Eugen Ehrlich – Hukuk Sosyolojisinin Temel İlkeleri (2019)

Eugen Ehrlich; Durkheim, Weber, Duguit, Petrażycki ve Luhmann gibi isimlerle birlikte, hukuk sosyolojisi alanına büyük katkılar yapmış isimlerin arasında yer alır.

Kıta Avrupası için hukuk sosyolojisi disiplinin birkaç kurucusundan biri olan Ehrlich, alana “yaşayan hukuk” adında önemli bir kavram armağan etti.

Normlar hiyerarşisine bağlı bir hukuk tarifinin gerçeklikle örtüşmediğini fark eden Ehrlich, hukuk kurallarını muhataplarına ve kaynaklarına göre sınıflandıran bir yaklaşım geliştirdi.

Bu kitap da, Ehrlich’in hukuk sosyolojisi alanındaki yaklaşımlarını kapsamlı bir biçimde ortaya koymasıyla, alanda çalışanlar için altın değerinde bir kaynak.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Hukuk, biçimi ne olursa olsun, ölenlerin yaşayanlara hükmetmesinin bir yoludur.”

“En eski tacir, daha ileri bir gelişim safhasında, bir yabancıyı soymaktansa onunla ticaret yapmanın kendisi için daha avantajlı olduğuna ikna olmuş bir korsandır.”

“Şu anda ve tüm zamanlarda, hukuki gelişmenin ağırlık merkezi yasamada, hukuk tekniğinde ya da mahkeme kararlarında değil, toplumun kendisinde yatmaktadır.”

“Araştırmacının dikkatini devletle, mahkemelerle, kanunlarla ve muhakeme usulüyle sınırlayan bu hukuk düşüncesi hukuk bilimini bugüne kadar en beter şekilde maruz kaldığı fakirliğe mahkûm etmiştir. Bir sonraki adım bu zincirlerden kurtulmayı ve hukuk normunun yalnızca devletle olan bağlantısı içerisinde değil aynı zamanda sosyal ilişkisi içerisinde incelenmesini gerektirmektedir.”

“Aileyi tasvir etmeden aile hukukunu öğretmek; hayatta eşya üzerinde ne tür hakların görüldüğünü belirtmeden eşya hukukunu açıklamak; kurulmakta olan sözleşmelerin içeriğini açıklamadan sözleşme hukukunu açıklamak imkânsızdır.”

“Bir dönemin ya da bir halkın hukukunu kanunun bölümlerine hapsetmeye çalışmak bir akarsuyu bir gölette hapsetmek kadar akıl dışıdır. Gölete konulan su artık canlı bir akarsu değil, durgun bir havuzdur ve havuzun içine az su konulabilir.”

“Yaşayan hukuk, hukuki önermeler içerisinde vazedilmiş olmasa da hayata hükmeden hukuktur. Bu hukuk hakkındaki bilgimizin kaynağı, birinci olarak, modern hukuki belgelerdir; ikinci olarak, hayatın, ticaretin, âdet ve teamüllerin ve yalnızca hukukun tanıdığı değil, aynı zamanda görmezden geldiği ve göz yumduğu hatta onaylamadığı bütün birliklerin doğrudan gözlemlenmesidir.”

“Hukuk sosyolojisi yaşayan hukukun ortaya çıkarılmasıyla başlamalıdır. Dikkatini öncelikli olarak soyut olana değil, somut olana yönlendirecektir.”

  • Künye: Eugen Ehrlich – Hukuk Sosyolojisinin Temel İlkeleri, çeviren: Artun Mimar, Pinhan Yayıncılık, hukuk, 506 sayfa, 2019

Anne Jourdain ve Sidonie Naulin – Pierre Bourdieu’nün Kuramı ve Sosyolojik Kullanımları (2016)

Toplumsal hiyerarşilerin yeniden üretilmesi ve bireylerin toplumsal kökenleri konularında ufuk açıcı perspektifler geliştirmiş Pierre Bourdieu’nün kuramını ve bunun sosyolojik kullanımlarını ele alan sağlam bir inceleme.

Çalışma, Bourdieu sosyolojisine sıkı bir giriş niteliğinde.

Kitap, Bourdieu’nün sosyolojiye başlıca katkılarını hem sentetik hem de isabetli bir şekilde yeniden ortaya koyuyor; özellikle de dilinin biçimsel sarmalanmalar ve kelime oyunlarından kaynaklanan karmaşıklığıyla ün salmış Pierre Bourdieu’nün metinlerinin okunmasını kolaylaştırıyor.

İlk bölüm, Bourdieu’nün hayatı boyunca yön verdiği epistemolojik düşünceyi konu alıyor. Bu bölüm, sosyolojiyi ve sosyolog mesleğini kavrayış biçimini anlamak, toplumsal dünyayı ve insanın eylemlerini nasıl ele aldığını kavramak için bir başlangıç noktası sunuyor.

Sonraki iki bölüm, Bourdieu düşüncesine ait iki konudan (okul ve kültür) yola çıkarak, yazarın temel kavramlarının ampirik olarak nasıl oluştuğunu ortaya koyuyor, ayrıca, her iki durumda da bu kavramların bu alanlardaki düşünceye nasıl derin ve kalıcı bir yenilik getirdiğini gösteriyor.

