Kolektif – “Kanal İstanbul Projesi”ndeki Türkiye (2023)

Bundan iki yıl önce, tüm dünyayla beraber hayatımızı tümden değiştiren olumsuzluklar yaşanırken, pandemiye de yol açan ulus-devlete dayalı sermaye birikim makinesinin Türkiye’deki bir örneği ile yüzleştik; “Kanal İstanbul Projesi”.

Türkiye’de hızlanan değişim/çürüme sürecinin bir temsili olan mega -kendi deyimleriyle “çılgın”- projeler, kalkınma ve bağımsızlık vurguları ile gündemimizi belirler oldu.

“Kanal İstanbul Projesi”, bileşenlerinden hareketle analiz edildiğinde Türkiye hakikatini ele verir nitelikte.

Bu derleme, bu hakikati farklı boyutlarıyla irdeleyen, konu üzerine çok kapsamlı bir tartışma.

Kitabın ilk bölümü, “Kanal İstanbul Projesi” sürecini planlama gündemi, şehircilik, projenin yapılabilirliğine ilişkin eleştirel okuma, proje alanı ve çevresindeki köylerde yapılan saha araştırması, doğal eşikler, İstanbul’un kuzeyine yönelen mega projelerin gerçekleştirilme biçimleri gibi farklı açılardan ele alıyor.

Sonraki kısım, doğal yapı ve ekoloji, kır-kent ilişkisi, tarımsal üretim, kültürel miras ve farklı biçimleriyle yıkımları irdeliyor.

Kitapta bunun yanı sıra, “Kanal İstanbul Projesi” süreci mücadele deneyimleri ve emek perspektifinden tartışılıyor, ayrıca bu projeye Türkiye’nin içinden geçtiği genel dönüşüm süreci üzerinden bakılıyor.

Kitapta, 1949 yılında yayımlanan “Marmara ve Karadeniz’in Birleştirilmesi”ne dair yazısıyla önemli Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı da yer alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Pelin Pınar Giritlioğlu, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mustafa Sönmez, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Çiğdem Toker, Cevahir Efe Akçelik, Mete Durdağ, Jean François Pérouse, Tuğçe Tezer, Gürkan Akgün, Binnur Öktem Ünsal, Ferda Uzunyayla, Sıla Demirörs, Esra Çeviker Gürakar, Fevzi Özlüer, Abdullah Aysu, İclal Dinçer, Yiğit Ozar, İrfan Emre Kovankaya, Berkan Özyer, Çare Olgun Çalışkan, Besim Sertok, Mücella Yapıcı, Enis Rıza, T. Gül Köksal, Eylem Can, Esin Köymen, Raşit Fırat Deniz, Utku Fırat ve Fuat Ercan.

  • Künye: Kolektif – “Kanal İstanbul Projesi”ndeki Türkiye, editör: Fuat Ercan ve Tuğçe Tezer, Bağlam Yayınları, siyaset, 732 sayfa, 2023

Cemal Bâli Akal – Spinoza ve Sürekli Demokrasi (2023)

 

Spinoza’yı hayatımızın ortasına yerleştirmeliyiz.

Cemal Bâli Akal, Spinoza’nın özgürlük ve demokrasi anlayışının demokrasiye ve her gün daha da yakıcı hale gelen göç sorununa nasıl yanıt verdiğini tartışarak filozofun felsefesinin rasyonelliği oranında gerçek hayatla temas ettiğini gösteriyor.

‘Spinoza ve Sürekli Demokrasi’, yaygınlaşmaya hep açık bedensel-zihinsel özerklikleri, bunlara denk düştüğü için sınırlanması saçmalık olan bir ifade özgürlüğünü, göç sorununu içeren bir iletişim hakkını ve bunların sürekli devinimini anlatır: Tabiatla özdeşleşen sonsuz “bir” demokrasi.

İfade özgürlüğü, özerklik ve göç sorunları 2004’te yayımlanan ‘Varolma Direnci ve Özerklik’te ele alınmıştı.

