William Dalrymple – Kralın Dönüşü (2025)

William Dalrymple’ın ‘Kralın Dönüşü’ kitabı, 19. yüzyılın başlarında İngilizlerin Afganistan’ı işgal girişimini ve bu girişimin trajik sonuçlarını detaylı bir şekilde inceliyor. Kitap, sadece bir askeri seferin ötesinde, büyük güçlerin Orta Asya’daki çıkar çatışmalarını, Afganistan’ın karmaşık tarihini ve kültürel dokusunu derinlemesine analiz ediyor.

Kitabın Ana Temaları:

Büyük Oyun: 19. yüzyılda İngiliz ve Rus İmparatorlukları arasındaki Büyük Oyun olarak adlandırılan jeopolitik mücadele ve bu mücadelenin Afganistan üzerindeki etkileri.

  • Afganistan’ın Tarihi ve Kültürü: Afganistan’ın coğrafi konumu, etnik çeşitliliği ve yüzyıllar boyunca dış güçlerin işgallerine maruz kalma geçmişi.
  • Sömürgeciliğin Etkileri: İngiliz sömürgeciliğinin Afganistan’a getirdiği yıkım, yerel halkın direnişi ve savaşın insanlık dışı boyutları.
  • Askeri Stratejiler ve Taktikler: 19. yüzyıl savaşlarının zorlu coğrafi koşullarında uygulanan askeri stratejiler ve bu stratejilerin başarısızlıkları.

Kitapta Ele Alınan Önemli Noktalar:

  • İngiliz İşgalinin Sebepleri: İngilizlerin Afganistan’ı işgal etmelerinin temel nedenleri arasında Hindistan’daki egemenliğini korumak, Rusya’nın Orta Asya’daki ilerleyişini engellemek ve bölgedeki ticaret yollarını kontrol altına almak yer alıyor.
  • Afgan Direnişi: Afgan halkının yabancı işgalcilere karşı gösterdiği şiddetli direniş ve bu direnişin başarısı.
  • Savaşın Sonuçları: İngilizlerin Afganistan’dan çekilmek zorunda kalması ve bu çekilmenin İngiliz İmparatorluğu’nun prestiji üzerindeki etkileri.
  • Afganistan’ın Geleceği: Savaşın Afganistan’ın geleceği üzerindeki uzun vadeli etkileri ve ülkenin bağımsızlık mücadelesi.

Sonuç olarak ‘Kralın Dönüşü’, sadece bir askeri seferin ötesinde, emperyalizm, milliyetçilik ve kimlik gibi evrensel temaları işleyen derinlikli bir tarihsel inceleme. Kitap, Afganistan’ın günümüzdeki sorunlarını anlamak için önemli bir anahtar sunuyor.

  • Künye: William Dalrymple – Kralın Dönüşü: Afganistan’da İktidar Savaşları, çeviren: Uğur Gülsün, Albaraka Yayınları, tarih, 640 sayfa, 2025

Linda Colley – Silah, Gemi ve Kalem (2025)

Linda Colley’nin ‘Silah, Gemi ve Kalem’ adlı eseri, modern dünyanın oluşumunda silah, gemi ve kalem gibi üç temel unsurun oynadığı kritik rolü derinlemesine inceliyor.

Colley, bu çalışmasında, savaşın, anayasaların ve fikirlerin bir araya gelerek modern dünyayı nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Silahın, devletlerin güçlenmesinde ve sınırlarının çizilmesinde oynadığı rolü vurgularken, geminin küreselleşme ve sömürgecilikteki etkisini de gözler önüne seriyor. Kalem ise bu süreçte ideolojilerin, düşüncelerin ve anayasaların yayılmasında önemli bir araç olarak öne çıkıyor.

