Joseph Schumpeter – Emperyalizmlerin Sosyolojisi (2018)

Joseph Schumpeter’in bu önemli çalışması, emperyalizmin tarihsel ve toplumsal dinamiklerini aydınlatıyor.

Emperyalizmin, güncel toplumsal, siyasi ve iktisadi şartlardan ziyade geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurlar üzerinde büyük rol oynadığını söyleyen Schumpeter, emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunlulukların kaybolması durumunda emperyalizmin de zamanla ortadan kalkması gerektiğini belirtiyor.

‘Emperyalizmin Sosyolojisi’, özellikle emperyalizmin taşıyıcısı olan toplumsal yapıların çökmesi halinde, emperyalizmin nasıl çözüldüğünü geniş kapsamda tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Joseph Schumpeter – Emperyalizmlerin Sosyolojisi, çeviren: Cem Bico, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 152 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar (2018)

Son zamanlarda bütün dünyayı etkisi altına alan göçmenlik meselesi, Avrupa’nın eski korkularını depreştirmesine vesile olması yönüyle dahi olsun incelenmeyi ziyadesiyle hak ediyor.

Zygmunt Bauman ince ama etkili çalışması, Avrupa’da şu anda yaşanan göç paniğini ve bunun o eski korkular adına nasıl suistimal edildiğini gözler önüne seriyor.

Bauman bunu yaparken, bir yandan bizi nefretin antropolojik kökenlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor, öte yandan bu kadar muazzam tarihsel deneyime sahip olduğu halde Batılının bu kaygılarını ehlileştirememesinin altındaki tarihsel, siyasi ve sosyolojik etken ve bahaneleri tartışıyor.

Ben bu sözleri yazarken, nasırlaşmış bir duyarsızlık ve ahlaki körlükten doğan başka bir trajedi gelip çatmak için pusuda bekliyor.” diyen Bauman, kamuoyunun, reyting açgözlüsü medya ile işbirliği içinde mülteci trajedisinden bıkkınlık noktasına doğru gitgide ve durmaksızın yaklaştığına dair işaretlerin biriktiğini söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar, çeviren: Emre Barca, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2018

Kolektif – Behice Boran Kitabı (2018)

Behice Boran, Türkiye’de sosyalizm idealini dillendirmenin bile büyük cesaret sayıldığı bir dönemde, bütün baskı ve dayatmalara karşı durarak sosyalizmin Türkiye’deki yolculuğuna tarihsel katkılarda bulundu.

Bunun yanı sıra Boran’ı, Türkiye yakın siyaset tarihinin önemli bir figürü olduğu gibi, ülkedeki başka pek çok ilke imza atmış öncü bir kadın olarak da biliriz.

İlk kadın sosyolog, ilk sosyalist kadın milletvekili ve ilk kadın siyasi parti başkanı, bu ilklerden yalnızca birkaçı.

İşte bu kitap da, Behice Boran üzerine farklı kişilerin yazıları ile kendisinin seçme metinlerini bir araya getiriyor.

Kitabın yazarları, Behice Boran’ın düşünce dünyasını ve siyasi mücadelesini kapsamlı bir bakışla serimliyor, kendisinin bir sosyalist, bilim insanı, kadın ve siyasetçi olarak portresini ortaya koyuyor.

Kitabın devamında da, Behice Boran’ın felsefesini en iyi veren seçme metinlerine yer verilmiş.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlhan Tekeli, Hasan Ünal Nalbantoğlu, Gökhan Atılgan, Fatmagül Berktay, Can Açıkgöz, Oya Baydar, Metin Çulhaoğlu, Semih Gümüş ve Nabi Yağcı.

Künye: Kolektif – Behice Boran Kitabı, hazırlayan: Emir Ali Türkmen, Dipnot Yayınları, siyaset, 548 sayfa 2018

Abram de Swaan – Sözcüklerin Dünyası (2018)

‘Sözcüklerin Dünyası’, siyaset sosyolojisi alanında önemli çalışmalara imza atmış Abram de Swaan’ın önemli eserlerinden biri.