Bu kitabı, Akal’ın Spinoza üzerine aynı fikri taşıyan bazı metinlerinin bulunduğu ‘Kimlik Bedenin Hapishanesidir’ başlıklı (Reyda Ergün’le) ortak çalışma izlemişti.

İki kitapta ele alınan sorunlar, göç konusunda görüldüğü gibi güncelliklerini ağırlaşarak korudular, hatta artık iyice görünür oldular.

Kitapların tükenmesi, ana çizgiye sadık kalan, ama özellikle Epikuros, Lucretius, Machiavelli, Nietzsche ve Kelsen’e odaklanmış okumalar üzerinden, onlara farklı biçim ve içerik kazandıran bir bütünün oluşturulmasını gerektirdi.

Bu bütüne yeni metinler eklenirken, çalışmanın tamamı gözden geçirildi, değişiklikler ve kısaltmalar yapıldı.

Bazı ekler bölüm ya da dipnot olarak metne dahil edilirken, aralarından çıkarılanlar da oldu.

  • Künye: Cemal Bâli Akal – Spinoza ve Sürekli Demokrasi, Dost Kitabevi, felsefe, 317 sayfa, 2023

Vaclav Smil – Enerji ve Medeniyet (2023)

Bu kitap, tarih boyunca enerji ile insanların ilişkisine dair en güvenilir tek kaynak.

Vaclav Smil, tarım öncesi toplayıcıların pratiklerinden fosil yakıtlara bağımlı ve iklim değişikliğinin etkisindeki bugünkü yaşantımıza kadar pek çok konuyu disiplinlerarası bir bakışla ele alıyor.

İnsan, en basit aletlerden içten yanmalı motorlara, hatta nükleer reaktörlere dek muazzam bir çeşitliliği olan yapay nesne ve sistemlerle, beden dışı enerjiyi ve zekâsının gücünü sistematik olarak kullanabilen tek tür oldu.

Tarihin akışı içinde insan, kendi varoluşu için enerji çeşitlerine gün geçtikçe daha fazla güvenmeye başladı.

Enerji kaynağı olarak fosil yakıtlara geçilmesi; tarım, endüstri, silahlanma, ulaşım, iletişim, ekonomi, siyaset, kentleşme, çevre ve gündelik hayat gibi pek çok unsuru etkiledi ve dönüştürdü.

Vaclav Smil, bu çığır açan çalışmasında, tarım öncesi toplayıcıların pratiklerinden fosil yakıtlara bağımlı ve iklim değişikliğinin etkisindeki bugünkü yaşantımıza kadar, tarih boyunca enerji ile insanların ilişkisine dair kapsamlı yanıtlar sunuyor.

1994’te yayımlanan ilk edisyonu baştan sona elden geçiren Smil, ‘Enerji ve Medeniyet’ adını alan bu genişletilmiş baskıda, insanlık tarihi boyunca enerjinin evrelerini panoramik ve disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele alıyor.

Kitap, enerji üreten canlı ve cansız her kaynağı teker teker incelerken, bunların tarihin hangi aşamasında nasıl ortaya çıktığını ve neleri dönüştürdüğünü, kimi zaman dönemin tanıklarından alıntılarla, kimi zaman da Smil’in çarpıcı tespitleri eşliğinde okura sunuyor.

‘Enerji ve Medeniyet’, Ebru Kılıç’ın nitelikli çevirisiyle ilk kez Türkçede yayımlanıyor.

  • Künye: Vaclav Smil – Enerji ve Medeniyet: Bir Tarihçe, çeviren: Ebru Kılıç, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, inceleme, 548 sayfa, 2023

Mary Kaldor – Yeni ve Eski Savaşlar (2023)

Savaş asla değişmiyor.

İnsanlar öteden beri birbirleriyle çatışıyor.

