Robert J. Sharer – Maya Uygarlığında Günlük Hayat (2025)

Robert Sharer’ın ‘Maya Uygarlığında Günlük Hayat’ adlı eseri, Amerika’nın gizemli uygarlıklarından biri olan Mayaların günlük hayatlarına dair kapsamlı bir inceleme sunuyor.

Sharer, kitabında Maya toplumunun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını, günlük ritüellerini, inanç sistemlerini ve sanatsal ifade biçimlerini detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazar, arkeolojik bulgular, tarihi metinler ve günümüz Maya toplulukları hakkındaki araştırmalar ışığında, Maya yaşamının zengin ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Kitapta, Maya şehirlerinin planlanması, mimarisi ve şehir yaşamı; tarım teknikleri, ticaret yolları ve ekonomik sistem; dinî inançlar, tanrılar ve ritüeller; yazım sistemi ve astronomi bilgileri gibi konulara yer veriliyor. Ayrıca, Maya sanatının farklı ifade biçimleri, giyim kuşam, yemek kültürleri ve sosyal hiyerarşi gibi konular da inceleniyor.

Sharer, Maya toplumunun sadece piramitleri ve takvimleriyle değil, aynı zamanda gelişmiş bir tarım sistemi, karmaşık bir sosyal yapı ve zengin bir kültürel mirasa sahip olduğunu vurguluyor. Yazar, Maya uygarlığının çöküşünün nedenleri üzerine de çeşitli teorileri değerlendirerek, bu medeniyetin bıraktığı etkilerin günümüz dünyası için hala önemli olduğunu gösteriyor.

‘Maya Uygarlığında Günlük Hayat’, hem akademik bir çalışma hem de popüler bir kitap olarak kabul edilebilir. Kitap, Maya uygarlığına ilgi duyan herkes için anlaşılır bir dilde yazılmış ve zengin görsel materyallerle desteklenmiş.

  • Künye: Robert J. Sharer – Maya Uygarlığında Günlük Hayat, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2025

Büşra Nur Topal Akdoğmuş – Çapanoğulları (2025)

Çapanoğulları, Yozgat havalisinin köklü ve büyük bir hanedan ve elit sülalesi. Popüler hafızada, Milli Mücadele dönemindeki Çapanoğlu İsyanı ile ve “Her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar” deyimiyle biliniyorlar.

Büşra Nur Topal Akdoğmuş, bu incelikli çalışmasında, Çapanoğulları’nı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşra elitinin dönüşüm sürecinin canlı bir “sahası” olarak ele alıyor.

‘Çapanoğulları’nda taşra eliti olgusu, merkez-çevre diyalektiği, patrimonyalizm, sultan rejimleri ve “güçlü devlet geleneği” gibi “büyük” modelleri de zihninin gerisinde tutarak, fakat esasen devlete toplumdan bakan bir görüş açısıyla inceleniyor.

Güçlü analitik yaklaşımıyla, aynı zamanda aile romanı lezzeti taşıyan bir tarihsel sosyoloji anlatısı…

Kitaptan bir alıntı:

“Uzun süreler boyunca taşra toplum düzeninden Osmanlı merkez bürokrasisine kadar birçok alanda görev alan Çapanoğulları’nın iki rejim etrafındaki dönüşümünü konu edinen bu inceleme, ailenin Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet sonrasına kadar benimsediği ‘hem emredici hem itaatkâr’ siyaseti merkeze alıyor. Bugüne değin olumsuz çağrışımlarıyla kulaktan kulağa dolaşan ‘her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar’ deyimini bu çalışmayla beraber artık, bir manevra kabiliyeti ve politik maharet türü olarak ‘Çapanoğlu siyaseti’ etrafında düşünmeyi teklif ediyorum.”

  • Künye: Büşra Nur Topal Akdoğmuş – Çapanoğulları: Taşra Elitinin Dönüşümü, İletişim Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2025

Fuat Bozkurt – Türk içki Geleneği (2025)

Fuat Bozkurt, ‘Türk İçki Geleneği’ adlı eserinde bizi eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Bu kitapta, Eski Türklerden başlayarak günümüze uzanan zaman çizelgesinde içki ve eğlence kültürümüzün evrimini keşfe çıkıyoruz. Kımızdan şaraba, oradan rakıya uzanan bu serüven, Fuat Bozkurt’un kalemiyle yeniden hayat buluyor.

