Erhan Altunay – İstanbul’un Pagan Çağı (2019)

Avrasya Boğaz tüp geçit projesi kapsamında Yenikapı’da devam eden çalışmalar sırasında, Tayyip Erdoğan’ın, “Üç beş çanak çömlek Marmaray’ı dört yıl geciktirdi. Yazık değil mi günah değil mi?” dediği Theodosius limanının devamı ortaya çıkarılmıştı.

Peki, Theodosius limanının önemi nedir?

Limanın asıl önemi, neolitik dönem buluntularıyla birlikte İstanbul’un tarihini tam 8 bin 500 yıl geriye götürmesi.

Başka bir deyişle bu kazılardan edinilen bulgularla İstanbul’un ilk çağlarına, yani şehrin Hıristiyanlığın hâkimiyetine kadar geçen sürecine gidebiliyoruz.

İşte Erhan Altunay’ın bu çalışması, Marmaray kazıları sayesinde nasıl muazzam bir kaynağa kavuştuğumuzu gözler önüne sermesiyle çok önemli.

Altunay burada, İstanbul’un pagan çağında neler yaşandığını ve bu kadim şehrin kuruluş efsanesini anlatıyor.

Çalışmayı, İstanbul’un antik tarihi hakkında kaçırılmayacak bir kaynak olarak öneriyoruz.

  • Künye: Erhan Altunay – İstanbul’un Pagan Çağı: Bizans Öncesi İstanbul, Destek Yayınları, arkeoloji, 152 sayfa, 2019

Avlonyalı Süreyya Bey – Osmanlı Sonrası Arnavutluk (2010)

‘Osmanlı Sonrası Arnavutluk’, Avlonyalı Süreyya Bey’in ‘Hatırat ve Terâcim-i Ahval’ başlıklı anılarından oluşuyor.

Anılar, Arnavutluk’un Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsızlığını ilan ettiği 1912’den 1920’ye kadar olan dönemini kapsıyor.

Ayrıca Arnavutluk’taki bağımsızlık öncesi gelişmeler, Arnavutların Osmanlı yönetimi ve özellikle İttihat ve Terakki Partisi ile ilişkileri bağlamında geriye dönük değerlendirmeler de içerdiğinden, Osmanlı dönemi de, anıların önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Süreyya Bey, Osmanlı’nın üst düzey devlet kademelerinde görev yapmış insanlar yetiştiren bir aileye mensup.

Anılar, yazarının konumu, ilişkileri ve aile çevresinden önemli birçok ismin bulunması nedeniyle, söz konusu döneme ve Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde meydana gelen olaylara ışık tutacak nitelikte.

  • Künye: Avlonyalı Süreyya Bey – Osmanlı Sonrası Arnavutluk (1912-1920), hazırlayan: Abdülhamit Kırmızı, Klasik Yayınları, anı, 472 sayfa

Ender Arat – Türklere Güvendiler (2016)

Macarlardan Fransızlara, Suudi Arabistanlılardan Azerilere, Hintlilerden Hıristiyan topluluklara, baskıdan kaçarak Türk topraklarına sığınanlar…

Troçki’den Şeyh Şamil’e, Tepedenli Ali Paşa’dan Mahmud Tarzi’ye, Erich Auerbach’tan Carl Ebert’e, Jak Deleon’dan Ayetullah Humeyni’ye, geçmişte Türkiye’ye sürgün olmuş pek çok tarihi kişilik burada.

  • Künye: Ender Arat – Türklere Güvendiler, Tarihçi Kitabevi

Cemil Koçak – Tek Parti (2016)

Cemil Koçak’ın, 1923-1945 arası tek parti döneminde meydana gelmiş tartışmalı siyasi meseleleri irdelediği metinleri, bu kitapta.

“Türkiyeli” tartışmasının kökenleri, ‘Nutuk’taki ilginç detaylar, CHP’nin siyasal dönüşümü, Atatürk’ün hastalığının gizlenmesi, Atatürk’ün hazineye çiftlik bağışlamasına İnönü’nün tepkisi ve İzmir suikastının karanlık noktaları, kitaptaki kimi konular.

  • Künye: Cemil Koçak – Tek Parti: Cumhuriyet ve Şefler, Timaş Yayınları

Jared Diamond – Çöküş (2019)

Jared Diamond ünlü eseri ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’te, bilimsel verileri herkesin anlayabileceği bir biçimde açıklayarak insanlık tarihinin nasıl geliştiğini adım adım ve çarpıcı verilerle izlemişti.

Kitap özellikle, Batı uygarlığının, dünyanın büyük bir kısmına hâkim olmasının arkasındaki ayrıcalık ve teknolojileri tarihsel olarak nasıl kazandığını kapsamlı bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çekiyordu.