Kitapta,

  • Dilin bir iletişim aracı olarak ortaya çıkışının kökenleri,
  • Dilin iletişim değeri,
  • Yeryüzü üzerindeki eşitsiz metin değiş tokuşu,
  • Dil ve siyaset ilişkisi,
  • Kültür sosyolojisinde dillerin ele alınış biçimleri,
  • Ve bunun gibi birçok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Sömürgecilik sonrası dünyada, dil üzerinden kurulan yeni iktidar biçimlerini gözler önüne sermesiyle de dikkat çeken kitap, çok dilli toplumlarda dil siyasetini ve genel olarak da dil ve siyaset ilişkisini ayrıntılı bir bakışla tartışmasıyla büyük öneme haiz.

  • Künye: Abram de Swaan – Sözcüklerin Dünyası, çeviren: Sinem Gül, Dost Kitabevi, sosyoloji, 295 sayfa

Martin Ford – Robotların Yükselişi (2018)

Makinelerin kullanılmaya başlanmasıyla pek çok insanın nasıl işlerini kaybettiği konusunda bilgi ve deneyim sahibi olsak da, yapay zekânın bu anlamda yaratacağı sonuçları tam anlamıyla idrak ettiğimiz söylenemez.

Yapay zekâ, şimdilerde bize daha ziyade keyifli ve eğlenceli yönleriyle görünse de, aslında uygulamaya geçildiğinde, birçok kişiyi işinden edecek bir tehlike olarak karşımızda duruyor.

Hem de, öyle küçümsenecek bir tehlike değildir bu.

Martin Ford da ‘Robotların Yükselişi’nde, yapay zekânın istihdam alanlarını insansızlaştırması sonucunda muazzam bir işsizlik ve eşitsizlik dalgası riskiyle karşı karşıya olduğumuzu, daha da kötüsü, bizzat tüketici ekonomisinin çökebileceğini belirtiyor.

Ford’da göre, teknoloji bugün öylesine korkutucu bir boyut almıştır ki, artık yüksek eğitim ve maharet gerektiren işler dahi yapay zekânın tehdidi altındadır.

Yazar, bilgi teknolojisi sayesinde bazı şeyler ucuzlasa da, yapay zekânın, yani teknolojinin ilerlemesi nedeniyle mavi ve beyaz yakalı işlerin buharlaşacağını, orta sınıf ailelerin büyük bir krize savrulacağını söylüyor.

Ford’un kitabı, korkutucu gerçekler anlatıyor, fakat aynı zamanda, gelecekte bugünkünden de korkunç eşitsizlikler ve ekonomik güvensizlikle boğuşmamamız için neler yapılabileceğini de irdeliyor.

  • Künye: Martin Ford – Robotların Yükselişi: Yapay Zekâ ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi, çeviren: Cem Duran, Kronik Kitap, inceleme, 336 sayfa, 2018

Mahfi Eğilmez – Değişim Sürecinde Türkiye (2018)

Osmanlı’dan bu yana bizde yaşanan sosyo-ekonomik evrimin karakteristik özellikleri nelerdir?

Daha önce okuru aydınlatan farklı çalışmalarıyla bildiğimiz Mahfi Eğilmez, bize özgü ahbap-çavuş kapitalizmini karşılaştırmalı bir yaklaşımla değerlendiriyor.

2000’lerde, bilhassa küresel krizden sonraki süreçte, dünyada köklü değişimler yaşandı.

Gittikçe bozulan bir sistem olduğu halde, kapitalizmin giderek tek ekonomik model haline gelmesinin yanı sıra, Çin’in yükselişi, Rusya’nın yeniden süper güç olma çabaları ve bunlara ek olarak Trump’ın başkan seçilmesiyle küreselleşmeye karşı korumacı politikalara dönmeyi planlaması, bunlardan yalnızca birkaçı.

Türkiye’ye baktığımızda ise, AKP iktidarıyla beraber yaşanan dönüşümler, sonuçlarına bakıldığında bunlardan bütün bu olanlardan çok daha fazla etkili oldu.

