Yümniye Akbulut – Şıklığın Resmi Tarihi (2010)

Yümniye Akbulut, alt başlığı ‘Olgunlaşma Enstitüsü’ olan ‘Şıklığın Resmi Tarihi’nde, Türkiye moda tarihinin bir dönemini anlatıyor.

Olgunlaşma Enstitülerinin kurulmasına tanıklık eden ve bu kurumlarda görev alan Akbulut, 1930’lu yıllar ve çocukluğunun Türkiye’sinin içinde bulunduğu koşullarla kitabına başlıyor.

Yazar, samimi bir üslupla, çocukluğunun geçtiği Manisa’yı, Ankara’daki hayatını, Gazi Üniversitesi’ndeki asistanlık yıllarını, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nü, Paris yıllarını, Belçika Eğitim Müşaviri olarak görev yaptığı dönemi, yurt içi ve yurt dışındaki defile ve sergilerini ve Türk el sanatlarının korunması ve geliştirilmesi çalışmalarını okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Yümniye Akbulut – Şıklığın Resmi Tarihi, Doğan Kitap, anı, 246 sayfa

Sabır Güler Sevli – Ötekinin Ötekisi (2019)

Özellikle 1980’lerden itibaren, kimlik siyaseti Türkiye’de dikkat çekici bir gündem haline gelmeye başladı.

Bunun sonucunda, Alevilik ve Kürtlük konularında daha önce görülmeyen düzeyde bir yayın bolluğu yaşandı.

Sabır Güler Sevli’nin bu kapsamlı çalışması da, Alevi Kürt kimliğinin tarihsel süreç içerisinde izlediği seyri ve bunu sağlayan toplumsal ve siyasal unsurları ayrıntılı bir şekilde gözler önüne sermesiyle önemli.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Geleneksel Aleviliğin inanç yapısı,
  • yüzyılın sonuna doğru Aleviliğin yeniden keşfinin altındaki nedenler,
  • yüzyıl misyoner-araştırmacı-gezgin raporlarında Kızılbaş Kürtler,
  • Zerdüştlük, Mazdekçilik, Maniheizm ve Şamanizm gibi, Kürt Aleviliğinin İslam öncesi din ve inanç sistemleriyle ilişkisi,
  • Aleviliğe etnik köken ayrımında Alevi Kürtlerin yeri,
  • Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Alevi Kürtler,
  • 1960-1980 dönemi sosyalist sol, Kürt hareketi ve Alevi Kürtler arasındaki ilişkiler…

Alevi Kürtleri hem tarihsel hem de güncel boyutlarıyla ele alan Sevli’nin kitabı, bu konudaki güncel araştırma ve tartışmalardan yararlanmasıyla da önemli.

  • Künye: Sabır Güler Sevli – Ötekinin Ötekisi: Etno-Dinsel Bir Kimlik Olarak Alevi Kürtlüğün İnşası, İletişim Yayınları, inceleme, 280 sayfa, 2019

Kolektif – Türkiye’de Kadın ve Müzik (2019)

‘Türkiye’de Kadın ve Müzik’, Türkiye’de kadın bestecilerin tarihini Osmanlı döneminden bugüne uzanarak inceleyen harika bir derleme.

Kadınlar, her yerde olduğu gibi müziğin görünen hiçbir yüzünde de yoktur.

Oysa müzik yaratıcıları olarak kadınlar Türkiye’de Anadolu’da, Çatalhöyük’ün Neolitik kültürlerinde, Mezopotamya’nın Antik Sümer medeniyetinde ve Roma İmparatorluğu süresince hep vardı.

Öte yandan bugün Türk müziği Orta Asya halk müziği, Arap müziği, Bizans, Yunan, Osmanlı İmparatorluğu, İran, Balkanlar, Ermenistan, Avrupa ve hatta Kuzey Amerika’dan gelen türler ve unsurları kucaklıyor.

Kuşkusuz bunda kadın müzisyenlerle bestecilerin çok önemli emeği vardır.

İşte, Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan ve pek çok müzisyenle akademisyenin katkıda bulunduğu bu çalışma, geniş bir zaman aralığında, kadınların müziğe yaptığı katkıyı izliyor, bu emeği daha görünür kılıyor.