Diamond, şimdi de, ‘Çöküş’le karşımızda.

Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskısıyla ‘Çöküş’, ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ten farklı olarak yönünü kaybeden uygarlıklara, tarihte yitip gitmiş uygarlıklarının yıkılışının ardındaki nedenlere dönüyor.

Kitap, bu uygarlıkların tarih sahnesinden çekilmelerinin nedeni neydi ve bizler, yıkılan bu kadim uygarlıkların trajik sonlarından neler öğrenebiliriz sorularına aydınlatıcı yanıtlar veriyor.

Nasıl oluyor da bazı uygarlıklar karşı karşıya kaldıkları krizleri yaratıcı çözümlerle aşarken bazıları bu sorunlarla hiçbir şekilde baş edemiyor?

Örneğin Çin ve Avusturalya’nın bunların ilkine örnek olmasının nedenleriyle Ruanda ve Haiti’nin ikinci gruba dâhil olmasının nedenleri nelerdir?

Diamond bu sorulara yanıt arıyor ve bunu yaparken de, dünya uygarlıklarının çöküşünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor, başarısızlığa uğrayan bu medeniyetlerin tecrübelerinden nasıl yararlanılabileceğini irdeliyor.

  • Künye: Jared Diamond – Çöküş: Toplumlar Başarısızlığı ya da Başarıyı Nasıl Seçerler?, çeviren: Barış Baysal, Pegasus Yayınları, tarih, 744 sayfa, 2019

Raffaele Gianighian – Hodorçur (2016)

Raffaele Gianighian’ın, henüz dokuz yaşındayken tanık olduğu Ermeni Soykırımı’na dair tanıklığı, burada.

Planlı bir katliamın, cinayetlerin, sürgünlerin, tecavüz ve aşağılanmaların sıkça dile getirildiği kitap, yazarın adeta bir günlük tutmuşçasına verdiği yer, insan adları ve olguların zenginliğiyle de dikkat çekici.

Gianighian, 1906 yılında Hodorçur kazası yakınlarında, Kisak’ta doğdu.

Babası Garabet, tüm vadinin demircisiydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ve Türkiye’de Ermeni soykırımının başladığı 1915’ten 1919’a kadar Raffaele, Edessa (bugünkü Urfa) yakınlarında Büyükbağ’da kalarak Müslüman oldu ve Abdullah adını aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Babama konuşmaya gidiyorum. Derenin etrafından sinirotlarından topluyorum: Yüzümdeki ve alnımdaki yaralara onlardan sürüyorum. Babamın mezarının üzerine uzanıyorum. Güneş yüzümü yakarken kalkıyorum. Karnım aç, olsun, bir hafta bile aç kalmaya alışkınım. Dereye gidiyorum, soyunuyorum, suyun içinde yürüyüp yüzümü yıkıyorum. Dere kıyısından sinirotu yaprakları bulup yaralarıma ilaç yapıyorum. Ceketimi giyiyorum. Tabiatın sabah şarkısını dinliyorum. Babamın o tatlı sesi kulaklarımda çınlıyor: ‘Sana kötülük yapan insanları unut evlat. İyilik ve sevgi hayattır, insanı sev.’”

  • Künye: Raffaele Gianighian – Hodorçur: Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati, çeviren: Serhan Ada, İletişim Yayınları, anı, 225 sayfa, 2016

Edmund de Waal – Kehribar Gözlü Tavşan (2016)

Kökleri Viyana’dan Paris’e, Meksika’dan Tokyo’ya ve İngiltere’ye uzanan Ephrussi ailesinin tarihini, 19. yüzyıldan bugüne, zengin ayrıntılarla izleyen ödüllü bir biyografi.

Dünya tarihine yön vermiş olayların göbeğinde yer almış bu ailenin yolu, Proust, Monet ve Rilke gibi ünlü isimlerle de kesişecektir.

  • Künye: Edmund de Waal – Kehribar Gözlü Tavşan, çeviren: Özlem Gayretli Sevim, Everest Yayınları, biyografi, 400 sayfa, 2016

Vecihi Başarın ve Hatice Hürmüz Başarın – Çanakkale Boğazı’nın Derinliklerinde (2010)

Vecihi Başarın ve Hatice Hürmüz Başarın’ın kaleme aldığı ‘Çanakkale Boğazı’nın Derinliklerinde’, Çanakkale Savaşlarında Avusturalya Denizaltısı HMAS AE2 ile Sultanhisar Torpidosu’nun mücadelesini anlatıyor.