Yazar, dünyanın farklı bölgelerindeki örneklerle, savaşın anayasa yazımını nasıl tetiklediğini gösteriyor. Örneğin, Korsika’da Pasquale Paoli’nin bir anayasa taslağı hazırlaması veya Haiti’de siyah bir yönetimin ilk anayasasını oluşturması gibi olaylar, savaşın siyasi sistemlerin yeniden şekillenmesindeki rolünü vurguluyor.

Colley, aynı zamanda, anayasaların sadece devrimlerin bir ürünü olmadığını, aynı zamanda savaşın doğurduğu ihtiyaçlara cevap olarak da ortaya çıktığını savunuyor. Savaşın, devletlerin daha güçlü ve merkezi bir yönetime ihtiyaç duymasına yol açtığı ve bu nedenle anayasa yazımının hızlandığını belirtiyor.

Kitap, modern dünyanın oluşumunu sadece Avrupa merkezli bir perspektifle değil, dünya genelindeki gelişmeleri de dikkate alarak ele alıyor. Colley, Japonya’nın Meiji Anayasası gibi örneklerle, Batı dışındaki ülkelerde de benzer süreçlerin yaşandığını gösteriyor.

‘Silah, Gemi ve Kalem’, modern dünyanın karmaşık yapısını daha iyi anlamak isteyenler için önemli bir kaynak. Kitap, tarihsel süreçleri farklı bir bakış açısıyla ele alarak, okuyucuya yeni bir perspektif sunuyor.

  • Künye: Linda Colley – Silah, Gemi ve Kalem: Savaşlar, Anayasalar ve Modern Dünyanın İnşası, çeviren: Elif Kayurtar, Epsilon Yayıncılık, tarih, 448 sayfa, 2025

Carter Vaughn Findley – Osmanlı İmparatorluğu’nda Hukuk ve Devlet (2025)

Carter V. Findley, bu çalışmasında Aydınlanma Çağı’nda Batı dünyasının İslam ve Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki anlayışını derinlemesine inceliyor. Özellikle İsveçli diplomat ve yazar Ignatius Mouradgea d’Ohsson’un, Osmanlı İmparatorluğu hakkında yazdığı kapsamlı eser olan ‘Tableau général de l’Empire othoman’ (‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Genel Tablosu’) adlı esere odaklanıyor.

Kitap, d’Ohsson’un hayatını, Osmanlı İmparatorluğu’nda geçirdiği yılları ve bu dönemde edindiği bilgileri detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazarın, Osmanlı İmparatorluğu hakkında yazdığı anıtsal eserin Avrupa’da büyük yankı uyandırmasını ve Aydınlanma dönemi düşünürleri üzerindeki etkisini inceleniyor.

Findley, Aydınlanma Çağı’nda Avrupa’da İslam ve Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki genel algının nasıl şekillendiğini ve d’Ohsson’un bu algının oluşumunda ne gibi bir rol oynadığını araştırıyor.

Kitap, d’Ohsson’un eserinin sadece bir seyahatname veya tarih kitabı olmadığını, aynı zamanda bir kültürel köprü görevi gördüğünü vurguluyor. D’Ohsson, Batı dünyasına Osmanlı İmparatorluğu’nu daha doğru ve kapsamlı bir şekilde tanıtan önemli bir kaynak olmuştur.

Sonuç olarak, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Hukuk ve Devlet’ adlı kitap, Aydınlanma Çağı’nda İslam ve Osmanlı İmparatorluğu üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri. Kitap, hem tarihçiler hem de bu konuya ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Carter Vaughn Findley – Osmanlı İmparatorluğu’nda Hukuk ve Devlet: Avrupa’yı Aydınlatan Adam Mouradgea d’Ohsson, çeviren: Tansel Demirel, İş Kültür Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2025

Hafize Alkurt Orbay, Aynur Civelek – Antik Roma Dünyasında Beslenme (2024)

Bu çalışma, Roma İmparatorluğu döneminde yemeğin hayatın merkezinde yer aldığını ve toplumun tüm kesimleri için önemli bir sosyal ve kültürel faaliyet olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap, sadece yemek tarifleriyle sınırlı kalmayıp, Roma mutfağının tarihsel gelişimini, farklı bölgelerdeki mutfak kültürlerini ve beslenmenin sosyal statü ile olan ilişkisini de kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Antik Yazarların Gözünden Yemek: Kitap, dönemin ünlü yazarlarının yemek hakkındaki gözlemlerini ve tariflerini bir araya getirerek, Romalıların sofralarına dair canlı bir tablo çiziyor.

