Paulo Freire – Öfkenin Pedagojisi (2022)

Yirminci yüzyılın en önemli eleştirel pedagoji kuramcılarından ve filozoflarından biri olan Brezilyalı eğitimci Paulo Freire, bir kez daha otorite ve kadercilik karşısında sessiz kalmayı reddediyor.

Ölümünden önce kaleme aldığı bu son eser, eğitimin, kişinin benliğini inşasındaki rolünü politik-pedagojik bağlamda ele alarak okuyucuya derinden ve doğrudan seslendiği “Pedagojik Mektuplar” dizisinden oluşuyor.

Dünyadaki rolümüzü küçümseyen mekanikçi pratikleri ve neoliberal söylemleri öfke potasında eriterek, sefaletin ve yoksulluğun geleceğin kaçınılmaz gerçeği olduğuna dair uyuşturucu söylemlere karşı direniyor ve daha adil bir dünya yaratmanın yolunun “bireyin sorumluluğu”ndan geçtiğine değiniyor.

Freire’in, Brezilya’nın haiz olduğu olgulardan yola çıkarak eleştirel bir dalgaya dönüşmesini umduğu fikirler, ne yazık ki, her çağa uygun düşecek evrensel bir nitelik taşıyor.

“Ona oy veriyorum. Çalıyor ama yapıyor.”, “Favela’da yaşayanlar kendi sefaletlerinden sorumludur.”, “Ben tek başıma dünyayı kurtaramam.” Değişimin imkânsızlığından dem vuran bu söylemlere meydan okuyan Freire, yirmi birinci yüzyılın sonunda milyonlarca insanın işsiz, aç ve başıboş kalacağı “gerçeğini” önlemenin, bireyin kaderciliği ve özgürlüğün bir hediye olduğu düşüncesini terk ederek, dünyaya müdahale etmesiyle mümkün olacağını savunuyor.

Noam Chomsky, bu kitapla ilgili şöyle diyor:

“Çok az kişi, insani ve duyarlı bir kavrayışın, aynı zamanda da ferasetin sesi olan Paulo Freire ile karşılaştırılabilir. Son eseri olan, ‘Öfkenin Pedagojisi’yle bize bıraktığı mirası genişletiyor ve zenginleştiriyor. Bir kez daha teşvik edici fikirler aşılayarak, daha makul bir dünya yaratmak için gerekli olan düşüncelere ve eylemlere kapı aralıyor.”

  • Künye: Paulo Freire – Öfkenin Pedagojisi, çeviren: Burcu Genç, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 142 sayfa, 2022

Kolektif – Bağlantının Bedelleri (2022)

Sömürgecilik sıklıkla geçmişte kalmış bir şey olarak algılanıyor ancak ‘Bağlantının Bedelleri’, toprağın, bedenlerin ve doğal kaynakların tarihsel olarak temellük edilme biçiminin, bu yeni “veri çağı”na da aksettirildiğini gösteriyor.

Akıllı telefon uygulamaları, platformlar ve akıllı nesneler, yaşamlarımızı farklı şekillerde yakalayıp verilere dönüştürüyorlar ve ardından kapitalist işletmelerin açgözlülüğünü besleyen enformasyonlar olarak çıkarılan bu veriler bize geri satılıyorlar.

Bu kitapta yazarlar, bu yeni sömürgecilik biçiminin küresel olarak ortaya çıkan yeni bir sosyal düzenin habercisi olduğunu ve buna kuvvetli bir biçimde karşı çıkılması gerektiğini savunuyorlar.

Hâlihazırda tolere edilen veya yeterince dikkate alınmayan gözetimin endişe verici derecesi ile karşı karşıya kalarak, interneti sömürgecilikten kurtarmak ve bağlantı kurma arzumuzu özgürleştirmek için heyecan verici bir çağrı sunuyorlar.

Çalışma, dijitalin derinliklerine inerek mekânlarını, katmanlarını, mevzilerini araştırıyor.

  • Künye: Kolektif – Bağlantının Bedelleri: Veri Sömürgeciliği Tartışmalarına Bir Giriş, editör: Nick Couldry ve Ulises A. Mejias, çeviren: Gamze Boztepe, Nota Bene Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

Christine M. Philliou – Türkiye: Tarihe Muhalif Bir Geçmiş (2022)

Resmî tarih tezine göre, 1910’lu yılların İttihatçı hükümetleri ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Kemalist rejim arasında kayda değer bir kopuş yaşandı.