Eski değerler ve yaklaşımlar altüst oldu, toplum bölündü ve ekonomi de doğal olarak bundan nasibini aldı.

İşte Eğilmez’in çalışması, Osmanlı’dan günümüze uzanan bir perspektifle, söz konusu köklü değişimin nedenlerini ve bizi nereye sürüklediğini irdeliyor, 2000’li yıllarda küresel sistemde ve Türkiye’de yaşadığımız sosyal, kültürel ve ekonomik değişimin nasıl oluştuğunu ve bunların beraberinde getirdiği sonuçları derinlemesine analiz ediyor.

  • Künye: Mahfi Eğilmez – Değişim Sürecinde Türkiye: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sosyo-Ekonomik Bir Değerlendirme, Remzi Kitabevi, ekonomi, 248 sayfa, 2018

Yasin Durak – Emeğin Tevekkülü (2018)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Nisan tarihli AKP grup toplantısında şöyle demişti:

“Sanayicilere sesleniyorum. Bir tane fabrikada grev söz konusu mu? Böyle bir şeyde anında müdahalemizi yapıyoruz. Ve OHAL anında bir çözüm kaynağı oluyor.”

Yasin Durak’ın, şimdi ikinci baskısı yapılan ‘Emeğin Tevekkülü’ de, Konya’daki çalışma ilişkilerindeki “dindar-muhafazakâr” görünüm üzerinden, Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik-politik seyrinde, eşitsizliği pekiştiren uygulamaların büyük ölçüde neo-liberal İslamcı iktidar bloğu eliyle yürütüldüğünü gözler önüne seriyor.

Her şey bir yana, sadece 2000’li yıllar dahi, dindar-muhafazakârlığın neo-liberal kapitalizme bağlılık yemini ettiğinin ispatı olarak karşımızda duruyor.

Neoliberalist kapitalist vahşet, sınır tanımıyor.

Fakat her seferinde, bu vahşetten çıkar sağlayanlar, var olan eşitsizliği bin bir türlü oyunla örtbas ediyor.

İşte Türkiye’de bu oyunların en öne çıkanlarından biri de, din faktörüdür.

Bu kitaba katılan görüşmecilerden biri şöyle diyor:

“Hepsi Allah’tandır… işvereni zenginlikle sınıyor işte. Onun sınavı o, benim sınavım bu, fakirlik…”

Durak’ın önemli çalışması, dindarlığın, işçilerin ve patronların üretim sürecine bakışlarını ve karşılıklı konumlanmalarını nasıl etkilediğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor ve dinsel sosyalleşmenin, emek sürecinde tahakküm ilişkilerine ve politik hegemonyaya nasıl elverişli bir zemin oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

Durak’ın değerlendirmeleri, Konya Organize Sanayi Sitesi’ndeki işçi-işveren ilişkileri üzerine yaptığı sağlam bir araştırmaya dayanıyor.

  • Künye: Yasin Durak – Emeğin Tevekkülü: Konya’da İşçi-İşveren İlişkileri ve Dindarlık, İletişim Yayınları, sosyoloji, 144 sayfa, 2018

John Alexander Armstrong – Milliyetçilikten Önce Milletler (2018)

On sekizinci yüzyılın sonundan bu yana milliyetçilik, birçok açıdan başat siyasi doktrin haline geldi. Bireylerin ait oldukları devleti seçme hakkı, yani, kendi grup kimliği bilincine karşılık gelen teritoryal siyasi yapıları kurmak, siyasi çözümlemenin esas temasını oluşturdu.

Milliyetçilik ve etnik kimlik üzerine yaptığı öncü çalışmalarla bilinen John Alexander Armstrong’un ufuk açıcı çalışması ‘Milliyetçilikten Önce Milletler’ ise, Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun bir kısmından diğerine dikkate değer ölçüde değişen hâkim siyasi yapıların oluşturulmasında etnik kimlik bilincinin başat güç haline gelmesinden önceki dönemde, milliyetçiliğin eşiğinde durmasıyla dikkat çekiyor.

