Mustafa Altıntaş – Osmanlı İstanbul’unda Ta’âm Bişirüb Satanlar (2020)

 

Osmanlı dönemi yemek kültürü üzerine yapılan çalışmalar, daha çok ev veya saray mutfağına odaklanır.

Fakat ev dışında yeme olgusu veya parayla yemek satan işletmeler hakkındaki bilgilerimiz oldukça sınırlıdır.

İşte mutfak kültürü ve yemek tarihi üzerinde araştırmalar yapan Mustafa Altıntaş’ın eldeki çalışması, tam da söz konusu boşluğu doldurmasıyla büyük önem arz ediyor.

On beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın sonuna kadar İstanbul aşçı ve tatlıcı esnafının kapsamlı bir hikâyesini sunan Altıntaş, esnafın sayısından İstanbul’daki dağılımlarına, ne pişirdiklerinden kaça sattıklarına kadar pek çok konuyu aydınlatıyor.

Çalışma bir yandan bu ve bunun gibi konulara odaklanırken, bir yandan da on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla Osmanlı mutfağının nasıl bir değişim geçirdiğinin ve bunun nedenlerinin de izini sürüyor.

Kitabın adı ise, 1501 tarihli İstanbul İhtisab Kanunnamesinde’ki bir tanımdan geliyor.

Bu kanunnamede, Altıntaş’ın konu ettiği esnaftan “aşçılar ve başçılar ve büryancılar ve börekçiler fi’l-cümle ta’am bişirüb satanlar” şeklinde bahsedilir.

  • Künye: Mustafa Altıntaş – Osmanlı İstanbul’unda Ta’âm Bişirüb Satanlar: Aşçılar, Başçılar, Büryancılar, Börekçiler, Tatlıcılar (1500-1800), Kitap Yayınevi, tarih, 176 sayfa, 2020

Cem Behar – Orada Bir Musıki Var Uzakta… (2020)

Geleneksel Osmanlı/Türk musıkisi, esas olarak on altıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren oluşmaya başlar.

Dolayısıyla da on altıncı yüzyılın ikinci yarısı ve on yedinci yüzyılın başları musıki geleneğimizde önemli bir eşik, bir kırılma noktası teşkil eder.

Müzik tarihi alanında yaptığı çok değerli çalışmalarıyla bildiğimiz Cem Behar, şimdi de 16. yüzyıl Osmanlı müziği üzerine derinlemesine bir incelemeyle karşımızda.

Behar burada, 16. yüzyılın ikinci yarısında bazı yeni siyasî, sosyal ve ekonomik koşulların imparatorluk başkenti İstanbul’da yeni ve yerel bir “tarz-ı Osmânî” musıkinin oluşumuna nasıl bir zemin teşkil ettiğini irdeliyor, bu değişen koşulların ortaya çıkardığı musıki değişimine kimi örnekler veriyor.

Bu dönemde İstanbul’da özgün ve yerel bir Osmanlı/Türk musıki geleneğinin ortaya çıkışının şehir toplumundaki temelleri üzerine çok iyi bir çalışma olarak okunabilecek eser, bu süreçte hem Osmanlı İmparatorluğu’nu hem de İstanbul toplumunun bütününü etkileyen çeşitli siyasî, askerî, ekonomik, sosyal, kültürel, görsel, hatta edebî gelişmelerin etkilerini aydınlatıyor.

Kitapta karşımıza çıkan kimi konular şöyle:

  • yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul’da gözlemlenen servet birikimi ve metropolleşme,
  • İstanbul’un yeni zenginleri ve yeni yoksullarının kültür ve müziği,
  • İstanbul’da kamusal buluşma mekânları olarak meclisler ve kahvehaneler,
  • Bu dönemde kahvehanelerin açılmasıyla musıkinin Saray’dan halka inmesi,
  • Avâm/havass karşıtlığı,
  • yüzyılda musikide eserler, çalgılar ve müzikler bağlamında yaşanan değişim,
  • yüzyıl güfte mecmuaları,
  • İcraya yönelik Acem etkisi…

Künye: Cem Behar – Orada Bir Musıki Var Uzakta…: XVI. Yüzyıl İstanbulu’nda Osmanlı/Türk Musıki Geleneğinin Oluşumu, Yapı Kredi Yayınları, müzik, 264 sayfa, 2020

Uygur Kocabaşoğlu – “Hürriyet”i Beklerken (2010)

Uygur Kocabaşoğlu ‘”Hürriyet”i Beklerken’de, içlerinde Tanin, Meşveret, İkdam, Şuray-ı Ümmet gibi yayın organlarının bulunduğu İkinci Meşrutiyet döneminin basınını, onun kimi başat özelliklerini ve etkili olmuş aktörlerini inceliyor.

Kocabaşoğlu, dönem basınının kronolojik bir tarihini vermekle yetinmeyerek, İkinci Meşrutiyet’in toplumsal ve siyasal ortamının kendine has özellikleriyle basın özgürlüğü arasındaki ilişkiyi bütünlüklü bir bakışla analiz ediyor.