1980’li yıllara kadar modern Türkiye tarihi üzerine çalışan Batılı akademisyenler, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda alınan yenilgiden sonra, Anadolu’da yaşayan ve çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu nüfusun kurtarıcısı olarak Mustafa Kemal’in başarılarını vurgulamak amacıyla bu anlatının temel iddiasını destekledi.

Bu Cumhuriyetçi temel anlatıya karşı geliştirilen muhalefet ise çoğu durumda İslamcılıkla özdeşleştirilmişti.

Rejim muhaliflerini dindar ve modern gericiler olarak sunmaya hevesli olan ve kendilerini Batı yanlısı olarak tanımlayan Türk seçkinlerinin yaygınlık kazandırdığı başlıca klişe buydu.

Her ne kadar bilim insanları ve Türk aydınları hâkim konumdaki bu anlatıyı sorgulamış olsalar da, bugüne kadar imparatorluktan cumhuriyete geçişi konu edinen alternatif anlatıları ortaya koyma amacındaki hiçbir mikro çalışma ortaya çıkmadı.

Christine Philliou imparatorluktan ulusa geçiş sürecine ilişkin tarihyazımına bağlı sorunları araştırmak amacıyla, yazdığı öykü ve romanlar modern Türkiye’de yaşayan insanların birçoğu tarafından bugün bile okunan etkileyici ve parlak bir yazar olarak Refik Halid Karay’ın özyaşam öyküsüne odaklanmayı seçiyor.

Ondokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla uzanan siyasi ve toplumsal çatlakların izini muhalif Refik Halid Karay üzerinden okumaya davet eden Philliou, resmî tarihin dışarıda bıraktıklarını bize yeniden hatırlatıyor.

İcat edilmiş tarihe rağmen orada duran geçmişe bakan bu kitap, Türkiye’nin siyasi kültürünü anlamak için yeni patikalar sunuyor.

  • Künye: Christine M. Philliou – Türkiye: Tarihe Muhalif Bir Geçmiş, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 384 sayfa, 2022

İbrahim Kaya – Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi (2022)

‘Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi’, Türk siyasal deneyiminin toplumsal temellerini betimlediği gibi, siyaset kurumunun toplumu dönüştüren dinamiklerini de irdeliyor.

Siyasal sosyolojinin temel sorunsallıklarına odaklanarak, bunların Türkiye’deki seyrini irdeleyen kitap, siyasal sosyolojik kuramların ışığında Türk deneyimini çözümlüyor.

Devlet-toplum ilişkileri, siyasa-ekonomi ilişkileri, siyasal partiler, seçimler ve seçmen davranışları, sosyal hareketler, siyaset ve iletişim, göç, demokrasi-otoriterlik temalarını titizlikle ele alan çalışma, okura güncel tartışmaların bir değerlendirmesini de sunuyor.

Siyaset sosyolojisi kitaplarının ağırlıklı olarak çeviri kitaplardan oluşması nedeniyle bu kitaplarda işlenen konular ve verilen örnekler Batılı konular ve örneklerdir.

Sosyoloji, siyaset bilimi, kamu yönetimi gibi bölümlerde siyaset sosyolojisi dersini alan öğrencilerin kuramsal modellerle olaylar arasında ilişki kurmasının bu sebeple zor olduğu ortada.

‘Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi’, bu önemli ihtiyaca bir cevap oluşturuyor.

Türkiye’nin siyasal meselelerini ve süreçlerini ele alan literatür her ne kadar zengin bir literatür olsa da siyaset sosyolojisi perspektifinden temel sorunsallıklara Türkiye özelinde eğilen bir çalışmanın eksikliği dikkat çekicidir.

‘Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi’, bu önemli eksikliği de gideren bir çalışmadır. Siyaset sosyolojisinin temel konularının Türkiye üzerinde ele alındığı, tartışıldığı bu kitap, literatürdeki önemli eksikliği gidermeye aday.

  • Künye: İbrahim Kaya – Türkiye’nin Siyasal Sosyolojisi, Say Yayınları, sosyoloji, 344 sayfa, 2022

Kolektif – Anaakım Medya Alternatif Medya (2022)

“Anaakım” ve “alternatif”, “eleştirel”, “muhalif” gibi kavramlar, medyayı kategorik olarak anlamlandırabilmek için günlük hayatta sıklıkla kullanılan kavramlar.

Ancak bu kavramların halk arasında olduğu kadar akademik camiada da farklı anlamlarda kullanıldığı görülüyor.

