak da görür.

Batı’nın Ortadoğu’ya bakış açısını, oryantalizm kavramı üzerinden eleştirir ve Filistin kimliğinin inşası üzerinde durur.

Said, Filistin halkının kendi perspektifinden bir tarih sunarak, genellikle Batı medyasında ve akademik çalışmalarda ihmal edilen bir bakış açısı ortaya koyar.

Filistin sorununu sömürgecilik ve emperyalizm bağlamında ele alarak, uluslararası güçlerin bölgedeki rolünü ve Filistin halkının maruz kaldığı haksızlıkları vurgular.

Said, kitapta Filistin sorununa kalıcı bir çözüm bulunması için çeşitli önerilerde bulunur.

Adil bir barışın ancak iki devletli çözümle mümkün olabileceğini savunur.

  • Künye: Edward W. Said – Filistin Sorunu, çeviren: Alev Alatlı, Alfa Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2024