Brian A. Catlos – Endülüs (2024)

İspanya’nın güneşli toprakları, bir zamanlar Müslümanların gölgesinde büyük bir medeniyetin yükselişine tanıklık ediyordu.

Kurtuba, Gırnata, Tuleytula ve İşbiliye sokaklarında yankılanan ezan ve çan sesleri, Müslümanların, Hristiyanların ve Yahudilerin bu topraklarda bir araya gelerek nasıl eşsiz bir uygarlık kurduğunu simgeliyordu.

Cordoba, Granada, Toledo, Sevilla…

Bugün İspanya’nın kültürel mirası olan bu şehirler, bir zamanlar Müslüman İspanya’nın kalbinde, Endülüs’te yer alıyordu.

  • Peki, bu medeniyet nasıl inşa edildi?
  • Hangi toplumsal dönüşümler bu yükselişi sağladı?
  • Ve bu uyum daha sonra hangi çatışmalarla bozulup kargaşa ve yıkıma sürüklendi?

Endülüs medeniyeti, görkemli yükselişinin ardından iç çekişmeler ve dış baskıların etkisiyle çökmeye yüz tuttu; bölgenin kültürel dokusu giderek bozuldu.

Brian A. Catlos’un titizlikle kaleme aldığı bu eser, İslam’ın doğuşundan Müslümanların 17. yüzyıldaki nihai sürgününe kadar uzanan Endülüs’ün yükseliş ve çöküş hikâyesini anlatıyor.

Catlos, İslam’ın İber Yarımadası’na girişini salt bir askerî fetih olarak değil, toplumsal bir dönüşüm olarak değerlendiriyor.

Endülüs’ü romantize eden sade anlatıların ötesine geçerek, bölgenin çok katmanlı yapısını ve dinî, kültürel çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

‘Endülüs: Müslüman İspanya’nın Yeni Tarihi’, İslam ve Avrupa tarihinin nasıl iç içe geçtiğini anlatırken her kesimden okuyucuya yepyeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Brian A. Catlos – Endülüs: Müslüman İspanya’nın Yeni Tarihi, çeviren: Mehmet Arif Taşkıran, Kronik Kitap, tarih, 496 sayfa, 2024

Mehmet Süreyya Karakurt – Türkiye’de Sağ ve Solun Oluşumu ve 1975-80 “Sivil” İç Savaşı (2024)

Türkiye’de sağ ve sol belirgin olarak 1950’ler sonrasında oluştu.

Bu oluşum süreci aynı zamanda “Soğuk Savaş”ın en etkili sürdüğü yıllara denk geldi.

1980’e kadar sonraki 30 yıl boyunca da ülke siyaseti soğuk savaşın izlerini çok derinden hissetti.

Bu kitap Osmanlı’daki modernleşme ataklarından başlayarak ve esas olarak 1950’ler sonrası sağın ve solun oluşum süreçlerini incelikle ele alıyor.

Aktörlerin ideolojik politik gelişim evrelerini, ayrışmaları, yeniden biçimlenişleri analiz ediyor.

Bu ilk oluşumların zirve noktası 1975-80 dönemidir.

Bu dönem bugüne kadarki gelişmeleri çok derinden etkilemesine rağmen daima gölgede bırakılan bir dönem oldu.

1975-1980 arası, toplumun her kesimini, coğrafyanın her köşesini kapsayan yaygın çatışma ortamı ile Türkiye için özel bir dönemdir.

Bu çatışmalar son derece etkili sonuçlar da yaratmış, sağ cenahın muharip aktörünü dünyanın en güçlü, en kitlesel faşist hareketlerinden biri haline getirirken, sol cenahta da son derece kitlesel bir radikal silahlı sol hareket ortaya çıkarmıştır.

Bu çatışma ortamının sonu ise, Türkiye’nin siyasi hayatını kökten değiştiren, etkisi bugün bile derin şekilde hissedilen bir askeri darbe ile geldi.

Askeri darbenin etkileri öyle etkili oldu ki bütün dikkatler oraya odaklandı, onu ortaya çıkaran ortamın kendisi ikinci plana düştü.

Bugün bile bu olayların ne olduğu, neyin ürünü olarak ortaya çıktığı, nasıl bir gelişim seyri izlediği vb. konusunda bir iki istisna dışında bir anlatım bulunmuyor.