Çalışma, 31 Mart ve ardından biçimlenen İttihad ve Terakki iktidarı tarafından sonlandırılan İkinci Meşrutiyet’in özgür ortamında, basının ne denli önemli bir rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Uygur Kocabaşoğlu – “Hürriyet”İ Beklerken, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, inceleme, 186 sayfa

Mehmet Bayrak – Dersim-Koçgiri (2010)

Dersimle ilgili yaptığı araştırmalardan bildiğimiz Mehmet Bayrak, ‘Dersim-Koçgiri’ adlı bu kapsamlı çalışmasında, 1921 ve 1937-38’de gerçekleştirilen Koçgiri ve Dersim katliamlarını ele alıyor.

Osmanlı-Safevi ilişkilerinde Dersim’in nasıl bir rol aldığı konusuyla çalışmasına başlayan Bayrak, Safeviler’deki dinsel dönüşümün Dersim’e etkileri; bölgedeki katliamları; Koçgiri-Dersim için yakılmış ağıt ve destanları; Seyid Rıza’nın idamını ve 1960 cuntasının Kürt politikası gibi konuları anlatıyor.

Kitap, ana konusunun dışında, Dersim’deki dinsel yapılanma, edebiyat ve müzik; Dersim’de dengbêjlik geleneği; Dersim kadını gibi bölge kültürünün kendine has ayrıntılarını da işliyor.

  • Künye: Mehmet Bayrak – Dersim-Koçgiri, Özge Yayınları, tarih, 487 sayfa

Kolektif – Yas Kitabı (2010)

1938’de Dersim’de yaşananlar, özellikle 10 Kasım 2009’da TBMM’de Onur Öymen’in konuşması ekseninde yeni bir tartışmanın alevlenmesine sebep oldu.

Öymen konuşmasında, Dersim katliamını bir yöntem olarak öven ve öneren sözler sarf etmişti.

İşte Mehmet Çetin’in derlediği ‘Yas Kitabı’nda, Öymen’in konuşmasının vesile olduğu yazılar bir araya getirilmiş.

Burada, Akif Beki’den Alper Görmüş’e, Can Dündar’dan Baskın Oran’a, Cengiz Çandar’dan Cüneyt Arcayürek’e, Ertuğrul Özkök’ten Yıldırım Türker’e, Evrim Alataş’tan İsmail Beşikçi’ye birçok ismin katliamla ilgili yazıları bulunuyor.

Kitap, Dersim 38 konusundaki tartışmaları bir araya getirmesiyle önemli bir kaynak.

  • Künye: Kolektif – Yas Kitabı: Dersim 38’i Yazdılar, yayına hazırlayan: Mehmet Çetin, Sur Kitaplığı, siyaset, 278 sayfa

Matt Perry – Marksizm ve Tarih (2010)

Matt Perry, hem Marksist tarih görüşüne hem de Marksist tarih yazımına bir giriş niteliğindeki ‘Marksizm ve Tarih’te, okuyucusuna, Marksist tarih yazımındaki ana tema ve konuları sunuyor.

Marksizmin son 150 yılda dünya tarihinin değişen tempo ve doğasıyla başkalaşma biçimini analiz eden yazar, tüm bu evrime rağmen, Marksizmin nasıl güçlü entelektüel devamlılık öğeleri barındırdığını ve tarihsel metotları ile analizlerinin ne şekilde kuşaklararası tutarlılıklar sergilediğini, ayrıntılı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Perry’nin, her seviyeden okura hitap eden elimizdeki çalışması, Marksist tarihin haritasını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor diyebiliriz.

  • Künye: Matt Perry – Marksizm ve Tarih, çeviren: Gül Tunçer, İletişim Yayınları, felsefe, 302 sayfa

Beşir Ayvazoğlu – Divanyolu: Bir Caddenin Hikâyesi (2010)

Beşir Ayvazoğlu ‘Divanyolu’nda, bir zamanlar İstanbul’un en önemli caddelerinden biri olan Divanyolu’nu anlatıyor.

İlk adı ‘Mese’ olan bu cadde üzerinde, Fatih devrinde başlayan imar faaliyetlerinin II. Bayezid devrinde hız kazanışı; camiler, medreseler, saraylar, konaklar, hanlar, hamamlar ve türbeler gibi yapıların inşa edilişi; Hocapaşa yangını ve Divanyolu kahvehanelerindeki hayat, kitapta yer alan konulardan birkaçı.

Ayrıca, Topkapı Sarayı yapıldıktan sonra divan toplantılarına katılan vezirlerin, konaklarına gidip gelirken bu yolu kullanmaları nedeniyle ‘Mese’ adının bir süre sonra ‘Divanyolu’ olarak değişmesi, Ayvazoğlu’ndan öğrendiğimiz ilginç bir detay.

  • Künye: Beşir Ayvazoğlu – Divanyolu: Bir Caddenin Hikâyesi, Kapı Yayınları, şehir, 208 sayfa

Evelyne Bloch-Dano – Sebzelerin Efsanevi Tarihi (2020)

Evelyne Bloch-Dano, bir nevi sebze biyografisi olarak tanımlanabilecek bu çalışmasında, dünya kültür tarihinde ihmal edilmiş sebzelere hak ettiği değeri veriyor.

