Alfred W. Crosby – Gerçeği Ölçmek (2023)

Batı Avrupalılar mekanik saatleri, geometrik olarak hassas haritaları, çift girişli defter tutmayı, hassas cebirsel ve müzikal notasyonları ve perspektif resmi ilk icat edenler arasında yer aldı.

Batı Avrupa’da on altıncı yüzyılda dünyanın diğer bölgelerine kıyasla daha fazla insan niceliksel düşünmüş ve bu da onların dünyanın liderleri olmalarını sağlamıştır.

Alfred Crosby, eğlenceli ayrıntılar ve tarihi anekdotlarla, Orta Çağ’ın sonları ve Rönesans sırasında meydana gelen niteliksel algıdan niceliksel algıya geçişi tartışıyor.

Crosby, aralarında ödüllü ‘The Biological Expansion of Europe’ kitabı dahil beş kitabın yazarıdır.

  • Künye: Alfred W. Crosby – Gerçeği Ölçmek: Batı Avrupa’da Nicelleştirme, çeviren: Görkem Bir, The Kitap Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2023

Paul Slack – Veba (2023)

Oxford Üniversitesi’nin cep kitapları serisinden yayımlanan bu kitapta Paul Slack bizleri ne yazık ki hâlâ sonlanmamış bir küresel yolculuğa çıkarıyor.

Bu yolculukta 1347’de başlayıp Avrupa’yı büyük bir kırıma uğratarak Çin ve Hindistan’a dek uzanan Büyük Veba Salgını “Kara Ölüm”den 1665’teki Büyük Londra Salgını’na, bahsi geçen tarihlerin öncesinde karşımıza çıkmaya başlayıp günümüze dek uzanan büyük ölümcül felaketlere tanık oluyoruz.

Vebanın, pençesine düşen insanlar açısından ne anlama geldiğini araştıran yazar, büyük salgınların doğurduğu krizlerde insanların ölümle ve hastalıkla nasıl baş ettiklerini odağına alıyor.

Devletlerin onunla savaşa nasıl başladığını araştırıyor, bu illetin modern halk sağlığı yaklaşımını nasıl etkileyip tarihimizi nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Vebanın tarihte yüzyıllar boyunca yarattığı etkinin izini sürerek onun yorumlanma biçimlerine, sanatta ve edebiyatta doğurduğu güçlü imgelere özellikle dikkat çekiyor.

Ortaya çıkan salgın tablosu, yakın zamanda yaşanan COVID-19 pandemisine bakış açısından okurlara derin bir tarihsel perspektif sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Veba tarihi kitapları bize salgınların ortaya çıkmasında ve onlara verilen tepkilerde kültürlerin ve kurumların, bağlamların ve etkenlerin önemini anlatır. İnsanların düşünce ve yaşam tarzlarının, ulaşabildikleri bilgi türlerinin ve benimsedikleri davranış biçimlerinin (kaçmak, mücadele etmek ya da düpedüz kaderci davranmak) fark yarattığını gösterir. Fakat bir salgının başlamasından sonra acısız zafer ihtimalini vaat etmezler.”

  • Künye: Paul Slack – Veba: Kısa Bir Giriş, çeviren: Nurettin Elhüseyni, İş Kültür Yayınları, tarih, 160 sayfa, 2023

Gerd Schwerhoff – Engizisyon (2023)

Engizisyon, Avrupa toplumunda, siyasetinde, kültüründe ve hukuk tarihinde oldukça önemli bir rol oynadı, pek çok kitaba ve filme konu oldu.

Ancak bu eserlerde engizisyon hakkında genellikle doğru bilinen yanlışlar işlenmiş ve bir engizisyon efsanesi ortaya çıkmıştır.

Dresden Teknik Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak erken modern dönem üzerine araştırmalar yapan Gerd Schwerhoff, bu çalışmasıyla bir müessese ve bir olgu olarak Engizisyonun Avrupa tarihindeki yerini sorguluyor ve gerçek ile efsaneyi birbirinden ayırıyor.

Hıristiyanlık tarihinin en karanlık çağında, zındıklık, cadılık, büyücülükle itham edilen insanların yanı sıra Yahudi ve Müslümanlar da zulme uğradı.

