David Graeber, David Wengrow – Her Şeyin Şafağı (2024)

Tarımın ve şehirlerin gelişiminden devletin, demokrasinin ve eşitsizliğin kökenlerine kadar sosyal evrim hakkındaki en temel varsayımlarımıza meydan okuyan ve insani özgürleşme için yeni olasılıklar ortaya koyan, insanlık tarihine dair yepyeni bir yaklaşım…

Nesiller boyu uzak atalarımız ya özgür masumlar ya da haydut savaşçılar olarak ilkel açıdan nitelendirildi.

Bize uygarlığın ancak başlangıçtaki bu özgürlüklerimizden vazgeçerek ya da temel içgüdülerimizi kontrol altına alarak elde edilebileceği söylendi.

David Graeber ve David Wengrow, bu tür teorilerin ilk olarak 18. yüzyılda, yerli gözlemciler ve entelektüeller tarafından Avrupa toplumuna yöneltilen eleştirilere karşı muhafazakâr tepkilerin nasıl ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu tartışmanın yeniden ele alınması tarımın, mülkiyetin, kentlerin, demokrasinin, köleliğin ve uygarlığın kökenleri de dahil olmak üzere, bugün insanlık tarihini nasıl anlamlandırdığımız konusunda çarpıcı sonuçlar doğurmaktadır.

Eğer insanlar evrimsel geçmişlerini küçük avcı-toplayıcı gruplar hâlinde geçirmedilerse bunca zaman ne yapıyorlardı?

Tarım ve şehirleşme hiyerarşi ve tahakkümün pençesine düşmek anlamına gelmiyorsa ne tür sosyal ve ekonomik örgütlenmelere yol açtı?

Arkeoloji ve antropolojide çığır açan araştırmalara başvuran yazarlar, kavram zincirlerimizi bir kenara bırakıp gerçekten olan biteni algılamayı öğrendiğimizde tarihin nasıl çok daha ilginç bir hâl aldığını göstererek insanlık tarihinin seyrinin sanıldığından daha belirsiz, daha eğlenceli ve umut dolu olasılıklarla dolu olabileceğini ortaya koyuyor.

‘Her Şeyin Şafağı’, insanlık tarihine dair anlayışımızı kökten değiştirerek yeni özgürlük biçimlerini, toplumsal örgütlenmenin yeni yollarını hayal etmeye giden bir yol çiziyor.

  • Künye: David Graeber, David Wengrow – Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi, çeviren: Kerim Kartal, Epsilon Yayıncılık, inceleme, 848 sayfa, 2024

Hasan Kılıç – Devlet ve Borçla Yönetmek (2024)

‘Devlet ve Borçla Yönetmek’, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından başlayarak Türkiye’de tabiyet ilişkisini, birbirini besleyen ve bir ağ şeklinde genişleyen iki kavramı inşa ederek açıklıyor: borç ve güvenlik devleti.

Foucault’dan ödünç alınan dispositif kavramını, borç ve güvenlik devletini Türkiye’deki tabiyet ilişkisinin yeni biçimini anlamak için başarılı bir biçimde kullanan çalışma; yurttaşın hem borçlu hem de potansiyel tehdit olarak nasıl kurulduğunu, bu iki dispositifin pratik işleyişi ile açıklıyor.

Siyasal bir kategori olarak yurttaşın yerine siyasal taleplerinden çekilip çıkarılan borçlu insanın güvensizlik içindeki yeni tabi konumunu anlamak için bir anahtar sunuyor.

2000’li yılların iki ana eğilimini, finansallaşma ve güvenlik devletini tabiyet ilişkilerini kuran iki yönetim tertibatı olarak konumlandıran kitap okurunu her biri kendi başına önemli iki litaratürle buluşturmakla kalmıyor; yeni yönetim formunun yarattığı yeni öznellik biçimlerinin pratikte nasıl ortaya çıktığını tartışarak politik bir mücadele eksenine de işaret ediyor.