‘Sebzelerin Efsanevi Tarihi’, lahana turşusunun Hollanda denizciliğinin gelişmesine katkısı ve cadılar bayramında balkabağından önce hangi sebzenin yer aldığı gibi konular kadar, barındırdığı sebze yemekleri tarifleriyle de ilgiyi fazlasıyla hak ediyor diyebiliriz.

Kitaptan öğrendiğimiz birkaç önemli bilgi şöyle:

  • Rönesans döneminde enginar, afrodizyak etkilerinden dolayı çok rağbet görüyordu,
  • Avrupalılar yerelması yemeyi Kanada yerlilerinden öğrenmişlerdi,
  • Marcel Proust taze fasulye tutkunuydu,
  • Gregor Mendel kalıtım yasasını bezelyeler üzerinden keşfetmişti,
  • Domatesin adamotuyla karanlık ilişkisi, Avrupalıların uzun süre ondan sakınmalarına sebep olmuştu,
  • Külkedisi balkabağından arabası sayesinde prensesliğe terfi etmiş, başka bir prensesin prenses olduğuysa bir bezelye tanesi sayesinde anlaşılmıştı,
  • Biber gazının ana maddesi olan capsaicine’i en yoğun olarak barındıran biber türlerinden biri Kuzey Hindistan’da keşfedilmişti…

Bir sebze yediğimiz zaman dünya tarihiyle bütünleşiriz.

İşte Bloch-Dano edebiyat, sanat tarihi, müzik, şiir, sinema, tarih, prehistorya, coğrafya, jeoloji, jeomorfoloji, iklimbilim, genetik, bostancılık, bahçecilik gibi birçok disiplinden ustaca yararlanarak bunun tam olarak ne anlama geldiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Evelyne Bloch-Dano – Sebzelerin Efsanevi Tarihi, çeviren: Nihan Özyıldırım, İletişim Yayınları, kültür, 124 sayfa, 2020

Ian Heath, Keith Durham, Mark Harrison ve Rene Chartrand – Vikingler (2020)

 

Türkiye’de de son zamanlarda, özellikle de Vikingler adlı dizi vesilesiyle, gittikleri her yeri kasıp kavuran bu halk hakkında büyük merak uyandı.

İşte barındırdığı pek çok renkli illüstrasyonla da dikkat çeken bu çalışma da, Norveç’ten İrlanda ve Kuzey Amerika’ya kadar uzanmış Vikingler hakkında merak edilen hemen her şeyi anlatıyor.

Vikingler, tarihin acımasız akıncıları olarak bilinir.

Müthiş teknik ve denizcilik becerilerine sahiplerdi ve 250 yıl boyunca Avrupa kıyılarını yağmalamış, adeta kasıp kavurmuşlardı.

Kitap, hep söylendiğinin aksine, Vikinglerin acımasız ganimet avcılarından daha fazlası olduğunu, örneğin iyi kâşif ve yerleşimci olduklarını gözler önüne sermesiyle de önemli.

Kâşif yönleri o kadar güçlüdür ki, Kristof Kolomb’dan neredeyse 500 yıl önce Kuzey Amerika’ya çıkmışlardı.

Kitapta, savaşçı Vikingler olan hersir’den tehlikeli sularda yolculuk yapmalarına imkân sağlayan ikonik yelkenlilerine, ailelerinden topluluklarına, kültürlerinden günlük yaşamlarına Vikinglerin dünyasından pek çok ayrıntı aydınlatılıyor.

  • Künye: Ian Heath, Keith Durham, Mark Harrison ve Rene Chartrand – Vikingler: Denizlerin Efsanevi Savaşçıları, çeviren: Samet Özgüler, Kronik Kitap, tarih, 208 sayfa, 2020

Odile Moreau – Reformlar Çağında Osmanlı İmparatorluğu (2010)

Odile Moreau ‘Reformlar Çağında Osmanlı İmparatorluğu’nda, 1826’da yeniçeri ocağının lağvedilmesiyle başlayan “yeni düzen”in, Osmanlı ordusunun, sürekli bir değişim sürecine girişine nasıl etkide bulunduğunu irdeliyor.

Yazar, yeniçeri ocağının kaldırılmasının ardından, 1876 darbesi, 1908 devrimi ve 1920’lerin başındaki devrimlere kadar, Osmanlı siyasetini kesintiye uğratan askeri reformlar çağını inceliyor.

Moreau, Nizam-ı Cedit hareketinden başlayarak askeri eğitim okullarının açılışı, orduya asker alma usullerinin yeni baştan düzenlenişi ve tüm bu olup bitenlerin toplumdaki yansımaları gibi konulara odaklanıyor.

  • Künye: Odile Moreau – Reformlar Çağında Osmanlı İmparatorluğu, çeviren: Işık Ergüden, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 288 sayfa