Dave Beech – Sanat ve Post-Kapitalizm (2023)

Dave Beech, ‘Sanat ve Post-Kapitalizm’ adlı kitabında ‘iş’, ‘emek’, ‘değer’, ‘işin reddi’ gibi temaları oldukça geniş bir bakış açısından işleyerek Marx’ın mirasını, çalışmayı kutsayan sol hareketlerin tekelinden kurtarmaya yönelik bir girişimde bulunuyor ve okuyucuyu şu çok önemli soru ile karşı karşıya getiriyor: Günümüzde sanat, direnişe dair bize ne söyleyebilir?

Beech, bir yandan sanatın kapitalizm karşıtlığını idealist soyutlama ve yüceltmelerden kurtararak somut, tarihsel bir zeminde ortaya koyarken; diğer yandan geleneksel solu karşısına alan direniş biçimlerinin detaylı ve eleştirel bir haritalandırılmasını sunuyor.

Politik failliğin ırksal, cinsel ve diğer farklılık boyutlarının aracılığıyla işleyen çoklu bir öznelliğe doğru genişletilmesinin altını çizen ‘Sanat ve Post-Kapitalizm’, tam da bu bakımdan, cesaret verici bir çoğalma manifestosu olarak okunabilir: Kârın ve sömürünün egemenliğinde olmayan bir dünya yalnızca mümkün değil, aynı zamanda mevcuttur; direnişe düşen, kapitalist olmayan bu etkinlik ve üretim tarzlarını örgütleyerek kapitalizmin karşısında bir arada durmayı mümkün kılmaktır.

Kitaptan bir alıntı:

“Black Lives Matter’ın partizanca olumlanmasının, kölelik ve sömürgecilik mirasının mevcut koşulları altında meşru olduğunu iddia ediyorum, ancak bu, siyah yaşamların ve siyahlığın, en nihayetinde ırksal kategorilerin ortadan kaldırılmasının önünde bir engel olarak duran tarih dışı ve kalıcı bir olumlamasına varmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Aynı şekilde, bugün kadınların olumlanması, bu partizanlığı gerektiren mücadele koşullarından soyutlanmamalıdır. Eğer işçi hareketinin belirli kesimlerinde sıkışıp kalan işçi sınıfının olumlanmasında sözlü bir hata varsa, bunun kapitalizmin ortadan kaldırılması için her zaman olduğu gibi mutlak terimlerle değil, tarihsel açıdan gerekli konjonktürel terimlerle anlaşılması gerekir. Belirli bir toplumsal düzenlenme biçiminin egemen kutbunu olumlamanın tarihsel gerekçelerini kabul edememek, çağdaş post-kapitalizmdeki siyasi önceliklerin baş aşağı bir izdüşümü olarak adlandırdığım şeyin en çarpıcı tezahürüdür.”

  • Künye: Dave Beech – Sanat ve Post-Kapitalizm, çeviren: Gamze Boztepe, Livera Yayınevi, sanat, 232 sayfa, 2023

Vahram Ter-Matevosyan – Komünizm Gözünden Kemalizm (2023)

Kemalizm ve Kemalizmin ideolojik temelleri, yaygın olarak Batı merkezli yorumların çizdikleri kısıtlı çerçeveler eşliğinde ele alındı.

‘Komünizm Gözünden Kemalizm: Türkiye’nin Dönüşümüne Sovyet Yaklaşımları’, aksi bir yönde ilerleyerek Kemalizmin biçimlenişi ve dönüşümünü, yaygınlaşması ve egemen hale gelişini, Sovyetler Birliği’ndeki tartışmaları odağına alarak inceliyor.

Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında müttefiklik ve düşmanlık gibi karşıt politik tutumları barındıran 1920-1970 arası döneme odaklanan Vahram Ter-Matevosyan, genellikle modernleşme teorilerinin ve jeopolitiğin konusu olan iki ülkenin birbirini nasıl algıladığı sorusunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojik inşası ve evrimini dikkatle takip eden Sovyet araştırmacılarının çalışmalarından yola çıkarak cevaplandırmaya çalışıyor.

Kemalizm hakkındaki tarihyazımını şekillendiren egemen bakışa bir alternatif sunmayı amaçlayan yazar, tarihyazımının bugüne dek dikkate almadığı, Kemalizm üzerine Sovyet düşünce dünyasının zenginliğini günümüze uzanan bir perspektifle sunmakla beraber, Sovyet devlet çıkarlarının enternasyonal sosyalist siyasete nasıl şekil verdiğini de görmemize olanak tanıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitap, Türkiye’nin Batılılaşma modelinin Kemalizmin tarihyazımını güçlü bir şekilde şekillendirdiğini savunmanın yanı sıra, Kemalizme dair ‘Batılı olmayan’, konumuz bağlamında Sovyet pespektiflerinden yararlanarak, Cumhuriyet Türkiyesi ve onun tarihine dair anlayışımızı tartışmaya açıyor ve ona katkıda bulunuyor.”

