Henk Manschot — Nietzsche ve Yeryüzü (2026)

Felakete başka bir açıdan bakmak mümkün müdür?

Geleceği ortadan kaldıran, bildiğimiz dünyanın radikal sonunu imleyen ekolojik felaketin insanda harekete geçme isteği uyandırıp “tüm değerlerin yeniden değerlendirilmesi”nin önünü açması söz konusu olabilir mi?

Bu sorulara yanıt arayan Henk Manschot, Nietzsche’nin düşüncesini yalnızca felsefi bir sistem olarak değil, yaşam pratiği, beden, doğa ve yeryüzüyle kurulan ilişki üzerinden okuyor. Nietzsche’nin hastalıkları, gezgin yaşamı, iklimle kurduğu bağ ve doğayla temasının, düşünsel dönüşümlerini nasıl etkilediğini biyografik bir hat üzerinden gösteriyor. Felsefenin soyut kavramlardan ibaret olmadığını, yaşanan hayatın doğrudan bir ürünü olduğunu vurguluyor.

Kitapta Nietzsche’nin “yeryüzüne sadakat” fikri merkeze alınıyor ve bu düşünce ekolojiyle ilişkilendiriliyor. İnsan-merkezci bakışın yerine, yaşamın bütünlüğünü esas alan bir etik öneriliyor. Doğa, yalnızca kaynak değil, birlikte yaşanan bir varlık alanı olarak ele alınıyor. Manschot, Nietzsche’nin güç istenci, yaşamı olumlama ve değer yaratma kavramlarını ekolojik duyarlılıkla yeniden yorumluyor.

Eserde politik boyut da önemli bir yer tutuyor. Nietzsche’nin düşüncesi otoriter ideolojilerden ayrıştırılarak, özgürleşme, çoğulluk ve sorumluluk temelinde okunuyor. ‘Nietzsche ve Yeryüzü’ (‘Nietzsche and the Earth’), Nietzsche’yi çevre felsefesi, siyaset teorisi ve çağdaş ekoloji tartışmalarıyla buluşturuyor. Bu yönüyle eser, Nietzsche’nin yalnızca bireysel etik değil, gezegensel bir sorumluluk düşünürü olarak okunabileceğini gösteriyor ve alanında disiplinlerarası bir köprü kurmasıyla önem taşıyor. Aynı zamanda biyografi ile teori arasındaki sınırları eritiyor ve felsefeyi gündelik hayatın içine taşıyor.

Okur, Nietzsche’yi yalnızca okunan bir filozof olarak değil, yaşanan bir düşünce biçimi olarak algılıyor. Kitap, çağdaş düşüncede ekolojik bilinç üretmesi açısından kalıcı bir referans metni olma potansiyeli taşıyor. Bu yaklaşım, insanın doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

Henk Manschot — Nietzsche ve Yeryüzü: Biyografi, Ekoloji, Politika
Çeviren: Akın Emre Pilgir • Livera Yayınevi
Ekoloji • 264 sayfa • 2026

Bülent Somay — Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler (2026)

‘Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler’, bilimkurguyu ve fantaziyi geleceğin dekorları olarak değil, bugünü düşünmenin en güçlü düşünsel alanlarından biri olarak ele alıyor. Yapay zekâdan kıyamet-sonrası dünyalara, ütopyadan distopyaya uzanan anlatılar, kitapta tek bir merkezî sorunun etrafında toplanıyor: İnsan nedir? Bu soru, teknolojik ilerleme, savaş tehdidi, toplumsal çözülme ve kapitalist düzenin yarattığı yıkımla birlikte artık soyut bir felsefi tartışma olmaktan çıkıyor, doğrudan yaşamsal bir probleme dönüşüyor.

