Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

Luciano Canfora – Avrupa’da Demokrasi (2010)

‘Avrupa’da Demokrasi’, geniş bir zaman diliminde Avrupa’da demokrasinin gelişimine, geçirdiği dönüm noktalarına odaklanıyor.

Antik Yunan’da demokrasinin nasıl filizlendiğiyle çalışmasına başlayan Luciano Canfora, Büyük İskender ve kölelik zamanlarından günümüze, Avrupa’nın demokrasiyi kurmasındaki dönüm noktalarını tespit ediyor.

Canfora, genel oy hakkının kazanılması, Soğuk Savaş süreci, Fransız Devrimi, Marksizmin Doğu ve Batı Avrupa’daki etkisi, Paris Komünü, Rus Devrimi ve faşizm zamanları gibi süreçlerden gelişerek ya da zayıflayarak yol alan Avrupa demokrasisini anlatırken, tarihin yanı sıra, sosyoloji ve siyaset biliminden de yararlanıyor.

  • Künye: Luciano Canfora – Avrupa’da Demokrasi, çeviren: Neşenur Domaniç ve Nusret Ayhan, Literatür Yayıncılık, siyaset, 347 sayfa

Stefan Breuer – Milliyetçilikler ve Faşizmler (2010)

Önde gelen Max Weber araştırmacılarından biri olmasının yanı sıra, sağ politikanın tarihi hakkındaki çalışmalarıyla da dikkat çeken Stefan Breuer ‘Milliyetçilikler ve Faşizmler’de, Fransa, İtalya ve Almanya örnekleri üzerinden milliyetçiliği ve faşizmi inceliyor.

Breuer, milliyetçilik ve faşizm arasındaki değişken ve gerilimli ilişkiyi, özellikle bu ilişkinin ampirik-tarihsel biçimlenişini incelemesiyle ilgi çeken bir çalışmaya imza atmış diyebiliriz.

Liberal milliyetçilik, sol milliyetçilik ve sağ milliyetçilik gibi temel milliyetçilik türleri; Milliyetçiliğin işlev değişimi, faşist partilerin örgüt yapısı, Fransız milliyetçileri, ultra milliyetçilik, İtalya’da faşizmin beslendiği kaynaklardan sendikalizm, Almanya’da Nazi faşizmini doğuran etkenler ve “ırk aristokratçılığı”, Breuer’in odaklandığı konulardan birkaçı.

Künye: Stefan Breuer – Milliyetçilikler ve Faşizmler, çeviren: Çiğdem Canan Dikmen, İletişim Yayınları, siyaset, 263 sayfa

Gisèle Sapiro – Edebiyat Sosyolojisi (2019)

Edebi eserler ile bu eserlerin üretim şartları arasındaki ilişkilerin sosyo-politik ve sosyo-ekonomik boyutları nedir?

Gisèle Sapiro, edebiyat sosyolojisinin çalıştığı ana konular üzerine rehber nitelikte bir kitapla karşımızda.

Edebiyatın, dünyanın farklı toplumlarında nasıl birbirinden farklı şekillerde kabul gördüğünü ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan Sapiro, aynı zamanda edebiyat tarihi bağlamında bir sorgulama da yürütüyor.

Dört bölümden oluşan kitapta,

  • Edebiyata ilişkin teoriler ve sosyolojik yaklaşımlar,
  • Edebiyatın toplumsal etkileri,
  • Edebiyat tarihinin yasaları,
  • Eserlerin toplumsal üretim şartları,
  • Edebiyatın ideolojik kontrolü,
  • Yazarın toplumsal rolü,
  • Toplumsal ayrışma ve entelektüel işbölümü,
  • Yazarların toplumsal istihdamı,
  • Yazarlık mesleğinin profesyonel gelişimi,
  • Edebiyat ve kimlik,
  • Edebiyat ve ulus,
  • Toplumsal kabulün eser üzerindeki etkileri,
  • Matbaanın kullanımı ve okuma pratiklerinin dönüşümü,
  • Ve okuma sosyolojisi gibi pek çok konu irdeleniyor.