Bozkurt, tam da bir akşamcı masasının vakur edası ve dostane üslubuyla hikâyeler, fıkralar, anekdotlar ve şiirlerle bezeli bir anlatım sunuyor. Okuyucuyu tarihin tozlu raflarından çekip çıkararak Türk içki kültürünün büyüleyici dünyasında gezintiye davet ediyor.

Yazar, bu eserde, içkinin sadece bir içecek değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve tarihsel bir olgu olduğunu vurguluyor. Köklerinden günümüze, içkinin Türk toplumundaki yerini, dinsel ritüellerdeki rolünü, sosyal ilişkilerdeki etkisini ve tarih boyunca geçirdiği dönüşümleri detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, hem tarihsel bir bakış açısı sunuyor hem de içkinin edebiyatta, sanatta ve gündelik hayattaki yansımalarını ele alıyor. Fuat Bozkurt, bu eseriyle Türk kültürünün zengin ve karmaşık bir yönünü okurlara sunuyor.

  • Künye: Fuat Bozkurt – Türk içki Geleneği, Kabalcı Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2025

Johann Chapoutot – Nazi Gibi Düşünmek, Nazi Gibi Davranmak (2025)

Johann Chapoutot’un ‘Nazi Gibi Düşünmek, Nazi Gibi Davranmak’, adlı eseri, Nazi ideolojisinin temelinde yatan kan bağı kavramını derinlemesine inceleyen bir çalışma. Yazar, Nazi rejiminin sadece siyasi bir hareket değil, aynı zamanda kan bağı ve ırk üstünlüğü gibi biyolojik ve kültürel faktörlere dayalı bir ideoloji olduğunu vurguluyor.

Chapoutot, kitabında Nazi ideolojisinin nasıl oluştuğunu, bu ideolojinin hukuk sistemine nasıl yansıdığını ve Nazi Almanyası’ndaki günlük yaşamı nasıl şekillendirdiğini detaylı bir şekilde analiz ediyor. Yazar, özellikle kan bağı kavramının Nazi hukukunda merkezi bir yer tuttuğunu ve ırk temizliği gibi uygulamaların bu kavram üzerinden meşrulaştırıldığını gösteriyor.

Nazi ideolojisinin kökenleri: Nazi ideolojisinin 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ırkçı ve milliyetçi akımlardan nasıl etkilendiği

Kan bağı kavramının Nazi ideolojisindeki yeri: Kan bağı kavramının Nazi partisi programında ve hukuk sisteminde nasıl yer aldığı

Irk yasaları ve soykırım: Nazi Almanyası’nda Yahudilere ve diğer azınlıklara yönelik uygulanan ırkçı yasalar ve soykırımın hukuki zemini

Nazi ideolojisinin günümüzdeki etkileri: Nazi ideolojisinin modern dünyada hala yankılanan fikirleri ve güncel siyasi tartışmalardaki etkileri

Kitap, Nazi rejiminin nasıl oluştuğunu ve faaliyet gösterdiğini anlamak için önemli bir kaynak, aynı zamanda ırkçılığın tarihsel kökenlerini ve ideolojik temellerini incelemek açısından değerli.

  • Künye: Johann Chapoutot – Nazi Gibi Düşünmek, Nazi Gibi Davranmak: Kan Yasası, çeviren: Yurtsay Mıhçıoğlu, Alfa Yayınları, siyaset, 552 sayfa, 2025

Richard Elliott Friedman – Tevrat’ı Kim Yazdı? (2025)

Richard Elliott Friedman’ın ‘Tevrat’ı Kitabı Kim Yazdı?’ adlı eseri, Tevrat’ın yazarlığı, gelişimi ve tarihsel bağlamı hakkında önemli bir tartışma başlattı. Yazar, Tevrat’ın tek bir yazar tarafından değil, farklı dönemlerde yaşamış birçok yazar tarafından kaleme alındığını ve bu nedenle tek bir anlam taşımadığını savunuyor.