Tanrıçalar ve Antik tefçilerden Osmanlı müziğinde kadınlara ve Türkiye Cumhuriyeti’nde kadın bestecilere pek çok konuyu irdeleyen çalışma, aynı zamanda güncel kadın bestecilere ilişkin ayrıntılı bir araştırmaya dayanan Türkiye’den Kadın Besteciler Sözlüğü de barındırıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Patricia Adkins Chiti, E. Şirin Özgün, Ş. Şehvar Beşiroğlu ve Selen Gülün.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Kadın ve Müzik / Women and Music in Turkey, derleyen: Patricia Adkins Chiti ve Selen Gülün, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, kadın, 292 sayfa, 2019

Kolektif – Osmanlı Döneminde Diyarbekir’de Toplumsal İlişkiler (2016)

Diyarbakır Vilayetinin 1870-1915 zaman aralığındaki toplumsal hayatını irdeleyen ve böylece dönemin Diyarbekir bölgesindeki gelişmelerin çok yüzlü bir tablosunu çizen usta işi makaleler.

Kitap diğer bir yönüyle de, vilayetteki etnik ve dini gruplar ile Kürtlerin bölgedeki Süryani, Asuri ve Ermenilerle ilişkileri konularında bir başucu kitabı.

Çalışma, vilayetin o döneminde devlet ve aşiret ilişkilerinden, Hamidiye Alayları’na, Ermeni soykırımından, Kürtlere, Süryanilere uzanan pek çok konuyu ve ayrıntılı bir şekilde inceleniyor.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Döneminde Diyarbekir’de Toplumsal İlişkiler (1870-1915), derleyen: Joost Jongerden ve Jelle Verheij, çeviren: Ayşen Gür, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2016

Erhan Altunay – İstanbul’un Pagan Çağı (2019)

Avrasya Boğaz tüp geçit projesi kapsamında Yenikapı’da devam eden çalışmalar sırasında, Tayyip Erdoğan’ın, “Üç beş çanak çömlek Marmaray’ı dört yıl geciktirdi. Yazık değil mi günah değil mi?” dediği Theodosius limanının devamı ortaya çıkarılmıştı.

Peki, Theodosius limanının önemi nedir?

Limanın asıl önemi, neolitik dönem buluntularıyla birlikte İstanbul’un tarihini tam 8 bin 500 yıl geriye götürmesi.

Başka bir deyişle bu kazılardan edinilen bulgularla İstanbul’un ilk çağlarına, yani şehrin Hıristiyanlığın hâkimiyetine kadar geçen sürecine gidebiliyoruz.

İşte Erhan Altunay’ın bu çalışması, Marmaray kazıları sayesinde nasıl muazzam bir kaynağa kavuştuğumuzu gözler önüne sermesiyle çok önemli.

Altunay burada, İstanbul’un pagan çağında neler yaşandığını ve bu kadim şehrin kuruluş efsanesini anlatıyor.

Çalışmayı, İstanbul’un antik tarihi hakkında kaçırılmayacak bir kaynak olarak öneriyoruz.

  • Künye: Erhan Altunay – İstanbul’un Pagan Çağı: Bizans Öncesi İstanbul, Destek Yayınları, arkeoloji, 152 sayfa, 2019

Avlonyalı Süreyya Bey – Osmanlı Sonrası Arnavutluk (2010)

‘Osmanlı Sonrası Arnavutluk’, Avlonyalı Süreyya Bey’in ‘Hatırat ve Terâcim-i Ahval’ başlıklı anılarından oluşuyor.

Anılar, Arnavutluk’un Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsızlığını ilan ettiği 1912’den 1920’ye kadar olan dönemini kapsıyor.

Ayrıca Arnavutluk’taki bağımsızlık öncesi gelişmeler, Arnavutların Osmanlı yönetimi ve özellikle İttihat ve Terakki Partisi ile ilişkileri bağlamında geriye dönük değerlendirmeler de içerdiğinden, Osmanlı dönemi de, anıların önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Süreyya Bey, Osmanlı’nın üst düzey devlet kademelerinde görev yapmış insanlar yetiştiren bir aileye mensup.

Anılar, yazarının konumu, ilişkileri ve aile çevresinden önemli birçok ismin bulunması nedeniyle, söz konusu döneme ve Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde meydana gelen olaylara ışık tutacak nitelikte.

  • Künye: Avlonyalı Süreyya Bey – Osmanlı Sonrası Arnavutluk (1912-1920), hazırlayan: Abdülhamit Kırmızı, Klasik Yayınları, anı, 472 sayfa

Ender Arat – Türklere Güvendiler (2016)

Macarlardan Fransızlara, Suudi Arabistanlılardan Azerilere, Hintlilerden Hıristiyan topluluklara, baskıdan kaçarak Türk topraklarına sığınanlar…

Troçki’den Şeyh Şamil’e, Tepedenli Ali Paşa’dan Mahmud Tarzi’ye, Erich Auerbach’tan Carl Ebert’e, Jak Deleon’dan Ayetullah Humeyni’ye, geçmişte Türkiye’ye sürgün olmuş pek çok tarihi kişilik burada.