Bu araştırma, Yüksek Ortaçağ’da Katharlara ve Waldensianlara yapılan zulümlere, erken modern dönem İspanyol engizisyonuna, Kutsal Ofis’e ve 18. yüzyılda engizisyonun çöküşüne dair genel bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Gerd Schwerhoff – Engizisyon: Orta ve Modern Çağ’da Heretizm Sorunu, çeviren: Ömer İpek, Runik Kitap, tarih, 144 sayfa, 2023

Levi Roach – Normanlar (2023)

Viking akınlarından Akdeniz’in hakimiyetine uzanan Normanlar, Orta Çağ Avrupası’nın egemen ve göz kamaştıran gücüydü.

Levi Roach, Normanların inanılmaz hikâyesini ustalıkla anlatıyor.

Elinizdeki bu kitap, hırslı maceracıların, azılı yağmacıların, kazanılan ve kaybedilen servetlerin hikâyesi.

14 Ekim 1066.

İngiltere’nin son Anglo-Sakson kralı II. Harold Sussex’te ölürken, Normandiya Dükü beklenmedik zaferini kutluyordu.

Artık İngiliz tahtında Anglo-Saksonlar veya Vikingler oturmayacaktı; artık çağ, Normanların çağıydı.

Viking akıncılarından gelen mütevazı köklerinden paralı askerler, fatihler ve hükümdarlar çıkaran Normanlar, Avrupa’yı tabiri caizse şekillendirirken Küçük Asya topraklarında da adım atmadık yer bırakmadılar.

Uyum sağlama, yenilikçilik ve katı kararlılıklarıyla dünyaya damga vurdular.

Roach, İskandinavya’dan Kutsal Topraklara dek Normanların izini sürüyor ve okurları da bu yolculukta peşinden sürüklüyor.

Alana hakimiyeti ve başarılı araştırmasıyla Norman İmparatorluğu’nu karakterize eden siyasî entrikalar, askerî deha ve kültürel asimilasyonun karmaşık dokusunu gözler önüne seriyor.

Normanlar, yalnızca bir fetih kroniğinden çok daha fazlası.

Yazar Roach fetihlerin yanında modern hukuk sisteminin temellerinin nasıl atıldığından Avrupa’nın Orta Çağ kimliğini şekillendiren farklı kültürlerin kaynaşmasına kadar Norman yönetiminin geniş kapsamlı sonuçlarını ustalıkla inceliyor.

Normanlar, Kuzey Fransa’daki Viking yağmacılarının torunlarının Avrupa, Akdeniz ve Orta Doğu siyasetine hâkim oluşlarının olağanüstü hikâyesini anlatıyor.

Roach’ın usta tarih yazıcılığı ve titiz araştırmaları, bu olağanüstü hanedana yeniden hayat vererek etkilerinin hatırlanmasını sağlıyor.

  • Künye: Levi Roach – Normanlar: Avrupa’nın Kurucuları, Asyanın Fatihleri, çeviren: Bekir Çelikcan, Kronik Kitap, tarih, 368 sayfa, 2023

Cem Kara – Sınırları Aşan Dervişler (2023)

‘Sınırları Aşan Dervişler’, 1826-1925 yılları arasında, aslında bütün Osmanlı tarikatlarının büyük bir dönüşümden geçtiği bir kesitte, Bektaşiliğin gelişme seyrini inceliyor.

  • Osmanlı’daki muteber ve ayrıcalıklı konumunu büyük ölçüde Nakşibendiliğe bırakarak tasfiye edilen Bektaşilik, buna nasıl tepki verdi?
  • Arnavutluk, Bektaşiliğin yeni merkezi olarak nasıl öne çıktı?
  • Balkanlar’da yeni bir canlanma yaşayan Bektaşilik, hem kendi geleneğiyle, hem Osmanlı’daki dinî kültürleriyle, hem Batı kültürleriyle nasıl bir etkileşime girdi?
  • “Liberal ve hoşgörülü” bir inanç geleneği olarak baskılanmasının oryantalist bir simge haline gelmesi, nasıl gerçekleşti?