Sapiro bütün bu konuları irdelerken de, genetik yapısalcılık, işlevselcilik, etkileşimcilik ve ilişkisel yaklaşım, alan teorisi, çoklusistem teorisi ve sembolik etkileşimcilik gibi pek çok kavramı da tartışmaya açıyor.

  • Künye: Gisèle Sapiro – Edebiyat Sosyolojisi, çeviren: Ertuğrul Cenk Gürcan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 160 sayfa,2019

Gültekin Uçar – Koçgiri (2019)

Gültekin Uçar’ın bu özgün çalışması, aşiret kavramını, aşiretlerin oluşum ve dönüşümü Koçgiri aşiretlerinin tarihsel yolculuğu ve güncel sosyolojilerini merkeze alarak irdeliyor.

Uçar, “aşiret” kavramının Ortadoğu’daki etno-dinsel toplulukları tanımlamakta yetersiz olduğunu savunuyor ve “aşiret” olarak tanımlanan halk topluluklarını “etnos”, toplulukların içinden ortaya çıkan yönetsel mekanizmayı ise “aşiret” olarak tanımlıyor.

“Asabiyye”nin kaynağının ise topluluğun kandaşlığı değil, aslında sınıfsal-siyasal bir yapılaşmanın nüvesi olan “aşiret” mekanizması olduğu, Uçar’ın bir diğer tezi.

Belgelerde ve literatürde Koçgiri bölgesinin ele alınma biçimini ele alarak açılan kitapta,

  • Modern öncesi tarihsellikte aşiret kavramı,
  • Türkiye’de modern zaman tarih yazınında “aşiret”, “etnos” ve “asabiyye” kavramlarının ele alınışı,
  • Modernleşme öncesinde Kızılbaş/Alevi Kürtlerde aşiret,
  • Tarihsel, sosyal-kültürel bağlamıyla Koçgiri ve Kızılbaş/Alevi Kürt aşiretler,
  • Devletin merkezileşme sürecinde Kızılbaş Kürt aşiretler,
  • İttihat Terakki’den Cumhuriyet’e aşiret politikaları,
  • Cumhuriyet dönemine geçiş ve Koçgiri “hadisesi”,
  • “Koçgiri Hadisesi”nin niteliği ve kimlik inşasındaki rolü,
  • Koçgiri’de nüfus-göç-“aşiret”-siyaset İlişkisi,
  • Günümüzde Koçgirili aşiret mensuplarının inanç ve etnik kimlik aidiyet algıları,
  • Koçgirililerin kimlik inşa unsurları olarak dost-düşman algısı,
  • Koçgirililerin sosyal-siyasal durumları ve yönelimleri,
  • Ve bunun gibi dikkat çekici konular tartışılıyor.

Künye: Gültekin Uçar – Koçgiri: Aşiret, Kimlik, Siyaset, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2019

Bülent Diken ve Carsten B. Laustsen – Filmlerle Sosyoloji (2010)

Bülent Diken ve Carsten Laustsen imzalı ‘Filmlerle Sosyoloji’, filmlerin toplumsal gerçeği ne şekilde yansıttığını veya daha da önemlisi nasıl meşrulaştırdığını irdeliyor.

Toplumsal teori yaparken filmleri analiz etmenin nasıl imkânlar sunduğunu irdeleyen çalışma, Ferzan Özpetek’in ‘Hamam’ı üzerinden şeylerin “ilişkiselliğini”; Harry Hook’un ‘Sineklerin Tanrısı’ aracılığıyla, savaşın, medeniyetlerin ilerlemesinde yarattığı büyük aksaklıkları; Fernando Meirelles’in ‘Tanrı Kenti’ aracılığıyla, hayatı kültürel ve siyasi biçimlerden mahrum bırakılmış ötekileri ve nihayet, David Fincher’in ‘Dövüş Kulübü’nden hareketle, bir bağ kurma/koparma biçimi olarak mazoşizmi ele alıyor.