AE2, 30 Nisan 1915’te Sultanhisar adlı torpido gemisinden açılan ateşle hasar görmüş, AE2’nin İrlandalı kaptanı Henry Stoker da, denizaltıyı Türklere vermektense batırmaya karar vermişti.

Batırılan denizaltı Marmara Denizi’nin sularına gömülüp gözden kaybolduğu sırada, AE2’nin 32 mürettebatı Ali Rıza’nın kaptanlığını yaptığı Sultanhisar’ın filikaları tarafından kurtarılmıştı.

Her ikisi de savaştan sağ çıkan kaptanların anılarıyla çalışmalarını zenginleştiren yazarlar, bu önemli çalışmalarında, 1998’e kadar denizin altında keşfedilmeyi bekleyen AE2’nin hikâyesini hem Avusturalya hem de Türk bakış açısından anlatıyor.

  • Künye: Vecihi Başarın ve Hatice Hürmüz Başarın – Çanakkale Boğazı’nın Derinliklerinde, Galata Yayınları, inceleme, 200 sayfa

Ronald Grigor Suny – Bakü Komünü (2019)

Batı ülkelerinde Ekim Devrimi’nin tarihi yazımı, olayları neredeyse tamamen Petrograd ve Moskova ekseninde ele alarak 1917-1918’deki geniş tabloyu görmezden gelir.

Oysa Bakü örneğine bakıldığında, bazı merkezlerde devrimin izlediği yol Petrograd’da yaşanılandan oldukça farklı bir çizgide gelişmişti.

İşte Ronald Grigory Suny’nin bizde yeniden basılan, ilk kez 1972’de yayımlanmış elimizdeki çalışması, Rus İmparatorluğu’nun Hazar limanı, petrol başkenti Bakü’de devrimin ilk bir buçuk yılına yakından bir göz atarak bu dengesizliği gidermesiyle büyük önem arz ediyor.

Bilindiği gibi, Rus, Müslüman, Ermeni gibi farklı etnik gruplardan emekçilerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir petrol ve işçi kenti olan Bakü’de Bolşevik önder Isdepan Şahumyan önderliğinde, Paris Komünü’nden esinlenerek ilan edilen bir Komün kurulmuştu.

Suny’nin de gözler önüne serdiği gibi, Bakü’nün kendine özgü durumu, sınıf ve ulus savaşımının birlikte yaşanması, daha iyi bilinen merkezi Rusya’ya dayandırılan genellemelerin doğrulanması için çok yararlı bir kaynak oluşturuyor.

Suny’nin çalışması, Bakü Komünü’nün devrim tarihi içinde nasıl çok hayati bir durak olduğunu ortaya koyduğu gibi, bu deneyimi enine boyuna izleyerek Sovyet Devrimi’nin bütünlüğüne katkıda bulunuyor.

Kitap, Bakü Komünü’nün hangi çelişkilerle malul olduğunu, kentteki işçi hareketinin kendine has karakterinin ne olduğunu ve kentin nasıl olup da işçi hareketi için önemli bir merkez haline dönüştüğünü ve Komün’ün başarılarını ve karşılaştığı sorunları kapsamlı bir şekilde izliyor.

  • Künye: Ronald Grigor Suny – Bakü Komünü, çeviren: Kudret Emiroğlu, Aras Yayıncılık, tarih, 368 sayfa, 2019

Augustus – Ankara Anıtı (2010)

‘Ankara Anıtı’, Roma’nın ilk imparatoru Augustus’un, hüküm sürdüğü dönemdeki “Res Gestae”, yani Türkçe adıyla yapılan işleri yazdırdığı bir levhanın Ankara’da bulunan kopyası.

Mermer üzerine Latince ve Yunanca yazılmış yazıt, 1865 yılında levhanın ilk edisyonunu hazırlayan Theodor Mommsen tarafından ‘Monumentum Ancyranum’, yani ‘Ankara Anıtı’ olarak adlandırılmış.

On altıncı yüzyılda keşfedilen ‘Monumentum Ancyranum’, altı levha halinde, 35 paragraflık bir satır.

İçerik olarak üç bölüme ayrılan yazıtta, Senatus ve Roma halkı tarafından Augustus’a bahşedilen onurlar; Augustus’un, devleti için kişisel servetinden yaptığı harcamalar ve Augustus’un barışta ve savaşta gerçekleştirdiği hizmetler anlatılıyor.

Yazıtın Latince, Yunanca ve Türkçe olarak yayımlandığı elimizdeki baskıda, çevirmenin ‘Ankara Anıtı’nı ele aldığı kapsamlı bir sunuş yazısı da yer alıyor.

  • Künye: Augustus – Ankara Anıtı, çeviren: Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yayınları, tarih, 132 sayfa