Cem Kara, 2022’de Annemarie Schimmel Ödülü’ne ve 2018 yılında merkezi Münih’te bulunan Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi’nin en başarılı tez ödülüne layık görülen çalışmasında, bu sorulara rengarenk bir resimle cevap getiriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bektaşilik 19. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar çeşitli inanç kültürlerinin bir izdüşümü işlevini görmüştür: Sünni Ulema, Bektaşiliği ‘hakiki’ İslâm’ın karşıtı, Türk milliyetçileri onu aslen Türk kültürünün bir parçası ve Batılı Masonlar ve Hıristiyan gruplarıysa Bektaşiliği özünde kendilerinin Şark’taki akraba bir kültürü olarak görmüştür. (…) Mevleviler, Melamiler veya Kızılbaş Alevileri için de farklı gruplarla ilişkileri dahilinde benzer şeyler söylenebilir, ancak bu denli çok çeşitli gruplarca bu denli çok yönlü bir şekilde tezahür eden başka bir inanç kültürüne pek nadir rastlanır.”

  • Künye: Cem Kara – Sınırları Aşan Dervişler: Bektaşiliğin Kültürel İlişkileri 1826-1925, İletişim Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2023

Ali Satan – Atatürk’e Suikast ve Sadakat (2023)

1935 yılı Ağustos ayında Türk hükümeti gelen bir ihbarla alarma geçer.

İhbarı yapanlara göre birkaç kişilik bir ekip Beyrut’tan vapura binerek Atatürk’e suikast düzenleme maksadıyla yola çıkmıştır.

Aldığı duyum üzerine hemen harekete geçen hükûmet bir dizi tedbir alır, Cumhurbaşkanı’nın güvenliğini sağladıktan sonra başarıya ulaşamayan bu suikast planının arkasında kimin olduğunu aydınlatmaya çalışır.

Soruşturma esnasında bazı devlet adamlarının adının olaya karışması skandalın daha çok büyümesine sebep olur.

Yazılı basının bu haberi manşetlere taşımasıyla birlikte, söz konusu girişim halkın da tepkisini çeker.

Bütün bu sürecin belki en ilginç yanı ise suikast ihbarını yapan makamın İngiliz Büyükelçiliği olmasıdır.

‘1935 Meçhul Bir Suikastın Kronolojisi: Atatürk’e Suikast ve Sadakat’, diğer teşebbüslerin gölgesinde kaldığı için pek bilinmeyen bir suikast girişiminin tüm detaylarını arşiv belgelerinin ışığında gün yüzüne çıkarıyor.

İhbarın yapıldığı ilk andan mahkeme safhasının sonuna kadar süreci bütünüyle ele alıyor.

Ali Satan’ın İngiliz ve Türk arşivlerini tarayarak, kuyumcu titizliğiyle üzerinde çalıştığı bu eser yalnızca söz konusu suikast teşebbüsünü değil, daha büyük çerçevede Atatürk dönemi Türkiye’sini, özellikle bürokrasinin işleyiş biçimini anlama olanağı sunuyor.

Cumhuriyetin 100. yıl dönümüne yaklaştığımız şu günlerde bunu kavramak her zamankinden daha çok önem arz ediyor zira bu suikast gerçekleşseydi yeni kurulmuş cumhuriyetin kaderi bambaşka bir yöne doğru seyredecekti.

  • Künye: Ali Satan – Atatürk’e Suikast ve Sadakat, Timaş Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2023

Sungur Savran – Bir İhtilal Olarak Milli Mücadele (2023)

Cumhuriyetin kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü yaşıyoruz.

Bu yolu açan, 1918-1923 arası dönemde verilen Millî Mücadele’dir.

Gerek cumhuriyet gerekse onu hazırlayan bu tarihî mücadele, daima tek bir bireyin, Mustafa Kemal’in zihninde şekillenmiş bir fikrin uygulanması olarak indirgemeci biçimde ele alınmıştır.

‘Bir İhtilal Olarak Millî Mücadele’, her şeyden önce Millî Mücadele’yi farklı bir pencereden, Marksist bir analiz temelinde anlama çabasıdır.

Sungur Savran, bu tarihî olayın Marksist anlayışa göre gerçek bir devrim olduğunu savunuyor.

