Ozan Şahin Giray – Törenin Ekonomi Politiği (2024)

‘Törenin Ekonomi Politiği’, feodalite öncesindeki Türklerin yahut daha genel bir ifadeyle Orta Asya bozkırlarında yaşayan ve hareketli üretim araçları üzerinde hâkimiyet kurmuş olan toplumsal formasyonların kuruluş ve işleyişlerini belirleyen yapısal süreçlerin örgütlü birlikteliği olarak “töreyi” üretim ilişkilerine referansla açıklıyor.

Üzerinde hâkimiyet kurulan üretim araçları ve üretim araçları üzerindeki hakimiyet rejimlerinin niteliği, ilgili toplumsal formasyonların örgütlenmeleri ve işleyişleri üzerinde belirleyici etkiler üreteceği için çalışmanın merkezinde, at ve küçükbaşlardan müteşekkil sürülerini soy bağına dayalı bir örgütlenme içinde besleyen ve soy bağı dolayımıyla siyasal örgütlenmeler oluşturan toplumsal formasyonlar bulunuyor.

Orta Asya göçerlerinin toplumsal kuruluşlarını, tarım toplumlarına ilişkin bilginin yansıtılması ötesinde açıklama denemesi, feodalite öncesi Türklerin ve daha genel bir ifadeyle göçer üretim tarzı dairesinde yaşamış olan insanların tarihlerini Avrupa Merkezciliğin hakimiyeti dışında ele almaya yönelik bir katkı sunuyor.

Feodalite öncesi Türk ve Orta Asya tarihinin yerleşik toplumlara ilişkin analizlerden temellük edilen üretim tarzı kavramsallaştırmasının yansıtılması dolayımıyla girişilen açıklamalar, sonu Avrupa Merkezcilikle neticelenen bir rotaya girmeye dair kuvvetli bir eğilimi bünyesinde barındırıyor.

Söz konusu eğilimin yarattığı sorunlar karşısında kitap, üretim aracının canlı olması ve üretim araçları üzerindeki hakimiyetin soy bağı dolayımıyla kurulmasının etkilerinin “göçer üretim tarzı” başlığı altında ele alınan özgün bir üretim tarzı ile neticelendiği argümanı etrafında gelişiyor.

Töre de “göçer üretim tarzı” bağlamında, göçer toplumsal formasyonların yeniden üretim süreçlerinin örgütlü birlikteliği olarak ele alınıyor.

  • Künye: Ozan Şahin Giray – Törenin Ekonomi Politiği, İmge Kitabevi, tarih, 757 sayfa, 2024

Elyakim Kislev – İlişkiler 5.0 (2024)

‘İlişkiler 5.0’, disiplinler arası bir çalışma ile sosyolojiyi, tarihi ve psikolojiyi harmanlayarak geçmişten günümüze ilişkilerin ne tür değişimler geçirdiğini nesnel verilerle ortaya koyuyor.

İnsan-teknoloji ilişkilerine dair kapsayıcı bir yaklaşımı savunan ‘İlişkiler 5.0’, araştırma verileri, uzman görüşmeleri ve kapsamlı deneysel araştırmaların sonuçlarıyla ikna edici argümanlar sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“‘İlişkiler 5.0’ kitabının içeriğinden son derece rahatsız olan okuyucular ve aynı zamanda insan-robot ilişki olasılığından büyük heyecan duyanlar aynı fikirde birleşmelidir: Türümüzü karakterize eden ve tarih boyunca bizi var eden şey, gelişme ve yeni koşullara uyum sağlama yeteneğimizdir. Bu nedenle, insanlığın bir kez daha teknolojiye uyum sağlamasına şaşırmamalıyız.”

  • Künye: Elyakim Kislev – Tarih Boyunca Ailenin Evrimi ve İlişkiler 5.0: Yapay Zekâ, Sanal Gerçeklik ve Robotlar Duygusal Hayatlarımızı Nasıl Yeniden Şekillendirecek?, çeviren: İrem Hattat, The Kitap Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2024

Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz (2024)

Osmanlı şehzadelerinin öldürülmeleri, kendi devirlerinde hem saray çevresinde hem de halk arasında ciddi etkiler bıraktı.

Şehzadelerin bir kısmı kaza yahut hastalık neticesinde ölürken, önemli bir kısmı ise taht mücadeleleri sırasında öldürüldü.