  • Künye: Bülent Diken ve Carsten B. Laustsen – Filmlerle Sosyoloji, çeviren: Sona Ertekin, Metis Yayınları, sosyoloji, 226 sayfa

Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam (2019)

Jean Baudrillard’ın yeniden basılan ‘Karnaval ve Yamyam’ı, Batının dünyanın geri kalanını Hıristiyanlaştırma, kolonizasyon, dekolonizasyon ve küreselleşme gibi tarihsel süreçler yoluyla sömürgeleştirmesinin çarpıcı sonuçlarını izliyor.

Batıya özgü dini, teknolojik, ekonomik ve politik değerlerin küresel düzeyde tekrarlandığını ve bunun karnavala dönüştürülen bir süreç olarak yaşandığını belirten Baudrillard, dünyanın geri kalanının bunun cazibesine kapılmasına karşın, bazı toplumları Batının birer karnaval düzenine, başka bir deyişle Batının komik birer taklidine indirgediğini belirtiyor.

Baudrillard, Batının ve onun temsil ettiği bu gücün de, bizzat Batının komik taklidine dönüşmüş söz konusu toplumlar tarafından yavaş yavaş tahrip edildiği, yutulup “yenildiği”ni ve böylece olağanüstü bir tersine çevrilme sürecinden geçirildiğini belirtiyor.

Baudrillard bu duruma örnek olarak da 16. yüzyılda yaşanan bir yamyamlık olayını anlatır.

Bu tarihte, yerlilerin hiç direnmeden Hıristiyanlığa geçişini kutlamak üzere Portekiz’den Brezilya’ya özel olarak gelen başrahipler, buradaki yerliler tarafından kızartılıp yenmişti.

Baudrillard bu olaydan yola çıkarak Batının ahlaki değerlerinin, ekonomik akılcılığının; gelişme, performans ve gösteri ilkelerinin küresel boyutlara varan ihracı sonucunda, buna benzer karnaval ve yamyamlık özelliklerini taşıyan ikili bir biçimin çıktığını belirtiyor.

Baudrillar’ın son dönem kitaplarından olan ‘Karnaval ve Yamyam’, aynı zamanda düşünürün simülasyon ve simgesel değiş tokuş gibi önemli kavramlarını yeniden yorumladığı bir metin olmasıyla da önemli.

  • Künye: Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 75 sayfa, 2019

Serter Oran – Emeğin Sokak Hali (2019)

Çok özgün bir sosyoloji ve iktisat çalışması olan ‘Emeğin Sokak Hali’, katı atık toplayıcılarının dünyasına ve yaptıkları işlerin niteliklerine iniyor.

Serter Oran, şimdiye kadar çoğunlukla yoksulluk ve kent yoksulluğu bağlamında ele alınan katı atık toplayıcılarını bu sefer daha geniş bir pencereden izliyor ve bunu yaparken de Türkiye’deki farklı alt gruplara ilişkin oldukça ilginç veri ve değerlendirmeler sunuyor.

“Kapitalist düzen katı atık toplayıcıları açısından ne gibi zorlu koşullar üretiyor?” ve “Katı atık toplayıcılarının sorunlarının toplumsal eşitlik temelli çözümü nasıl olmalıdır?” gibi önemli soruların yanıtlarını veren çalışma, aynı zamanda sorunu sınıfsal bir yaklaşımla irdeliyor ve daha da önemlisi bunu sınıf- etnisite ilişkisini merkeze alarak tartışıyor.

Katı atık toplayıcılarının dünyasına, onların sorunlarına, göç deneyimlerine, kentte tutunma çabalarına, gitmekle kalmak arasında gidip gelişlerine, hak arayışlarına ve mücadele deneyimlerine yakından bakmak isteyenlerin muhakkak ama muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Serter Oran – Emeğin Sokak Hali, Nika Yayınevi, inceleme, 300 sayfa, 2019

Thorstein Bunde Veblen – Karl Marx’ın Sosyalist İktisadı ve Sosyalizm Üzerine Metinler (2019)

Thorstein Bunde Veblen, özellikle evrimsel sosyal teorisiyle, sosyal bilimler alanına büyük katkılarda bulunmuş bir isim.

