Harold Garfinkel – Sosyolojik Bakış (2024)

Bu kitap, ünlü sosyolog Harold Garfinkel’in 1948’de Harvard’dayken, Amerikan akademisinde yürütülen sosyoloji çalışmalarına getirdiği sistemli eleştirilerin ilki.

Garfinkel’e göre bu dönemde sosyoloji çalışmaları aslında giderek büyüyen bir boşluk üzerine inşa edilmekteydi.

Garfinkel’in fikri ise daha ampirik ve etkileşimli terimlerle yapılan fenomenolojik betimlemenin, hâkim görüşteki eksiklikleri giderebileceği yönündeydi.

Onun yaklaşımı ve toplumsal ilişkilerin kavramsal ve pozitivist yorumuyla mücadelesi, elinizdeki kitapta, ileride kaleme alacağı bazı çalışmalarından daha açık bir şekilde görülebilir.

1954’te ünlü “etnometodoloji” terimini icat eden Garfinkel’in ‘Sosyolojik Bakış’ eserinde, sonraki kuşak sosyologları etkileyecek olan etnometodoloji teriminin kaynaklarını buluyoruz.

Editörlüğünü Anne Warfield Rawls’un yaptığı ‘Sosyolojik Bakış’, sosyal teori alanında çalışan tüm akademisyenler, lisansüstü öğrenciler, antropoloji ve diğer alanlarda çalışan tüm sosyal bilimciler için giriş niteliğinde ve temel okuma listesinde yer alması gereken bir kaynak.

  • Künye: Harold Garfinkel – Sosyolojik Bakış: Toplumsal Eylemin Genel Sebepleri, çeviren: Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 304 sayfa, 2024

Stuart Jeffries – Büyük Uçurum Oteli (2024)

Yirminci yüzyılın en heybetli entelektüel hareketlerinden biri olan Frankfurt Okulu’nun tarihi hakkında harika bir çalışma.

1923 yılında bir grup entelektüel modern dünyanın işleyişini çözümlemek, kapitalist sistemin eleştirisini yapmak üzere Frankfurt’ta bir araya geldi.

Sonraları Frankfurt Okulu olarak anılacak Marksist Araştırma Enstitüsü kurulduğu andan itibaren reel siyasete mesafeli, siyasi mücadelelere karşı şüpheci bir tavır takındı.

Bu okulun ileri gelen üyeleri –Theodor Adorno, Max Horkheimer, Herbert Marcuse, Erich Fromm, Friedrich Pollock, Franz Neumann ve Jürgen Habermas– faşizmin habisliğini ve ka­pitalizmin batı toplumlarının içini oyan, çökerten etkilerini irdelemek ve eleştirmek konusunda ustaydılar ve sadece düşünme biçimimizi değil, tartışmaya değer gördüğümüz konu başlıklarını da değiştirdiler.

Frankfurt Okulu’nda ortaya konan fikirler ve yürütülen tartışmalar her şeye rağmen önemini hep korudu.

Kapitalizm ve faşizmin kendisini güncellediği, toplumun sosyal medya ve tüketim çılgınlığına mahkûm olduğu, makineleştiği çağımızın karanlığını çözümleme yolunda Frankfurt Okulu düşünürlerinin hâlâ söyleyecek sözleri var.

Stuart Jeffries’in ifadesiyle “Onların şişeye koydukları mesajı açıp okumanın vakti geldi artık.”

  • Künye: Stuart Jeffries – Büyük Uçurum Oteli: Frankfurt Okulu’ndan Yaşam Öyküleri, çeviren: Banu Karakaş, Minotor Kitap, felsefe, 504 sayfa, 2024

Murat Çetin – Şahlar Piyonlar ve [Meta] Kent (2024)

Bu kitap dijital kapitalizmin ivmelenişine paralel olarak kent mekânının “buharlaştırılma” sürecini ele alıyor ve bu ideolojik buharlaşmanın son aşaması olarak metaverse olgusunun reel ve fiziki kentsel mekâna, onun kamusallığına sınıfsal olarak nasıl etki ettiğini gözler önüne seriyor.

Distopik kurgu ile gerçeklik verilerinin birbirine bugüne dek hiç olmadığı kadar yaklaştığı günümüzde, bu ikisinin kesişim kümesinde belirmeye başlayan yeni kentsel mekânı, oyun ve simülasyon ilişkisi içinde ele alıyor.