Kaynaklarda hastalık veya kaza sebebiyle ölen Süleyman Paşa veya Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed gibi birkaç şehzadenin psikolojik etkilerinden bahsedilmiş olmakla beraber eceliyle ölenler hakkında pek fazla malumat olmadığı bilinir.

Yaşanan acılar şehzadenin katlini isteyen padişah başta olmak üzere bu olaylara şahitlik edenleri de derin bir üzüntüye boğdu.

Şehzadelerin öldürülmesi her ne kadar siyasetin doğası olarak açıklanmış olsa da toplum bu durumdan hoşnut değildi.

Bu yüzden kronikler ve edebî eserler halkın öfke ve üzüntülerini yansıtır.

Halkın tepkisi genellikle mersiyeler ve tarihi metinlerde kendini gösterir.

Şehzadelerin ölümleri veya öldürülmeleri, halkın Osmanlı hanedanına bakış açısını gösterdiği gibi aynı zamanda ölüm algısını da yansıtıyor.

Tuğba Korkmaz, ‘İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları’ adlı çalışmasında Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 17. yüzyıla kadar şehzadelerin ölüm ve öldürülme hadiselerini ele alıyor.

  • Künye: Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları, Selenge Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2024

Francesco Filippi – Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı (2024)

İtalya’ya 1922’den 1943’e hükmetmiş Benito Mussolini’nin şahsiyeti ve icraatları ölümünden sonra mitolojik bir karakter kazandı.

Toz pembe bir nostaljiyle birçok büyük atılım ve başarı Il Duce’ye atfedilmeye başlandı, efsaneler üretildi ve post-hakikat çağında faşist lider yeniden takdis edilmeye başlandı.

Roma’da iktidar partisi bakanlarının da katılımıyla faşist selamının dirildiği bu günlerde ‘Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı’ İtalyan toplumunun fantezilerini analiz ediyor.

Francesco Filippi tarih hakkında neden yalan söylenir sorusunun peşine düşüyor.

  • Kahramanın yolculuğu için neler feda edilir ve neler örtbas edilir?
  • Mussolini’nin yaptığı iyi şeyler de var mı?
  • Duce İtalyanlara emekli maaşı bağlayan ilk insan mıydı?
  • Mussolini bataklıkları kuruttu mu?
  • Duce tüm İtalyanları ev sahibi yaptı mı?
  • Duce yol yaptı mı?
  • Duce bir adalet savaşçısı mıydı?
  • Faşizm mafyayı alt edebildi mi?
  • Duce İtalyan ekonomisini zirveye mi taşıdı?
  • Duce İtalyan kadınlarının statüsünü yükseltti mi?
  • Duce büyük bir lider miydi?
  • Mussolini lütufkâr bir diktatör müydü?

Filippi kışkırtıcı kitabıyla bu soruların peşinde Faşist İtalya tarihinin karanlık dehlizlerine girerek propagandayı ve nostaljiyi, gömülen gerçekleri gün yüzüne çıkararak yok ediyor.

Duce’yi büyübozumuna uğratarak sadece İtalya’yı ilgilendiren bir mite değil günümüz siyasetinin efsanelerini de anlamak için bir yol haritası çıkarıyor.

Muhtemel bir totaliter geleceğin inşası biraz da totaliter geçmişin rehabilitasyonundan geçer.

Bu bakımdan geçmişin kendine has hakikatini ortaya çıkarmak, totaliter geçmişin geleceğimize dönüşmesini engellemenin ilk adımı olacaktır.

  • Künye: Francesco Filippi – Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı: Bir Tarihsel Amnezinin Yayılması, çeviren: Burak Yazıcı, Runik Kitap, tarih, 188 sayfa, 2024

Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu (2024)

Bugün hâlâ daha tartışma konusu olan, Osmanlı sonrası Ortadoğu’da uluslararası ilişkilerin devam eden etkisini daha iyi anlamak için Amit Bein yeni bir perspektif sunuyor.

Kasıtlı bir kopuş ve komşularıyla kopmuş bağlar dönemi olarak kabul edilen Türkiye’nin bu dönemi için Amit Bein, detaylı araştırmasıyla 1930’ların çalkantılı ortamında Türkiye’nin aslında bölgesel etkinliğini artırmaya yönelik adımlar attığını savunuyor.

