Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum (2024)

Modernleşme ve merkezileşme yönelimiyle birlikte toplum ve daha önce pek de hesaba katılmayan toplumsal gruplar daha okunabilir, daha tahmin edilebilir kılınmak istenmiş, bu da ister istemez yöneticilerin bizatihi toplumsal kurumlarla ilişki kurma biçimlerini dönüştürmüştür.

Fasih Dinç, ‘Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum’ kitabında aşiretler, cemaatler, sınır ve yerel elitler gibi kavram ve olgular üzerinden esasen bu dönüşümün dinamiklerini inceliyor.

Osmanlı’nın İran sınırındaki iki önemli toplumsal grupla, Caf aşireti ve Nasturî cemaatiyle ilişkisinin hem bir modernleşme programı bağlamında iç dinamiklerle hem de 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başına bir dizi önemli dış dinamikle beraber dönüşümünü ele alıyor.

İdare tekniğinin değişimiyle sınır algısının nasıl dönüştüğünü gösterirken devlet-toplum ilişkilerine de bu dürbünden bakabilen önemli bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin bir savunma projesi olan merkezileşme programı, o güne dair var olan devlet-toplum ilişkilerinin ve toplumun kendi içindeki ilişkilerin yanı sıra birçok kavram ve olgunun anlam ve fonksiyonunu yeniden şekillendirdi. Bu bağlamda Osmanlı-İran sınırında bulunan Caf aşireti ile Nasturî cemaati ise meydana gelen gelişmelerin pasif nesneleri olmaktan ziyade en azından kendi bölgelerindeki gelişmelerin gidişatını etkileyen birer aktif aktördüler.”

  • Künye: Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum: Caf Aşireti ve Nasturî Cemaati (1839-1914), İletişim Yayınları, tarih, 300 sayfa, 2024

Jean-François Pérouse – Angora’dan Ankara’ya (2023)

‘Angora’dan Ankara’ya, kendi içinde uzanan bir yolculuk…

Hem zaman hem mekân bakımından başkentin hikâyesi bir bütünlük ve tutarlılık teşkil ediyor.

Ankara’nın inşası, imarı ve şehirleşme süreci yüzüncü yılını geride bırakmış bir ülkeye dair çok fazla şey söylüyor.

Ankara’yı okumak, onun başlangıç ve oluşumuna nüfuz etmek bir bakıma Türkiye’yi somut koşulları içinde anlamak demektir.

Şehir tarihi açısından Ankara ile ilgili ideolojik tespitler, birtakım genelgeçer kıyaslama ve betimlemeler son derece kısıtlayıcı kalıyor.

Oysa kitabın yazarı Jean-François Pérouse burada zor olanı başarıyor, gerçekliğin yükünü üstlenerek tek kelime ile bir şehrin envanterini tutuyor.

Yerleşim yerlerini, yapıları, meydanları, sokak ve caddeleri, ilçeleri adım adım tespit etme ve tanımlama çabasını üstleniyor.

Pérouse, ele aldığı dönem içinde, başkent olmaya giden bir süreci neredeyse gün gün takip ediyor.

İncelenen zaman dilimi içinde olup biten olaylar yalnızca siyasal bir kadronun ufkuna hapsedilmiyor, kurucu isimlerle birlikte tüm toplumsal ilişkiler, çıkar ağları, her türlü imkân ve yoksunluklar, yaşam tarzları, idealler, nüfus, konut ve barınma ihtiyacı gibi gündelik ihtiyaçların bir şehre nasıl kimlik kazandırdığı gösteriliyor, tüm bu oluşumlar bir toplumun zihniyetini de yansıtıyor.

Pérouse, imparatorluk bakiyesi bir ülkenin başkenti olma yolunda, özellikle imar ve şehirleşme sürecine odaklanıyor.