Olayların değerlendirmesi konusunda da fikirler birbirinden radikal şekilde ayrışıyor.

Kimileri bu olayları anarşi ve terör olarak görmeye meyilli iken, kimilerine göre bunlar sağ-sol çatışmasıydı.

Kimilerine göre ise o dönemde Türkiye’de bir iç savaş yaşandı.

Bu kitap bu yıllarda Türkiye’de bir iç savaş yaşandığı tezini gerekçelendirmeye, aktörleri, nedenleri ve dinamikleri ile sürecin genel bir resmini çizmeye çalışıyor.

Fakat bu iç savaşın, alışılmış örneklerin dışında “sivil” bir karakter taşıdığını ileri sürüyor ve bütün bunların gerisinde de iç politikanın soğuk savaşlaştırılmasının yattığını göstermeye çalışıyor.

  • Künye: Mehmet Süreyya Karakurt – Türkiye’de Sağ ve Solun Oluşumu ve 1975-80 “Sivil” İç Savaşı, Nota Bene Yayınları, siyaset, 486 sayfa, 2024

Henri Pirenne – Muhammed ve Charlemagne (2024)

Uzun vadede derin sosyal, ekonomik, kültürel ve dini hareketlerin eşit derecede derin temel nedenlerden kaynaklandığını savunan Pirenne Tezi günümüzde Orta Çağ tarihçilerinin başvurduğu kaynaklardan biri olmayı hâlâ sürdürüyor.

Bu teze dayanarak Henri Pirenne ‘Muhammed ve Charlemagne’da İslam ve Batı uygarlığı arasındaki birbirini tamamlayıcı ilişkiyi inceliyor.

Antik geleneğin neden ve nasıl çöktüğünü, Akdeniz birliğinin neden ve nasıl bozulduğunu ayrıntılarıyla açıklıyor.

Kilise tarafından desteklenen Karolenjlerin güçlenmesinin Orta Çağ üzerindeki etkilerini herkesin anlayabileceği bir dille tartışıyor.

Pirenne’nin ünlü deyişinin arka planına ışık tutuyor: Muhammed olmadan Charlemagne’ın kavranamayacağını söylemek kesinlikle doğrudur.

‘Muhammed ve Charlemagne’ kitabında ortaya attığı, İslam’ın Avrupa’nın şekillenmesindeki belirleyici rolü hakkındaki görüşüdür.

Pirenne’ye göre, İslam’ın yükselişi ve Arap fetihleri, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Avrupa’nın birleşik bir kültürel ve ekonomik bütünlük olarak varlığını sürdürmesini engellemiştir.

Eğer İslam fetihleri olmasaydı, Batı Roma İmparatorluğu’nun mirası daha uzun süre canlı kalabilir ve Charlemagne gibi bir figür, bütün bir Avrupa’yı yeniden birleştirebilirdi.

Pirenne’nin bu tezi, Avrupa tarihçiliğinde büyük bir tartışma yarattı.

  • Künye: Henri Pirenne – Muhammed ve Charlemagne, çeviren: Servet Ugan, Alfa Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2024

Antony Wynn – İzmir Yolunda Üç Deve (2024)

İmparatorluklar ve şirketler yükselir ve düşer.

Halılar hepsinden daha uzun ömürlü olabilir.

Şark Halı Kumpanyası sayesinde, Türkiye ve İran’ın en iyi halılarından bazıları artık Avrupa ve Amerika’da.

Bugün, büyük ölçüde Türkiye ve İran’da artan işçilik maliyetleri nedeniyle, dünya pazarının büyük ölçekli ticari halı üretimi doğuya, Hindistan, Pakistan, Çin ve hatta Vietnam’a kaymış durumda.

Ev tüketimi için çalışan göçebeler ve köylüler ile her iki ülkede de en iyi kalitede parçaların daha kısıtlı üretimi bunun istisnaları arasında yer alıyor.

Bu muhteşem kitap, İzmir’i ‛Levant’ın incisi’ haline getiren ve Cezayir’den Tibet’e, Çin’den dünyanın geri kalanına kendi ürettikleri halıları satarak kumpanyayı küresel bir şirkete dönüştüren tüccarların hareketliliğini hatırlatıyor.