Toprak için, namus için, Tanrı için, iktidar için, hatta sadece macera için bile birbirlerine kıyıyor.

Yerlerinden, yurtlarından oluyor, sevdiklerini ve hayatlarını savaşta kaybediyorlar.

Kimi düşünürler son iki yüzyılda ulus devletlerinin palazlanmasıyla ortaya çıkarak dünyayı ateşe atmış, hatta Soğuk Savaş döneminde doruğa çıkarak dünyayı topyekûn yıkımın eşiğine getirmiş devletlerarası savaşların azalmasını insanlığın olgunlaşmasına, ilerlemesine yoruyor.

Oysa savaşlar değişiyor.

Dünyada meydana gelen değişimlere ayak uydurarak yeni bir çehreye bürünüyor, evriliyor.

Mary Kaldor’un modern klasikler arasına girmiş bu çığır açıcı çalışması, savaşa ilişkin kemikleşmiş resmî varsayımlara ve algılara meydan okuyor.

Bosna-Hersek, Somali, Irak ve Afganistan’da yaşanan dramlarda farklı yüzlerini gösteren yeni savaşların, devletlerden, devletdışı örgütlerden, suç çetelerinden, yerel fırsatçılardan ve savaşbeylerinden müteşekkil, karmaşık ve ölümcül bir ağ oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Bu ölümcül ağın ortasında yaşam mücadelesi veren sivillerin maruz kaldığı insan hakları ihlallerinin, terörün, zihinlere ekilmeye çalışılan korku ve nefret tohumlarının, tecavüzlerin ve katliamların, savaşın yan etkileri olmadığını, yeni savaşların acımasız mantığının bir parçası olduğunu gösteriyor.

Eski savaş anlayışı etrafında yapılanmış NATO, BM, AB gibi ulusaşırı örgütlerin bu gibi vakalarda neden etkisiz veya yetersiz kaldıklarına bir açıklama da getiriyor.

Savaşı kuramlaştırırken, küreselleşen dünyada barış umudunu canlı tutacak bir kozmopolit siyasetin taslağını ve gerekçelendirmesini de sunuyor.

Yazarın temel savı, 20. yüzyılın son onyıllarında, özellikle Afrika’da ve Doğu Avrupa’da yeni bir örgütlü şiddet türünün geliştiği ve bunun küreselleşen çağımızın veçhelerinden biri olduğudur.

Yazar işte bu şiddet türünü “yeni savaş” olarak adlandırıyor.

  • Künye: Mary Kaldor – Yeni ve Eski Savaşlar: Küresel Çağda Örgütlü Şiddet, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 304 sayfa, 2023

Zygmunt Bauman – Tüketici Hayat (2023)

Akışkan modernitenin gelmesiyle birlikte, üreticiler toplumu tüketiciler toplumuna dönüştü.

Bu yeni tüketim toplumunda, bireyler aynı anda hem metaların teşvikçisi hem de teşvik ettikleri metalar haline gelmişlerdir.

Bunlar hem mal hem pazarlamacı, hem ürün hem seyyar satıcıdır.

Hepsi, geleneksel olarak pazar terimiyle tanımlanan aynı sosyal alanda yaşarlar.

Göz diktikleri sosyal ödülleri elde etmek için geçmeleri gereken sınav, kendilerini dikkatleri üzerlerine çekebilecek ürünler olarak yeniden biçimlendirmelerini gerektirir.

Tüketicilerin metalara bu incelikli ve yaygın dönüşümü, tüketici toplumunun en önemli özelliğidir.

Şu anda içinde yaşadığımız tüketiciler toplumunun gizli gerçeği, en derin ve en sıkı korunan sırrıdır.