Gündelik Hayatta Yemek: Romalıların günlük yaşamlarında yemeklerin ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sofra adabı, yemek saatleri ve özel günlerde hazırlanan yemekler gibi konular detaylı bir şekilde inceleniyor.

Mutfak ve Mutfak Ekipmanları: Roma mutfaklarının yapısı, kullanılan malzemeler ve yemek hazırlama teknikleri hakkında detaylı bilgiler veriliyor. Amforalar, değirmenler, ocaklar gibi mutfak araç gereçleri ve bunların kullanımı hakkında görsel materyallerle desteklenmiş bilgiler sunuluyor.

Beslenme ve Sosyal Statü: Yemeğin Roma toplumundaki sosyal statüyle olan ilişkisi, farklı sosyal sınıflardaki insanların beslenme alışkanlıkları ve sofralarındaki farklılıklar inceleniyor.

Besin Çeşitliliği ve Tarifler: Kitapta, Romalıların tükettiği çeşitli besinler, içecekler ve yemek tarifleri yer alıyor. Bu tarifler, günümüzde de deneyebileceğiniz lezzetli ve tarihi değeri olan yemekler sunuyor.

Arkeolojik Kanıtlar: Kitapta, Roma’da ve özellikle Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulara yer veriliyor. Bu bulgular, Roma mutfağı hakkında önemli bilgiler sunarken, aynı zamanda görsel bir şölen de sunuyor.

  • Künye: Hafize Alkurt Orbay, Aynur Civelek – Antik Roma Dünyasında Beslenme: Mutfak, Sofra, Depolama ve Ekipman, Sakin Kitap, tarih, 264 sayfa, 2025

Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler (2025)

Serdar Korucu’nun yeni kitabı, Türkiye Ermenilerinin 1970’lerden 1990’lara uzanan çalkantılı dönemini, hem kişisel anlatılar hem de dönemin siyasi ve sosyal atmosferini inceleyerek mercek altına alıyor.

ASALA eylemleri, 12 Eylül darbesi ve PKK gibi önemli olayların Ermeni toplumunu nasıl etkilediği, bu etkilerin bireysel hayatlara yansımaları ve toplumun maruz kaldığı baskı, kitapta derinlemesine analiz ediliyor. Bunlar vasıtasıyla maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seren kitap, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok Ermeni’nin de polis ve mahkeme süreçlerinden geçtiğini, hatta işkence gördüğünü ortaya koyuyor.

Korucu, dönemin basınından derlediği verilerle birlikte, 22 farklı bireyin yaşadıklarını aktararak, o dönemde yaşananları canlı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu kitap, sadece bir topluluğun tarihini değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için de önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler: Olaylar Tanıklıklar, Aras Yayıncılık, söyleşi, 284 sayfa, 2025

Nader Sohrabi – Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet (2025)

Nader Sohrabi’nin ‘Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet’ adlı eseri, 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da yaşanan siyasi ve sosyal dönüşümleri, özellikle de devrim ve meşrutiyet kavramlarını merkeze alarak inceler. Sohrabi, bu iki devletin benzer tarihsel süreçlerden geçmesine rağmen, farklı sonuçlara ulaşmasının nedenlerini araştırır.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat Fermanı ile başlayan modernleşme çabalarını ve bu süreçte yaşanan iç çatışmaları detaylı bir şekilde analiz eder. İran’da ise, Batılılaşma hareketlerinin ve meşrutiyet mücadelesinin Osmanlı’ya göre farklı bir seyir izlediğini gösterir. Sohrabi, her iki devlette de yaşanan devrim ve anayasa girişimlerinin başarısız olmasının nedenlerini, Batılılaşma anlayışlarındaki farklılıklar, toplumsal yapılar ve dış güçlerin etkileri gibi çeşitli faktörlere bağlar.