Bülent Somay, bilimkurguyu “gelecek anlatısı” olarak değil, bugünü görünür kılan bir düşünme biçimi olarak konumluyor. Fantazi ise gerçeklikten kopuş değil, gerçekliğin sınırlarını genişleten bir sorgulama alanı hâline geliyor. Dünya kurmak, dünya keşfetmek, radikal farklılık ve alternatif toplumsal düzenler yalnızca edebi temalar değil; insanın kendini yeniden tanımlama çabalarının düşünsel araçları olarak okunuyor. Türler arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor, bilimkurgu ile fantazi aynı etik ve politik soruların etrafında birleşiyor.

Metnin merkezinde insanın yalnızca biyolojik değil, etik, politik ve toplumsal bir varlık olduğu fikri duruyor. Yapay zekâ tartışmaları, savaş olasılığı, kıyamet-sonrası tahayyüller ve ütopya arayışları, insanın ne olduğu kadar ne olabileceğini de sorguluyor. Somay, “insan”ı sabit bir öz olarak değil, tarihsel, toplumsal ve düşünsel olarak sürekli yeniden kurulan bir varlık olarak ele alıyor.

Bu yönüyle kitap, edebiyat incelemesinin ötesine geçerek bir düşünce haritası kuruyor. Fantazi ve bilimkurgu, kaçış edebiyatı değil; bugünü anlamanın, geleceği düşünmenin ve insanı yeniden tanımlamanın yolları hâline geliyor. Kitap, tür edebiyatını bir düşünsel kaynak olarak konumlandırarak, bugünün krizlerini “insan” sorusu etrafında yeniden okumaya davet eden güçlü ve özgün bir metin ortaya koyuyor.

Künye: Bülent Somay – Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler, Metis Yayınları, felsefe, 168 sayfa, 2026

Bülent Somay — Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler
• Metis Yayınları
Felsefe • 168 sayfa • 2026

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya (2026)

Tezcan Durna’nın derlediği bu kitap, hak ihlallerinin sıradanlaştığı bir dönemde, medyanın bu sürece nasıl eklemlendiğini ve kimi zaman nasıl doğrudan bir araca dönüştüğünü görünür kılıyor. ‘Hak, Hukuk, Medya’, güncel medya düzenini yalnızca teknik ya da mesleki sorunlar üzerinden değil, haklar, özgürlükler ve toplumsal mücadeleler bağlamında ele alıyor. Kitap, bugünün medya ortamının hangi tarihsel ve siyasal koşullar içinde biçimlendiğini tartışmaya açıyor.

Makaleler, sendikasızlaştırmadan ifade özgürlüğünün daraltılmasına, eğitim ve barınma hakkı ihlallerinden kadın ve çevre haklarına kadar geniş bir alana yayılıyor. Medya, bu başlıkların her birinde ya görünmez kılma ya da meşrulaştırma işleviyle sorgulanıyor. Yazarlar, medyanın şiddeti temsil ediş biçimlerinden denetim ve gözetim mekanizmalarına uzanan bir çizgide, hak ihlallerinin nasıl normalleştirildiğini analiz ediyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, metinlerin yalnızca akademik bir mesafeden yazılmamış olması. Yazarların büyük bir kısmı, KHK’lerle ihraç edilmiş ya da sistematik baskıya maruz kalmış kişilerden oluşuyor. Bu durum, makalelere çift katmanlı bir nitelik kazandırıyor: Metinler hem bilimsel çözümlemeler sunuyor hem de doğrudan deneyimlerden beslenen özdüşünümsel anlatılar içeriyor.

‘Hak, Hukuk, Medya’, sansür, otosansür ve baskı rejimlerinin bugüne nasıl taşındığını tarihsel bir perspektifle ele alırken, okuru da bu sürecin parçası olan medya-siyaset ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, yalnızca yaşananları kayda geçirmekle yetinmiyor; bu çoraklaşmış ortamın nasıl aşılabileceğine dair eleştirel bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve geniş bir okur kitlesini bu ortak düşünme çabasına davet ediyor.