Sonuçta bir burjuva devrimi olarak biçimlenmiştir ama özellikle 1918’den 1921 başına kadar başta köylülük ve işçi sınıfı olmak üzere emekçi sınıflar da kendi örgütleri ile bu mücadeleye katılmışlardır.

Millî Mücadele bu kitapta her şeyden önce bir toplumun kriz çağında yaşadığı sınıf mücadeleleri açısından ele alınıyor.

Savran bu kitapta epey bir putu kırmaya yöneliyor. Millî Mücadele’nin 19 Mayıs 1919’dan önce zaten başlamış olduğunu vurguluyor.

Kuvayı Milliye olarak bilinen güçlerle Ankara hükümetinin askerî güçlerini özdeşleştirmenin yanlışlığını kanıtlarıyla gösteriyor.

Mustafa Kemal’in ta Sakarya Meydan Muharebesi’ne (Ağustos-Eylül 1921) kadar Millî Mücadele’nin tartışılmaz lideri haline gelmediğinin altını çiziyor.

En önemlisi, Sovyet Rusya’nın mücadelenin kazanılmasındaki rolünün vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor.

Başta Mustafa Suphi olmak üzere Türkiye Komünist Fırkası’nın önderlerinin, Ocak 1921’de katledilmesinin gerçek faili hep belirsizlik taşımıştır.

Savran bu kitapta aynı zamanda bu cinayetin failini tarihî bir belge temelinde açıklıyor.

  • Künye: Sungur Savran – Bir İhtilal Olarak Milli Mücadele, Yordam Kitap, tarih, 432 sayfa, 2023

Jeremy D. Popkin – Haiti Devrimi’nin Kısa Tarihi (2023)

Haiti Devrimi’nin hikayesi, özgürlük ve eşitlik hakkındaki modern fikirlerin kaynağı olarak Batı Avrupa uygarlığını görmek isteyenler için çarpıcı bir hatırlatmadır.

ABD’de ve Fransa’da özgürlük ve eşitlik fikirlerini etkili bir dille formüle eden devrimci liderler, Atlantik dünyasında siyahların köleleştirilmesini sürdürmek için ölümüne savaşmaya hazırlardı.

“Bu topraklarda köle olamayacağını; köleliğin bu topraklarda sonsuza dek kaldırıldığını” ilan eden ilk anayasa ABD’nin ve devrim Fransası’nın anayasaları değil Toussaint L’Ouverture’ün 1801 Anayasasıydı.

Tüm insanların eşit değerde olduğunun tanınması, dünya için gerçekten evrensel bir değerler dizisinin temeli olacaksa, bu ilkenin Fransız Saint-Domingue kolonisindeki Afrika kökenli insanların mücadelelerinin bir sonucu olarak ilk defa açıkça ifade edildiğini teslim etmeliyiz.

Jeremy Popkin bu usta işi çalışmasında, Haiti Devrimi’ni ve onun efsanevi lideri L’Ouverture’e yakından bakıyor.

  • Künye: Jeremy D. Popkin – Haiti Devrimi’nin Kısa Tarihi, çeviren: Gülcan Ergün, Zoe Kitap, tarih, 216 sayfa, 2023

Sirvart Malhasyan – Patrik Avedik’in Gizemli Yaşamı (2023)

Bu kitap, Rahip Tokatlı Avedik’in (1657, Tokat-1711, Paris) hayatı, patriklik makamına yükselişi ve gizemli ölümüyle ilgili önemli parçaları birleştirerek trajik ve düşündürücü bir tarihi olaylar silsilesini okuyuculara sunuyor.

İstanbul Ermeni Patriği Tokatlı Avedik’in hayatı, rahiplik günlerinden itibaren romanlara, filmlere konu olabilecek maceralarla geçmiş, 1711 yılında, doğduğu topraklardan çok uzakta, Paris’te trajik bir şekilde sonlanmıştır.

Fransa Kralı XIV. Louis’nin Katolik faaliyetlere giderek artan desteği ve bürokrasinin patrik üzerinde yoğunlaşan öfkesi sürgün edilmesine ve ölümüne neden olmuştur.

