Gebhard J. Selz – Sümerler ve Akadlar (2020)

Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan Mezopotamya’daki uygarlığın ilk parlak devrinde ortaya çıkmış iki büyük kavim olan Sümerler ve Akadlar üzerine rehber bir kitap.

Gebhard Selz, iki uygarlığın toplumsal ve kültürel dünyası üzerine ilgi çekici pek çok ayrıntıyı bizimle paylaşıyor.

Sümerler ve Akadlar’ın ortaya çıktığı dönemde Mezopotamya’nın nasıl olduğu, bu iki kavmin başarıya ulaşmasına sebep olan belli başlı dinamikler, Sümerler ve Akadlar’ın toplumsal, siyasi, ekonomik ve kültürel yapıları, kitapta ele alınan kimi konular.

  • Künye: Gebhard J. Selz – Sümerler ve Akadlar: Tarih, Toplum, Kültür, çeviren: Firuzan Gürbüz Gerhold, Alfa Yayınları, tarih, 155 sayfa, 2020

A. C. S. Peacock – Büyük Selçuklu İmparatorluğu (2020)

Daha önce ‘Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu’ adlı önemli çalışması Türkçeye kazandırılan A. C. S. Peacock, şimdi de Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun tarihini çok yönlü bir bakışla izlediği bir başka eseriyle karşımızda.

Ortadoğu ve İslâm Tarihi alanına büyük katkılarda bulunmuş Peacock, yaklaşık 1040 ve 1157 yılları arasında Ortadoğu ve Müslüman Orta Asya’ya hâkim olmuş bu imparatorluğu, Avrasya bozkırlarından Kahire kapılarına uzanan yükselişinin altındaki dinamikleri irdeleyerek kitabına başlıyor.

Çalışmanın devamında da,

  • Selçuklu sultanlığında bozkır siyaset geleneği,
  • Selçuklular ve halifelik,
  • Sultanların yaşam tarzı,
  • Selçuklu sarayında kadınlar,
  • Selçuklularda bürokratlar ve idare,
  • Selçuklu ordusunun gelişimi ve mahiyeti,
  • Selçuklu dindarlığı ve din adamlarıyla ilişkiler,
  • Selçuklu hanefiliği ve diğer mezheplere yönelik siyaset,
  • Selçuklu İmparatorluğu’nun Yahudileri,
  • Selçuklu İmparatorluğu’nun Hıristiyan halkları,
  • Selçuklu topraklarının ekonomik ve toplumsal örgütlenişi,
  • Selçuklu şehirciliği,
  • Selçuklularda yaşamın örgütlenmesi,
  • Ve Selçuklunun bıraktığı miras gibi konular ele alınıyor.

Kitabın önemli bir katkısı da, kendileri de göçebe olan Selçukluların, bir “devlet” olarak göçebelere yönelik politikasını ve onlarla karşılıklı ilişkilerini de aydınlatması.

  • Künye: A. C. S. Peacock – Büyük Selçuklu İmparatorluğu, çeviren: Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, tarih, 383 sayfa, 2020

Meri Çevik Simyonidis – Unutulmaz Hayatların Reçeteleri (2020)

İstanbul mutfağının böylesi zengin oluşunda, Rum lezzetlerinin büyük payı vardır.

Meri Çevik Simyonidis’in bu harikulade eseri de, müziğin hiç dinmediği meyhanelerden, mis kokulu pastanelere, şekerlemecilerden çikolata fabrikalarına, bu lezzetlerin izini sürüyor.

Bizi, İstanbul’un o eski güzel günlerinde yolculuğa çıkaran ‘Unutulmaz Hayatların Reçeteleri’, İnci Pastaneleri, Elit Çikolata, Todori Meyhanesi ve Neşe Taverna gibi, İstanbul’un geçmişi ve kültürel tarihinde silinmez izler bırakmış pek çok mekânın işletmecileriyle yapılan söyleşiler barındırıyor.

Bu söyleşiler de, özel yemek tarifleri, altın değerinde tavsiyeler ve Rum ustaların hayat hikâyelerinden çarpıcı detaylarla zenginleşmiş.

  • Künye: Meri Çevik Simyonidis – Unutulmaz Hayatların Reçeteleri, İnkılap Kitabevi, yemek, 344 sayfa, 2020

Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar (2020)

1850 Kazan doğumlu Petır Mateev, kabına sığmayan bir karaktere sahipti.

Maceracı ruhuna söz geçiremeyen bu Bulgar delikanlı, yabancı yerler keşfetme hayaliyle adeta yanıp tutuştuğu bir sırada İstanbul’dan atla bütün Anadolu’yu kat ederek Bağdat’a ulaşmayı hedefleyen bir İngiliz asilzade kadına refakat edecek ve badireli bir yolculuk gerçekleştirecektir.

Bu da onu kesmez.