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya
Derleyen: Tezcan Durna • Heretik Yayıncılık
Siyaset • 555 sayfa • 2026

Kıvanç Eliaçık — Küresel Sendikalar Kılavuzu (2025)

Kıvanç Eliaçık, uluslararası sendikal hareketin tarihsel mücadeleleri ve somut örgütlenmeleri hakkında bir rehber kitapla karşımızda. ‘Küresel Sendikalar Kılavuzu’, emeğin sınırları aşan dayanışma arayışını tarihsel kökenleriyle birlikte açıklarken, günümüzde küresel sendikaların nasıl çalıştığını anlaşılır bir çerçeveye oturtuyor. Kitap, sendikal mücadelenin ulusal düzeyle sınırlı kalmadığını, küresel kapitalizm karşısında uluslararası örgütlenmenin zorunluluğunu görünür kılıyor.

İlk bölüm, 1. Enternasyonal’den başlayarak Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’na uzanan çizgide, uluslararası sendikal yapının nasıl şekillendiğini özetliyor. Meslek sekreterliklerinden küresel sendika federasyonlarına, küresel çerçeve sözleşmelerden çokuluslu şirketlerle yürütülen mücadelelere kadar uzanan bu tarih, sendikal hareketin değişen koşullara nasıl uyum sağladığını gösteriyor. Okur, sendikaların yalnızca ulusal pazarlık aktörleri değil, küresel emek siyasetinin öznesi haline gelişini izliyor.

İkinci bölümde günümüzde faaliyet gösteren tüm küresel sendika federasyonları ayrıntılı biçimde ele alınıyor. IndustriALL’dan PSI’ya, UNI’den ITF ve IUF’a kadar farklı sektörlerde örgütlenen federasyonların tarihçeleri, örgütlenme yapıları ve yürüttükleri kampanyalar tanıtılıyor. Türkiye ile ilişkiler, üyelik biçimleri ve iletişim bilgileriyle birlikte aktarılıyor. Bu bölüm, kitabı yalnızca teorik bir çalışma olmaktan çıkarıp pratik bir başvuru kaynağına dönüştürüyor.

Son bölümde ise ‘Uluslararası Çalışma Örgütü’ ve diğer uluslararası kurumlar değerlendirilerek, küresel emek rejiminin hukuki ve kurumsal çerçevesi tartışılıyor. “Üretimin, ticaretin ve hizmetlerin küreselleştiği dünyada çok uluslu şirketler, sermaye yanlısı hükümetler ve küresel baskı araçları karşısında uluslararası sendikalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” diyen Eliaçık, sendikal mücadelenin bu kurumlarla kurduğu gerilimli ilişkiyi eleştirel bir bakışla ele alıyor. Kitap, sendika eğitimlerinde kullanılabilecek bir kılavuz olmanın yanı sıra, küresel emek hareketini anlamak isteyen araştırmacılar ve öğrenciler için de temel bir kaynak.

Kıvanç Eliaçık — Küresel Sendikalar Kılavuzu: Uluslararası Sendikal Hareket ve Küresel Sendikalar
• Epos Yayınları
Siyaset • 88 sayfa • 2026

Begüm Uzun, Cihan Erdal, Özlem Avcı Aksoy — Yeni Genç Türkler (2026)

Begüm Uzun, Cihan Erdal ve Özlem Avcı Aksoy imzalı bu kitap, 2020’ler Türkiye’sinde gençler arasında belirginleşen, çoğu zaman “seküler” olarak adlandırılan yeni bir milliyetçilik biçimini spekülasyonlardan arındırarak anlamaya çalışan kapsamlı bir saha çalışması sunuyor. Kitap, klasik milliyetçi örgütlenmelerle mesafeli duran, mevcut partilerde kendini temsil edilmiş hissetmeyen gençlerin siyasal duygulanımlarını, çelişkilerini ve arayışlarını merkeze alıyor.