  • Künye: Hasan Kılıç – Devlet ve Borçla Yönetmek, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2024

Kolektif – İktisadi Hayatın Sosyolojisi (2024)

‘İktisadi Hayatın Sosyolojisi’, iktisadi eylemlerin sosyal bağlamla nasıl iç içe geçtiğini ve iktisadi süreçlerin toplumsal yapılarla nasıl şekillendiğini anlamaya yönelik derinlemesine bir keşif sunuyor.

Mark Granovetter ve Richard Swedberg’in derlediği bu eser, iktisat ve sosyoloji disiplinlerini harmanlayarak, bireylerin ve kurumların iktisadi kararlarını belirleyen sosyal ağları, normları ve tarihsel bağlamları inceliyor.

Kitap, Granovetter’in Gömülülük Teorisi ve sosyal ağlar üzerine çığır açıcı fikirleriyle, iktisadi davranışların bireysel değil, toplumsal dinamiklerle nasıl biçimlendiğini gözler önüne seriyor.

Ayrıca Pierre Bourdieu, Karl Polanyi ve Viviana Zelizer gibi iktisat sosyolojisinin literatürünü oluşturan pek çok ismin makalelerini içeriyor.

  • Künye: Kolektif – İktisadi Hayatın Sosyolojisi, derleyen: Mark Granovetter, Richard Swedberg, çeviri: Kolektif, Alfa Yayınları, sosyoloji, 824 sayfa, 2024

Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı (2024)

Modern şehirlerde toplumsal dinamikler, bireylerin ikamet ettiği yerlerle sosyal ilişkilerinin nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları verir.

Elinizdeki kitap, sosyal ağların bireylerin göç süreçlerinde nasıl kritik bir rol oynadığını incelerken, İstanbul’un iki farklı ilçesi olan Beşiktaş ve Bayrampaşa’da yaşayan göçmenlerin kişisel ağlarını mercek altına alıyor.

Göçmenlerin benzer sosyal ve coğrafi bağlarla nasıl ayrıştıkları, bu ayrışmanın sosyal ağlar üzerindeki etkileri ve ilişkilerin mekânsal boyutları bu araştırmanın merkezinde yer alıyor.

Kitap, bireylerin sosyal eylemlerinin yalnızca ekonomik veya demografik faktörlerle açıklanamayacağını, aynı zamanda sosyal ilişkiler ağının bu süreçlerde ne denli belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Karmaşık kentsel sistemlerde mekân ve toplumsal süreçlerin birbirini nasıl etkilediğini anlamaya yönelik yeni bir perspektif sunan bu çalışma, göç olgusuna sosyal ağ analiziyle bakan ilk çalışmalardan biridir.

Çalışma, şehir ve bölge planlama, sosyoloji ve göç üzerine çalışmalar yapan araştırmacılar için zengin bir kaynak sunuyor.

Bu eser, sosyal bilimler alanında teori ve pratik arasında köprü kurarak göç, sosyal ilişkiler ve mekân arasındaki dinamikleri derinlemesine analiz ediyor.

Her okur, bu çalışmada kendi hikayesine, toplumun mekanla kurduğu aidiyete ve toplumsal/mekânsal örgütlenmeye dair yeni bakış açıları bulacak.

  • Künye: Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı: İstanbul’daki Göçmenlerin Yerel ve Yerelden Bağımsız Ağları, İdealKent Yayınları, sosyoloji, 250 sayfa, 2024

Jean-Louis Fabiani – Sosyoloji (2024)

Sosyologlar sosyal dünyanın açıklanabileceğini savunurlar.

  • Peki ama bunu nasıl yapabiliriz?
  • Onu hangi kavramlarla ve hangi bakış açılarıyla düşünebiliriz?
  • Sosyolojiyi bir bilim olarak sağlam temeller üzerinde inşa edebilmek için hangi araçlara sahibiz?
  • Sosyolojik araştırmada nicel ve nitel yöntemler nasıl kullanılabilir?
  • Kısacası sosyoloji nedir, nasıl uygulanır?