  • Künye: Ender Arat – Türklere Güvendiler, Tarihçi Kitabevi

Cemil Koçak – Tek Parti (2016)

Cemil Koçak’ın, 1923-1945 arası tek parti döneminde meydana gelmiş tartışmalı siyasi meseleleri irdelediği metinleri, bu kitapta.

“Türkiyeli” tartışmasının kökenleri, ‘Nutuk’taki ilginç detaylar, CHP’nin siyasal dönüşümü, Atatürk’ün hastalığının gizlenmesi, Atatürk’ün hazineye çiftlik bağışlamasına İnönü’nün tepkisi ve İzmir suikastının karanlık noktaları, kitaptaki kimi konular.

  • Künye: Cemil Koçak – Tek Parti: Cumhuriyet ve Şefler, Timaş Yayınları

Jared Diamond – Çöküş (2019)

Jared Diamond ünlü eseri ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’te, bilimsel verileri herkesin anlayabileceği bir biçimde açıklayarak insanlık tarihinin nasıl geliştiğini adım adım ve çarpıcı verilerle izlemişti.

Kitap özellikle, Batı uygarlığının, dünyanın büyük bir kısmına hâkim olmasının arkasındaki ayrıcalık ve teknolojileri tarihsel olarak nasıl kazandığını kapsamlı bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çekiyordu.

Diamond, şimdi de, ‘Çöküş’le karşımızda.

Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskısıyla ‘Çöküş’, ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ten farklı olarak yönünü kaybeden uygarlıklara, tarihte yitip gitmiş uygarlıklarının yıkılışının ardındaki nedenlere dönüyor.

Kitap, bu uygarlıkların tarih sahnesinden çekilmelerinin nedeni neydi ve bizler, yıkılan bu kadim uygarlıkların trajik sonlarından neler öğrenebiliriz sorularına aydınlatıcı yanıtlar veriyor.

Nasıl oluyor da bazı uygarlıklar karşı karşıya kaldıkları krizleri yaratıcı çözümlerle aşarken bazıları bu sorunlarla hiçbir şekilde baş edemiyor?

Örneğin Çin ve Avusturalya’nın bunların ilkine örnek olmasının nedenleriyle Ruanda ve Haiti’nin ikinci gruba dâhil olmasının nedenleri nelerdir?

Diamond bu sorulara yanıt arıyor ve bunu yaparken de, dünya uygarlıklarının çöküşünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor, başarısızlığa uğrayan bu medeniyetlerin tecrübelerinden nasıl yararlanılabileceğini irdeliyor.

  • Künye: Jared Diamond – Çöküş: Toplumlar Başarısızlığı ya da Başarıyı Nasıl Seçerler?, çeviren: Barış Baysal, Pegasus Yayınları, tarih, 744 sayfa, 2019

Raffaele Gianighian – Hodorçur (2016)

Raffaele Gianighian’ın, henüz dokuz yaşındayken tanık olduğu Ermeni Soykırımı’na dair tanıklığı, burada.

Planlı bir katliamın, cinayetlerin, sürgünlerin, tecavüz ve aşağılanmaların sıkça dile getirildiği kitap, yazarın adeta bir günlük tutmuşçasına verdiği yer, insan adları ve olguların zenginliğiyle de dikkat çekici.

Gianighian, 1906 yılında Hodorçur kazası yakınlarında, Kisak’ta doğdu.

Babası Garabet, tüm vadinin demircisiydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ve Türkiye’de Ermeni soykırımının başladığı 1915’ten 1919’a kadar Raffaele, Edessa (bugünkü Urfa) yakınlarında Büyükbağ’da kalarak Müslüman oldu ve Abdullah adını aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Babama konuşmaya gidiyorum. Derenin etrafından sinirotlarından topluyorum: Yüzümdeki ve alnımdaki yaralara onlardan sürüyorum. Babamın mezarının üzerine uzanıyorum. Güneş yüzümü yakarken kalkıyorum. Karnım aç, olsun, bir hafta bile aç kalmaya alışkınım. Dereye gidiyorum, soyunuyorum, suyun içinde yürüyüp yüzümü yıkıyorum. Dere kıyısından sinirotu yaprakları bulup yaralarıma ilaç yapıyorum. Ceketimi giyiyorum. Tabiatın sabah şarkısını dinliyorum. Babamın o tatlı sesi kulaklarımda çınlıyor: ‘Sana kötülük yapan insanları unut evlat. İyilik ve sevgi hayattır, insanı sev.’”

  • Künye: Raffaele Gianighian – Hodorçur: Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati, çeviren: Serhan Ada, İletişim Yayınları, anı, 225 sayfa, 2016