‘Yeni Genç Türkler: “Yeni Nesil” Milliyetçilik’, milliyetçiliği yalnızca bir ideoloji değil; tarihsel, söylemsel ve gündelik pratikler içinde sürekli dönüşen bir olgu olarak ele alıyor. İlk bölümlerde milliyetçilik kuramları, yeni sağ, popülizm ve göç tartışmaları üzerinden kavramsal bir çerçeve kurulurken, Türkiye’de milliyetçiliğin Turancılıktan Türk-İslam sentezine uzanan kısa ama yoğun bir tarihsel arka planı çiziliyor. Böylece “yeni nesil” milliyetçiliğin hangi miraslarla temas ettiği, hangilerinden bilinçli biçimde uzaklaştığı görünür hale geliyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, milliyetçiliğin dijital izlerini gündelik vakalar üzerinden sürmesi. Spor sahalarından konser tartışmalarına, sığınmacı karşıtlığından TeknoFest gibi teknoloji-milliyetçilik kesişimlerine uzanan örnekler, genç milliyetçi dilin nasıl kurulduğunu ve hangi duygularla beslendiğini gösteriyor. Bu vakalar, “seküler” vurgunun dine mesafeden çok, ümmetçi ya da muhafazakâr söylemlerden ayrışma ihtiyacına işaret ettiğini ortaya koyuyor.

Derinlemesine mülakatlar ve odak grup görüşmelerine dayanan son bölümde ise gençlerin devlet algısı, Atatürk’ü sahiplenme biçimleri, Türklük tanımları, Kürt meselesine yaklaşımları ve demokrasi–otoriterlik gerilimi ayrıntılı biçimde analiz ediliyor. Yazarlar, özellikle haklar ve özgürlükler konusunda görülen belirsizliklerin, bu milliyetçiliğin henüz tamamlanmamış, akışkan bir kimlik formu olduğunu düşündürdüğünü vurguluyor.

‘Yeni Genç Türkler’, gençler arasındaki yükselen milliyetçiliği ne romantize ediyor ne de şeytanlaştırıyor. Aksine, bu eğilimi tarihsel bağlamı, dijital kültürü ve sahadan gelen seslerle birlikte düşünmeye davet eden eleştirel ve dikkatli bir okuma öneriyor.

Begüm Uzun, Cihan Erdal, Özlem Avcı Aksoy — Yeni Genç Türkler: “Yeni Nesil” Milliyetçilik
• İletişim Yayınları
Sosyoloji • 206 sayfa • 2026

Esra Sarıoğlu — Yükünü Atmış Bedenler (2026)

Esra Sarıoğlu’nun bu çalışması, Türkiye’de “yeni kadın” figürünün nasıl kurulduğunu, beden, şiddet ve duygular ekseninde ele alan eleştirel ve disiplinlerarası bir çalışma. ‘Yükünü Atmış Bedenler: Türkiye’de Şiddet, Duygular ve Yeni Kadın’ (‘The Body Unburdened: Violence, Emotions, and the New Woman in Turkey’), kadınların kamusal ve özel alandaki deneyimlerini yalnızca hukuki ya da siyasal haklar üzerinden değil, bedensel pratikler, duygulanımlar ve gündelik şiddet biçimleri üzerinden okumayı öneriyor.

Sarıoğlu, geç Osmanlı’dan erken Cumhuriyet dönemine uzanan modernleşme sürecinde, kadın bedeninin hem özgürleşmenin hem de disiplinin merkezi hâline geldiğini gösteriyor. “Yeni kadın” ideali; eğitimli, rasyonel, duygularını denetleyebilen ve bedeni üzerinde kontrol sahibi bir özne olarak inşa edilirken, bu idealin aynı zamanda duygusal bastırma ve normatif şiddet ürettiğini savunuyor. Kadınlardan beklenen sakinlik, fedakârlık ve ölçülülük, şiddetin görünmez hale geldiği bir ahlaki rejim yaratıyor.

Kitapta duygular, bireysel iç hallerden ziyade toplumsal olarak düzenlenen ve politik işlevler üstlenen alanlar olarak ele alınıyor. Utanç, korku, sabır ve dayanıklılık gibi duygular, kadınların maruz kaldığı fiziksel ve sembolik şiddeti taşınabilir kılan araçlara dönüşüyor. Sarıoğlu, bu süreçte bedenin “yüklerinden arındırılması” söyleminin, aslında kadınların şiddeti içselleştirmesini kolaylaştırdığını ileri sürüyor.