Yazar, bu iki devletin deneyimlerinin, modernleşme sürecindeki zorlukları ve engelleri anlamak için önemli bir kıyaslama noktası olduğunu vurgular. Kitap, sadece tarihsel bir inceleme olmaktan öte, günümüzde de devam eden siyasi ve sosyal dönüşümlerin anlaşılmasına katkı sağlayan önemli bir çalışma olarak öne çıkar.

Kitabın temel noktaları:

  • Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da 19. ve 20. yüzyıllarda yaşanan siyasi ve sosyal dönüşümler
  • Devrim ve anayasacılık kavramlarının bu iki devletteki yeri ve etkileri
  • Batılılaşma süreçlerindeki farklılıklar ve sonuçları
  • Toplumsal yapıların siyasi dönüşümler üzerindeki etkisi
  • Dış güçlerin rolü

Sonuç olarak bu eser, Osmanlı ve İran’ın modernleşme süreçlerini karşılaştırmalı bir perspektifte ele alarak, bu iki önemli devletin tarihsel deneyimlerinin günümüz dünyası için önemli dersler içerdiğini gösteriyor.

  • Künye: Nader Sohrabi – Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet, çeviren: Ülke Evrim Uysal, İş Kültür Yayınları, tarih, 535 sayfa, 2025

Anthony Sattin – Göçebeler (2025)

‘Göçebeler’, 12.000 yıllık bir zaman diliminde göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihine olan etkilerini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, sadece coğrafi olarak yer değiştiren değil, aynı zamanda düşünce ve kültürleriyle de sürekli hareket halinde olan bu toplulukların hikayelerini anlatıyor.

Sattin, göçebe yaşam biçiminin sadece bir yaşam tarzı olmadığını, aynı zamanda bir dünya görüşü, bir düşünce sistemi olduğunu vurguluyor. Göçebe kavimlerin, imparatorluk sınırlarının ötesinde kendi krallıklarını ve imparatorluklarını kurduklarını, ticaret ağlarını genişlettiklerini ve hatta medeniyetlerin gelişimine önemli katkılarda bulunduklarını belirtiyor. Scythianlar, Xiongnu, Persler, Hunlar, Araplar, Moğollar, Mughal ve Osmanlılar gibi birçok göçebe kavmin tarihsel süreçteki etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, göçebe yaşam biçiminin sadece coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Sattin, göçebe kavimlerin tarih boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel olarak nasıl önemli bir rol oynadığını ve modern dünyayı şekillendirmede nasıl etkili olduğunu gösteriyor.

Kitabın temel noktaları:

Göçebe yaşam biçiminin tarihsel süreci: 12.000 yıldır devam eden göçebe yaşamının insanlık tarihine olan etkileri.

Göçebe kavimlerin kültürel ve siyasi etkileri: Scythianlar, Xiongnu, Moğollar gibi kavimlerin dünya tarihine olan etkileri.

Göçebe yaşam biçiminin modern dünyaya etkisi: Göçebe kavramlarının günümüzdeki anlamı ve önemi.

Yerleşik yaşamla göçebe yaşam arasındaki ilişki: İki farklı yaşam biçiminin birbirini nasıl etkilediği ve şekillendirdiği.

Sonuç olarak, ‘Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler’ kitabı, göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihindeki yerini ve önemini gözler önüne seren kapsamlı bir çalışma. Kitap, sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda antropoloji, sosyoloji ve kültür çalışmalarıyla ilgilenen herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Anthony Sattin – Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Alain Corbin – Terra Incognita (2025)

Alain Corbin’in ‘Terra Incognita’ adlı eseri, 18. ve 19. yüzyıllarda insanların bilgi eksiklikleri ve yanlış inançları üzerine odaklanıyor.