“Anaakım medya” ve “alternatif medya” kavramları en temelde; toplumsal eşitsizliklerin küresel çapta giderek derinleşmesi ve belirginleşmesine paralel olarak medyanın bu eşitsizlikler karışışındaki konumunun kategorik olarak farkını ifade eder.

Bu karşıtlık kendisini ekonomik, politik ve kültürel anlamda, medyanın işleyişi ve içeriği üzerinden çeşitli şekillerde gösterir.

Dolayısıyla medya için sıklıkla kullanılan “anaakım”, “alternatif”, “eleştirel” “muhalif” gibi kavramlar, medyanın hem işleyişi (tecimsellik, organizasyonel yapı, katılımcılık vb.) hem de içeriği (ideolojik, eleştirel) üzerinden bütünlüklü bir teorik kavrayışa muhtaçtır.

Toplumsal eşitsizliklerin giderek belirginleşmesi medyanın “anaakım” karakterini daha da belirginleştirdiği gibi anaakıma alternatif ya da eleştirel olma iddiasında olan kurum ve içerikler ile daha sık karşılaşma olasılığı da artıyor.

Sözde eleştirel ya da sözde alternatif bu tarz oluşumlar kapitalizme işlevsel olarak “kontrollü alternatif” görevini üstlenirler ve sistemin daha demokratik görünmesine de katkıda bulunurlar.

Dolayısıyla anaakım ve alternatif medya üzerine düşünmek ve tartışmak akademik alanda olduğu kadar okuyucu/izleyici/dinleyici için de anlamlı gözüküyor.

Bu kitapta medyayı içinde yapılandığı toplumun tarihsel ve toplumsal koşulları üzerinden, bu koşulların belirlediği, ekonomik, politik, ideolojik, kültürel ve felsefi kökleri ile ilişkili olarak ele alan çalışmalar yer alıyor.

Kitaba çalışmalarıyla katkı sunan yazarlar şöyle: İrfan Erdoğan, Selda Bulut, Serpil Karlıdağ, Levent Yaylagül, Defne Özonur, Devrim Baran, Vildan Tekin ve Abdulcebbar Avcı.

  • Künye: Kolektif – Anaakım Medya Alternatif Medya, hazırlayan: Defne Özonur, Nota Bene Yayınları, medya çalışmaları, 272 sayfa, 2022

David Stasavage – Demokrasinin Gerilemesi ve Yükselişi (2022)

Demokrasi ve otokrasinin gelişimini ilişkisel şekilde analiz eden olağanüstü bir kitap.

Siyasi kurumların büyümesini özgün bir tarzda ele alan David Stasavage’in çalışması, modern yönetim biçimlerinin kökenlerine önem veren herkes için muazzam dersler barındırıyor.

Demokrasinin yükselişinin tarihsel anlatımları, Antik Yunan ve Rönesans öncesi Avrupa’ya odaklanma eğilimindedir.

Birkaç bin yıla yayılan örneklerden yola çıkan Stasavage, öncelikle devletlerin neden demokratik ya da otokratik yönetim tarzları geliştirdiğini ele alıyor ve erken demokrasinin, zannedilenin aksine, zayıf bir devlette ve basit teknolojilerle küçük yerlerde bile gelişme eğiliminde olduğunu savunuyor.

Amerika’dan Mezopotamya’ya, hatta sömürge öncesi Afrika’ya kadar birçok farklı coğrafyada, demokratik uygulamaların var olduğunu dile getiren Stasavage, bu kapsamlı çalışmasında, hikâyenin tahmin edilenden katbekat zengin olduğunu göstermek adına çok daha öncesine uzanan küresel kanıtlardan yola çıkıyor.

Stasavage, erken demokrasinin dünyadaki yaygınlığına değinerek onların nerede ve nasıl yükseldiğini –ne zaman ve neden gerilediğini– anlamanın, yalnızca yönetimlerin tarihi ekseninde değil aynı zamanda modern demokrasilerin çalışma biçimleri ve gelecekte nerede açığa çıkabileceği ekseninde de önemli bilgiler sağlayacağını öne sürüyor.

Demokratik kaygıların hızla çoğaldığı günümüzde ‘Demokrasinin Gerilemesi ve Yükselişi’, siyasi kurumların büyümesini yepyeni bir tarzda ele alıyor ve modern yönetim biçimlerinin kökenlerine önem veren herkes için şaşırtıcı dersler sunuyor.