‘Sosyoloji: Akımlar, Yaklaşımlar, Yöntemler’, sosyoloji disiplininin tarihine, öncülerine ve ana konularına odaklanıyor: Yeni toplumsal hareketler, tahakküm, eşitsizlikler gibi çağdaş sosyolojiyi meşgul eden başlıca temalar dışında, klasik sosyolojinin kavramaya çalıştığı haliyle toplum nedir ve insanlar toplumda nasıl var olurlar sorularını da içeren kapsamlı bir çerçeve sunuyor.

Jean-Louis Fabiani çağdaş sosyoloji ile kökler arasında köprüler kuruyor, sosyologluk “mesleğini” eleştirel mesafe, sabır, yöntemsel kesinlik ve tevazuyla uygulamayı salık veriyor.

Yöntem konusunun da özel bir başlıkta ele alındığı bu kitap, sosyoloji okumalarına yeni başlayanlar için yol gösterici bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Jean-Louis Fabiani – Sosyoloji: Akımlar, Yaklaşımlar, Yöntemler, çeviren: Melike Işık Durmaz, İletişim Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa, 2024

Hans Henrik Bruun – Bilim, Değerler ve Politika (2024)

Türkçe literatürde Weber metodolojisine ilişkin kitapların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Oysa Almanca metinlerin yanı sıra, İngilizcedeki Weber külliyatı bile belirgin bir ivmeyle birikerek Weberyan bir Babil Kulesi inşa edilmesine katkı sunuyor.

Kimi yorumcular Weber’in kendi ikincil literatürünün gölgesinde kaldığından yakınırken kimileri Weber’in dağınık, polemikçi, kılı kırk yaran metinlerindeki karmaşayı anlamanın bundan başka bir yolu olmadığını savunuyor.

İşte ‘Bilim, Değerler ve Politika’ tam da bu çatallanmanın eşiğinde durur.

Bir yandan, Weber’in yayımlanmış metinlerini, mektuplar, derkenarlar, göz ardı edilmiş notlar ve sözlü tartışmaların ışığında, bütünlüklü bir manzara olarak yeniden inşa ederken; diğer yandan, başka büyük Weber yorumcuları ile yürüttüğü tartışmada kendi özgün konumunu belirginleştirir.

Dolayısıyla, bu kitap halihazırda zayıf olan Türkçe literatür için mükemmel bir pusula işlevi görüyor: Hem Weber’in orijinal metinlerinin okunmasına yardımcı olur hem de ikinci literatürdeki belli başlı yorumların eleştirel bir haritasını oluşturur.

Hans Henrik Bruun’un kitabı, Türkçede hâlâ pozitivizm-hermeneutik ikiliği ve Marx-Weber karşıtlığı gibi elli yıl öncesinin tartışmalarıyla anılan Weber metodolojisine; bilim, değerler ve politika ilişkisi açısından odaklanan taze ama güçlü bir soluk niteliğinde.

  • Künye: Hans Henrik Bruun – Bilim, Değerler ve Politika: Max Weber’in Metodolojisi, çeviren: Ozan Başdaner, Özge Tuncer, Livera Yayınevi, sosyoloji, 496 sayfa, 2024

Kolektif – Siyaset Sosyolojisi (2024)

Siyasetle ilgili tüm alt disiplinlerde olduğu gibi, siyaset sosyolojisi açısından da iktidar esaslı bir inceleme alanıdır.

Gündelik kullanımda daha çok “yürütme erki” ile özdeşleştirilen iktidar kavramı, siyaset sosyolojisi açısından toplumsal ilişkilere ve faillere odaklanmayı gerektirir.

Böyle ele alındığında iktidar analizi kurumsal mekanizmaları olduğu kadar, toplumsal özneleri, bunlar arasındaki ilişkileri, bireysel öznellikleri şekillendiren ilişki ve mekanizmaları da kapsar hale gelir.

Bu nedenle siyaset sosyolojisi sınıf, toplumsal cinsiyet, kimlik gibi toplumsal ve bireysel varoluşu oluşturan ilişkileri merkezine alır.

