Murat Özyüksel – Anadolu ve Bağdat Demiryolları (2025)

Murat Özyüksel’in bu kitabı, Anadolu-Bağdat ile Hicaz demiryollarını birbirinden bağımsız hatlar olarak değil, Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi ve dini stratejileri bir araya getiren büyük bir proje olarak ele alıyor. Sultan II. Abdülhamit’in, İstanbul’dan Mekke’ye uzanan bir demiryolu ağı kurma arzusu, yalnızca ulaşımı kolaylaştırmak değil; aynı zamanda ümmetin bütünlüğünü sağlamak ve merkezi otoriteyi pekiştirmek gibi çok yönlü hedefler taşıyordu. Sultan, bu hayalini gerçekleştirmek için Anadolu Demiryolu Şirketi Genel Müdürü Kurt Zander’e, her iki hattı birleştirecek bir bağlantı hattının hızla inşa edilmesi talimatını verir.

Anadolu-Bağdat demiryolu hattı, özellikle Osmanlı-Alman ilişkileri açısından bir dönüm noktasıdır. 1888 yılında Deutsche Bank’ın Anadolu’da demiryolu imtiyazı alması, Almanya’nın Osmanlı topraklarında artan etkisinin somut göstergesidir. Bu gelişme, sadece ekonomik değil; siyasi ve diplomatik ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcını işaret eder. Demiryolu projeleri, modernleşme arayışındaki Osmanlı için hem teknik ilerleme hem de uluslararası destek aracı haline gelmiştir.

Özyüksel, bu büyük altyapı projelerinin ardındaki siyasi ve ekonomik niyetlerin ötesine geçerek, 1888 öncesinde yapılan hatların ardındaki toplumsal dinamikleri de inceler. Yerel halkın beklentileri, yatırımcıların çıkarları ve devletin merkeziyetçi politikaları arasındaki etkileşim, demiryolunun şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Kitap, Osmanlı modernleşmesinin altyapı üzerinden nasıl inşa edildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Murat Özyüksel – Anadolu ve Bağdat Demiryolları: Osmanlı İmparatorluğu’nda Nüfuz Mücadelesi, Alfa Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2025

Damla Selin Tomru – Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri (2025)

Göbeklitepe… İnsanlık tarihinin başlangıç çizgisini yerinden oynatan gizemli bir yapı. Sıradan bir arkeolojik keşif değil; aksine, binlerce yıl öncesinden gelen bir meydan okuma. Tarımın, yazının ya da şehirlerin değil, inancın medeniyeti başlattığını öne süren bu yer, yerleşik hayata dair ezberleri bozar. Göbeklitepe’de ortaya çıkan her taş, insanlık tarihine yeniden bakmamızı sağlayan birer şifre gibidir.

Damla Selin Tomru bu kadim yapının izini süren bir anlatıcı olarak karşımıza çıkar. Arkeolojik verileri yalnızca bilgi kırıntısı olarak değil, bir sezgi haritasının parçaları gibi ele alır. Kitapta yer alan uzman görüşleri, bilimsel bulgularla spiritüel düşünce arasında köprü kurar. Bu yaklaşım, Göbeklitepe’yi yalnızca geçmişe ait bir yapı değil, bugüne dair derin soruların da kaynağı haline getirir.

Yazar, 12.000 yıl öncesinde temellenmiş bir soruyu ortaya koyar: İnsan hangi duyguyla, hangi ihtiyaçla kutsalı inşa etti? İnanç, korkudan mı doğdu, yoksa birliği arzulayan bir sezgiden mi?

‘Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri’, yalnızca taşlarla örülü bir geçmişe değil, anlamla dokunmuş bir geleceğe de kapı aralıyor. Mezopotamya’nın bereketli topraklarında başlayan bu yolculuk, medeniyetin kökenine olduğu kadar insan ruhunun derinliklerine de uzanıyor. Bir keşiften fazlası: belki de insanlığın kendini yeniden hatırlayış biçimi.