Bu koşulları yaratan tüm karar vericilerin, yöneticilerin şehir planlamacıların ve mimarların yanısıra planlar, haritalar, bütçeler, kronolojiler, en zengin verileriyle birlikte, Ankara’yı, bir ulusun başkentini anlamlı bir çerçeveye yerleştiriyor.

‘Angora’dan Ankara’ya’ aynı zamanda Ankara’yı çeyrek yüzyıl mesken edinmiş bir yayınevinin Cumhuriyet’in yüzüncü yılına armağanı olarak okuruyla buluşmaktadır.

  • Künye: Jean-François Pérouse – Angora’dan Ankara’ya: Bir Başkentin Doğuşu (1919-1950), çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, tarih, 639 sayfa, 2023

Ulbe Bosma – Şekerin Tarihi (2024)

Uzun tarihlerinin çok büyük bölümünde insanlar rafine şeker olmadan da yaşamlarını gayet güzel sürdürdüler.

Ne de olsa rafine şeker, tüketmeye mecbur olduğumuz bir besin değil.

Toz şeker ilk kez MÖ 6. yüzyılda üretildi, ama yine de sonraki 2500 yıl boyunca çoğu halkın beslenme rejiminde marjinal bir ürün olarak kaldı.

Sonra birdenbire her yere yayıldı.

Şeker nasıl oldu da yediğimiz tüm besinlerin içine sızmayı başardı, hastalıkları ve ekolojik krizi besleyip büyüttü?

Şeker; sanayileşme, emek göçü ve beslenme değişiklikleri yoluyla bazı kültürleri yok edip, bazı kültürleri ise sıfırdan yaratarak her kıtada yaşamı dönüştürdü.

Şeker servet kazandı, hükümetleri yozlaştırdı ve teknokratların politikalarını şekillendirdi.

Dünyayı değiştirecek sonuçlar doğuran özgürlük çığlıklarını kışkırttı.

Ulbe Bosma, mütevazı şeker kristalini, küresel tarihin ve içinde yaşadığımız dünyanın çeşitli yönlerini anlamamızı sağlayacak güçlü bir prizmaya dönüştürüyor.

  • Künye: Ulbe Bosma – Şekerin Tarihi: Bu Tatlı Madde 2000 Yıl Boyunca Politikalarımızı, Sağlığımızı ve Çevremizi Nasıl Değiştirdi?, çeviren: Yavuz Alogan, Say Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2024

Ivan T. Berend – 19. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi (2023)

On dokuzuncu yüzyıl dünyanın çehresini değiştiren uzun bir yüzyıldı.

Günümüzün önemli iktisat tarihçilerinden Ivan T. Berend, ’19. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi’nde, şu önemli sorunun yanıtını arıyor: Niçin Avrupa’nın bazı ülkeleri ve bölgeleri 19. yüzyılın daha erken dönemlerinde ileri bir gelişme seviyesi yakalarken, diğerleri geride kaldı?

Avrupa’daki ekonomik kalkınmayı uluslar ötesi bir ölçekte ele alan bu karşılaştırmalı çalışma, bölgesel farklılıkların ülkelerin ekonomik güzergâhında nasıl belirleyici bir etki yapabileceğini gösterirken, ilerlemenin ve geri kalmanın tarihsel nedenlerini de tartışmaya açıyor.

Akademik yaşamı boyunca iktisadi geri kalmışlık ve periferi ekonomileri üzerine çalışan Berend, bu kitapta sosyal, politik, kurumsal ve kültürel etkenleri bir arada ele alırken, bilgi, devlet ve kurumların iktisadi kalkınmadaki rollerini de inceliyor.

’19 Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi, o uzun yüzyılın makroekonomik eğilimlerini ve çeşitli iktisat teorilerini masaya yatırırken, ayrıca günümüze de ışık tutuyor.

  • Künye: Ivan T. Berend – 19. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi: Çeşitlilik ve Sanayileşme, çeviren: İsmail Ferhat Çekem, İş Kültür Yayınları, iktisat, 512 sayfa, 2023

Fatma Müge Göçek – Doğu’nun Batı ile Karşılaşması (2024)

Osmanlı İmparatorluğu, kritik değişim anlarına kendi sistemi içinde çeşitli yanıtlar üreterek 600 yıl hayatta kaldı.