  • Künye: David Stasavage – Demokrasinin Gerilemesi ve Yükselişi: Antik Dönemden Günümüze Uzanan Küresel Bir Tarih, çeviren: Selim Sezer, Epsilon Yayıncılık, 520 sayfa, 2022

Philip McMichael – Gıda Rejimleri ve Tarım Sorunları (2022)

İçinden geçtiğimiz kapsamlı gıda krizinin bir tarihi var ve bu tarih kapitalizmin gelişimiyle birlikte kendini gıda rejimleri şeklinde ifade ediyor.

Küresel bir sistem olarak gelişen kapitalizme içkin olan gıda rejimleri, günümüzde şirketlerin belirleyici olduğu; tarımsal yapının, gıdanın üretim, işleme, dağıtım ve tüketim süreçlerinin devasa bir kompleksi olarak kendini gösteriyor.

Şirket gıda rejiminin nasıl ortaya çıktığını, hangi küresel ittifaklardan beslendiğini ve yapılandığını anlamak aynı zamanda kapitalizmin güncelliğini kavramakla eşdeğer.

Eleştirel Tarım-Gıda Dizisi’nin ikinci kitabı olan ‘Gıda Rejimleri ve Tarım Sorunları’, günümüz küresel kapitalizminin tarihini tarım-gıda sisteminin kapsamlı bir analizi üzerinden aktarıyor.

Kapitalist toplumsal yapıyı anlamanın bir yolu olarak önerilen gıda rejimleri analizi, kapitalizmin tarihine ilgi duyan okurların yanında, nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve bu dünyanın eşitsizlikleri karşısında ne tür direnişler sergilendiğini anlamak isteyenler için de bir başvuru kitabı olacaktır.

McMichael, “gıda rejimleri” kavramına dair çalışmalarda sıkça başvurulan, önde gelen bir akademisyendir.

Gıda rejimleri kavramını geliştirmenin yanı sıra, kırsal kalkınma, gıda egemenliği gibi alanlarda da çalışmaları bulunmaktadır.

  • Künye: Philip McMichael – Gıda Rejimleri ve Tarım Sorunları, çeviren: Duygu Avcı, Nota Bene Yayınları, tarım, 232 sayfa, 2022

David L. Swartz – Simgesel İktidar (2022)

Pierre Bourdieu’nün sosyolojisinin altında yatan siyasi analiz, sosyoloji için geliştirdiği siyasi proje ve kendi siyasi eylemciliği büyük ölçüde ihmal edildi.

David L. Swartz’ın bu enfes çalışması, Bourdieu’nün devlet ve siyaset anlayışını merkeze alarak sosyoloji sadece bilim olarak değil, aynı zamanda daha adil ve demokratik bir yaşam için bir siyasi mücadele alanı olarak tasavvur ediyor.

  • Sosyoloji ile siyaset arasında doğrudan bir bağ var mı?
  • Sosyoloji toplumsal dünyayı açıklamakla yetinmeyip değiştirmeye çalışmalı mı?
  • Kısacası, müdahil bir sosyoloji mümkün mü ve sosyolojinin siyaseti olur mu?

Bourdieu, 20. yüzyılın en önemli sosyologlarından biri olsa da genellikle bir siyaset sosyoloğu olarak tanınmaz.

Bunda onun geleneksel siyaset pratiklerine ve siyaset bilimine mesafeli tutumunun payı büyüktür.

Oysa Bourdieu meslek hayatı boyunca, iktidar mücadelelerinin bizzat kültür aracılığıyla toplumun kılcal damarlarına nasıl nüfuz ettiğini, toplumsal eşitsizlikleri nasıl ürettiğini ve direnişi nasıl güçleştirdiğini gerek eylemleri gerekse çalışmaları vasıtasıyla ortaya koymak için büyük bir uğraş verdi.

Her alanda verilen iktidar mücadelelerinin, maddi kaynakların yanı sıra simgesel kaynaklara sahip olmayı, bunları biriktirmeyi ve yönetmeyi gerektirdiğini göstermiş ve simgesel sermayenin toplumsal hiyerarşilerin inşasında ve korunmasında ne denli etkili bir rol üstlendiğini gözler önüne serdi.

Swartz, bu kitapta, Bourdieu’nün sosyal bilim tasarısının “sadece bir bilim” olmadığını, ayrıca bir siyaset tasarısı da olduğunu iddia ediyor.