  • Künye: Damla Selin Tomru – Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri, Kanon Kitap, tarih, 164 sayfa, 2025

Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı (2025)

Edward J. Erickson’ın bu çalışması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçteki askerî gelişmeleri detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923’ (‘The Turkish War of Independence: A Military History 1919-1923’, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Türk ordusunun yeniden yapılandırılmasını ve verilen mücadeleleri merkezine alıyor.

Erickson, Kurtuluş Savaşı’nı sadece bir siyasal direniş değil, aynı zamanda disiplinli bir askeri strateji ve lojistik başarı olarak yorumluyor. Türk ordusunun karşılaştığı iç ve dış tehditler, özellikle Yunan, Ermeni ve Fransız kuvvetlerine karşı yürütülen cephe savaşları, detaylı harita ve analizlerle anlatılıyor.

Kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde şekillenen komuta yapısını, cephe yönetimindeki karar alma süreçlerini ve Anadolu’da halkla kurulan ilişkiyi askeri bakış açısıyla ele alıyor. Ayrıca, Sovyetler Birliği’yle kurulan ilişki, askeri mühimmat temini ve istihbarat faaliyetleri gibi stratejik konular da geniş yer buluyor.

Erickson, savaşın bir “bağımsızlık” mücadelesi olmasının ötesinde, modern bir ulusun temellerinin nasıl disiplinli bir ordu sayesinde atıldığını savunuyor. Kitap, Batı literatüründe bu dönemi askeri yönüyle anlatan az sayıdaki akademik çalışmadan biri olmasıyla da önem taşıyor.

  • Künye: Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923, çeviren: Selim Çelebi, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2025

Félix Marie Charles Texier – Küçük Asya (2025)

Félix Marie Charles Texier’in bu çalışması, 19. yüzyılın en kapsamlı Anadolu incelemelerinden biridir. ‘Küçük Asya: Tarihi, Coğrafyası ve Arkeolojisi’ (‘Asie Mineure: Description géographique, historique et archéologique des provinces et des villes de la Chersonnèse d’Asie’), Anadolu yarımadasını coğrafi, tarihi ve arkeolojik yönleriyle detaylı biçimde ele alıyor. Eser, dönemin bilimsel gezilerine dayanan gözlemlerle şekillenmiş.

Kitapta her bölge, hem antik kaynaklara dayandırılarak hem de yazarın sahadaki gözlemleriyle anlatılıyor. Antik çağlardan Bizans dönemine kadar Anadolu şehirlerinin geçirdiği evreler titizlikle belgeleniyor. Yerleşimlerin tarihi işlevleri, mimari kalıntılar ve topografya ilişkisi detaylandırılıyor.

Texier, özellikle antik kentlerin konumlarını, tapınakları, tiyatroları ve sur kalıntılarını çizimlerle destekleyerek sunuyor. Coğrafi özelliklerin yerleşim düzenleri üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor. Bu bağlamda kitap, bir arkeoloji rehberi kadar tarihsel bir atlas işlevi de görüyor.

Eser, Anadolu’nun çok katmanlı kültürel mirasını Avrupa bilim dünyasına tanıtmak açısından öncü bir kaynak niteliğinde. Hem bilimsel hem de estetik bir anlatı sunan Texier, Anadolu’nun geçmişine dair zengin bir panorama çiziyor. ‘Küçük Asya’ hem tarihçiler hem coğrafyacılar hem de meraklı okuyucular için eşsiz bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Félix Marie Charles Texier – Küçük Asya: Tarihi, Coğrafyası ve Arkeolojisi, çeviren: A. Kadir Paksoy, Kabalcı Yayınları, tarih, 1408 sayfa, 2025

Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine (2025)

Bartholomaeus Georgieviz’in bu eseri, 16. yüzyılda Osmanlı toplumunun yaşam biçimini, inanç sistemini ve siyasi yapısını Avrupalı okuyuculara tanıtmak amacıyla yazılmış. Georgieviz, bir dönem Osmanlılar tarafından esir alınmış bir Hristiyan din adamı olarak gözlem ve deneyimlerine dayanır.