Zygmunt Bauman, ‘Tüketici Hayat’ta tüketimci tutum ve davranış kalıplarının sosyal yaşam siyaseti ve demokrasi, toplumsal bölünmeler ve tabakalaşma, topluluklar ve ortaklıklar, kimlik inşası, bilginin üretimi ve kullanımı ve değer tercihlerinin görünüşte bağlantısız çeşitli yönleri üzerindeki etkisini inceliyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Tüketici Hayat, Kübra Oğuz, Tellekt Kitap, siyaset, 184 sayfa, 2023

Kolektif – Gıdanın Politik Ekolojisi (2023)

Gıdaya erişimdeki eşitsizlikler çığ gibi büyüyor.

Gıda konusunu politik ekolojiden toplumsal cinsiyet eşitliğine, agroekolojiden teknolojik gelişmelere birçok boyutuyla ele alan bu kitap, adil ve sürdürülebilir bir gıda sisteminin nasıl kurulabileceğine odaklanan ufuk açıcı makaleler barındırıyor.

  • Kapsayıcı ve dönüştürücü gıda politikaları nasıl olmalıdır?
  • Farklı kavramsal ve politik çerçeveler kimler tarafından hangi politik arka planlardan beslenerek hangi tarihsel bağlamda geliştiriliyor?
  • Bu farklı yaklaşımlar egemen gıda sistemini nasıl sorunsallaştırıyor?
  • Bu yaklaşımların gıda sisteminin geleceğine dair görüşleri ve önerdikleri yol haritaları neler?

Gıda sistemindeki sorunları ve daha adil ve sürdürülebilir gıda politikalarına nasıl ulaşılabileceğini irdelemeyi amaçlayan kitabımız gıda konusunu politik ekolojiden toplumsal cinsiyet eşitliğine, sağlıktan beslenmenin sürdürülebilirliğine, agroekolojiden teknolojik gelişmelere çeşitli boyutlarıyla ele alıyor.

Dünyada ve Türkiye’de gıda sisteminin yapısı ve işleyişi ile bunlardan doğan ekonomik, sosyal ve ekolojik sorunların, mücadelelerin ve çözüm arayışlarının tartışılabildiği bir zemin sunmayı hedefliyor.

Sağlıklı, adil, sürdürülebilir ve krizlere dirençli bir gıda sistemine ulaşmanın yolu, gıdanın bir hak olarak ele alınmasından ve sağlıklı gıdaya erişim hakkının insan hakları çerçevesinde kabul edilmesinden geçiyor.

Çiftçi örgütlenmelerinin yaygınlaştırılması, çiftçiler arası gıda ağlarının genişletilmesi, çiftçi bilgisinin merkeze alındığı agroekolojik uygulamaların benimsenmesi ve aynı zamanda teknolojik yeniliklere açık olunması yeni bir gıda sistemine geçişin ön şartları.

Bu tür bir dönüşüm, düşük emisyonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir gıda sistemini desteklerken, ekonomik ve sosyal açıdan da geçim kaynaklarının ve yerel kültürlerin korunduğu sağlıklı gıda üretimlerini sağlayabilir.

Kitap, krizlerin ve çatışmaların içinde yuvarlanan dünyamızın en temel ve acil sorunu olan gıda ve beslenmeye hem dünya genelinde hem Türkiye özelinde yakından bakmak için kapsamlı bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Gıdanın Politik Ekolojisi, hazırlayan: Fikret Adaman ve Sena Akkoç, Metis Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2023

Eyal Press – Pis İşler (2023)

Toplu olarak yaşamanın parçası olan çeşitli “pis işler” var.

Sadece ağır ve zor değil aynı zamanda adı kötüye çıkmış, yani saygınlıktan uzak sayılan işler.

Geleneksel toplumlarda bu tür işleri yapanlara yönelik bariz dışlama mekanizmaları vardı.

Bugünkü toplumlarımızda açıktan açığa böyle bir işleyiş olmasa da “pis işleri” yapanların toplumsal konumları daha iyi değil.

Eskiden toplumların en yoksul çevrelerinin yaptığı bu işlerden bazılarını bugün Batılı toplumlarda daha ziyade göçmenler, bazılarını ise yine o toplumların dezavantajlı kesimleri yapıyor.