Onun tüm çalışmalarının birleştirici ve değişmez izleği olan bu ‘siyasi’ sosyolojinin unsurlarını, temel kavramlarından hareketle tek tek ve ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Bourdieu’nün fikirlerini birbiriyle bağlantısı ve bütünlüğü içinde öğrenmek isteyenlerin kaçırmaması gereken yetkin bir başvuru kaynağı sunuyor.

  • Künye: David L. Swartz – Simgesel İktidar: Siyaset ve Entelektüeller Pierre Bourdieu’nün Siyaset Sosyolojisi, çeviren: Eva Gurbanova ve Cem Sili, Fol Kitap, sosyoloji, 384 sayfa, 2022

Phillip Cole – Kötülük Miti (2022)

Kötülük fikrinin insan davranışını anlama, eleştirme veya ıslah etmedeki yararına kuşkuyla yaklaşan Phillip Cole, kötülüğü dini veya ahlaki değil mitolojik bir kavram olarak düşünmeyi öneriyor.

Kitabı Mukaddes’teki Şeytan’dan popüler film ve romanlardaki “şeytani” karakterlere, cadı mahkemelerinden 18. yüzyılın “vampir salgınına” kadar çok çeşitli felsefi, tarihi ve edebi temayı ele alan yazar, metafizik kötülük problemiyle uğraşırken bir yandan da kötülüğün politik felsefesini yapmayı amaçlıyor.

‘Kötülük Miti’, çok yönlü ve katmanlı bir kitap: Tarih boyunca en büyük kötülük timsalinin “içimizdeki düşman” olduğunu, en çok, bizim gibi görünüp konuşanların tekinsizliğinden korktuğumuzu savunan Cole, bu özel korku türünün politik toplulukların kimlik inşasında oynadığı merkezi rolü tartışıyor.

Şeytanlaştırmanın, günümüzün moda tabiriyle “ötekileştirmenin” politik bir taktik olarak kullanımını sorgulamayı da ihmal etmiyor.

  • Künye: Phillip Cole – Kötülük Miti, çeviren: Reha Kuldaşlı, İş Kültür Yayınları, mitoloji, 312 sayfa, 2022

Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset (2022)

Türkiye devleti sosyal yardımları dağıtırken neden açıktan açığa yoksul Kürtlere öncelik verdi?

Erdem Yörük, Erdoğan’ın siyasal gücünün arkasındaki temel etkenlerden biri olarak aralarında yoksul Kürtlerinde önemli bir kısmını oluşturduğu yoksullara yönelik sosyal yardımların genişlemesinin rolünü tartışıyor.

Aşağı yukarı kırk yıldır yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde de refah sistemleri dönüşüme uğradı.

Kimi yazarlar bu dönüşümü birtakım yapısal değişkenlerin belirleyiciliği altında bildiğimiz refah devletinin ya bütünüyle ortadan kalkması ya da küçülmesiyle açıkladı.

Erdem Yörük’ün ‘Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset’ kitabı ise, istihdam temelli sosyal güvenlik politikalarından gelir temelli sosyal yardım politikalarına doğru bir geçişi tespit ediyor.

Fakat bunu tespit ederken refah politikalarının anlamlandırılmasında taban siyasetini merkeze alan akademik geleneğe yaslanıyor.

Dolayısıyla refah sistemlerinin dönüşümünü (yapısal unsurlara indirgemeden), enformel proletaryanın politik talepleri ile siyasi elitler arasındaki rekabeti dinamik bir ilişki olarak kurgulayarak anlamaya girişiyor.

Bu yönüyle sosyal yardımların genişlemesinin politik anlamına dair daha derin bir kavrayış sunuyor.

Refah devletinin günümüzdeki biçimini detaylı verilerle anlamak isteyen okur için ufuk açıcı bir eser.

Kitaptan bir alıntı:

“Yoksullar, uğruna mücadele ettikleri şeylerin niyetlenilmemiş bir sonucu olarak sosyal yardımlara erişim sağlamışlardır. Türkiye hükümetlerinin yeni sosyal yardımları sağlamasının arkasında, yalnızca yapısal sebepler ya da bu yardımları talep eden yoksulların örgütlü hareketleri değil, ayrıca başka siyasi, etnik ya da dinî gerekçelerle radikalleşen ve kendi safına dahil etme stratejileriyle içerilen ‘yoksul halk hareketleri’ vardı.”

  • Künye: Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset: Siyasi Elitler Arasındaki Rekabet ve Toplumsal Hareketler Bir Refah Devletini Nasıl Yarattı?, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022