  • Künye: Vahram Ter-Matevosyan – Komünizm Gözünden Kemalizm: Türkiye’nin Dönüşümüne Sovyet Yaklaşımları, çeviren: Gözde Yılmaz, İletişim Yayınları, siyaset, 231 sayfa, 2023

Kolektif – Şekâvet, Hıyânet, İsyan (2023)

‘Şekâvet, Hıyânet, İsyan’da 19. yüzyıl Osmanlısı’ndan Cumhuriyet’e uzanan dönemde, genel olarak eşkıyalık olarak adlandırılan, kaçakçılık ve isyan hareketlerini de içeren pratikler ve söylemler ele alınıyor.

Yalçın Çakmak ve Ahmet Özcan’ın derledikleri kitapta, devletin ve karşı direnç merkezlerinin nasıl konumlandıklarına ışık tutuluyor.

Balkanlar’da, Anadolu, Kürdistan ve Arap vilayetlerinde tırmanan şiddeti denetim altına almak adına yapılan ıslahatlardan ve eşkıyalığın farklı alanlardaki görüngülerinden hareket ederek, devlet söylemi ve pratiklerinde, toplumsal yaşamda, edebiyatta, sinemada ve folklorda eşkıyalığın tezahürleri inceleniyor.

Alişar Akpınar, Toygun Altıntaş, Suavi Aydın, Salih Başkutlu, Mustafa Batman, Ercan Çağlayan, Yalçın Çakmak, Özgür Çataltepe, Erdal Çiftçi, Cevat Dargın, Kudret Emiroğlu, Serdar Erkan, Mehmet Ertan, Fatih Gencer, İlker Kiremit, Ümit Kurt, Orhan Örs, Ahmet Özcan, Mehmet Yıldırım, Abdulazim Şimşek, Serhat Aras Tuna, Murat Yağcı ve Eren Yıldırım’ın makaleleri eşkıyalık olgusu ve anlatılarını farklı açılardan ele alıp, zengin ve derinlikli bir analiz sunuyorlar.

Kitaptan bir alıntı:

“[Osmanlı mantığı içinde] yönetimdeki temel sorunlardan biri, vergi, yağma ve haraç düzeninin (…) mülkiyet haklarıyla ilişkili olarak hukuk ve siyaset ile beraber ideoloji ve söylem açılarından tanımlanıp ayırt edilmesi konusunda yöneticilerin gönülsüz olmasıdır. Bu işleyiş, modern hukukun en temel ilkeleri olan, kişiye, zamana, mekâna göre değişmemesi gereken kanun uygulamalarını Cumhuriyet döneminde de mahkûm etmiş ve sürekli yenilenen klik/kadrolar, defaten yeni olduğunu iddia ettikleri uygulamalarla ‘eşkıyalık yapmış’, bu nedenle de yönetilenlerden eşkıyalıklar yaratmışlardır.”

  • Künye: Kolektif – Şekâvet, Hıyânet, İsyan: Geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Eşkıyalık, derleyen: Yalçın Çakmak ve Ahmet Özcan, İletişim Yayınları, inceleme, 432 sayfa, 2023

Hannah Arendt – Politikanın Vaadi (2023)

1951 yılında ‘Totalitarizmin Kaynakları’ yayımlandıktan sonra Hannah Arendt önceki çalışmalarında, ihmal etmekten ziyade kendi ifadesiyle “kasten dışarıda bıraktığı” önemli bir meseleye eğilmek için kolları sıvar: Marksizm.

Bu münhasır ihtimamın sebebiyse, yine kendi sözleriyle aktarırsak, “siyasal düşüncenin yaygın kabul gören kavramları” ile içinde bulundukları Soğuk Savaş dönemi şartlarında her yanıyla olağandışı bir “şimdiki durum” arasında aranan “eksik halkayı” tamamlayacak olmasıdır.

Siyasetin artık herhangi bir anlam taşıyıp taşımadığının sorgulandığı bir dönemeçte Arendt, kökleri ta Platon ve Aristoteles’e kadar uzanan bütün bir Batı politik düşünce geleneğinin zirveye ulaşıp da son bulduğu uğrak olarak açıkça Marx’ı işaret eder.