Bu yolculuktan döner dönmez, bu sefer de, Hitit, Asur ve Babil medeniyeti uzmanı İngiliz arkeolog Dr. George Smith’e, British Müzesi adına yapacağı arkeolojik kazılarda asistanlık yapmaya başlar ve 1876 yılında dünyaca ünlü bu eksantrik arkeologla bütün Yakındoğu coğrafyasını dolaşır.

Tehlikeli salgın hastalıklar arasında ve ağır karantina şartlarında geçen bu hummalı çalışmadan önemli bilimsel sonuçlar elde edilir.

İstanbul’daki ilk Türk posta-telgraf idaresinde de görev yapan Mateev, daha sonra Şarki Rumeli Valisi Aleko Paşa’nın kançılaryasında hususi kâtipliğe getirilecektir.

İşte Mateev’in anılarından oluşan bu güzide eser, 19. yüzyıl İstanbul’unun Protestan ve Anglosakson ortamında yoğrulan bu sıra dışı Bulgar’ın 93 yıllık çalkantılı hayat serüveninin yansıması niteliğinde.

Hatırat, Osmanlı’da yabancı okullar, misyonerlik faaliyetleri, yerleşimleriyle ve yok olmaya yüz tutmuş halklarıyla 1870’lerin Anadolu coğrafyası, Hitit, Asur, Babil ve Sümer medeniyetini kapsayan arkeolojik çalışmalar, posta-telgraf idaresi, imparatorlukta önemli mevkilere yükselen Bulgar asıllı Bogoridi sülalesi, Osmanlı-Bulgar diplomatik ilişkileri, bazı spor dallarının başlangıcı ve birçok başkaca konu hakkında eşsiz bir tanıklık.

  • Künye: Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar: 1861-1904, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 114 sayfa, 2020

Tuna Akçay – Roma Dünyasında Ölüm (2020)

“Ağır gelir ölüm

neredeyse tanıdık olup da herkese

kendini tanımadan ölene.”

Romalı filozof Seneca, ‘Thyestes’te böyle demişti.

Tuna Akçay ise bu özgün incelemesinde, Roma dünyasında ölümün nasıl algılandığını, sosyal yaşama nasıl yansıdığını irdeliyor.

Akçay, birçok görsel malzemeyle de zenginleşen anlatısında, ölümün Romalılara göre nasıl bir olgu olduğunu, yaşayanlarla ölümün ve ölülerin ilişkisinin ne şekilde kurulduğunu ve bu girift ilişkinin hangi ritüellerle somutlaştırıldığını ortaya koyuyor.

Kitabı, Roma arkeolojisi, Roma dini, pagan inançları, Roma mezarları ve ölü kültüyle ilgilenenlere hitap ettiği kadar arkeoloji, dinler tarihi ve eski çağ tarihi alanlarına da dâhil edilebilecek önemli bir çalışma olarak öneriyoruz.

  • Künye: Tuna Akçay – Roma Dünyasında Ölüm: Mezarlar, Ritüeller ve Öteki Dünya, Selenge Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2020

Robert Bohn – Korsanlar (2020)

Korsanlar, denizlerin kahramanları olarak efsane haline gelmiştir.

Oysa biliyoruz ki, korsanlık tarihi yağma, sefalet ve umutsuzluk, kanlı zulümler ve acımasız cezalardan oluşan bir vahşet ve cinayet zinciridir.

Tıpkı kapitalizmin tarihinde olduğu gibi…

Ortaçağ ve Modern Çağ tarihi profesörü Robert Bohn, kısa fakat etkileyici bir korsanlık tarihi çalışmasıyla karşımızda.

Kitap, korsanlığın ortaya çıkışından başlayarak korsanlığın yükselişe geçtiği 16. yüzyıla ve oradan da altın çağını yaşadığı 18. yüzyıla ve korsanlığın tarihte ne gibi etkiler yarattığına kadar uzanıyor.

Çalışmanın önemli bir katkısı da, korsanlığın modern ekonomide ne gibi dönüşümler yarattığını ortaya koyması.

Bohn, korsanlığın, devletlerin çıkarlarıyla nasıl ilişki içinde olduğunu açıklıyor ve kadınların dahi katıldığı bu acımasız toplulukların hayatlarından ilgi çekici ayrıntılar paylaşıyor.

  • Künye: Robert Bohn – Korsanlar: Modern Ekonominin Öteki Yüzü, çeviren: Simge Hançer, Runik Kitap, 124 sayfa, 2020

Bernd Brunner – Nar Kitabı (2020)

Nar gibi, farklı kültürler, dinler ve yaşam pratikleri içinde bu denli zengin anlam bolluğuna sahip meyve azdır.

Bernd Brunner de, insanın yetiştirdiği kültür bitkileri içinde ilk meyve türlerinden biri olan narın kültür tarihindeki izlerini takip ediyor.

İstanbul’da yaşayan Bruner’in hayatında nar ile ilk karşılaşması da Tarlabaşı semtinde kurulan bir halk pazarında olmuş.