Siyaset, neredeyse yaşamın her alanında örtük veya açık biçimde kendini gösterir.

Dolayısıyla hem bireysel hem de toplumsal planda insanları etkiler ve insanlardan etkilenir.

Ahmet Bekmen’in derlediği ‘Siyaset Sosyolojisi: Siyasallaşmanın Alanları, Özneleri ve Araçları’ hem alanla ilgilenenlere/öğrencilere hem de genel okura hitap ederek siyaseti toplumsal ilişkilerin içerisinden ve yalnızca kurumsal yapılara odaklanmadan ele alıyor.

Hazır ve basit açıklamalara yaslanmaktan kaçınıyor, günümüzün temel politik gündemlerini ıskalamadan “siyasal alanla toplumsal alan arasındaki ilişkiyi yeniden ele almayı” öneriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Elçin Aktoprak, Hatice Sena Arıcıoğlu, Şenol Arslantaş, Toygar Sinan Baykan, Ahmet Bekmen, Hasret Dikici Bilgin, Aksu Bora, Barış Büyükokutan, Emek Çaylı, Y. Doğan Çetinkaya, Mustafa Görkem Doğan, Fırat Genç, Emir Kurmuş, Eylem Özdemir, Barış Alp Özden, Güven Gürkan Öztan, Pınar Uyan-Semerci, Burcu Şentürk, Ateş Uslu, Sinan Yıldırmaz.

  • Künye: Kolektif – Siyaset Sosyolojisi: Siyasallaşmanın Alanları, Özneleri ve Araçları, derleyen: Ahmet Bekmen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 496 sayfa, 2024

Jürgen Habermas – Meşruiyet Krizi (2024)

Jürgen Habermas, bu kitapta çağdaş Batı toplumlarının gelişiminin altında yatan derin gerilimleri ve kriz eğilimlerini inceliyor.

Modern devletlerin karşılaştığı meşruiyet sorunlarına dair güçlü bir analiz sunuyor.

Ayrıca Batı toplumlarının kapitalizmle ilişkili ekonomik dalgalanmaları dengelemeyi bir dereceye kadar başardığını ancak bunun diğer alanlarda yeni bir dizi kriz eğilimi yarattığını savunuyor.

Çağdaş sosyal ve siyasi analizin klasiklerinden biri olarak kabul edilen ‘Meşruiyet Krizi’; sınıf çatışmasının azalması, yerleşik siyasi kurumlara yönelik hayal kırıklıkları ve refah devletinin krizleri gibi güncel tartışmaları merkezine alan bir dizi konuya ışık tutuyor.

Geç kapitalizmin kriz döngüsü bağlamında gitgide daha fazla ihtiyaç duyduğu anlam üretimi ve meşruiyete dair eksiklikler kitabın odak noktasını oluşturuyor.

Habermas’ın geniş bir yazını da ele alarak ortaya koyduğu ‘Meşruiyet Krizi’, sosyoloji, siyaset ve genel olarak sosyal bilimler ilgilileri için esaslı bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Jürgen Habermas – Meşruiyet Krizi, çeviren: Sedat Erçin, Albaraka Yayınları, sosyoloji, 184 sayfa, 2024

Loïc Wacquant – Bourdieu Şehirde (2024)

Sanayi sonrası metropolde marjinallik, etnisite ve ceza sistemi üzerine otuz yıllık karşılaştırmalı araştırmalarına dayanan Loïc Wacquant, Pierre Bourdieu’nün kent kuramcısı olarak yeni bir yorumunu sunuyor.

Simgesel uzam (dünyayı algıladığımız ve düzenlediğimiz zihinsel kategoriler), toplumsal uzam (sermayenin farklı biçimlerdeki dağılımı) ve fiziksel uzam (yapılı çevre) arasında kurduğu triyalektik yoluyla bizi kenti keşfetmeye davet ediyor.