O andan itibaren de dallanıp budaklanarak fikri yaşamında hatırı sayılır bir yer kaplayacak “gelenek” tartışması uç hatta uçlar vermeye başlar.

Söz konusu geleneğin tarihsel kökleri ve gelişimi yanında, kaynaklık ettiği politika karşıtı önyargılar ve peşin hükümler de etraflıca irdelenir.

Sokrates’in kendi yurttaşlarınca ölüme mahkûm edilmesinin yarattığı hüsranın da tesiriyle, Platon’un özünde eylemi yüksek amaçlara ulaşmak için gerekli araca indirgeyerek insani çoğulluğu yadsıyan “hâkimiyet” kavrayışı doğrultusunda politik düşünceyi politik eylem pahasına inşa etme kararlılığının asırlar boyu yankı bulması en temel saptamadır.

Hacmiyle adeta kitap içinde kitap gibi duran ‘Politikaya Giriş’ ise zamanın kaygılarından hareketle politikanın anlamı ve içeriğine ilişkin birbiri ardına sıralanmış sorularla okura geniş bir kavramsal artalan sunan bir çeşit “prolegomena”dır.

‘Politikanın Vaadi’ başlığı altında derlenen bu metinler, felsefe ile politika arasında gitgide kökleşen çatışmanın yansımalarını mercek altına alırken, politikanın bugün bizlere hâlâ neler vaat edebileceğinin ipuçlarını geçmişin karanlıkta kalmış özgül deneyimleri içinde yokluyor.

  • Künye: Hannah Arendt – Politikanın Vaadi, çeviren: Müge Serin, Sel Yayıncılık, siyaset, 184 sayfa, 2023

Ayşen Eren – Vadinin Dönüşümü (2023)

Ayşen Eren, Türkiye’de 2000’li yılların başında bir tsunami dalgası gibi aniden yükselerek derelere ve küçük akarsu kollarına uzanan nehir tipi hidroelektrik santral projelerine karşı yürütülen çevre mücadelesinin içindeydi.

Öte yandan konu hakkındaki akademik yayınların hiçbirinin uzun dönem saha çalışmasına dayanmaması ve sorunu eleştirel anlamda farklı açılardan irdelemek yerine sığ denilebilecek akademik kaynak taramasına dayalı birtakım teknik çözümler önermekle sınırlı kalması şaşırtıcı.

Bu nedenle Eren’in kitabı, nehir tipi hidroelektrik santral yatırımları ve akarsular, akarsu havzaları ile bu coğrafyalarda yaşayan insanların ve toplulukların kaderi üzerinde yapılan tartışmalara önemli katkı sunuyor.

Çalışma, çevre çalışmalarına özellikle insan–doğa ilişkilerini irdeleyen sosyal bilimlere katkı sunuyor.

Kitap politik ekoloji, antropoloji, sosyoloji, coğrafya, siyaset yönetimi, çevre bilimleri gibi akademik disiplinlerden yararlanıyor.

Kitap İkizdere Vadisi gibi bir nehir coğrafyasında neoliberal nitelikli özelleştirme temelli hidro–kalkınma programıyla gelen birden çok, ardışık, küçük, nehir tipi hidroelektrik santral (HES) ile başlayan çevresel, sosyal, ekonomik değişim ve dönüşümleri kayda alıyor.

Kitap aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji alanında süregiden tartışmaları da aydınlatıyor.

  • Künye: Ayşen Eren – Vadinin Dönüşümü: İkizdere’de Hidroelektrik Santraller, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 376 sayfa, 2023

Kolektif – Kültür-Sanat ve Sermaye-İktidar (2023)

Kültür ve sanat eğer arkasında yeterli iktisadi ve siyasi güç yoksa uzun süre ayakta kalamıyor, görünür olamıyor.

Kültür ve sanatın ya da kültürel ve sanatsal ürünün-eserin üretimi, takipçisine ulaştırılması iktisadi ve siyasi kurumların, yapıların varlığını gerekli kılar.

Hem piyasa mekanizması hem de devlet müdahalesi sanatçılar arasındaki gelir dağılımından, sanatın propaganda ya da kapitalist vitrin olarak kullanılmasına, devletin kendi görüşünü dikte etmesinden, kültür ve sanatta demokratikleşmeye, sanatçı emeğinin sömürülmesinden, malikanelerde lüks yaşantılarını sürdüren sanatçılara kadar birçok konuyu etkiler.

Politik iktisat bu etkilerin nasıl ortaya çıktığını araştırır.

Heterodoks yaklaşım da kapitalizmin doğasını saklayan neo-klasik iktisada önemli bir rakip yöntemi ve analiz araçlarını kullanır.