Kemalist ideolojinin bıraktığı mirasın günümüz siyasetindeki yankılarını irdeleyerek, Türkiye’nin bölgesel politikalarına ve uluslararası ilişkilere katkısını derinlemesine analiz ediyor.

‘Kemalist Türkiye ve Ortadoğu’, tarih meraklılarına, siyaset bilimcilerine ve bölgesel ilişkilerin karmaşıklığını anlamak isteyen herkese sesleniyor.

Bein’in, etkileyici ve çekici bir üslupla yazılmış olan kapsamlı ve içgörülü araştırması, Ortadoğu, Türkiye ve özellikle Britanya gibi sömürge güçlerinin bölgedeki rolüne ilgi duyan herkes için okunması gereken bir eser.

  • Künye: Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu: İki Dünya Savaşı Arası Dönemde Uluslararası İlişkiler, çeviren: Ceren Can Aydın, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Fernand Braudel – Uygarlıkların Grameri (2024)

Etnik merkezcilik karşıtı bir bilinçle yazılan bu büyüleyici çalışma diğer metinlerin çoğunda olduğu gibi dünya uygarlıklarının tarihinin olay temelli açıklanması yerine tarihin geniş kapsamı ve sürekliliği içinde ele alınıyor.

“Tarihi öğretmek öncelikle onu nasıl anlatacağını bilmektir” anlayışından hareket eden Braudel’in sırasıyla İslam, Kara Afrika, Uzak Doğu, Avrupa, Amerika ve Rusya tarihine odaklandığı bu eseri kısa zamanda çok sayıda dile çevrilmiş bir klasik haline geldi.

Düne ait bu olaylar, şimdinin dünyasını hem tek başlarına açıklıyor, hem de açıklamıyor.

Aslında şimdiki zaman, çok daha eski deneylerin, farklı derecelerdeki uzantısı haline geliyor.

Şimdiki zaman geçmiş yüzyıllardan, hatta “insanlığın günümüze kadar yaşadığı tarihsel evrim”in tümünden besleniyor.

  • Künye: Fernand Braudel – Uygarlıkların Grameri, çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay, Say Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2024

Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri (2024)

‘Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri’, imparatorluğun kritik kentlerine farklı açılardan yaklaşan, ama yolları günün sonunda devlet müdahalesi ve değişim mevzuunda kesişen on incelemeyi bir araya getiriyor.

İdari anlayışın, dini yapılanmaların, modernleşmenin, yangınların, salgınların, halk sağlığının ve çatışmaların kent dokusu üzerindeki etkisine hasredilmiş olan bu incelemelerde İstanbul, Selanik, Manastır, Bursa, Ankara, Van, Bağdat ve İskenderiye gibi kentlerin bir başka hikâyesini okuyor, geçmişten koparılıp getirilmiş acı tatlı bir karanfili kokluyoruz.

  • Künye: Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, editör: Paul Dumont, François Georgeon, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024

Stefan Rebenich – Antik Çağ (2024)

  • Antik Çağ nedir?
  • Atina demokrasisi nasıl işledi?
  • Romalılar hangi tıbbi bilgilere sahiplerdi?
  • Roma İmparatorluğu neden çöktü?
  • Yunan trajedi ve komedyalarının siyasi bir işlevi var mıydı?
  • Köleler ve azat edilmişlerin yaşamları nasıldı?
  • Bir çocuğun doğumunda hangi kutlamalar yapılırdı?
  • Hıristiyanlığın yükselişini kolaylaştıran faktörler nelerdir?

Stefan Rebenich en önemli 101 soruya bazen şaşırtıcı yanıtlar verirken her bir sorunun yanıtı bir sonraki soruyu merak etmenizi sağlıyor.

Antik Çağ’a dair bilmek istediğiniz pek çok şeyi burada bulacaksınız.

  • Künye: Stefan Rebenich – 101 Soruda Antik Çağ, çeviren: Burcu Öztürk, Say Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2024

Paul Mason – Faşizmi Nasıl Durdururuz (2024)

Paul Mason ‘Faşizmi Nasıl Durdururuz’ kitabında hem çağdaş faşizmin tüyler ürpertici portresini, hem de faşizm olgusunun tarihini ortaya koyuyor.

Faşizmin geçmişte bıraktığımız bir korku hikâyesi değil, güncel sorunlardan beslenen, kapitalist düzenin bağrında büyüyen ve bu sebeple de yinelenen bir kâbus olduğunun altını çiziyor.