Eyal Press, ABD’de özellikle cezaevlerindeki psikiyatri koğuşlarında çalışan ruh sağlığı danışmanları ile gardiyanları, tavuk mezbahalarında çalışan göçmen işçileri, Amerikan Hava Kuvvetleri’nin İHA’larla ülke dışında gerçekleştirdiği gözetleme ve saldırı operasyonlarında görev alan teknik personeli, ayrıca Google’ın devletlerle işbirliği içinde geliştirdiği gözetleme projelerinde çalışmış mühendisleri ve petrol üretim tesislerindeki işçilerle yakınlarını ele alıyor.

Press, çok sayıda çalışanla yaptığı yüz yüze görüşmeler ve bahsi geçen kurumlara gerçekleştirdiği inceleme gezileri sonucunda kaleme aldığı kitapta, bu “pis işleri” yapanların hayatlarını kazanmak için nasıl bu işlere sürüklendiklerine, bu işleri yaparken karşılaştıkları etik ve hukuki sorunlar karşısında nasıl tavır aldıklarına, yaşadıkları içsel ve toplumsal çatışmalara, ortaya çıkan sorunların toplumsal ve hukuki kaynaklarına, “pis işleri yaptıran” toplumun sorumluluklarına odaklanıyor.

Görmemek için yüzümüzü öbür tarafa çevirdiğimiz yerlere ve sorunlara güçlü bir ışık tutarken sarsıcı ve sahici insan hikâyeleri anlatıyor.

  • Künye: Eyal Press – Pis İşler: ABD’de Hayati İşler ve Eşitsizliğin Gizli Bedeli, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, sosyoloji, 328 sayfa, 2023

Alessandro Passerin d’Entrèves – Doğal Hukuk (2023)

‘Doğal Hukuk: Hukuk Felsefesine Bir Giriş’, doğal hukukun tarihine ve günümüzde de devam eden felsefi değerine dair önemli bir çalışma.

Burada doğal haklar, hukukun özü, hukuk ve ahlak ve ülküsel hukuk gibi konuları derinlemesine tartışan Alessandro Passerin D’Entreves, doğal hukukun gelişimine katkıda bulunan üç farklı kaynağı işaret eder: Roma hukukunun öğretileri, Hıristiyanlığın hukuka ilişkin inançları ve Aydınlanma’nın eşitlikçi ve devrimci teorileri.

Yazar, bu üç önemli kaynağı doğal hukukun bir tarihini sunmak için öne çıkarmaz.

Ona göre tarihsel gelişime tabi sürekli bir doğal hukuk düşüncesi yoktur; bilakis çok farklı doğal hukuklar vardır.

Öyleyse bu tespitin ardından yapılması gereken, bütün bu farklılıklara rağmen gördüğü hangi işlevin doğal hukuku farklı biçimlerde de olsa sürekli hukukbilimin merkezine getirdiğidir.

Son kırk yılda Anglo-Amerikan hukuk teorisinin seyrinde iz bırakmış olan ‘Doğal Hukuk’ artık klasikleşmiş bir çalışma olarak kabul ediliyor.

Kitap, modern hukukun ve siyasetin temel öğeleri olarak kabul edilen birçok konunun, esasen geleneksel olarak doğal hukuk başlığı altında tartışılmış olan konular olduğunu belirterek, okuru, doğal hukuk düşüncesinin hakkını vermeye çağırıyor.

  • Künye: Alessandro Passerin d’Entrèves – Doğal Hukuk: Hukuk Felsefesine Bir Giriş, çeviren: Furkan Kararmaz, Zoe Kitap, hukuk, 136 sayfa, 2023

LASTESIS Kolektifi – Korkuyu Ateşe Vermek (2023)

LASTESIS kolektifi, Şili’de kadına yönelik sistematik şiddeti protesto eden “Yoluna Çıkan Tecavüzcü” performansını ilk kez 2019 yılının sonunda sergiledi.