Bu kitapta bu konular hakkında ayrıntılı gözlemler, akıl kurcalayan sorular, provokatif cümlelerin arkasından gelen derinlemesine analizler yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Kültür-Sanat ve Sermaye-İktidar: Heterodoks Bir Yaklaşım, derleyen: Sacit Hadi Akdede, çeviren: Özgür Emir, Alfa Yayınları, inceleme, 288 sayfa, 2023

Tolga Şirin – Meclis Hükümeti (2023)

Meclis hükümeti 1793’te Jakobenlerin, 1918’de Bolşeviklerin ve 1921’de Kemalistlerin kabul ettiği siyasal rejimin adı.

Jean-Jacques Rousseau ve Karl Marx’ın teorilerinde ve sırasıyla Maximilien Robespierre ve Vladimir İlyiç Lenin’in pratiklerinde karşılık bulan bu modelin, Atatürk Türkiye’sinde de kendine özgü bir yansıması olmuştu.

Bu devrimci model, günümüzdeki anayasa tartışmalarında nadiren gündeme geliyor veya kimilerince olumsuz sıfatlarla anılıyor.

Anayasa Hukukçusu Tolga Şirin, bu kitabında, adı geçen filozofların anayasa teorilerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor; Fransız, Rus ve Türk devrimlerinin neden bu modeli tercih ettiklerini analiz ediyor ve bir bakıma bu siyasal rejime sahip çıkıyor.

Meclis Hükümeti’nin, kuvvetlerin yürütmede birleştiği modellerden neden farklı ele alınması gerektiğini akıcı bir dille anlatan yazar, çalışmasını Bonapartizm ile Jakobenizmin bir tutulamayacağı belirlemesiyle tamamlıyor.

Günümüzdeki pek çok tartışmaya da eleştirel bir projeksiyon tutan eser, sadece hukukçulara değil; siyaset bilimi, tarih ve felsefe gibi farklı alanlarla ilgilenen okurlara da hitap ediyor.

  • Künye: Tolga Şirin – Meclis Hükümeti: Rousseau’dan Marx’a, Lenin’den Atatürk’e Bir Ortak Kesen, On İki Levha Yayınları, hukuk, 200 sayfa, 2023

Selçuk Şirin – Ya Adalet Ya Sefalet (2023)

 

Şimdi umutsuzluğa teslim olma zamanı değil!

Bizi buraya ne coğrafya ne de “kader” getirdi.

Bizi buraya geçmişteki tercihlerimiz getirdi.

Şimdi Türkiye’nin önünde bir yol ayrımı var.

Ya sefalette ısrar edeceğiz ya da yeni bir hikâye yazmak için yola çıkacağız. Tercih bizim.

Hem iyi bir araştırmacı hem de en karmaşık meseleleri herkese anlatabilecek kadar güçlü bir yazar olan Selçuk Şirin, “Ümitsiz olsam iki yılımı bu kitaba vermezdim” diyor.

Şirin bu çalışmasında, Türkiye’nin acilen çözülmesi gereken 7 temel meselesini verilerle ve yaşanmış gerçek insan hikâyeleriyle ortaya koyuyor, her bir soruna tarihimizden ve dünyadan iyi örneklerle somut çözümler sunuyor.

Şirin, bu 7 temel sorunu şöyle sıralıyor: istihdam, barınma, sağlık, eğitim, çevre, toplumsal güven ve yaşam kalitesi.

Okudukça Türkiye’ye bakışınız değişecek, kendinizi daha umutlu ve güçlü hissedeceksiniz.

Çünkü değişim ümit etmekle başlar.

Kitap, Türkiye’nin daha saygın bir noktaya ulaşması için önemli ipuçları taşıyor.

‘Ya Adalet Ya Sefalet’, rakamlar, bilimsel kaynaklar ve yaşayanların kendi tecrübeleri ile bezenmiş çok önemli bir eser.

  • Künye: Selçuk Şirin – Ya Adalet Ya Sefalet: Daha Yaşanır Bir Türkiye İçin 7 Mesele 7 Reçete, Doğan Kitap, inceleme, 240 sayfa, 2023

Kolektif – “Kanal İstanbul Projesi”ndeki Türkiye (2023)

Bundan iki yıl önce, tüm dünyayla beraber hayatımızı tümden değiştiren olumsuzluklar yaşanırken, pandemiye de yol açan ulus-devlete dayalı sermaye birikim makinesinin Türkiye’deki bir örneği ile yüzleştik; “Kanal İstanbul Projesi”.

Türkiye’de hızlanan değişim/çürüme sürecinin bir temsili olan mega -kendi deyimleriyle “çılgın”- projeler, kalkınma ve bağımsızlık vurguları ile gündemimizi belirler oldu.