Arşiv materyalleri, edebi metinler ve kültürel temsiller üzerinden ilerleyen çalışma, Türkiye’de kadının modernleşme anlatıları içinde nasıl hem görünür kılındığını hem de sınırlandığını açığa çıkarıyor. Kitap, şiddeti yalnızca olağanüstü anlara değil, gündelik hayata ve duygusal durumlara yerleştirerek, feminist teoriye Türkiye bağlamından güçlü bir katkı sunuyor.

Esra Sarıoğlu — Yükünü Atmış Bedenler: Türkiye’de Şiddet, Duygular ve Yeni Kadın
Çeviren: Çiğdem Çidamlı • Dipnot Yayınları
Siyaset • 288 sayfa • 2026

Laurence H. Shoup — Wall Street’in Think Tank’i (2026)

Laurence H. Shoup’un bu çalışması, Amerikan Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations – CFR) tarafsız bir düşünce kuruluşu olarak değil, ABD merkezli neoliberal küresel düzenin entelektüel ve kurumsal beyinlerinden biri olarak ele alan açıkça eleştirel bir çalışmadır.

Shoup’a göre CFR, dış politika üzerine “uzman görüş” üreten bağımsız bir forum olmaktan ziyade, finans sermayesi, büyük şirketler, askeri-endüstriyel kompleks ve devlet aygıtı arasında süreklilik sağlayan bir elit ağıdır. ‘Wall Street’in Think Tank’i: Dış İlişkiler Konseyi ve Neoliberal Jeopolitik İmparatorluk’ (‘Wall Street’s Think Tank: The Council on Foreign Relations and the Empire of Neoliberal Geopolitics’), CFR üyelerinin büyük bölümünün Wall Street bankaları, çokuluslu şirketler, enerji tekelleri ve savunma sanayiiyle iç içe geçmiş olmasına dikkat çeker. Bu bağ, ABD dış politikasının “ulusal çıkar” söylemi altında aslında sermayenin küresel çıkarlarını öncelediğini gösterir.

Shoup, CFR’ın özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde neoliberal küreselleşmenin ideolojik meşrulaştırıcısı rolünü üstlendiğini savunuyor. Serbest piyasa reformları, özelleştirme, finansal serbestleşme ve “liberal müdahalecilik”, CFR çevrelerinde hem kaçınılmaz hem de evrensel doğrular olarak sunulur. Bu çerçevede demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleri, çoğu zaman jeopolitik ve ekonomik müdahaleleri maskeleyen araçlara dönüşür.

Kitabın en güçlü yanı, CFR’ın doğrudan politika yapmaktan çok, ne düşünülebilir olduğunun sınırlarını çizdiğini göstermesidir. Shoup’a göre CFR, alternatif dünya tasavvurlarını dışlayarak, ABD dış politikasını dar bir elit uzlaşı alanına hapseder. Radikal eşitsizlik eleştirileri, emperyalizm tartışmaları veya küresel Güney perspektifleri bu çerçevenin dışında bırakılır.

Sonuç olarak bu kitap, CFR’ı modern ABD imparatorluğunun sessiz ama etkili mimarlarından biri olarak konumlandırıyor. Neoliberal jeopolitiğin nasıl üretildiğini, normalleştirildiğini ve kurumsallaştırıldığını anlamak isteyenler için rahatsız edici ama aydınlatıcı bir çerçeve sunuyor.