‘Türklerin Âdetleri Üzerine’ (‘De Turcarum Moribus Epitome’), Osmanlıların günlük yaşam alışkanlıklarını, yemek kültürünü, giyim tarzlarını, toplumsal sınıflarını ve özellikle dinî uygulamalarını ayrıntılı şekilde aktarıyor. Yazar, İslam dininin Osmanlı toplumundaki etkisini vurgular; namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri tanımlar. Ancak bu aktarım, genellikle Hristiyanlık merkezli bir bakış açısıyla yapılır.

‘De Turcarum Moribus Epitome’ adlı derlemesi, Batı dünyasında Türklere dair yazılmış eserler arasında farklı bir yere sahiptir. Zira bu eser, yukarıdaki bilgilere ilaveten Türk dilinin kullanımına dair karineler de sunuyor. Bartholomaeus duyduğu Türkçe sözcükleri Latin alfabesi ile transkripte etmeye çalışmış, bu sözcüklerin Latince karşılıklarını aktarmaya gayret etmiş, hattâ Türkçe diyaloglar kaleme almıştır.

Georgieviz, Osmanlı toplumundaki disiplinli askeri düzeni ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nı överken, aynı zamanda imparatorluğun genişlemesini bir tehdit olarak sunar. Osmanlıların adalet sistemini etkileyici bulduğunu belirtse de, despotik yönetime dair eleştirilerde bulunur.

‘De Turcarum Moribus Epitome’, erken modern dönemde Avrupa’nın Osmanlı’ya bakışını şekillendiren önemli metinlerden biridir. Eser, dönemin oryantalist söylemini besleyen bir kaynak olarak hem tarihsel hem kültürel değer taşır. Georgieviz’in anlatımı, hem bilgi verici hem de ideolojik izler taşır.

  • Künye: Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 149 sayfa, 2025

Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler (2025)

Ayfer Karakaya-Stump’ın bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kızılbaş-Alevi topluluklarının karmaşık tarihini, inanç sistemlerini ve toplumsal yapılarını derinlemesine inceliyor. ‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik’ (‘The Kizilbash-Alevis in Ottoman Anatolia: Sufism, Politics and Community’), Aleviliğin kökenlerini ve gelişimini, özellikle Safevi propagandası, Bektaşi tarikatı ve yerel Anadolu inançlarıyla olan etkileşimlerini mercek altına alarak, bu toplulukların Osmanlı merkezi otoritesiyle olan ilişkilerini de detaylandırıyor. Karakaya-Stump, Aleviliği sadece bir dini inanç olarak değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir kimlik olarak da ele alır.

Yazar, Kızılbaş-Alevilerin Osmanlı devleti tarafından sıkça “isyancı” veya “sapkın” olarak damgalanmasına rağmen, bu toplulukların Anadolu’daki varlıklarını ve inançlarını nasıl sürdürdüklerini araştırıyor. Kitap, Safevi-Osmanlı rekabetinin Alevi toplulukları üzerindeki etkilerini, çeşitli ayaklanmaları ve Osmanlı’nın baskıcı politikalarını incelerken, Alevilerin kendi iç dinamiklerini, toplumsal örgütlenmelerini ve dede-talip ilişkilerini de analiz ediyor. Karakaya-Stump, sözlü gelenekler, menkıbeler, fetvalar ve Osmanlı arşiv belgeleri gibi geniş bir kaynak yelpazesini kullanarak, Alevi tarihine dair yeni ve nüanslı bir perspektif sunuyor.

‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler’, Alevi inancının senkretik yapısını, Şiilik, Sünnilik, sufizm ve Anadolu’nun kadim inançlarının izlerini taşıdığını gösteriyor. Kitap, Alevi topluluklarının sadece dini değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi direniş mekanizmalarını da ortaya koyuyor. Eser, Osmanlı döneminde Alevi-Sünni ilişkileri, devletin Alevilere yönelik politikaları ve bu politikaların Alevi kimliğinin oluşumundaki rolü hakkında önemli bilgiler sunarak, Alevi araştırmalarına değerli bir katkıda bulunuyor.