Fakat 18. yüzyılda Batı’nın bilimsel devrimi, aydınlanması ve farklı coğrafyaları keşfi, Osmanlı İmparatorluğu için yeni yanıtlar gerektiren bir dönemin kapısını araladı.

Doğu ve Batı yeni bir dünya düzeninin arifesinde, gelenek ile modern arasında birbirlerini yeniden tanıdı, tanımladı.

Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin seyahatnamesi Osmanlıların Batı’ya, Batı’nın Osmanlılara bu yeni bakışının örneğini sunuyor.

Yeme içme kültüründen eğlenceye, diplomatik protokollerden devletlerarası ilişkilere farklılıklar ve benzerlikler onun elçiliğinde su yüzüne çıkıyor.

Fransa’daki Turqueire modası ile Osmanlı’da matbaanın kurulması bu dönemde nüveleniyor.

Mehmed Çelebi’den sonra giden elçiler, kültürel aktarım ve yayılım için bir momentum etkisi yaratarak Osmanlı dünya görüşünü şekillendiren aktörler hâline geliyor.

Osmanlı-Türkiye modernleşme tarihinin siyasi ve kültürel sacayaklarını incelikle ören bu kitap, Batı’nın teknolojide ilerlemesi, ticari yayılması karşısında Osmanlı İmparatorluğu’nun bundan nasıl etkilendiğini özlü bir biçimde anlatıyor.

  • Künye: Fatma Müge Göçek – Doğu’nun Batı ile Karşılaşması: 18. Yüzyılda Fransa ve Osmanlı İmparatorluğu, çeviren: Nur Çetiner, Fol Kitap, tarih, 232 sayfa, 2024

Walter Scheidel – Büyük Düzleyici (2024)

‘Büyük Düzleyici’ gelir ve servet eşitsizliğinin tarihsel dinamiklerine ilişkin harikulade bir çalışma.

İnsanların yerleşik hayata geçtiği günden beri maddi eşitsizlik uygarlıkların en temel ve belirgin özelliklerinden biri olageldi.

Çok büyük bir zenginlik çok küçük bir zümrenin elinde toplanırken diğerleri kitleler hâlinde açlık ve sefalet içinde hayatta kalma mücadelesi verdiler.

Bu durum o kadar yaygın biçimde kanıksandı ve dünyanın olağan hâli olarak görüldü ki herkesin kapısını er ya da geç çalacak olan ölüm, birçok kültürde her türlü eşitsizliği en sonunda ortadan kaldıran tek gerçek eşitleyici olarak algılandı.

Hatta insanın ölümlü oluşu eşitsizliğin mağdurlarına zaman zaman huzur bile verdi.

  • Peki, tarihte maddi eşitsizliklerin ortadan kalktığı zamanlar olmadı mı?
  • Bundan sonra olamaz mı?
  • Olursa bunun bedeli ne olacak ve biz buna hazırlıklı mıyız?

Walter Scheidel, birçok ödül kazanan, maddi eşitsizlik sorununa sarsıcı bir bakış getirdiği bu abidevi çalışmasında, işte bu temel sorulara bir yanıt arıyor.

Tarih boyunca eşitsizliği ortadan kaldıran, zengin ile yoksulu ayıran servet dağlarını dümdüz eden, yüz yüze gelenlere kıyamet saatinin geldiğini düşündüren mahşerin gerçek dört atlısıyla bizi tanıştırıyor: büyük savaşlar, devrimler, salgınlar ve devletlerin yıkılışı.