Son bölüm ise, sosyal uzam kuramını ele alıyor.

Bu kuram, bilindiği gibi, toplumsal hayatın farklı alanlarının işleyişini açıklayarak genellemenin daha üst seviyeye çıkmasını sağlar.

  • Künye: Anne Jourdain ve Sidonie Naulin – Pierre Bourdieu’nün Kuramı ve Sosyolojik Kullanımları, çeviren: Öykü Elitez, İletişim Yayınları, sosyoloji, 148 sayfa, 2016

Alain Coulon – Etnometodoloji (2010)

Alain Coulon, alana dair nitelikli bir eser olan ‘Etnometodoloji’de, sosyoloji tarihinin önemli disiplinlerinden Etnometodolojinin amaçlarını ve uygulamalarını inceliyor.

1960’larda California üniversiteleri kampuslarında doğan bir Amerikan sosyoloji akımı olan Etnometodoloji, anlamaya çalışan sosyoloji yerine açıklamaya çalışan sosyolojiyi koyar ve toplumsala nitel yaklaşıma, önceki sosyolojik araştırmanın nicelik takıntısından daha fazla önem verir.

Yazar, alanın gelişiminin özet bir tarihini sunarken, alan içindeki mevcut, tamamlayıcı temel ilgi konularını gözden geçiriyor ve alanın en etkili bazı araştırma bulgularını sistematik olarak değerlendiriyor.

Coulon kapsamlı çalışmasında, Etnometodolojinin öncüleri, Etnometodolojik hareketin tarihi, Etnometodolojinin temel kavramları, yöntem sorunları ve kurama yönelik eleştiriler gibi konuları anlatıyor.

  • Künye: Alain Coulon – Etnometodoloji, çeviren: Ümit Tatlıcan, Küre Yayınları, sosyoloji, 103 sayfa

Ahmet Kerim Gültekin – Tunceli’de Sünni Olmak (2010)

Ahmet Kerim Gültekin’in Tunceli ve Elazığ’da gerçekleştirdiği antropolojik alan çalışmasının ürünü olan ‘Tunceli’de Sünni Olmak’, yakın geçmişten günümüze Tuncelili Sünnilerin kendilerini çevreleyen Alevi kültür içerisindeki konumlarını araştırıyor.

Çalışmasının ilk bölümünde Tunceli’de yaşamış ve yaşamakta olan topluluklar hakkında bilgi veren Gültekin, bu toplulukların dini kimlikleri hakkında okuyucuyu bilgilendiriyor.

Yazar ardından, 1970’li yılları önemli bir tarihsel dönüm noktası olarak kabul ederek, Alevi ve Sünni topluluklar arasındaki ilişkilenme biçimlerini irdeliyor ve bu kimlikleri “kimliğin siyasallaşması”yla beraber aldığı yeni biçimlere odaklanıyor.

  • Künye: Ahmet Kerim Gültekin – Tunceli’de Sünni Olmak, Berfin Yayınları, inceleme, 430 sayfa

Alexis de Tocqueville – Amerika’da Demokrasi (2016)

Alexis de Tocqueville’in Amerika seyahatinin ürünü olan, ona asıl ününü kazandırmış kitabı.

Yazar klasikleşmiş yapıtında, ABD’de o tarihte yürürlükte olan demokratik sistemin ayrıntılı bir betimlemesini ve çözümlemesini sunuyor, ayrıca demokrasi olgusunu felsefi ve sosyolojik düzeyde tartışıyor.

Uzun bir unutulmuşluğa terk edildikten sonra, 1960’lardan itibaren yeniden hatırlanan kitap, hem çok iyi bir siyasal gözlemcinin eseri, hem başat bir siyaset felsefesi eseri ve hem de bir sosyoloji klasiğidir.

Tocqueville, ağırlıklı olarak Amerika’yı, aynı zamanda Amerika ile Avrupa’yı karşılaştırdığı kitabında, koşulların eşitliği, özgürlük fikri ve din,  efendilerle hizmetkârları arasındaki ilişkiler, ademi merkeziyet ve merkeziyetçilik, demokrasinin kendi içinden yeşeren despotik eğilimler ve bunlara karşı üretilen demokratik engeller gibi pek çok konuyu tartışıyor.

  • Künye: Alexis de Tocqueville – Amerika’da Demokrasi, çeviren: Seçkin Sertdemir Özdemir, İletişim Yayınları

Gabriel de Tarde – Toplumsal Yasalar (2019)

Bu kitap, sosyolojinin gelişimine önemli katkıda bulunmuş Gabriel Tarde’ın sosyolojiyle ilgili fikirlerini ilk elden kavramak açısından çok iyi bir kılavuz.

Tarde’ın sosyolojiye yaklaşımı Durkheim’ın yaklaşımından tümüyle farklıdır.