  • Künye: Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik, İletişim Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2025

Javier Moscoso – Acının Kültürel Tarihi (2025)

Javier Moscoso’nun bu kitabı, acının sadece biyolojik bir olgu olmadığını, aynı zamanda tarih boyunca farklı kültürler tarafından nasıl algılandığını, anlamlandırıldığını ve temsil edildiğini inceleyen derinlemesine bir çalışma. ‘Acının Kültürel Tarihi’ (‘Historia cultural del dolor’), acının evrensel bir insan deneyimi olmasına rağmen, ifade edilme biçimlerinin, acıya atfedilen değerin ve acıyla başa çıkma stratejilerinin toplumsal ve kültürel bağlamlara göre büyük farklılıklar gösterdiğini savunuyor. Kitap, acının tarihsel süreçte nasıl bir dönüşüm geçirdiğini, tıp, felsefe, sanat, edebiyat ve din gibi çeşitli alanlar üzerinden gözler önüne seriyor.

Eser, Antik Yunan’dan Orta Çağ’a, Aydınlanma’dan modern çağa kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, acının bedensel bir duyumdan öte, toplumsal bir fenomen olarak nasıl algılandığını ele alıyor. Moscoso, acının ölçülmeye, sınıflandırılmaya ve tedavi edilmeye çalışıldığı bilimsel yaklaşımların yanı sıra, acının ahlaki, dini veya sanatsal bir anlam taşıdığı dönemleri de inceliyor. Örneğin, Hristiyanlıkta acının kurtuluşla ilişkilendirilmesi veya modern tıpta ağrının nesnel bir hastalık belirtisi olarak görülmesi gibi farklı paradigmaları karşılaştırıyor.

‘Acının Kültürel Tarihi’, acının tarihsel olarak nasıl bir iktidar aracı olarak kullanıldığını, işkence, cezalandırma veya toplumsal kontrol mekanizmalarında nasıl rol oynadığını da tartışıyor. Aynı zamanda, acının sanatsal yaratıcılığa ilham veren, empatiyi tetikleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir kaynak olarak nasıl işlev gördüğüne de değiniyor. Moscoso, bu eserle acının karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyarak, okuyucuyu acıya dair kendi ön yargılarını ve kabullerini sorgulamaya davet ediyor.

  • Künye: Javier Moscoso – Acının Kültürel Tarihi, çeviren: Esra Çeltik, Paris Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2025

Ernle Bradford – Akdeniz (2025)

Ernle Bradford’un bu çalışması, sadece bir coğrafi alanın değil, aynı zamanda binlerce yıllık insanlık tarihinin, kültürlerin ve medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz’in büyüleyici hikâyesini anlatıyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’ (‘The Mediterranean: Portrait of a Sea’), Akdeniz’i bir karakter gibi ele alarak, bu denizin etrafında gelişen uygarlıkların (Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar vb.) yükselişini ve düşüşünü, denizle olan etkileşimleri üzerinden mercek altına alıyor.

Kitap, Akdeniz’in stratejik konumunun, ticaret yollarının, savaşların ve kültürel alışverişlerin nasıl şekillendiğini kronolojik bir sırayla inceliyor. Bradford, denizin sadece bir ulaşım yolu olmadığını, aynı zamanda farklı halkları bir araya getiren veya ayıran, çatışmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayan canlı bir aktör olduğunu gösteriyor. Antik çağlardan modern zamanlara kadar, Akdeniz’in kıyılarında yaşayan insanların inançları, yaşam biçimleri, sanatı ve ekonomileri üzerindeki etkilerini detaylandırıyor.