Primat atalarımızın yaşadığı Afrika’nın savanlarından, Amerika’nın en eski yerli uygarlıklarına, Uzakdoğu ve Mezopotamya’nın kültürlerinden Avrupa’nın Ortaçağına ve bugünün modern dünyasına kadar, bu yıkıcı güçlerin bireylerin ve ulusların kaderini nasıl durmaksızın yeniden şekillendirdiğini ve oyun alanını nasıl eşitlediğini gözler önüne seriyor.

Bir anlatıdan ziyade manifesto niteliği taşıyan bu kitap, herkesin bildiği sırları ifşa etmenin ne denli zahmetli bir iş olduğunu da gösteriyor.

  • Künye: Walter Scheidel – Büyük Düzleyici: Taş Devri’nden Bugüne Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 696 sayfa, 2024

Sibel Zandi Sayek – Osmanlı İzmir’i (2024)

On dokuzuncu yüzyıl İzmir’i “Doğu’nun Batısı ve Batı’nın Doğusu” olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi bir kavşak niteliğindeydi.

Muazzam bir değişimin çalkantılarını yaşıyor, bir yandan zenginleşiyor, diğer yandan da yeni sorunlarla karşı karşıya kalıyor, yeni kurumlarla donanıyor, fiziksel olarak da yenileniyordu.

Sibel Zandi-Sayek, Osmanlı İzmir’i adlı çalışmasında, 1840-1880 arasında İzmir’in yaşadığı bu köklü dönüşümü, farklı kentsel aktörler arasındaki ilişkileri mercek altına alarak inceliyor: bürokratlar, dinî cemaatler, etnik gruplar, yabancılar, gazeteciler ve kent sakinleri.

Çalışma, 19. yüzyılın ortalarında yoğunlaşan hızlı değişim döneminde, İzmir’deki yapılı çevreyi, çeşitli yerel aktörlerin kentsel politika ve uygulamaları şekillendirmek ve görece etki ve konumlarını korumak için mücadele ettiği bir alan olarak öne çıkarıyor.

Gündelik hayatın biçimlenişini yurttaşlık, kentsel aidiyet gibi kavramlar etrafında ele alıyor.

İzmir’i kendi bağlamı içinde yorumlayarak, hassas dengeler üzerine kurulu bir dünyayı özgün bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılın ortalarında İzmir’i özellikle büyüleyici kılan şey, kent modernleşmesinin dinamiklerine ve bu dinamiklerin geçici, değişken ve çatışmalı niteliğine açılan bir pencere olmasıydı.”

  • Künye: Sibel Zandi Sayek – Osmanlı İzmir’i: Çokuluslu Bir Limanın Yükselişi (1840-1880), çeviren: Gül Tunçer, İletişim Yayınları, tarih, 327 sayfa, 2024

Kolektif – 19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi (2023)

Bu kitap Türkiye’deki tarih okurlarının pek aşina olmadığı birçok isme ve olaya yakından bakarak modern Asya entelektüel tarihinin temel meselelerini ele alıyor.

Hem Batı-merkezci hem de onunla aynı ölçüde sorunlu Asya-merkezci bakış açılarının ötesine geçebilmek adına dikkatle seçilen makalelerle Asya’nın kolonyal geçmişine ve postkolonyal bugününe ilişkin yeni pencereler açıyor.

Kitapta Michael Adas’ın Batının “uygarlaştırma misyonu”na karşı Afro-Asya ortaklığını anlatmasından Pankaj Mishra’nın 1905’teki Japon zaferiyle oluşan sömürge-karşıtı küresel moment hakkındaki notlarına, Carolien Stolte ile Harald Fischer-Tiné’nin Hindistan’daki milliyetçi ve enternasyonalist fikirlerin Asya’yı ortaklaştırmasından Manu Goswami’nin Bengal’den hareketle sömürge-karşıtı enternasyonalizmin panoramasını sunan analizine dek kapsamlı yazılar yer alıyor.