Mimarlar ve şehir planlamacılarının yanı sıra, “kent”, “satranç” ve “metaverse” dünyalarına ilgi duyanlara da hitap edebilecek kitap, bu görünürde ilgisiz üç unsurun aralarındaki kesişimlerin, kurulabilecek bağların, ilişkilerin, benzerliklerin ve ortaklıkların üzerindeki tılsımlı perdeyi aralıyor.

  • İnsanlığın en eski dönemlerinden bu yana biyolojik evrimle paralel seyrederek şekillenegelen kentlerimiz, 21. yüzyıl başından beri nasıl ve neden hızla buharlaş(tırıl)ıyor?
  • “Buharlaşma” aslında nasıl sınıfsal ve kentsel bir oyun stratejisidir?
  • Sel, deprem ve pandemi felaketleri bu kentsel ve mimari dönüşüm süreçlerinde nasıl araçsallaştırılır?

Kitap bu soruları, kentlerin dönüşümüne çok disiplinli ve tarihsel bir perspektiften bakarak cevaplıyor.

  • Kentlerimiz neden ve nasıl bu hallerine geldiler ve yakında ne hale dönüşecekler?
  • Yeni Dünya Düzeni’nde Kentsel Dönüşüm projeleri ile Metaverse arasında nasıl bağlar bulunur?
  • Kamusal alanın yerini alacağı öngörülen dijital ve sanal evren, lanse edildiği gibi iyi bir şey midir?
  • Yapay Zekâ ile yakından ilişkili olan ve Metaverse denilen bu yeni kamusal alanın arkasındaki mekân-politik ajanda nedir?
  • Metaverse iyi olsa dahi gerçek kente, sokaklara, meydanlara etkileri ne olacaktır?

Bu soruları ekonomi-politik açıdan ve diyalektik bir çerçeveden ele alan Çetin, kapitalizmin çelişkileri sonucundaki mekânsal yarılma ile ortaya çıkan; gerçek ve meta-mekânlar, mimarlar ve meta-mimarlar vs. gibi kutuplaşmaların arka planını ortaya koyuyor.

Mimarlığın ölümüne ve bir “Meta-Kent” oluşumuna doğru evrilen bu arka planın izlerini, yasa, yönetmelik ve mahkeme kararlarından istatistiksel verilere, araştırmalara ve belgesellere, kişisel gözlemlerden anı ve alıntılara, resimlerden heykellere, felsefi, kuramsal ve edebi metinlerden sinema ve dizilere uğrayan, zengin, heyecanlı ve sarsıcı bir rota takip ederek sürüyor.

  • Künye: Murat Çetin – Şahlar Piyonlar ve [Meta] Kent: Totaliter Siyasetin Oyun Tahtası Olarak ‘Buharlaştırılan’ Kent Mekânı, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 382 sayfa, 2024

Loïc Wacquant – Şehirdeki Şeytan (2024)

Yirminci yüzyıl kapanırken Amerikalı sosyal bilimciler, siyasa araştırmacıları, hayırseverler ve siyasetçiler gettoyu kasıp kavurduğu söylenen korkunç ve gizemli görünen yeni bir grubu takıntı haline getirdi: Kentsel “underclass”.

Çok geçmeden bu öcüler kategorisi ve şeytanlaştırılmış imgesi Birleşik Krallık’a ve Kıta Avrupası’na ihraç edildi ve sanayi sonrası metropollerindeki toplumsal dışlanmaya ilişkin uluslararası çalışmaları kışkırttı.

Düşünce tarihini, katılımcı gözlemi ve kavramsal çözümlemeyi bir araya getirdiği bu çarpıcı kitabında Wacquant, İsveçli iktisatçı Gunnar Myrdal’ın yapısal anlayışından başlayarak Washington’daki düşünce kuruluşu uzmanlarının davranışsal mefhumuna ve sosyolog William Julius Wilson’ın yeni çevresel formülasyonuna kadar bu ırksallaştırılmış halk şeytanının icadının ve geçirdiği başkalaşımların izini sürüyor.

Amerika’da kentlerde ırksal eşitsizlik, gettolaşma, ve kapatılma arasındaki ilişkiler üzerinde hem antropolojik hem de makrososyolojik yöntemlerle çalışan Wacquant, kamusal tartışmalarda “Underclass”ın ani baskınının, hızlanan dolaşımının ve ansızın buharlaşıp yok oluşunun kaynaklarını ortaya çıkartıyor ve bunların kentsel marjinalliğin toplumsal epistemolojisi üzerindeki etkilerine kafa yoruyor.