Laurence H. Shoup — Wall Street’in Think Tank’i: Dış İlişkiler Konseyi ve Neoliberal Jeopolitik İmparatorluk
Çeviren: Pelin Tuştaş • Kor Kitap
Siyaset • 528 sayfa • 2026

Marco Guglielmo — Sol ve Dijital Siyaset (2026)

Marco Guglielmo’nun bu çalışması, dijital teknolojilerin sol siyaseti nasıl dönüştürdüğünü ve bu dönüşümün hem olanaklarını hem de sınırlarını inceliyor. Kitap, internetin ve sosyal medyanın sol hareketlere otomatik olarak ilerici bir güç kazandırdığı yönündeki iyimser kabulleri sorguluyor ve dijital alanın siyasal mücadelede tarafsız bir zemin olmadığını gösteriyor.

Guglielmo, çevrimiçi örgütlenme biçimlerinin hız, görünürlük ve erişim sağladığını kabul ediyor ancak bu araçların aynı zamanda parçalanma, yüzeysellik ve kısa ömürlü mobilizasyonlar ürettiğini söylüyor. Hashtag kampanyalarının ve platform temelli eylemlerin, kalıcı politik örgütlenmenin yerini alamadığını, çoğu zaman onu ikame eden zayıf formlar yarattığını ileri sürüyor. Dijital siyasetin, katılımı artırıyor gibi görünürken kolektif karar alma süreçlerini aşındırdığını tartışıyor.

‘Sol ve Dijital Siyaset’ (‘Left and Digital Politics’), platform kapitalizminin mantığını merkeze alıyor ve solun dijital araçları kullanırken bu yapısal koşulları yeterince hesaba katmadığını öne sürüyor. Algoritmaların, veri ekonomisinin ve özel şirketlerin kontrolündeki altyapıların siyasal eylemi nasıl şekillendirdiğini ayrıntılı biçimde analiz ediyor. Guglielmo, sol siyasetin yalnızca dijital mecralarda var olmasının, onu bu iktidar ilişkilerine bağımlı kıldığını vurguluyor.

‘Sol ve Dijital Siyaset’, dijital teknolojileri reddetmek yerine onları eleştirel bir bilinçle kullanmayı öneriyor. Yazar, yüz yüze örgütlenme, uzun vadeli strateji ve maddi siyasal mücadeleyle dijital araçlar arasında dengeli bir ilişki kurulması gerektiğini savunuyor. Kitap, çağdaş solun dijital çağda nasıl yeniden düşünülmesi gerektiğine dair önemli bir teorik çerçeve sunuyor.

Marco Guglielmo — Sol ve Dijital Siyaset: Platform Neoliberalizminden Platform Sosyalizmine Siyasi Partiler
Çeviren: Duygu Şahin • İletişim Yayınları
Siyaset • 331 sayfa • 2026

Berhudan Şamar – Egemenin Mührü (2025)

Berhudan Şamar’ın bu çalışması, 2015–2016 yıllarında Diyarbakır Sur’da yaşanan çatışma, abluka ve sokağa çıkma yasaklarının yarattığı yıkımı yalnızca bir güvenlik olayı olarak değil, mekân üzerinden kurulan uzun erimli bir iktidar pratiği olarak ele alıyor. Kitap, kentsel yerinden edilmeyi, travmayı ve mekânın ekonomi-politik dönüşümünü birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, aynı sürecin iç içe geçmiş boyutları olarak tartışıyor.

Şamar, yerinden edilmeyi Kürt coğrafyasında istisnai bir kırılma değil, tarihsel olarak tekrar eden bir yönetim tekniği olarak konumlandırıyor. Çatışma ve şiddetin mekânda süreklilik kazanmasının, bireylerin hayatlarında geri dönülmez kopuşlar yarattığını; hafıza, aidiyet ve gündelik yaşamın bu süreçte parçalandığını gösteriyor. Devletin mekânı denetim altına alma stratejileri, güvenlik söylemi, ulusal hassasiyetler ve olağanüstü uygulamalarla meşrulaştırılırken, temel hak ve özgürlüklerin nasıl askıya alındığını açığa çıkarıyor.