Yazar, tehlikeyi göstermekle kalmıyor, yeni aşırı sağa direnmek ve onu yenmek için radikal ve umut dolu bir yol da öneriyor.

Tarih bize faşizmi besleyen koşulları ve onun nasıl başarıyla aşılabileceğini gösteriyor.

Yaşadığımız bütün zorluklara, kırılmalara rağmen adil, eşit, özgür bir toplum yaratma fırsatımız var.

Bunu yapabilmek için kendimize şu soruyu sormalıyız: Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz ve bu konuda ne yapacağız?

Kitaptan bir alıntı:

“Karakteristik olarak tarihçiler faşizmi üç bakış açısından çalıştılar: Bir ideoloji, bir hareket ve bir rejim olarak. Bu üç bakış açısının her biri kabul edilebilir olmakla birlikte, bu kitabın önermesi, faşizmin yalnızca bir sürecin çıktısı olarak ele alındığında bütünüyle anlaşılabileceğidir: Bilhassa, milyonlarca insanın hayatını karışıklık içinde bırakıp öz saygılarına gölge düşüren, bir dizi yalana inanmaları için özlem yaratmakla kalmayıp onları bizatihi bu yalanların yaratılması ve yayılmasının etkin bir parçası kılan bir sürecin.

Yanıtlamaya çalışacağımız sorular şunlar: Şu anda bu süreci işleten nedir, geçmişte neydi ve onu nasıl durdurabiliriz?”

  • Künye: Paul Mason – Faşizmi Nasıl Durdururuz: Tarih, İdeoloji, Direniş, çeviren: Doğuş Çakan, Minotor Kitap, siyaset, 376 sayfa, 2024

Krishan Kumar – İmparatorluk Tasavvurları (2024)

‘İmparatorluk Tasavvurları’ tarihin en can alıcı meselelerini doğrudan günümüze taşıyan bir eser.

İmparatorlukların farklı tarihsel gelişimlerini ortak bir zeminde düşünmemizi sağlayan senteze dayalı ve son derece kapsamlı bir çalışma.

Krishan Kumar en temelde şu soruları soruyor:

  • İmparatorluklar nasıl idare edilir?
  • İmparatorluğu idare edenler, fethettikleri halkları nasıl bu kadar uzun süre ve başarıyla bir arada tutabildiler?
  • Emperyal düşüncenin kültürel ve dinsel farklılığa bakışı neydi?

Bu, kurucu halkların kendi kimliklerine yönelik de bir soruydu.

Ulusal farklılıkların üzerinde bir imparatorluk kimliği ve aidiyetinin yaratılması, bütün imparatorlukların temel gayesiydi.

İlhamını Roma’dan alan bütün halkların imparatorluk vatandaşları haline getirilmesi hayali, nihayetinde başarısızlığa uğrasa da, buradaki beş imparatorluğun içinden geçmek zorunda kaldıkları büyük tarihsel bir imtihandır.

Ulus-devletlerden farklı olarak imparatorluk iddiası evrensel bir iddiadır.

İster din, ister medeniyet, ister bir siyasi ideoloji olsun, kendi halklarını evrensel bir misyon etrafında örgütleyebildiler.

Dolayısıyla bu imparatorluk misyonu ve anlatısının kaybı, birçok ulus-devletin tarihinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.

  • Miadını doldurduğu söylenen imparatorluğun, halkların kolektif kimliklerindeki yeri nedir?
  • İmparatorluklar gerçekten öldü mü yoksa yeni yaşam biçimleri mi kazanıyor?
  • Göç krizi, küreselleşme, yükselen popülizm gibi güncel olguları anlamakta imparatorluklar faydalı tarihsel araçlar olabilir mi?
  • İmparatorlukların yükseliş ve çöküşlerinden çıkarılacak olumlu dersler var mıdır?

Osmanlı Devleti’nin de dâhil olduğu Avrupa’nın beş büyük imparatorluğunun karşılaştırıldığı bu devasa çalışma, bu sorulardan hareketle, günümüzün en yakıcı meselelerine de değiniyor.

  • Künye: Krishan Kumar – İmparatorluk Tasavvurları: Beş Emperyal Devlet Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?, çeviren: Ö. Çağatay Balkaya, Doğu Batı Yayınları, tarih, 735 sayfa, 2024