Yazar, bu dönemlerde dünyanın pek çok bilinmeyen köşesinin olduğu ve insanların bu bilinmeyenlere karşı duydukları merak ve korkunun nasıl şekillendiğini inceliyor.

Corbin, o dönemde volkanlardan kutuplara, okyanusların derinliklerinden stratosfere kadar pek çok doğal fenomenin insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını veya yanlış anlaşıldığını detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu bölgeler hakkındaki bilgilerimizin sınırlı olması, insanların hayal güçlerini harekete geçirerek mitler, efsaneler ve korkular yaratmasına neden olmuş.

Kitap, cehaletin sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda insanlık tarihinin ilerlemesinde önemli bir rol oynadığını savunuyor. Bilinmeyen korkusu, insanların keşfetme arzusunu körükleyerek bilimsel gelişmelere zemin hazırlamış. Corbin, bu dönemlerdeki cehaletin, günümüzdeki bilgi çağında bile hala karşımıza çıkan bazı tutum ve davranışların kökenlerini anlamamıza yardımcı olduğunu vurguluyor.

Kitabın temel noktaları:

Bilinmeyenin gücü: 18. ve 19. yüzyıllarda dünya hakkında bilinenlerin sınırlı olması, insanların hayal güçlerini harekete geçirdi ve mitolojik anlatılara yol açtı.

Keşiflerin etkisi: Yeni keşifler, insanların dünyayı anlama şekillerini kökten değiştirmiş ve eski inançları sorgulamalarına neden oldu.

Cehaletin bilimsel gelişime etkisi: Bilinmeyen korkusu, insanların yeni bilgiler edinme arzusunu artırarak bilimsel keşiflere öncülük etti.

Günümüzle bağlantı: Kitap, geçmişteki cehaletin izlerinin günümüzde de görülebileceğini ve bu durumun modern toplumları nasıl etkilediğini tartışıyor.

Sonuç olarak, ‘Terra Incognita’ sadece bir tarih kitabı değil, aynı zamanda insan doğası ve bilgi arayışımız hakkında derinlemesine düşünmemizi sağlayan bir eser. Corbin, cehaletin sadece olumsuz bir kavram olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinde ilerlemenin de önemli bir parçası olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Alain Corbin – Terra Incognita: On Sekizinci ve On Dokuzuncu Yüzyılda Cehaletin Tarihi, çeviren: Utku Özmakas, Kolektif Kitap, tarih, 216 sayfa, 2025

Ünver Rüstem – Osmanlı Baroku (2025)

Ünver Rüstem’in ‘Osmanlı Baroku’ kitabı, 1740-1800 yılları arasını merkeze alarak 18. yüzyıl İstanbul’unda Batı’dan gelen Barok üslubunun Osmanlı mimarisine nasıl entegre edildiğini ve bu sürecin Osmanlı kimliğine etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu dönemde inşa edilen yapıların sadece bir taklit değil, aynı zamanda Osmanlı kültürünün özgün bir yorumu olduğunu ortaya koyuyor.

Rüstem, Osmanlı mimarisinin Batı etkilerine kapalı bir yapıya sahip olmadığını, aksine dış dünyadan gelen yenilikleri kendi kültürel kodlarıyla harmanlayarak özgün bir sentez oluşturduğunu savunuyor.

Barok üslubunun Osmanlı mimarisine entegrasyonu, sadece bir stil değişikliği değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir dönüşümün de göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Kitapta, 18. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen birçok önemli yapının detaylı analizi yer alıyor. Bu analizler sayesinde, Osmanlı mimarlarının Batı’dan gelen biçimleri nasıl yorumladıkları, yerel malzemeleri ve işçiliği nasıl kullandıkları ve bu sayede özgün bir Osmanlı Baroku üslubu nasıl oluşturdukları anlaşılıyor.