Antony Wynn, halıları bir bağlantı ipi gibi kullanarak, ‛küreselleşme’ sözü icat edilmeden çok önce, Amerika ve Avrupa’daki görünüşte alakasız siyasi ve ekonomik olayların, Asya’nın halı üretim dünyasındakilerin hayatlarını nasıl anında etkilediğini ve en ücra köylerdeki en alt düzey dokumacılardan, onları dolaylı yoldan destekleyen şehirli tüccarlara ve finansörlere kadar aynı etkinin tam tersi yönde de yaşanabildiğini gösteriyor.

Kitap, halı ticaretinin tüm inceliklerini, göçebe halıcılardan Avrupa tüccarlarına kadar geniş bir yelpazede inceliyor.

Farklı halı türlerini, üretim tekniklerini ve kalitelerini etkileyen faktörleri vurguluyor.

Wynn, halı tüccarlarının haydutlar, zorlu hava koşulları ve bürokratik engeller gibi çeşitli zorluklarla karşılaştıkları uzun ve tehlikeli yolculuklarını anlatıyor.

Kitap, Doğu ve Batı arasındaki kültürel alışverişi gözler önüne seriyor.

Avrupa tüccarlarının farklı kültürler, gelenekler ve göreneklerle karşılaşmalarını anlatıyor.

Halı ticareti, Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa’daki daha geniş ekonomik ve siyasi gelişmeler bağlamında analiz ediliyor.

  • Künye: Antony Wynn – İzmir Yolunda Üç Deve: Şark Halı Kumpanyası Tarihi, çeviri: Ayşen Sarı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2024

Owen Davies – Cadılık ve Büyü Tarihi (2024)

Yüzyıllardır süregelen cadılık ve büyücülük geleneği, toplulukları korkutmuş, merak uyandırmış ve hatta etkisi altına almıştır.

Bu kitap, insanlık tarihinin karanlık sayfalarına yolculuk yaparak büyücülüğün kökenlerine, Orta Çağ’ın cadı avlarına, okült ritüellere ve simyacıların arayışlarına ışık tutuyor.

Antik Mısır’dan Avrupa kırsalına, cadı mahkemelerinden modern cadı kültürüne kadar, büyücülerin ve cadıların dünyasına tanıklık etmek isteyenleri bekleyen bu çalışma, tarihî gerçekler ve halk efsaneleriyle harmanlanmış bir kılavuz sunuyor.

Owen Davies tarihteki ilk büyü ve cadılık uygulamalarından itibaren insanlık tarihiyle beraber gelişen, çoğunlukla açıklanamayan bu metafizik olgunun tarihini bütün derinliğiyle anlatıyor.

‘Cadılık ve Büyü Tarihi: Sümerlerden Harry Potter’a’ cadıların Şeytan’ın hizmetkârı olup olmadıkları, ölülerle nasıl konuştukları, büyüler için ne tür kitaplar yazıldığı, büyü pratikleri, toplum ve siyasi yapı tarafından büyüyle uğraşanlara nasıl tepkiler verildiği konularında okurlarına doyurucu bilgiler veriyor.

Kitap, tarihin tozlu raflarında saklı kalmış hikâyeleri, gizemli ritüelleri, cadı avlarının kanlı geçmişini, büyü ve cadıların modern dünyadaki akıbetine ve günümüzde beyaz perdede temsil şekillerine kadar çok geniş bir perspektifle okurunu adeta büyülüyor.

Eğer cadılığın ve büyülerin ardındaki sırları keşfetmeye hazırsanız, ‘Cadılık ve Büyü Tarihi’ sizi cadı kazanının başına davet ediyor.

  • Künye: Owen Davies – Cadılık ve Büyü Tarihi: Sümerlerden Harry Potter’a, çeviren: Gökçen İleri, Kronik Kitap, tarih, 464 sayfa, 2024

Marie Favereau – Moğollar Dünyayı Nasıl Değiştirdi? (2024)

Moğollar tarihe savaş ve fetihlerle geçmişlerdir.

Ancak Cengiz Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan Moğol İmparatorluğu’nun batı kısmı olan Orda’nın bu kapsamlı tarihinde Marie Favereau, bizi dünya tarihindeki en güçlü ekonomik entegrasyon modellerinden birinin içinde yolculuğa çıkararak, Moğolların başarılarının savaş alanının çok ötesine uzandığını gösteriyor.