Yazar, mitolojiden tarihe, coğrafyadan denizcilik geleneğine kadar geniş bir yelpazede bilgiler sunuyor. Akdeniz’in doğal güzelliklerini, iklimini, deniz canlılarını ve kıyılarındaki şehirlerin mimarisini de betimliyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’, bu eşsiz denizin sadece bir su kütlesi olmadığını, aynı zamanda insanlığın kolektif hafızasının, başarılarının ve trajedilerinin bir aynası olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Kitap, tarih, coğrafya ve kültürü harmanlayan, Akdeniz’in ruhunu yakalayan derinlemesine bir çalışma.

  • Künye: Ernle Bradford – Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 576 sayfa, 2025

Hekeem Ahmed Xoşnaw – Müslüman Gezgin ve Coğrafyacılara Göre Kürtler ve Yaşadıkları Coğrafya (2025)

Hekeem Ahmed Xoşnaw’ın bu eseri, erken dönem İslam coğrafyacıları ve gezginlerinin eserleri üzerinden Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı ve bu döneme ait toplumsal yapılarını inceleyen önemli bir araştırma. ‘Müslüman Gezgin ve Coğrafyacılara Göre Kürtler ve Yaşadıkları Coğrafya (846-1229)’ (‘Kurd û Erdnîgariya Wan: Li gor Geşteger û Erdnîgarnasên Misilman (846 – 1229)’), 9. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, Müslüman alimlerin ve seyyahların gözlemlerine dayanarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerin fiziki coğrafyasını, şehirlerini, kırsal yaşamını ve kültürel özelliklerini ortaya koyar. Yazar, bu tarihi metinleri titizlikle analiz ederek, o dönemin Kürt toplumu hakkında zengin bir bilgi birikimi sunar.

Eser, özellikle İbn Hurdâzbih, Belâzûrî, Yakubî, Mes’ûdî, İbn Havkal, İstahrî, Makdisî, İbn Fadlan, İbn Cübeyr, Yakut el-Hamevî gibi önemli coğrafyacı ve gezginlerin yazılı kayıtlarını esas alır. Bu kaynaklar üzerinden, Kürtlerin o dönemdeki dağılımı, komşularıyla ilişkileri, ekonomik faaliyetleri, siyasi yapıları ve gündelik yaşamlarına dair detaylar sunulur. Kitap, Kürtlerin dağlık ve stratejik bölgelerdeki yerleşimlerini, tarım ve hayvancılıkla geçimlerini nasıl sağladıklarını ve ticaret yollarındaki rollerini belgelerle destekler.

Xoşnaw, bu kaynaklarda Kürtlerin genellikle savaşçı ve dağlık bölgelerde yaşayan, kendi geleneklerine bağlı bir halk olarak tasvir edildiğini belirtiyor. Ancak bu tasvirlerin tek boyutlu olmadığını, bazı coğrafyacıların Kürtlerin misafirperverlik, cesaret ve toplumsal düzen gibi olumlu özelliklerine de değindiğini gösteriyor. Kitap, Kürt aşiret yapısı, liderlik biçimleri ve komşu devletlerle olan ilişkileri hakkında da bilgiler içeriyor.

Kitap, Müslüman gezgin ve coğrafyacıların Kürt coğrafyasını nasıl algıladıklarını ve kendi dönemlerinin dünya haritalarında veya coğrafi tanımlamalarında Kürt bölgelerine nasıl yer verdiklerini de mercek altına alıyor. Bu durum, o dönemin bilgi birikimi ve Kürtlerin bölgedeki konumu hakkında değerli ipuçları sunuyor. Eser, haritalar ve coğrafi tanımlamalar üzerinden, Kürtlerin yaşadığı topraklardaki şehirlerin ve yerleşim yerlerinin tespit edilmesine de yardımcı oluyor.