Bu okumaya göre, Bourdieu’nün topolojik sosyolojisi bize sadece enerji vermek için değil, aynı zamanda kent çalışmaları kanonuna meydan okumak ve teorik ufkunu yeniden çizmek için araçlar sunuyor.

Wacquant, “kenti” sermayelerin (çoğul olarak) birikim, çeşitlenme ve çekişme sahası ve tarihsel mücadelelerin merkezi ve paydası haline getiren alacalı habitusların bir araya gelme ve çarpışma zemini olarak yeniden düşünmeyi öneriyor.

Kentin Bourdieu’nün sosyolojisinin kalbinde paradoksal bir eksiklik olduğunu ve düşüncesini “kentleştirmenin” onun alanlar teorisini güçlendirdiğini ancak eylem açıklamasını sarstığını da gösteriyor.

Wacquant, simgesel iktidar ve devletin rolünü ön plana çıkaran metropolün toplumsal incelemesine yönelik yeni-Bourdieucü programının formülasyonundaki her adımda, argümanlarının disipliner ve ulusal sınırların ötesinde uyandırdığı itirazlarla yüzleşir ve eleştirilere yanıt verir.

Bu da, okuyucularının Bourdieu’yü anlama ve metropolü görme biçimlerini değiştirmeyi amaçlayan kitaba alışılmadık bir güç ve özel bir netlik kazandırmaktadır.

Özlü ve keskin bir dille yazılmış olan ‘Bourdieu Şehirde’, sosyoloji, antropoloji, coğrafya, kent çalışmaları, kent planlaması ve toplumsal teori sahalarındaki öğrenci ve akademisyenlerin yanı sıra Bourdieu’nün çalışmalarına ve kendi çalışmalarıyla olan bağlantısına ilgi duyan, toplumsal ve beşeri bilimler alanlarında çalışan herkesin ilgisini çekecektir.

  • Künye: Loïc Wacquant – Bourdieu Şehirde: Kentsel Teoriye Meydan Okumak, çeviren: Tuğba Zeynep Şen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 272 sayfa, 2024

Özlem Altan-Olcay, Evren Balta – Türkiye’de Amerikan Pasaportu (2024)

  • Çocukları Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olabilsin diye tüm zorlukları göze alıp doğum için binlerce kilometre öteye, ABD’ye giden anne adayları bize neler söylüyor?
  • Amerikan rüyasının peşinde Amerika’ya yerleşen biri neden oradaki kariyerini bırakıp Türkiye’ye döner?
  • Amerikan pasaportu taşıyanlar için gerçek “fırsatlar ülkesi”, ABD’nin dışındaki dünya mı?

‘Türkiye’de Amerikan Pasaportu’, ABD’nin resmi sınırlarının ötesinde ABD vatandaşlığına yüklenen anlamlar, değerler, hayaller ve umutlar üzerine kurulu yeni bir tür Amerikan imparatorluğunun işleyişini, yüzü aşkın insanın somut, gündelik deneyimleri ve bireysel anlatıları üzerinden inceliyor.

Küreselleşen dünyada ulusal vatandaşlığın hâlâ önemini koruduğunu, ama artık yalnızca ülke içiyle sınırlı bir çerçeveden bakılarak anlaşılamayacağını savunuyor.

Günümüzde ulusal vatandaşlıklar, devletler arasındaki asimetrik ilişkilerin şekillendirdiği “ulusötesi” alanda bireylere sağlayabildikleri avantajların eşitsizliği bakımından birbirlerinden ayrışır.

Özlem Altan-Olcay ve Evren Balta’nın Amerikan Sosyoloji Derneği’nden ödül alan çalışması, vatandaşlığın, ülke sınırları ötesindeki sınıfsal konumlar, coğrafi hareketlilik imkânları, aidiyet ve kimlik iddiaları üzerinde oynadığı belirleyici rolü gözler önüne seriyor.

  • Künye: Özlem Altan-Olcay, Evren Balta – Türkiye’de Amerikan Pasaportu: Ulusötesi Çağda Aidiyet ve Vatandaşlık, çeviren: Ezgi Dikici, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2024