  • Irk ve yoksulluk üzerine çalışan bir kuşak akademisyeni bilimsel bir uçurumdan aşağı sürükleyen sürü etkisini açıklayan nedir?
  • “Kavramsal spekülatif balonlar”ın oluşması ve patlaması için gerekli koşullar nelerdir?
  • Toplumsal araştırmacılara “anahtar teslim sorunsallar” dayatılmasında düşünce kuruluşlarının, gazeteciliğin ve siyasetin rolü nedir?
  • Mülksüzleştirilen ve itibarsızlaştırılan nüfusların bilimsel söylemde adlandırılmasının ortaya çıkardığı özel açmazlar nelerdir ve bu tür sorunlardan kaçınmak için “ırk” meselesini nasıl yeniden formüle edebiliriz?

Bu soruları yanıtlamak Bachelard, Canguilhem ve Bourdieu geleneğinde epistemik düşünümsellik üzerine titiz bir çalışma teşkil ediyor.

Ve sosyal bilimcilerin kendi entelektüel özerkliğini ister devlet yetkilileri ister medya ister düşünce kuruluşları ya da hayır kurumları olsun, haricî güçlerin tasallutuna karşı savunmaları için bir çağrı niteliği taşıyor.

    • Künye: Loïc Wacquant – Şehirdeki Şeytan: “Underclass” Kavramının İcadı, çeviren: Oğuz Gürerk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2024

Chantal Jaquet – Sınıf-ötesi Bireyler ya da Yeniden-üretmezlik (2024)

Chantal Jaquet, içine doğduğu sınıfın toplumsal çevresinden çıkarak öteki sınıfa geçen bireyin istisnai vakasını felsefi olarak anlamak üzere yepyeni bir kavram ve yöntem geliştiriyor: Toplumsal yeniden-üretimin işlemediği durumlarda etkin olan siyasal, ekonomik, ailevi ve tekil nedenleri, keza bunların sınıf değiştiren bireyin yapısı üzerindeki etkilerini inceleyen filozof, kolektif tarih ile mahrem hikâyenin kesiştiği noktada konumlanarak, bireyin yeni sınıfı içindeki yeri ile bu değişimde cinsel ve ırksal farklılıkların rolünü de belirlemeye yöneliyor.

Disipliner bir çalışmanın yalıtılmışlığına son veren Chantal Jaquet, okuru söz konusu tekilliği felsefe, sosyoloji, sosyal psikoloji ve edebiyatın kavşağında karşılamaya davet ederken, Spinoza, Bourdieu, Éribon ve Hoggart gibi düşünürler kadar Stendhal, Jack London, Annie Ernaux, John Howard Griffin, John Edgar Wideman, Richard Wright gibi yazarların yaşamöykülerinden ve anlatılarından da yola çıkarak toplumsal ve kişisel kimlik kavramlarını yapıbozuma uğratıyor ve öteki sınıfa geçen “sınıf-ötesi birey” figürü üzerinden tüm insanlık haline yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

  • Künye: Chantal Jaquet – Sınıf-ötesi Bireyler ya da Yeniden-üretmezlik, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 176 sayfa, 2024

Stephen K. Sanderson – İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi (2024)

Evrim, insan türünü fiziksel olarak değiştirdi.

Peki, evrim insan davranışlarını da etkiledi mi?

Bu soruyu cevaplamak üzere yola çıkan ‘İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi’, evrimsel psikoloji, sosyobiyoloji ve insan davranışı ekolojisinden yararlanarak sosyal yaşamın altında yatan evrimsel dinamiklerin izini sürüyor.

İnsan davranışları ve yaşantılarının tarih boyunca aldığı farklı şekillere dair kapsamlı bir giriş niteliği taşıyan bu kitapta, sosyolog Stephen K. Sanderson, antropolojiden de ilham alıyor.

Gündelik hayatı sürdürme, yemek yeme, cinsellik, evlilik, ebeveynlik, toplumsal cinsiyet, statü ve servet edinme, iktidar, siyaset, şiddet, ırk, etnik köken, din ve sanat konularında insan davranışlarının tarihi ve evrimsel boyutları üzerinde duruyor.

‘İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi’, hem sanayi öncesi hem de sanayi sonrasında pek çok topluluğa ilişkin örnek ve araştırmaları bir araya getiriyor.

Bölüm özetleri ve tartışma sorularıyla bir ders kitabı olarak da kullanılabilecek olan bu eser, evrimsel bir perspektife dayanan geniş kapsamlı ve bütünlüklü bir değerlendirme.