Rüstem’e göre, Osmanlı Baroku, Batı’nın etkisi altında şekillenen bir stil olmasına rağmen, aynı zamanda Osmanlı kimliğinin bir yansımasıdır. Bu üslup, Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyılda yaşadığı değişimleri ve dönüşümleri anlamak için önemli bir anahtar niteliğindedir.

Künye: Ünver Rüstem – Osmanlı Baroku: On Sekizinci Yüzyıl İstanbulu’nun Mimari Yenilenişi, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, mimari, 368 sayfa, 2025

Miltiadis Pappas – Rumca Kaynaklarda Türk Müziği (2025)

Miltiadis Pappas’ın ‘Rumca Kaynaklarda Türk Müziği’ adlı çalışması, Türk müziği tarihine yepyeni bir bakış açısı sunuyor.

Yazar, 19. yüzyılda Yunan alfabesiyle yazılmış ve Bizans nota sistemiyle kaydedilmiş Türk müziği eserlerini titizlikle inceleyerek, müzik mirasımızın daha önce bilinmeyen bir katmanını gün yüzüne çıkarıyor.

Pappas’ın araştırması, Türk müziğinin kökenleri ve gelişim süreci hakkındaki anlayışımızı derinleştiriyor. Sadece Türkçe kaynaklara odaklanmanın ötesine geçerek, çok kültürlü Osmanlı coğrafyasında farklı dil ve notasyon sistemlerinin bir arada kullanıldığını gösteriyor. Bu durum, Türk müziğinin zengin ve karmaşık bir yapıda olduğunu ve farklı kültürlerle olan etkileşimler sonucu şekillendiğini ortaya koyuyor.

Kitapta incelenen eserler, Türk müziği repertuvarının kökenlerini daha da geriye taşıyor ve bazı eserlerin bugünkü halinden farklı, daha özgün biçimlerinin var olduğunu kanıtlıyor. Pappas, bu eserleri günümüz nota sistemine aktararak hem müzik tarihçileri hem de müzisyenler için değerli bir kaynak oluşturuyor.

Pappas’ın çalışmasının en önemli özelliklerinden biri, sadece teorik bir araştırma olmaması. Kitapta yer alan karekodlar sayesinde, yazarın kendi yorumlarıyla seslendirdiği eserleri dinlemek mümkün. Bu sayede okuyucular, sadece notaları değil, aynı zamanda dönemin müzikal estetiğini de deneyimleme fırsatı buluyorlar.

Türk Müziği Tarihinin Yeniden Yazılması: Pappas’ın çalışması, Türk müziği tarihini yeniden yazmak için önemli bir adım. Daha önce gözden kaçırılan kaynaklar sayesinde, müziğimizin kökenleri ve gelişim süreci hakkında daha doğru ve kapsamlı bir bilgiye ulaşabiliyoruz.

Kültürel Mirasın Korunması: Unutulmuş eserlerin gün yüzüne çıkarılması, Türk kültür mirasının korunması açısından büyük önem taşıyor. Bu eserler, gelecek nesillere aktarılması gereken değerli bir hazine.

Müzik Eğitimi ve Araştırmalar: Pappas’ın çalışması, müzik eğitimi ve araştırmalar için yeni ufuklar açıyor. Müzikologlar ve müzisyenler, bu eserleri inceleyerek, Türk müziği üzerine daha derinlemesine çalışmalar yapabilirler.

Sonuç olarak, Miltiadis Pappas’ın ‘Rumca Kaynaklarda Türk Müziği’ adlı kitabı, Türk müziği araştırmalarında çok önemli bir eser. Kitap, sadece müzik tarihçileri için değil, aynı zamanda Türk müziğiyle ilgilenen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Miltiadis Pappas – Rumca Kaynaklarda Türk Müziği: 1830-1908 Bizans Nota Sistemiyle Yazılmış Türk Müziği Eserleri, Selenge Yayınları, müzik, 392 sayfa, 2025