Sonuç olarak, Hekeem Ahmed Xoşnaw’ın bu çalışması, Kürt tarihine ve coğrafyasına dair, erken dönem İslami kaynaklara dayalı, kapsamlı ve orijinal bir çalışma niteliğinde. Kitap, hem akademik çevreler hem de Kürt tarihi ve kültürüyle ilgilenen genel okuyucular için önemli bir başvuru kaynağı. Eser, tarihin belirli bir diliminde, belirli bir coğrafyadaki Kürtlerin yaşamına ışık tutarak, onların karmaşık geçmişine dair yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Hekeem Ahmed Xoşnaw – Müslüman Gezgin ve Coğrafyacılara Göre Kürtler ve Yaşadıkları Coğrafya (846-1229), çeviren: Seyfettin Çetin, Nubihar Yayınları, tarih, 420 sayfa, 2025

Talin Suciyan – “Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman” (2025)

Talin Suciyan’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat dönemini (1839-1876), reformların vaatlerinin aksine, taşra Ermenileri için nasıl güvensizlik ve eşitsizlik getirdiğini ele alıyor. ‘“Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman”: Vilayetlerin Tanzimat’ı’ (‘Outcasting Armenians: Tanzimat of the Provinces’), bu dönemin genel olarak olumlu algısına karşı çıkarak, merkeziyetçi politikaların ve Müslüman komşuların uyguladığı çeşitli şiddet ve baskı biçimlerinin Ermeniler üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor. Yazar, Osmanlı devlet arşivleri, Ermeni anıları, gazeteler ve Paris’teki Nubar Kütüphanesi’nde bulunan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin şimdiye kadar büyük ölçüde keşfedilmemiş belgeleri gibi zengin birincil kaynaklara dayanıyor.

Suciyan, Tanzimat’ın, Osmanlı merkezi devletini güçlendirme amacıyla Ermeni Yönetimi’nin Ermeni Anayasası/Nizamnamesi’nin kabulü yoluyla merkezileştirilmesini hedeflediğini savunuyor. Kitap, özellikle Orta ve Doğu Anadolu’daki Ermenilere ve mülklerine karşı devlet veya Müslüman komşular tarafından işlenen çeşitli şiddet ve baskı biçimlerinin ayrıntılı bir listesini ve açıklamasını sunuyor. Bu, genellikle Tanzimat dönemi için anlatılan eşitlik, reform ve ilerleme hikayesine eleştirel bir bakış açısı getiriyor.

Araştırma, Taşra Ermenilerinin seslerini günümüze taşıyarak, Osmanlı başkenti ile taşra arasındaki zamansal ve bölgesel farklılıkları keşfediyor. Yazar, Ermeni topluluklarının Osmanlı yaşamının tüm yönlerinde ayrılmaz bir rol oynadığını ve onların yaşam hikayelerinin Tanzimat döneminin doğru bir temsili için hayati önem taşıdığını iddia ediyor. Kitap, savunmasız, dezavantajlı ve ezilenlerin yaşamlarına ışık tutarak, daha kapsayıcı bir Osmanlı tarihine doğru önemli bir adım atıyor.

Suciyan’ın çalışması, Tanzimat döneminin Ermeniler üzerindeki deneyimlerinin homojenliğinde ısrar ederken, o dönemin teorideki “Batılılaşma/modernleşme” vaatlerinin aslında Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Doğu vilayetlerinde devletin daha fazla kontrolünü sağlamayı amaçlayan bir politika olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Ermenilerin ek baskılarla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Suciyan, Tanzimat döneminin Hamidiye Alayları’na ve nihayetinde Ermeni Soykırımı’na yol açan baskının bir öncüsü olduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak bu kitap, Osmanlı historiografyasına ve Ermeni Araştırmalarına değerli bir katkı sağlayan, büyüleyici ve önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kitap, Osmanlı taşrasına, “reform” dönemine ve imparatorluğun çok etnikli nüfusuna dair yeni bir analiz sunarak, Tanzimat’ın karmaşık ve çoğu zaman acı veren mirasını yeniden değerlendiriyor.

  • Künye: Talin Suciyan – “Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman”: Vilayetlerin Tanzimat’ı, çeviren: Ayşe Günaysu, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2025