Armstrong’un çalışması, sembollerin, mitlerin, dillerin, dinlerin bireyleri birbirlerine bağlayıp bir “aidiyet” kurmada hangi şartlarda ve nasıl etkili olduklarını, yerleşik yaşamı oluşturmada nasıl işlevsellik kazandıklarını gözler önüne sermesiyle tarih alanına çok önemli bir katkı sunuyor.

Kitapta tartışılan kimi konular şöyle:

  • Teritoryal yaşamın ortaya çıkışı,
  • Etnisite ve yaşam biçimi,
  • Medeni kimlik ve kent uygarlığı,
  • İmparatorluk ve siyasi kurumları,
  • İslam’da inanç ve imparatorluk kimliği,
  • Batı Avrupa’da imparatorluk miti,
  • İmparatorluk yönetiminin Batı’daki yansımaları,
  • Dini ve etnodinsel kimlikler,
  • Doğu ve Batı kiliseleri arasında yarılma,
  • Siyasi kurumlarda dilsel kodlar…

Armstrong’un kitabı, özellikle bugün çokça tartışılan “kimlik” meselesini ve kimlik siyasetlerini daha iyi kavramamıza olanak sağlayacak bir perspektif sunmasıyla çok önemli.

  • Künye: John Alexander Armstrong – Milliyetçilikten Önce Milletler, çeviren: S. Erdem Türközü, İletişim Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Retrotopya (2018)

Zygmunt Bauman’ın kısa ama etkili kitabı ‘Retrotopya’, düşünürün hayatı boyunca ilgilendiği temel kavramları, aradan geçen uzun bir süreden sonra yeniden yorumluyor.

2017’de yayınlanan kitabında Bauman, eşitsizlik, toplumsal değişim, teknik, teknoloji, iletişim çağı ve sosyal medya, parçalanma, geçmiş, gelecek, ütopya ve distopya gibi birbirinden farklı ve zengin konularda değerlendirmelerde bulunuyor.

“Geleceğe uzanan yol, tekinsiz görünen bir çürüme ve yozlaşma yolu gibi görünmeye başlıyor. Acaba geriye, geçmişe uzanan yol geleceklerin her şimdiye dönüştüklerinde sebep oldukları hasarlardan arınma patikasına dönüşme şansını kaçırır mı?” diyen Bauman, kapitalizmin gelişmesiyle geçmişle kurduğumuz ilişkinin dönüşümünden ulus devletlerin işlevsizleşmesinin yarattığı krize, politik istikrarsızlıktan sosyal bozulmaya birçok güncel konuyu kendine has tarzıyla tartışıyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Retrotopya: çeviren: Ali Karatay, Sel Yayıncılık, felsefe, 164 sayfa, 2018

Seth Stephens-Davidowitz – Bana Yalan Söylediler (2018)

İnternet, özellikle de sosyal paylaşım ağları hayatımıza gireli beri, abartılmış bir çift kişilik hali yaşadığımızı söyleyebiliriz.

Hatta daha da ileri gidip, modern birer Dr. Jekyll ve Mr. Hyde olduğumuzu bile söyleyebiliriz.

Veri bilimcisi Seth Stephens-Davidowitz ise, internetin sunduğu tüm gizlenme imkânlarına rağmen, burada kendimize dair hakikatleri, farkında olmadan ortaya koyduğumuzu söylüyor.

Genelde insanların yalancı olduğunu ve bu durumun onlara dair güvenimizi sekteye uğrattığını düşünen Davidowitz, öte yandan Google’dan flört sitelerine, sosyal paylaşım ağlarına ve hatta internet sitelerine farkında olmadan bıraktığımız izlerle kendimize dair hakikati açık ettiğimizi belirtiyor.

Yazarın burada ayrıntılı bir şekilde ortaya koyduğu, internette bıraktığımız izlerin söyledikleri, “insan doğası” hakkında trajikomik ve düşündürücü gerçekler sunuyor.

  • Künye: Seth Stephens-Davidowitz – Bana Yalan Söylediler: İnternet ve Gerçek Yüzümüz, çeviren: Ferit Burak Aydar, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 256 sayfa, 2018