Bu devlet modeli birbirinden uzak medeniyetleri ilk kez birbirine bağlayan olağanüstü ticari ağın merkezinde konumlanmıştır.

Ayrıca yetenekli yöneticileri ödüllendiren ve yenilikçi bir ekonomik düzeni teşvik eden benzersiz bir siyasi rejime sahipti.

Moğollar, Volga Nehri’nin aşağısındaki başkentlerinden Rusya’daki ve İslam dünyasındaki devlet formlarını etkilemiş, dünya hakkında sofistike teoriler yaymış ve kozmopolit pek çok şehri barış içinde yönetebilmiştir.

‘Moğollar Dünyayı Nasıl Değiştirdi?’, göçebelerin tarihin periferisinde olduğu varsayımlarımıza meydan okuyor ve Moğollar tarafından şekillendirilmiş bir dünyada yaşadığımızı ortaya koyuyor.

Kitap, Moğolların sadece yıkıcı bir güç değil, aynı zamanda küresel ticaret ağlarını şekillendiren, kültürel etkileşimi artıran ve dünya tarihini derinden etkileyen bir medeniyet olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Marie Favereau – Moğollar Dünyayı Nasıl Değiştirdi?, çeviren: Muhammed Murtaza Özeren, Dergah Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2024

Kolektif – Karialılar (2024)

‘Karialılar: Denizcilerden Kent Kuruculara’, Karia Bölgesi’nin prehistorik çağlara ta­rihlenen en erken yerleşimlerinden Geç Osmanlı Dönemi’ne uzanan arkeolojik ve tarihi geçmişi hakkında bugüne dek yapılmış çalışmaların ve güncel araştırmaların bir özetini içeriyor.

Anadolu Yarımadası’nın güneybatı kesiminde yer alan ve Antikçağ ’da Karia olarak bilinen coğrafi bölgenin kuzey sınırını Büyük Menderes Vadisi, doğu sınırını Dalaman Çayı belirler.

MÖ 2. binyıla tarihlenen yazılı kaynaklarda birçok kez adı geçen Karialıların, Hitit istilaları karşısında Anadolu halklarını destekledikleri ancak daha sonra Mısırlılar karşısında Hititlerin yanında yer aldıkları görülür.

Karialıların adı, tüm Akdeniz’de geçtikleri yerleri talan ederek Geç Tunç Çağı’nın güçlü imparatorluklarının çöküşüne katkıda bulunan efsanevi “Deniz Kavimleri” arasında da anılır.

İlerleyen dönemler­de, Homeros Karialıların Yunanlara karşı Troia kentini savunmaya gelen halklar arasında yer aldığından bahsederken “savaşmaya bir kız gibi altınlarla süslü geldi­ler” sözleriyle Karialıların zenginliğini vurgular.

  • Künye: Kolektif – Karialılar: Denizcilerden Kent Kuruculara, çeviren: G. Bike Yazıcıoğlu, İpek Dağlı, Güler Ateş, Yapı Kredi Yayınları, arkeoloji, 512 sayfa, 2024

Vahram Torkomyan – Unutulan Geçmiş (2024)

İstanbullu doktor ve araştırmacı Vahram Torkomyan (1858-1942), ölümünden birkaç ay önce tamamladığı bu el yazması hatıratta İstanbul Ermenilerinin toplumsal, entelektüel ve dini hayatına dair eşsiz bir tanıklık sunarken, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentindeki sosyal ve politik yaşamın çok katmanlı yapısını da gözler önüne seriyor.

İstanbul’dan Paris’e uzanan yaşamını kaleme aldığı ‘Unutulan Geçmiş’te, çocukluğundan ilkgençliğine, öğrenciliğinden meslek hayatına, akademik ve tarihsel araştırmalarından toplumsal ve politik faaliyetlerine dek tüm hayatını, ince ayrıntılarıyla, berrak anılarıyla ve edebi maharetiyle gözler önüne seriyor.

  • Künye: Vahram Torkomyan – Unutulan Geçmiş: İstanbullu Bir Doktorun Üsküdar’dan Paris’e Yolculuğu, çeviren: Alev Er, Aras Yayıncılık, anı, 488 sayfa, 2024

Jérôme Baschet – Kapitalizm Ne Zaman Başlar? (2024)

‘Kapitalizm Ne Zaman Başlar?’