Patrik Avedik’in hayatının son günleri, neredeyse yüz yıl boyunca bir sır olarak kalmış, uzunca bir süre kendisinin Alexandre Dumas’nın romanına konu olan Demir Maskeli Adam olduğuna inanılmıştır.

Demir Maskeli Adam’la karıştırılması, tarihçilerin onunla ilgili merakını körüklemiş ve gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır.

On sekizinci yüzyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki misyonerlik faaliyetlerini ve Ermeni toplumunun yaşadığı dini ve siyasi tartışmaları ele alan bu kitap, Sirvart Malhasyan’ın pek çok Ermenice kaynağın yanı sıra Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Fransız Ulusal Kütüphanesi’ndeki belgeler ve dönemin ünlü tarihçilerinin, araştırmacılarının farklı dillerde kaleme alınmış çalışmaları ışığında yürüttüğü araştırmanın ürünü.

Osmanlı-Ermeni tarihinin az bilinen gizemli ve önemli bir kesitine Türkçede ilk kez bu kadar yakından bakıyoruz.

  • Künye: Sirvart Malhasyan – Patrik Avedik’in Gizemli Yaşamı: İstanbul Patrikliğinden Bastille Zindanlarına, Aras Yayıncılık, biyografi, 112 sayfa, 2023

Thomas Hager – Antibiyotiğin Öyküsü (2023)

Antibiyotiğin icadı, modern tarihin en önemli hikâyelerinden biridir.

Thomas Hager, ilaç endüstrisinin karanlık yüzünü de ihmal etmeden, antibiyotiğin keşfine giden heyecan verici süreci adım adım izliyor.

Çok eski değil, yıl 1931.

Tıp, bakteriyel enfeksiyonlar karşısında çaresiz.

Zatürre, veba, verem, difteri, kolera, menenjit gibi hastalıklara sebep olan bakteriyel enfeksiyon bir kez başladı mı, yeryüzündeki hiçbir şey onu durduramıyor.

Gazlı kangren, yaralı askerler için gayriresmî ölüm cezası demek.

Loğusa humması doğum yapan kadınların korkulu rüyası.

Ameliyathanede giyilen kanlı önlük şeref nişanı.

Mikroplara hiç dikkat edilmiyor.

O günlerde bakterilerin hastalığa yol açması sadece teoride kalıyor, olgu değil.

Bu yüzden cerrahlar, çıplak elle kullandıkları aletleri herhangi bir masaya bırakıyor, maske takmıyor.

Peki ne oldu da 20 sene sonra doğan çocuklar bütün bu hastalıkları bilmeden büyüdü?

Her şey 1930’lu yılların ortalarında, Almanya ve Fransa’daki bir dizi bulguyla, o zamanlar modern tıpta “mucizelerin mucizesi” olarak göklere çıkarılan keşiflerle, insanlara bakteriyel enfeksiyonları durdurmanın ilk etkili yolunu gösteren ilerlemelerle başladı.

Sülfa bulundu.

Bu çalışmalar daha sonra, henüz deneysel aşamadaki ilaçların –ABD başkanının oğlu dahil olmak üzere– insanlar üzerinde test edilip etkilerinin doğrulanmasıyla sürdü…

Araştırdıkça öykü daha tuhaf ve daha renkli, karakterler ve hikâyelerse daha çarpıcı hâle geliyor; bu öykünün içinde inanılmaz küçük hayvanlar ve büyük karteller var.

Merakla okunacak bir yakın tarih kitabı.

Thomas Hager; havadaki azotu kullanarak gübre üretmenin yolunu bulan iki Alman bilim insanının, Fritz Haber ve Carl Bosch’un öyküsünü anlattığı ‘Havadaki Simya’ kitabındaki gibi bu kitapta da Hitler’den, Nazilerden, Yahudi bilim insanlarının Amerika, Almanya ve Fransa’nın savaş şartlarında yaptıkları bilimsel araştırmalardan ve tabii ilaç sektörünün karanlık yüzünden söz ediyor.

  • Künye: Thomas Hager – Sahra Hastanelerinden Nazi Laboratuvarlarına Antibiyotiğin Öyküsü, çeviren: Ebru Elbaşıoğlu, Pan Yayıncılık, inceleme, 472 sayfa, 2023