Durkheim, her toplumsal konuyu genel olanla açıklamaya çalışırken Tarde, buna şiddetle karşı çıkmış ve toplumsal değişimleri küçük, sıradan insanların toplum içindeki davranışlarını merkeze olarak anlamaya çalışmıştı.

Tarde’ın bu şekilde özetleyebileceğimiz yaklaşımı, daha sonra Chicago Okulu üyelerini de etkileyecekti.

Zira Okul, ileride “interactionism” yönünde gelişecek çalışmalarını Tarde’dan önemli ölçüde yararlanarak ortaya koyacaktı.

“Ben bütündeki kolektif benzerlikleri, en temel küçük eylemler yığınıyla, büyük olanı küçükle, genel olanı ayrıntıda olanla açıklıyorum. Böyle bir bakış açısı matematikte en küçükler hesabının ortaya çıkmasıyla gerçekleşen dönüşüme benzer bir dönüşümü sosyolojide gerçekleştirir,” diyen Tarde, toplumsal alanda suç ve taklit gibi mefhumlar üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Gabriel de Tarde – Toplumsal Yasalar: Bir Sosyoloji Taslağı, çeviren: Emre Sünter, Norgunk Yayıncılık, sosyoloji, 119 sayfa, 2019

Saime Tuğrul – Ebedi Kutsal Ezeli Kurban (2010)

Saime Tuğrul ‘Ebedi Kutsal Ezeli Kurban’ isimli elimizdeki incelemesinde, çok tanrılıktan tek tanrılığa kutsal ve kurbanlık mekanizmalarını irdeliyor.

Antropoloji, dinler tarihi, sosyal teori ve siyaset felsefesi gibi farklı alanlardan yararlanan Tuğrul, kutsallığın işlevselliğinin yok olduğu modern toplumlarda, “kurban” anlayışının nasıl olup da halen güçlü bir şekilde varlığını sürdürdüğüne odaklanıyor.

Özellikle, Türkiye’de olduğu gibi “kutsal vatan görevi” için erkeklerini davul-zurna eşliğinde askere gönderen ebeveynlerin, söz konusu kız çocukları olunca, onları töreler adına neden kurban ettikleri sorusuna yanıt araması, kitabın dikkat çeken yönlerinden biri.

  • Künye: Saime Tuğrul – Ebedi Kutsal Ezeli Kurban, İletişim Yayınları, inceleme, 207 sayfa

Uğur Batı – Tüketici Davranışları (2016)

Kapitalizm ve her adımda idealleştirilen tüketim toplumunun bizi nasıl bir çıkmaza soktuğunu gözler önüne seren bir çalışma.

Tüketim isteğinin altında yatan psikolojik etkenler, tüketimde cinsiyet ve yaş faktörü, geçmişten bugüne tüketim alışkanlıklarının dönüşümü ve tüketilen bir ürün olarak kent, kitabın ilgi çekici kimi konuları.

  • Künye: Uğur Batı – Tüketici Davranışları, Alfa Yayınları, psikoloji, 330 sayfa, 2016

Şebnem Eraş – Berdel (2009)

Şebnem Eraş, aynı zamanda bir fotoğraf albümü niteliğindeki ‘Berdel’de, kişisel hikâyeler ekseninde, kızların iki aile arasında değiştirilmesine dayanan evlilik töresi berdeli anlatıyor.

2000-2007 arasında beş berdel evliliğini fotoğraflayan Eraş, konuyu fotoğraflayıp kısa belgesel anılar yaratmaktan çok, töre kurallarını anlama çabasıyla berdelin mağduru kadınlarla samimi bir iletişim kurmaya çalışmış.

Eldeki çalışmayı sahici kılan başlıca hususun, Eraş’ın bu kadınları belli aralıklarla ziyaret ederek, hayatlarının aldığı yönü izlemesidir diyebiliriz.

Eraş, gün geçtikçe daha çok çözülen berdeli, sosyolojik bir olgu olmasının ötesinde gerçek mağdurlarının birebir tanıklığı üzerinden anlatıyor.

  • Künye: Şebnem Eraş – Berdel, NTV Yayınları, sosyoloji, 163 sayfa

 

Hannah Arendt – Kötülüğün Sıradanlığı (2009)

Hannah Arendt ‘Kötülüğün Sıradanlığı’nda, Nazi Almanyası’nda Yahudilerin gettolara ve toplama kamplarına naklinden sorumlu Otto Adolf Eichmann’ın, Kudüs’teki yargı sürecini izliyor ve Eichmann’ın karakter özelliklerinin kendisinde düşündürdüklerini derinlemesine tartışıyor.

Arendt’in, kötülüğün sıradan hale gelmesini, Eichmann’ın kişiliği üzerinden izlemesi, okuru, normal veya sıradan görünen üzerine daha dikkatli düşünmeye davet ediyor.

Soykırımın mimarı olarak sunulan Eichmann’ın, sadist bir canavardan ziyade, normal bir insan olduğuna dikkat çeken yazar, düşünme ve muhakeme yetisinin ortadan kaybolmasıyla birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Hannah Arendt – Kötülüğün Sıradanlığı, çeviren: Özge Çelik, Metis Yayınları, sosyoloji, 315 sayfa