“Kanal İstanbul Projesi”, bileşenlerinden hareketle analiz edildiğinde Türkiye hakikatini ele verir nitelikte.

Bu derleme, bu hakikati farklı boyutlarıyla irdeleyen, konu üzerine çok kapsamlı bir tartışma.

Kitabın ilk bölümü, “Kanal İstanbul Projesi” sürecini planlama gündemi, şehircilik, projenin yapılabilirliğine ilişkin eleştirel okuma, proje alanı ve çevresindeki köylerde yapılan saha araştırması, doğal eşikler, İstanbul’un kuzeyine yönelen mega projelerin gerçekleştirilme biçimleri gibi farklı açılardan ele alıyor.

Sonraki kısım, doğal yapı ve ekoloji, kır-kent ilişkisi, tarımsal üretim, kültürel miras ve farklı biçimleriyle yıkımları irdeliyor.

Kitapta bunun yanı sıra, “Kanal İstanbul Projesi” süreci mücadele deneyimleri ve emek perspektifinden tartışılıyor, ayrıca bu projeye Türkiye’nin içinden geçtiği genel dönüşüm süreci üzerinden bakılıyor.

Kitapta, 1949 yılında yayımlanan “Marmara ve Karadeniz’in Birleştirilmesi”ne dair yazısıyla önemli Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı da yer alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Pelin Pınar Giritlioğlu, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mustafa Sönmez, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Çiğdem Toker, Cevahir Efe Akçelik, Mete Durdağ, Jean François Pérouse, Tuğçe Tezer, Gürkan Akgün, Binnur Öktem Ünsal, Ferda Uzunyayla, Sıla Demirörs, Esra Çeviker Gürakar, Fevzi Özlüer, Abdullah Aysu, İclal Dinçer, Yiğit Ozar, İrfan Emre Kovankaya, Berkan Özyer, Çare Olgun Çalışkan, Besim Sertok, Mücella Yapıcı, Enis Rıza, T. Gül Köksal, Eylem Can, Esin Köymen, Raşit Fırat Deniz, Utku Fırat ve Fuat Ercan.

  • Künye: Kolektif – “Kanal İstanbul Projesi”ndeki Türkiye, editör: Fuat Ercan ve Tuğçe Tezer, Bağlam Yayınları, siyaset, 732 sayfa, 2023

Cemal Bâli Akal – Spinoza ve Sürekli Demokrasi (2023)

 

Spinoza’yı hayatımızın ortasına yerleştirmeliyiz.

Cemal Bâli Akal, Spinoza’nın özgürlük ve demokrasi anlayışının demokrasiye ve her gün daha da yakıcı hale gelen göç sorununa nasıl yanıt verdiğini tartışarak filozofun felsefesinin rasyonelliği oranında gerçek hayatla temas ettiğini gösteriyor.

‘Spinoza ve Sürekli Demokrasi’, yaygınlaşmaya hep açık bedensel-zihinsel özerklikleri, bunlara denk düştüğü için sınırlanması saçmalık olan bir ifade özgürlüğünü, göç sorununu içeren bir iletişim hakkını ve bunların sürekli devinimini anlatır: Tabiatla özdeşleşen sonsuz “bir” demokrasi.

İfade özgürlüğü, özerklik ve göç sorunları 2004’te yayımlanan ‘Varolma Direnci ve Özerklik’te ele alınmıştı.

Bu kitabı, Akal’ın Spinoza üzerine aynı fikri taşıyan bazı metinlerinin bulunduğu ‘Kimlik Bedenin Hapishanesidir’ başlıklı (Reyda Ergün’le) ortak çalışma izlemişti.

İki kitapta ele alınan sorunlar, göç konusunda görüldüğü gibi güncelliklerini ağırlaşarak korudular, hatta artık iyice görünür oldular.

Kitapların tükenmesi, ana çizgiye sadık kalan, ama özellikle Epikuros, Lucretius, Machiavelli, Nietzsche ve Kelsen’e odaklanmış okumalar üzerinden, onlara farklı biçim ve içerik kazandıran bir bütünün oluşturulmasını gerektirdi.

Bu bütüne yeni metinler eklenirken, çalışmanın tamamı gözden geçirildi, değişiklikler ve kısaltmalar yapıldı.

Bazı ekler bölüm ya da dipnot olarak metne dahil edilirken, aralarından çıkarılanlar da oldu.

  • Künye: Cemal Bâli Akal – Spinoza ve Sürekli Demokrasi, Dost Kitabevi, felsefe, 317 sayfa, 2023