Friedman, Tevrat’ın oluşum sürecinde mitlerin, efsanelerin, tarihsel olayların ve farklı dini inanışların bir araya gelerek karmaşık bir yapı oluşturduğunu belirtir. Kitabın her bir bölümünün farklı amaçlarla ve farklı dönemlerde yazıldığını, bu nedenle de farklı yorumlara açık olduğunu vurgular.

Yazar, Tevrat’ın farklı katmanlardan oluştuğunu ve bu katmanların birbirinden ayrıştırılarak incelenmesi gerektiğini savunur. Bu sayede, Tevrat’ın tarihsel ve kültürel bağlamı daha iyi anlaşılabilir ve metnin farklı anlamları ortaya çıkarılabilir. Friedman, Tevrat’ın yazarlarının kimlikleri, yaşadıkları dönemler ve metinleri oluştururken hangi kaynaklardan yararlandıkları gibi sorulara cevap arayarak, Tevrat’ın daha bilimsel bir şekilde incelenmesine katkı sağlar.

Kitapta ele alınan başlıca konular:

  • Tevrat’ın oluşum süreci
  • Tevrat’ın farklı yazarları ve kaynakları
  • Tevrat’ın tarihsel ve kültürel bağlamı
  • Tevrat’ın farklı yorumları
  • Tevrat’ın modern dünyadaki etkisi

Künye: Richard Elliott Friedman – Tevrat’ı Kim Yazdı?, çeviren: Muhammet Tarakçı, Kabalcı Yayınları, dinler tarihi, 360 sayfa, 2025

Richard J. Evans – Tarihin Savunusu (2025)

Richard J. Evans’ın ‘Tarihin Savunusu’ adlı çalışması, postmodernizmin tarihçiliğe yönelik eleştirilerine karşı güçlü bir savunma niteliğinde. Evans, tarihçiliğin nesnelliğinin ve geçmişi doğru bir şekilde anlama çabasının hala mümkün olduğunu savunuyor.

Yazar, postmodernistlerin tarih anlatılarının öznel ve göreceli olduğunu, tarihçilerin de kendi ideolojileri ve ön yargılarıyla yönlendirildiğini iddia etmesine rağmen, tarihçiliğin bilimsel bir disiplin olduğunu ve nesnellik arayışının temel bir ilke olduğunu vurguluyor. Evans, tarihçilerin geçmiş olayları incelerken kaynakları eleştirel bir şekilde değerlendirmeleri, farklı perspektifleri dikkate almaları ve kanıtları dikkatlice analiz etmeleri gerektiğini belirtiyor.

Kitapta, tarihçiliğin önemi ve gerekliliği de vurgulanıyor. Evans’a göre tarih, geçmişi anlamamızı, geleceğe dair daha bilinçli kararlar almamızı ve kimliğimizi oluşturmamızı sağlayan önemli bir araçtır. Tarihçilik, sadece geçmişteki olayları kaydetmekle kalmaz, aynı zamanda güncel sorunlara ışık tutar ve toplumsal bilincin gelişmesine katkıda bulunur.

‘Tarihin Savunusu’, tarihçilik alanında çalışanlar ve tarih meraklıları için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, tarihçiliğin temel ilkelerini açık bir şekilde ortaya koyarken, aynı zamanda postmodernizm gibi farklı tarih anlayışlarını da eleştirel bir gözle değerlendiriyor. Evans, tarihçiliğin sadece geçmişe yönelik bir disiplin değil, aynı zamanda geleceğe dair umut veren bir uğraş olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Tarihin Savunusu, çeviren: Uygur Kocabaşoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 324 sayfa, 2025

Dennis P. Hupchick – Balkanlar (2025)

Dennis P. Hupchick’in bu çalışması, karmaşık ve çalkantılı bir coğrafya olan Balkanların tarihini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Özgün adı ‘The Balkans from Constantinople to Communism’ (‘Konstantinopolis’ten Komünizme Balkanlar’) olan kitap, Bizans İmparatorluğu’nun sonundan başlayarak, Osmanlı hakimiyeti, ulus devletlerin ortaya çıkışı, Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemi gibi önemli dönüm noktalarını inceliyor.