Evrim ve toplumların ilerleyişi üzerine düşünmek isteyen ve davranışlarımızın kökenlerini merak eden tüm okurlar için.

  • Künye: Stephen K. Sanderson – İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi, çeviren: Ayşe Özbay Erozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 512 sayfa, 2024

Eva Illouz – Romantik Ütopyayı Tüketmek (2024)

Eva Illouz’un bu eseri 1900’lerin başından itibaren reklam panoları tarafından yönlendirilen aşkın ve demokratik tüketim ahlakı üzerine inşa edilen romantizmin nasıl piyasa ile buluşarak tüketim kültürüyle iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor.

Metodolojik titizliği elden bırakmayan ve “nasıl” sorusuna odaklanan bu kitabın problemi ne aşkın değersizleştirilmesi ne de evcilleştirilmesi: ‘Romantik Ütopyayı Tüketmek’ romantik deneyimi örtük olarak örgütleyen anlam ve sembollerin geç kapitalizm ile kesiştiği noktalara; kültür ve ekonominin aşkta buluşup melezlendiği mekanizmalara odaklanıyor.

Çünkü Illouz’a göre bugün romantik bağlar piyasa tarafından özgürleştirici çağrışımların kisvesi altında sömürgeleştirilmektedir.

Aşk piyasa tarafından kuşatılan ekonomik ve kültürel ilişkilerden özgürleştiren bir sığınak olmaktan çok uzaktır.

Romantik aşkta sunulan mutluluk vaadi bizim çağımızda tüketim kültürüne zaten çoktan dahil edilmiştir.

Sosyoloji ortaya çıktığı andan itibaren bilimin konusu olması yasaklanan fenomenleri ele alarak düşünceye uygulanan sansüre direnen bilimlerin başında gelir.

Illouz en kişisel olarak görülen romantik ilişkilerin toplumsal ve fenomenal yapısını ele alarak Durkheim ve Bourdieu’dan devraldığı bu geleneği sürdürür.

Fakat bu çalışma yalnızca ele aldığı konu bakımından değil, metodolojik olarak da ilham vericidir: ‘Romantik Ütopyayı Tüketmek’ duygusal deneyimlere dair araştırma yapmak isteyen sosyal bilimcilere örnek bir araştırma modeli sunmaktadır.

  • Künye: Eva Illouz – Romantik Ütopyayı Tüketmek: Aşk ve Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri, çeviren: Gamze Boztepe, Livera Yayınevi, sosyoloji, 536 sayfa, 2024

Nikolas Rose – Yaşamın Politikası (2024)

Tıp alanı yüzyıllar boyunca anormallikleri tedavi etmeyi amaçladı.

Bugün gelinen noktada ise normalliğin kendisi tıbbi değişikliklere açılmış durumda.

Bedenlerle ve zihinlerle ilgili yeni bir moleküler anlayışla, temel yaşam süreçlerini moleküller, hücreler ve genler düzeyinde manipüle etmek için yeni tekniklerle donatılmış olan tıp, şimdi gözünü insanın tüm yaşam süreçlerini değiştirmeye dikmiş görünüyor.

Elinizdeki eser de tıbbın, insan yaşamının ve biyo-teknolojinin yaygın bir biçimde politikleşmesine yol açan yaşam bilimleri ve biyo-tıptaki son gelişmeleri masaya yatırıyor.

Popüler bilimin abartılı sözlerinden ve sosyal bilimin karamsar çıkarımlarından kaçınan Nikolas Rose, genom bilimi, sinir bilimi, farmakoloji ve psiko-farmakolojideki gelişmeleri ve bunların ırksal politikaları, suçun denetlenme biçimlerini ve psikiyatriyi nasıl etkilediğini inceleyerek çağdaş moleküler biyopolitikayı tüm ayrıntılarıyla analiz ediyor.

Rose, biyotıbbın bir iyileştirme pratiğinden hayatın yönetimine nasıl dönüştüğünü, nasıl hastalıklardan çok hastalıklara yatkınlıkları tedavi etmeyi vurgular hale geldiğini, hasta anlayışımızdaki değişimi, yeni tıbbi aktivizm biçimlerinin ortaya çıkışını, biyo-sermayenin yükselişini ve biyo-iktidardaki dönüşümleri ele alıyor.