Soru açıksa da tarihçiler arasında bir fikir birliği yok: Bazıları ortaya çıkışını iki yüzyıl, diğerleri beş ya da sekiz yüzyıl, hatta birkaç bin yıl olarak öncesine tarihlendiriyor.

Dikkate alınması gereken faktörlerin niteliği ya da daha da şaşırtıcısı, kapitalizmin tanımı konusunda da bir fikir birliği yok.

Jérôme Baschet, kapitalizmi salt ticari ve parasal uygulamalardan ayırmak için koyduğu titiz kriterlerle, birçok klasik tarihsel modeli sorguluyor ve feodalizmden kapitalizme geçişte yer alan güçlerin karmaşıklığını araştırıyor.

Ortaçağ toplumunun iç dinamiklerini inceleyen, bir yandan Avrupamerkezci önyargıları reddederken diğer yandan Avrupa’nın özgün taraflarını vurgulayan Baschet’ye göre Avrupamerkezci olmayan bir tarih anlayışı, Avrupa’nın dünya tarihindeki rolünü doğru bir şekilde anlamayı gerektiriyor.

Süreksiz bir bakış açısını savunan Baschet, geçişin doğrusal, önceden belirlenmiş bir gelişme değil, insanlık ve gezegen tarihinde radikal bir kırılma olduğunu, bunun ise tam anlamıyla öneminin mevcut iklim ve ekolojik kriz bağlamında çıktığını vurguluyor.

Baschet, merkeze aldığı “ne zaman?”, “nasıl?” ve “ne?” sorularıyla tartışmanın odağını belirleyerek kapitalizmin tarihsel süreç içindeki oluşumunu derinlemesine inceliyor.

Ekonominin özerkleştiği, sınırsız büyüme mantığının olumlanarak egemenlik sürdüğü bir dünya şeklinde kendini gösteren kapitalizmin sonuçlarını bugün yaşıyoruz.

  • Künye: Jérôme Baschet – Kapitalizm Ne Zaman Başlar?: Feodal Toplumdan Ekonomi Dünyasına, çeviren: Hasan Can Utku, Monografi Yayınları, tarih, 120 sayfa, 2024

Enzo Traverso – Nazi Şiddetinin Kaynakları (2024)

Uluslararası toplum ve akademik çevreler, geleneksel olarak Nazizm ideolojisini ve Holokost’u Avrupa tarihinin doğal akışından bir sapma, önceki çağların barbarlığına ve vahşetine bir geri dönüş olarak gören yaygın bakış açısını kabul eder.

Enzo Traverso ‘Nazi Şiddetinin Kaynakları’nda keskin ve berrak bir analizle bu yaklaşımı tersyüz ederek milyonlarca insanın ölümüne sebep olan bu korkunç deneyimi, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’da gelişen modern trendlerin ve “medenileştirme süreci”nin uzantısı olarak yorumluyor.

Yazar siyasi, askerî, kolonyal, endüstriyel, bilimsel ve felsefi boyutlarıyla Batı modernleşmesinin karmaşık tarihsel hattını mercek altına alarak, bu benzersiz ölüm operasyonuna giden yolu ören fikirleri ve pratikleri inceliyor.

Avrupa’nın siyasi ve entelektüel tarihi üzerine derinlemesine çalışmalarıyla tanınan Traverso’dan soykırım tartışmalarına ufuk açıcı bir katkı.

Kitaptan bir alıntı:

“Yahudi soykırımının fevkaladeliği, pek de ‘öncülü olmayan’ (…) bir olay değil, modern Batı tarihinde daha önce birbirinden ayrı olarak denenmiş geniş hükümranlık ve yok etme yöntemlerinin özgün bir sentezi olmasıdır. Özgün, dolayısıyla da radikal biçimde yeni olan şey sentezdi ve çağdaşlarının pek çoğu için hayal edilemez ve anlaşılamazdı.”

  • Künye: Enzo Traverso – Nazi Şiddetinin Kaynakları, çeviren: Ertuğrul Genç, İletişim Yayınları, siyaset, 213 sayfa, 2024