Yazar, Balkanların tarihini sadece siyasi olaylar üzerinden değil, aynı zamanda bölgenin kültürel, dini ve etnik çeşitliliğini de göz önünde bulundurarak analiz ediyor. Bu çeşitliliğin hem bölgeye zenginlik kattığını hem de çatışmalara zemin hazırladığını vurguluyor. Hupchick, Balkanların tarihini, Batı ve Doğu arasında bir köprü olarak konumlandırıyor ve bu coğrafyanın Avrupalılaşma sürecini detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, Balkanların siyasi ve sosyal tarihini anlatırken, aynı zamanda bölgenin ekonomik yapısını, eğitim sistemini ve kültürel hayatını da ele alıyor. Yazar, Balkanların tarih boyunca büyük güçlerin çekişme alanı olması nedeniyle sık sık istikrarsızlık yaşadığını ve bu durumun bölge halkının hayatını derinden etkilediğini vurguluyor.

Kitap, Balkan tarihi hakkında kapsamlı bir bilgi edinmek isteyenler için önemli bir kaynak. Kitap, bölgenin karmaşık tarihini anlaşılır bir dille anlatırken, aynı zamanda okuyucuyu düşünmeye ve kendi yorumlarını yapmaya teşvik ediyor.

Kitap, Türkçe’de şimdiye kadar yayımlanmış en kapsamlı Balkan tarihidir.

Özetle, Hupchick’in çalışması, Balkanların zengin ve çalkantılı tarihini, Bizans’tan komünizme uzanan geniş bir zaman diliminde inceliyor. Kitap, bölgenin kültürel, siyasi ve sosyal yapısını anlamak isteyenler için değerli bir kaynak.

  • Künye: Dennis P. Hupchick – Balkanlar: İki Dünya Arasında Bir Tarih, çeviren: Cengiz Yolcu, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 544 sayfa, 2025

Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler (2025)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılının tarihi işçilerin öyküsünün üstünden atlanarak yazılamaz. İlk yüzyılın tarihi başka veçhelerin yanı sıra Türkiye’nin bir tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişinin de öyküsüdür. Bu büyük dönüşüm sosyal ve siyasal sonuçlar üretmiş ve günümüz Türkiye’sini iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla yaratmıştır. Sanayi toplumuna geçişe dair bu öykünün başaktörü hiç kuşkusuz Türkiye işçi sınıfıdır.

Bu cilt bu başaktörün kendisini, farklı kesimlerini ya da bunları şekillendiren yapısal faktörleri değerlendiren makalelerden oluşuyor. Her ne kadar sanayi sonrası topluma geçildiğine dair iddialar duysak da bunlar temelsizdir ve işçi hareketi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının tarihinin yazılmasında da en önemli aktör olacaktır.

İşçi hareketinin siyasal ve sendikal kurumlarının zayıfladığı, bağımsız bir politik aktör olarak görülmediği son otuz yıl aynı zamanda Cumhuriyet kurumlarının belli bir “çürüme” de yaşadığı bir zaman dilimine denk düşer. Bu iki gelişme birbirinden bağımsız değildir. Oysa bu son otuz yılda yurttaşlarımız arasında işçileşme de yaygın bir sosyolojik olgudur. Bu dönüşümün sonuçları gün geçtikçe daha çok hissedilmektedir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında işçi hareketi günümüzde sahip olduğu yaygınlık ölçüsünde siyasete etki ederse, umulur ki işçi sınıfının sesi de daha gür çıkar. O zaman toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok olanlar, yani yaratanlar, silkelenir ve doğrulur.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler, derleyen: M. Görkem Doğan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2025

Hasan Kayalı – Direnen İmparatorluk (2025)

Hasan Kayalı’nın ‘Direnen İmparatorluk’ adlı eseri, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün beklenenden uzun sürmesini ve bu süreçte ortaya çıkan yeni ulusların oluşumunu derinlemesine inceliyor.

Kayalı, Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’nda yenilmesine rağmen hemen çökmemesinin birçok nedenini araştırıyor. İmparatorluğun uzun ömürlü olmasının arkasındaki en önemli faktörlerden biri olarak, merkezden uzak bölgelerdeki yerel güçlerin ve toplumların direnişini gösteriyor. Bu direniş, imparatorluğun dağılmasını yavaşlattığı gibi, yeni ulusların oluşum süreçlerini de karmaşık hale getirmiştir.