Bu gelişmelerin her biri olduğumuzu sandığımız ve olmak istediğimiz kişiler için hayati sonuçlar barındırdığından, elinizdeki okuma zengin bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Nikolas Rose – Yaşamın Politikası: 21. Yüzyılda Biyomedikal, İktidar ve Öznellik, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2024

Henri Mendras, Jean Etienne – Sosyolojinin Kurucuları (2024)

Bu kitap bir sosyolojik düşünce tarihi değildir.

Dört büyük sosyolog bu kitapta kendi namına değil, çağdaş sosyologlara faydalı olmaya devam ettikleri için incelenmiş.

Her birinin dehası, modern toplumları anlamak amacıyla genel bir paradigma geliştirirken, aynı zamanda bu paradigmayı kusursuzlaştırmak ve yorumlayıcı bir toplum kuramına dönüştürmek için özel tanımlayıcı çalışmalar yürütmeleridir.

Genelleme ve ampirik araştırma arasında gidip gelmek sosyal bilimlerin, hatta aslında tüm bilimlerin başvurduğu bir yaklaşımdır.

Toplumu okumaları kadar yöntem konusundaki dersleri de sosyal bilimlere yeni giriş yapanların ilgisini çekmelidir.

Tocqueville, Marx, Weber ve Durkheim’den her biri kendi açıklama anahtarına vardı: Eşitliğin ilerlemesi, sınıf mücadelesi, toplumsal rollerin farklılaşması ve akılcılaştırma (rasyonalizasyon) her zaman çağdaş sosyologlar tarafından incelenen mekanizmalar oldu.

Bu makro-sosyolojik karşılaştırmacılık örnek teşkil etmeye devam ediyor; geleceğin sosyologları olsun ya da olmasın, tüm genç beyinler bu yaklaşımdan beslenmelidirler.

  • Künye: Henri Mendras, Jean Etienne – Sosyolojinin Kurucuları: Tocqueville, Marx, Durkheim, Weber, çeviren: Zuhal Karagöz, Albaraka Yayınları, sosyoloji, 220 sayfa, 2024

Anne Case, Angus Deaton – Umutsuzluktan Ölmek ve Kapitalizmin Geleceği (2024)

Amerikan kapitalizminin efsunlu vaatlerinin, “Amerikan Rüyası”nın boşa çıktığı, neoliberalizmin en ateşli savunucuları tarafından dahi terkedildiği bir zamandayız.

Dünyanın dört bir köşesinde pandemiden çok evvel başlamış neoliberal yıkımın etkileri üzerine birçok kitap yazıldı: Orta sınıfın erimesi, üretimin gelişmiş ve hatta gelişmekte olan ülkelerden demokrasi ve işçi haklarının pek uğramadığı ülkelere kaydırılması, işçi sınıfının hizmet sektörüne mecbur edilmesi ve diğer dönüşümlere dair pek çok inceleme var.

Anne Case ve Nobel İktisat Ödülü sahibi Angus Deaton, Amerika’da çok okunmuş ve tartışılmış bu çalışmada kapitalizmin günümüzde aldığı şeklin insanları umutsuzluktan öldürdüğü tezini ortaya koyuyor.

‘Umutsuzluktan Ölmek ve Kapitalizmin Geleceği’ istatistik veriler ışığında sistemin yüzüstü bıraktığı insanların hikâyelerinin ardındaki yapısal sorunları irdeleyerek Amerika’yı içten kemiren çürümeyi ortaya çıkarıyor, gidişatın bizatihi kapitalizmin geleceğini tehdit eder hale geldiği iddiasını ortaya koyuyor.

Case ve Deaton bu sürecin yarattığı yıkımın son derece şahsi fakat kitleselleşmiş bir cephesine eğiliyor.

Uyuşturucu, alkol, ilaç bağımlılığı küresel bir sorun haline geldi.

Geleceği elinden alınmış yüz binlerce insan her sene içinden çıkamadıkları maddi sorunların çaresini hissizleşip gerçekliklerini bir anlığına dahi olsa unutabilecekleri vasıtalarda arıyor.

Bu kitap bağımlılık sorunlarının her yıl katlanarak arttığı, maddeye bağımlı şiddet vakalarının günaşırı ana haberlere düştüğü ülkemizdeki umutsuzluk salgınının nerelere varabileceğini görmek açısından ufuk açıcı bir kâbus.

  • Künye: Anne Case, Angus Deaton – Umutsuzluktan Ölmek ve Kapitalizmin Geleceği, çeviren: Bilge Özensoy, Dergah Yayınları, sosyoloji, 368 sayfa, 2024