Veblen, evrimsel sosyal teorisini post-Darwinci bir teori olarak adlandırır.

Bu teoride sosyo-ekonomik ve biyolojik unsurların bir arada ele alındığı evrimci görüşten; içgüdünün, içgüdüsel eğilimlerin ve alışkanlıkların dikkate alındığı psikoloji ve pragmatist görüşten ve toplumun aşamalarını spesifik özelliklere göre sınıflandırmak için kullandığı antropolojiden yararlanır.

Eldeki derlemede yer alan metinler ise, Veblen’in diğer bir önemli sosyal bilimci olan Marx’ın düşünceleriyle nasıl ilişkilendiğini ortaya koyuyor.

Bilindiği gibi Marx’ın teorisi, sosyal bilimler alanında ve toplumsal yaşamda başka hiçbir teoriyle kıyaslanamayacak kadar etkili olmuştu.

Bu teorinin etkilediği isimlerden biri de Veblen’di.

Kitabın en önemli katkısı, Veblen ve Marx’ın teorik bakış açılarının karşılaştırmalı değerlendirmesini ve bunların olası etkileşimlerini ortaya koyması.

Derlemenin bir diğer önemi ise, Veblen’in sosyalizm düşüncesini çok yönlü bir şekilde değerlendirdiği metinlerine yer vermesi.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Sosyalizmi mümkün kılabilecek bir hissiyat olarak halkın mevcut sistemden duyduğu hoşnutsuzluk,
  • Marx’ın iktisat teorisi,
  • Darwinci evrim kavramları bağlamında Hegelci materyalist anlayış ve sınıf mücadelesi,
  • Sosyalistler arasındaki parlamentarizm tartışmaları,
  • Sosyalizm tanımlamalarındaki hata veya eksiklikler,
  • Materyalist tarih anlayışı…

Derlemedeki metinler, postDarwinci bir teorinin sosyalizm ve materyalist anlayışı nasıl ele alması gerektiğini ve bu teorinin sosyalizm ve materyalist anlayışta neleri hatalı ya da eksik bulduğunu ortaya koymalarıyla önemli.

  • Künye: Thorstein Bunde Veblen – Karl Marx’ın Sosyalist İktisadı ve Sosyalizm Üzerine Metinler, derleyen: Eren Kırmızıaltın, çeviren: Devrim Kılıçer, Hüsnü Bilir ve Ömer Mollaer, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 144 sayfa, 2019

Ira Katznelson – Marksizm ve Kent (2019)

Marksizmin kent üzerine analizi bize nasıl bir perspektif kazandırabilir?

Ira Katznelson bu muazzam yapıtı, tam da bu sorudan yola çıkarak Marksizm’in Batı kentlerinin gelişimini açıklamakta bize nasıl yardımcı olabileceğini açıklıyor.

Katznelson, Marx’ın başlıca analitik projelerini kentsel mekân boyutuyla geliştiriyor ve böylece, kent araştırmaları ve kentleri anlayışımızın kimi konu başlıklarını Marksist perspektifle aydınlatıyor.

Yazar bunu yaparken de Marksist sosyal kuramın içeriğini; kapitalizm, kent mekânı ve sınıfsal oluşum arasındaki ilişkiyi; feodalizmden kapitalizme uzanan süreçte kentin yerini; işçi sınıfının kentle ilişkisini ve kentin yeniden haritalandırılmasını ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Katznelson ayrıca, Marx ve Engels’in yanı sıra Henri Lefebvre, David Harvey ve Manuel Castells gibi önde gelen Marksist düşünürlerin kent üzerine ortaya koydukları fikirleri tartışarak Marksizmin kente yaklaşımındaki kimi sorunları saptıyor ve bunlara çözümler geliştiriyor.

Künye: Ira Katznelson – Marksizm ve Kent, çeviren: Ceren Göğüş, Ayrıntı Yayınları, kent çalışmaları, 352 sayfa, 2019