Yazar, aynı zamanda imparatorluğun çöküşü sürecinde ortaya çıkan yeni ulusların “tesadüfi” olduğunu savunuyor. Bu uluslar, mevcut siyasi ve coğrafi sınırların yanı sıra, etnik, dini ve kültürel karmaşıklıkların bir sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Kayalı, bu yeni ulusların sınırlarının belirlenmesinde büyük güçlerin çıkarlarının ve yerel güç mücadelelerinin önemli bir rol oynadığını vurguluyor.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü sadece siyasi ve askeri bir süreç olarak değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve ekonomik bir dönüşüm olarak ele alıyor. Kayalı, bu dönüşümün uzun vadeli etkilerini ve Ortadoğu’daki siyasi haritanın şekillenmesindeki rolünü analiz ediyor.

‘Direnen İmparatorluk’, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve yeni ulusların doğuşu hakkında önemli yeni bilgiler sunan, akademik bir çalışma. Kitap, hem tarihçiler hem de Ortadoğu siyasetiyle ilgilenenler için değerli bir kaynak.

Kitapta ele alınan başlıca konular:

  • Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş süreci
  • Merkezden uzak bölgelerdeki yerel güçlerin rolü
  • Yeni ulusların oluşumu ve sınırların belirlenmesi
  • Büyük güçlerin Ortadoğu’daki çıkarları
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası ve Ortadoğu’daki siyasi haritanın şekillenmesi

Künye: Hasan Kayalı – Direnen İmparatorluk: Büyük Savaş’ın Sonu, Osmanlı’nın Uzun Ömrü ve Tesadüfi Uluslar, çeviren: Çağdaş Sümer, Fol Kitap, tarih, 328 sayfa, 2025

Paul Stephenson – Büyük Konstantin (2025)

Paul Stephenson’ın bu eseri, Roma İmparatoru Konstantin’in hayatını ve özellikle Hristiyanlığa geçişini detaylı bir şekilde inceliyor. Kitap, Konstantin’in sadece siyasi bir lider değil, aynı zamanda Hristiyan dünyası için de dönüm noktası olan bir figür olduğunu vurguluyor.

Stephenson, Konstantin’in çocukluğundan başlayarak, Roma İmparatorluğu’nun içine düştüğü kargaşa dolu dönemi ve Konstantin’in bu kargaşadan nasıl sıyrılıp imparatorluğun tek hâkimi haline geldiğini anlatıyor.

Yazar, Konstantin’in zaferlerinin arkasındaki askeri dehayı ve siyasi zekayı gözler önüne sererken, aynı zamanda onun Hristiyanlığa olan ilgisinin ve bu dinin imparatorluk üzerindeki etkilerinin de altını çiziyor.

Kitapta, Milvian Köprüsü Muharebesi öncesinde Konstantin’in gördüğü iddia edilen vizyon ve bu vizyonun Konstantin’in Hristiyanlığa olan inancını nasıl etkilediği gibi önemli olaylara da yer veriliyor. Stephenson, Konstantin’in Hristiyanlığı devlet dini ilan etmesi ve bu kararın Roma İmparatorluğu’nun geleceği üzerindeki derin etkilerini analiz ediyor.

Yazar, Konstantin’in Hristiyan dünyası için neden bu kadar önemli bir figür olduğunu açıklamak için, onun Hristiyanlığın yayılmasındaki rolünü, kilise konseylerindeki etkinliğini ve Hristiyanlık ile devlet arasındaki ilişkiyi şekillendirmesindeki çabalarını detaylı bir şekilde inceliyor.

Stephenson’ın kitabı, Konstantin’i sadece bir imparator olarak değil, aynı zamanda Hristiyanlığın tarihini şekillendiren önemli bir figür olarak sunuyor.

Kitap, hem tarih meraklılarına hem de Hristiyanlık tarihi üzerine çalışanlara hitap edecek nitelikte.

  • Künye: Paul Stephenson – Büyük Konstantin: Yenilmez İmparator, çeviren: Gürkan Engin, Kronik Kitap, biyografi, 464 sayfa, 2025