Yazdıkları şarkı, sadece birkaç gün içinde dünyanın pek çok yerinde kadınlar tarafından sahiplenilerek sokaklara taşındığında feminist bir marşa dönüştü.

Suç bende değil,

Her nerdeysem, her ne giydiysem.

Tecavüzcü sendin.

Tecavüzcü sensin.

Şilili kadınların başlattığı yangın bu kadar büyüdüyse, bunun bir sebebi düşmanın sınır tanımazlığı, diğer sebebi öfkelerinin yakıcılığıydı.

Patriyarkal sistemin şiddetinin hüküm sürmediği hiçbir yer olmadığı için, kadınlar kendi hikâyelerini yazmaya başladıkları anda birbirlerini buldular.

Öfkeyle ve inançla tutuşmuş bedenler korkuyu, sessizliği ve suçluluk duygusunu ateşe verdi.

Birbirlerini bir daha asla bırakmayacaklarına söz verdiler.

Birlikte, büyütecekleri yangını bu manifestoyla ilan ettiler.

  • Künye: LASTESIS Kolektifi – Korkuyu Ateşe Vermek: Bir Manifesto, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, siyaset, 96 sayfa, 2023

Mine Yıldırım – Din Veya İnanç Özgülüğünün Kolektif Boyutu (2023)

Din veya inanç özgürlüğü meseleleri akademide, siyaset alanında ve medyada sürekli analiz, tartışma ve istişare konusu oluyor.

Bu meseleler ulusal, bölgesel veya uluslararası bütün seviyelerde ve istikrar, çatışma, güvenlik, eğitim ya da ayrımcılık gibi çok çeşitli konularla ilgili olarak ele alınıyor.

Bu meseleler kadınları, erkekleri ve çocukları olduğu gibi, din veya inanç cemaatlerini ve başka çeşitli toplulukları da ilgilendiriyor.

Bu alanda özellikle kolektif haklar –mülkiyet, hayır işleri, yayın ve toplantı gibi– ana tartışma ve çekişme konusunu oluşturuyor.

Peki ama ulusal, bölgesel ve uluslararası seviyedeki kolektif taleplerin temeli neye dayanıyor?

Bu kitapta Mine Yıldırım, uluslararası insan hakları hukukunda din veya inanç özgürlüğünün kolektif boyutları başlığını ilk kez bu denli genişletilmiş ve ayrıntılandırılmış bir akademik çalışma olarak sunuyor.

Elbette bu başlık da kendine özgü güçlükler içeriyor.

Dinî cemaatlerin ne ölçüde bağımsız hak sahipleri olarak tanınacağı ve bunlara ne derece kolektif bir özerklik sağlanacağı konuları ulusal seviyede halen farklı yorum ve tartışmalara konu ediliyor.

Yıldırım’ın gözler önüne serdiği üzere, aynı farklılıklar aslında uluslararası seviyede de hüküm sürmekte olup, Birleşmiş Milletler ile Avrupa yaklaşımları arasında, yani BM İnsan Hakları Komitesi’nin görüşleri ile Strazburg organlarının kararları incelendiğinde bu durum açıkça görülüyor.

Bu kitap, hukukçu, akademisyen, tarihçi, öğrenci, insan hakları alanında çalışan kişiler ve din veya inanç özgürlüğü ve/veya Türkiye ile ilgili bölgesel uzmanlardan oluşan bir okur kitlesine hitap ediyor.

Kitabın okurları, din veya inanç özgürlüğünün kolektif boyutuna dair etraflıca yazılmış, oturaklı bir teorik çalışmanın yanı sıra, böylesi bir yaklaşımın Türkiye örneği açısından gerekliliğine ve uygulanabilirliğine dair de kapsamlı bilgiler edinecektir.

  • Künye: Mine Yıldırım – Din Veya İnanç Özgülüğünün Kolektif Boyutu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2023