Rebecca Karl’ın Çin’in Asya’yı 20. yüzyılın başında yeniden tahayyül etmesini anlatan, Sven Saaler’in anti-emperyalist Japon pan-Asyacılığının zamanla emperyalizme dönüşümüne bakan bilgi dolu makalelerini Ole Birk Laursen’in Rus ve Hint devrimci entelektüelleri arasındaki sömürgecilik-karşıtı bağlantıları işleyen metni takip ediyor.

Shobna Nijhawan’ın Asyalı feminist kadınların faaliyetleriyle başka sömürü ilişkilerine dikkat çeken makalesini C. A. Bayly’nin Arap-Hint entelektüel bağlarına ilişkin incelemesi tamamlıyor.

Sanjay Subrahmanyam’ın bütün bunlardan sonra tek bir Asya’dan mı, birden çok Asya’dan mı söz etmek gerektiğini sorguladığı değerlendirmesiyle birlikte makaleler kendi aralarında bütünleşiyor.

Siyasi düşünceler tarihçisi Hasan Aksakal’ın derlemesi ve geniş kapsamlı sunuşu, Ahmet Fethi Yıldırım’ın akıcı çevirileriyle ‘19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi’, bu alana dair Türkçedeki en yetkin çalışma.

  • Künye: Kolektif – 19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi, derleyen: Hasan Aksakal, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Beyoğlu Kitabevi, tarih, 416 sayfa, 2023

Sedat Ulugana – İhsan Nuri Paşa’nın Anıları (2023)

Bu kitap, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinin askeri, siyasi ve sosyal süreçlerine doğrudan tanıklık etmiş, Kürt tarihinin çok önemli bir kesitinde belirleyici roller üstlenmiş olan İhsan Nuri Paşa’nın anılarını ilk kez gün ışığına çıkarıyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın farklı cephelerinde bizzat bulunmuş olan İhsan Nuri Paşa’nın Balkan Savaşları’ndan Ağrı İsyanı’na değin uzanan serüveni Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu modern tarihlerinin de bir izleğidir adeta.

Okur, onun anılarında, Mustafa Kemal Atatürk’ten Mele Mustafa Barzani’ye, Abdurahman Qasimlo’den Mustafa Suphi’ye kadar dönemin birçok önemli karakterini İhsan Nuri’nin tanıklığıyla yeniden değerlendirme imkânı edinecek, büyük savaşlara şahitlik eden o çağda Kürtlerin kazanım ve kayıplarını da tespit etme olanağını bulacaktır.

İhsan Nuri Paşa’nın anıları, raporları, mektupları ile, yine ilk kez bu kitapta yayımlanan, Ağrı dağındaki isyan karargâhı ile Hoybun merkez teşkilatı arasında gerçekleşen yazışmalar Kürt tarihinin çok az bilinen bir sayfasına ışık tutuyor.

Kürt tarihyazımının yönünü etkileyecek olan bu rapor ve yazışmalar bu kitabı temel bir kaynak haline getiriyor.

  • Künye: Sedat Ulugana – İhsan Nuri Paşa’nın Anıları: Ağrı İsyanı Raporları, Dipnot Yayınları, 408 sayfa, 2023

Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik (2023)

Vitruvius’tan günümüze kadar gelen inşaat uygulama kılavuzlarının yorumlanarak açıklığa kavuşturulması, Nîmes kentinin su tevzi düzeneği castellum divisorium’un hidrolik hesap sırrının çözülmesi için bilim insanı Trevor Hodge’un yaptığı çağrı, Roma kadastroculuğunun akıl almaz hassasiyetteki örnekleri, uzay tekniklerinin arkeolojiye katkısı…

Bu konulardan büyülenerek yola çıkan Murat Baykent, ‘Antik Roma’da Mühendislik’ kitabında, antik çağ mühendisliği sırlarına bugünkü bilgilerle ışık tutuyor.

Bu çalışma, hem akademisyen, öğrenci ve araştırmacılara zengin bir kaynak sunuyor hem de alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik: Yapı Teknikleri, Kadastro Çalışmaları, Hidrolik Projeler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 416 sayfa, 2023