O günden itibaren nara tutkuyla bağlanmış yazar burada, narın doğal ve kültürel tarihinden mitolojisine ve mutfaktaki kullanımlarına kadar uzanarak narla ilgili pek çok ilginç ve pratik bilgiler veriyor.

  • Künye: Bernd Brunner – Nar Kitabı, çeviren: Neylan Eryar, Kırmızı Kedi Yayınevi, tarih, 88 sayfa, 2020

Kolektif – Mazide Kalan Koleksiyonerler (2020)

Kimisi sigara kâğıdı koleksiyoneri, kimisi kese, kimisi çakmak, kimisi köylü çorapları kimisi de kibrit kutusu koleksiyoneri…

Bu güzel derlemede, bir zamanların koleksiyonerleriyle yapılmış söyleşiler yer alıyor.

Kitapta, 1930’lu yıllardan beri koleksiyon tutkularını sürdürmüş, aralarında kaşık koleksiyoneri Refik Halit Karay, müzik aletleri koleksiyoneri Ruşen Kam ve para koleksiyoneri Nüzhet Paşa gibi tanınmış kişilerin de yer aldığı birçok isim, heveslerini bizimle paylaşıyor.

Çalışma, kültür tarihimize çok değerli bir katkı.

  • Künye: Kolektif – Mazide Kalan Koleksiyonerler, derleyen: Rıfat N. Bali, Libra Kitap, tarih, 181 sayfa, 2020

Derviş Tuğrul Koyuncu – Osmanlı İmparatorluğu’nda İçki Üretimi ve Tüketimi (2020)

 

“Sofular haram demişler…”

Yobazların düşündüğünün aksine, kafa bulmak da kadim geleneklerimiz arasındadır.

Derviş Tuğrul Koyuncu da, Osmanlı’da içkinin üretimi, ticareti ve tüketimini çok yönlü bir bakışla ortaya koyarak bu hakikati bize bir kez daha hatırlatıyor.

Koyuncu kitabında, İslam dininde yasaklanmasına rağmen, içki ticareti ve üretiminin nasıl olup da Osmanlı’da bu denli süreklilik gösterdiği sorusunu merkeze alıyor.

Çalışma, İmparatorluğun içki üretim bölgeleri, İstanbul’a içki gönderen yerleşim yerleri, İstanbul’un bilhassa 18. yüzyıldan sonraki içki tüketim miktarı ve bu miktarlarda zamanla görülen dönüşümleri aydınlatmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, içki tüketiminin İslam’da haram kılınmasından hareketle Osmanlı İmparatorluğu’nda içki tüketimine verilen cezaların, içki üretiminin, ticaretinin ve içki tüketimin vergilendirilmesinin hukuki dayanakları ele alınıyor.

İkinci bölümde, söz konusu hukuki dayanağın, 1500-1839 yılları arasında alkollü içkilerin ve bunun satışını gerçekleştiren mekânların, siyasi olaylara ve devletin ekonomik şartlarına bağlı olarak geçirdiği serüven ve bu serüvenin Osmanlı ekonomisine etkileri değerlendiriliyor.

Üçüncü ve son bölümde ise, alkollü içkilerin üretimi, ticareti ve İstanbul’daki tüketim eğilimi ortaya konuluyor.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nda alkollü içkilerin üretim, ticaret ve tüketimi ile İmparatorluğun siyasi, tarihi, sosyolojik ve kültürel yapısıyla nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Derviş Tuğrul Koyuncu – Osmanlı İmparatorluğu’nda İçki Üretimi ve Tüketimi, Selenge Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2020

Yaron Ayalon – Osmanlı İmparatorluğu’nda Doğal Afetler (2020)

Osmanlı İmparatorluğu’nda doğal afetler olgusuna çevresel ve toplumsal tarih ile felaket psikolojisini kullanarak bakan çok özgün bir çalışma.

Yaron Ayalon, Osmanlı’da doğal afetlere toplumun, devletin ve cemaatlerin nasıl tepki verdiğini araştırıyor ve doğal afetlere yaklaşım konusunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki sınırların Osmanlı toplumu için sanıldığı kadar katı olmadığını ve dönemine göre değiştiğini ortaya koyuyor.

Felaketler karşısındaki kaçma, saklanma veya tevekkül gibi çeşitli davranış kalıplarına yeni bir ışık tutan ve tarihsel verilerle toplumsal psikoloji ve toplumbilim çalışmalarını harmanlayan çalışma, barındırdığı kimi ilginç tezlerle de dikkat çekiyor.

Örneğin Ayalon’a göre, Osmanlı devletinin kuruluşunda Kara Veba da önemli bir etkendi ve bu tür felaketlerle mücadele Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde de büyük önem taşıyordu.

  • Künye: Yaron Ayalon – Osmanlı İmparatorluğu’nda Doğal Afetler, çeviren: Zeynep Rona, İş Kültür Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2020