Kitap, Diyarbakır’ın binlerce yıllık yaşam belleğinin merkezi olan Sur’da yaşananları bir “kentkırım” olarak kavramsallaştırıyor. Yıkımın yalnızca fiziksel yapılarla sınırlı kalmadığını; toplumsal ilişkileri, kültürel sürekliliği ve kolektif hafızayı hedef aldığını ortaya koyuyor. Yeniden inşa ve soylulaştırma süreçleri ise bu yıkımın devamı olarak ele alınıyor; Sur’un, sakinlerinden arındırılmış yeni bir kentsel vitrine dönüştürülmesi eleştirel biçimde analiz ediliyor.

‘Egemenin Mührü’, Sur örneği üzerinden Kürtlerin Cumhuriyet tarihi boyunca maruz kaldığı yerinden edilme politikalarının yarattığı derin yarayı görünür kılıyor. Şamar’ın çalışması, mekân, iktidar ve şiddet ilişkisini merkezine alan; travmayı bireysel bir deneyimden çok, politik olarak üretilmiş kolektif bir sonuç olarak ele alan güçlü bir tanıklık ve analiz sunuyor.

  • Künye: Berhudan Şamar – Egemenin Mührü: Sur’da Yerinden Edilme, Travma ve Soylulaştırma, Dipnot Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2025

Ali Murat İrat – Gölgede Büyüyen Kimlik: Kürt Sağı (2025)

Ali Murat İrat’ın ‘Gölgede Büyüyen Kimlik: Kürt Sağı’ adlı çalışması, Türkiye’de Kürt siyasetinin çoğu zaman görmezden gelinen bir hattını, Kürt sağını tarihsel, kuramsal ve sosyolojik bir çerçevede ele alıyor. Kitap, Kürt kimliğinin yalnızca sol, seküler ya da ulusalcı anlatılarla açıklanamayacağını; dinî referanslar, muhafazakâr örgütlenmeler ve İslami düşünceyle kurulan ilişkiler üzerinden de şekillendiğini gösteriyor.

Çalışma, etnisite ve ulusal kimlik tartışmalarını teorik bir zemine oturtarak başlıyor. İlkçi, modernist ve etnosembolist yaklaşımlar üzerinden kimliğin nasıl hatırlanan ve unutulan bir yapı olarak inşa edildiğini tartışıyor. Ardından Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihsel hatta, aşiret düzeninden modern medreselere, Bedirhan Bey’den Şeyh Ubeydullah’a, Said-i Nursi ve Şeyh Said’e uzanan Kürt elitlerinin rolünü izliyor. Bu figürler, Kürt sağının kolektif hafızasında kurucu mitler olarak ele alınıyor.

Kitap, modern dönemde Kürt kimliğinin aktörlerini ve kırılma anlarını da ayrıntılı biçimde inceliyor. PKK sonrası dönemde din ve etnik kimlik arasında konumlanan Hizbullah, Hüseyin Velioğlu sonrası dönüşüm, Hüda-Par, Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı gibi yapılar Kürt sağının farklı evreleri olarak analiz ediliyor. Dergiler, yayınlar, anmalar ve ritüeller ise bu kimliğin nasıl yeniden üretildiğini gösteren somut zeminler olarak ele alınıyor.

Son bölümlerde Kürt sağının modern kimlik inşasına katkısı, Kürdistan tahayyülü, ulusçulukla kurulan mesafeli ilişki ve devlet, PKK ve Kürt sağı arasındaki çok katmanlı hegemonya mücadelesi tartışılıyor. ‘Gölgede Büyüyen Kimlik’, Kürt sağını geçici bir siyasal yönelim olarak değil; tarihsel sürekliliği olan, sembollerle, hafızayla ve gündelik pratiklerle yaşayan bir aidiyet alanı olarak kavrıyor. Bu yönüyle kitap, Kürt meselesine dair yerleşik anlatıların sınırlarını zorlayan önemli bir katkı sunuyor.

  • Künye: Ali Murat İrat – Gölgede Büyüyen Kimlik: Kürt Sağı, Fol Kitap, siyaset, 264 sayfa, 2025