Harald Haarmann – Dünya Tarihinde Unutulmuş Kültürler (2023)

Bazı kültürler sonsuza dek unutulmaya mahkûmdur, bazıları ise en azından takip edebileceğimiz izler bırakmıştır.

Harald Haarmann bu kitapta, dünyanın dört bir yanına dağılmış, büyük medeniyetlerin oluşumunda önemli roller oynamış ve kalıntıları günümüze dek ulaşmış bu “unutulan” kültürlerin izini sürüyor.

Avcı toplayıcı yaşam tarzından yerleşik hayata geçen insanın öyküsünde, pek çok kültür ortaya çıkmış ve bu kültürlerin çoğu tüm insanlığa mâl olmuştur.

Ne var ki en az dünyaya mâl olan bu örnekler kadar etkili olan bazı kültürler de tarihte yok olup gitmişlerdir.

Yok olmayanlar da büyük medeniyetlerin içinde bir şekilde varlıklarını devam ettirmeyi başarmıştır.

Haarmann’ın bu kitabında ele aldığı 25 örnek, insanlığın düşündüğümüzden çok daha fazla kültürel seçeneğe sahip olduğunu son araştırmalara dayanan bilgiler ışığında gözler önüne seriyor.

Arkeoloji, dilbilim ve genetik alanlarında yapılan en yeni araştırmaları bir araya getiren Haarmann, esrarengiz halkların izini sürüyor.

  • Künye: Harald Haarmann – Dünya Tarihinde Unutulmuş Kültürler: İnsanlığın Kayıplara Karışmış 25 Patikası, çeviren: Aysel Deregözü, Runik Kitap, tarih, 258 sayfa, 2023

Mehlika Mete – Cumhuriyet’in Ziraatçıları (2023)

Emperyalizmle hesaplaşıp işgalden kurtulan bir ülkenin kaderi bu kez açlıkla savaşmaktır.

Tarımsal ve hayvansal üretimi hızla arttırmak köktenci bir yaklaşımı gerektirir.

Bu ise bilimsel yöntemlere başvurmak kadar uygulamada ussal davranmak, tasarlanmış denemelerin sonuçlarından ders çıkarmakla yaşam bulabilir.

Bu yol ve yordam düşmanla savaşmaktan daha çetin ve engebelidir.

Mustafa Kemal, Selanik’ten kapı komşularının yeğenleri İyriboz kardeşleri Balkan Savaşları öncesi gördüğünde henüz bu tür sorunlardan habersiz genç bir subay olarak delikanlılara öğütler:

“Siz ne olacaksınız? Ne iş tutacaksınız?” diye sordu fakat cevap beklemeden devam etti.

“Asker olun. Siz asker olun.”…

Aynı Mustafa Kemal 1921 yazında cepheye gitmek isteyen, Selanik Ziraat Mektebi’nde başlayan öğrenimleri Halkalı Ziraat Mektebi’nde bitiren yeni ziraatçılar yetiştirmekle görevli kardeşlere bu kez öğüt yerine emir verir:

“Biz onları nasıl olsa tepeleyeceğiz. Sen işine bak. Talebelerini al, Kayseri’ye git.”

Bu düşünsel bir “Uzun Atlama”dır, devrimdir.

Mehlika Mete bu devrimin uzun öyküsünün kahramanlarından Nihat Şevket ve Celal İyriboz kardeşlerin yaşamlarını; belgeler, birinci elden tanıklar, yerinde gözlemler eşliğinde, Osmanlı’nın Cumhuriyet’e bakiyesi geniş bir coğrafyadaki tarımsal etkinliğin sahnesini titizlikle ve duygusuyla gözler önüne seriyor.

  • Künye: Mehlika Mete – Cumhuriyet’in Ziraatçıları: İyriboz Kardeşler, h2O Kitap, tarih, 129 sayfa, 2023

Margaret Macmillan – Savaş (2023)

Savaşma içgüdüsü insan doğasında doğuştan olabilir, ancak savaş ve örgütlü şiddet örgütlü toplumla birlikte gelir.

Savaş, insanlığın tarihini, sosyal ve politik kurumlarını, değerlerini ve fikirlerini şekillendirmiştir.

Dilimiz, kamusal alanlarımız, özel anılarımız ve en büyük kültürel hazinelerimizden bazıları savaşın ihtişamını ve sefaletini yansıtıyor.

Savaş rahatsız edici ve zorlu bir konu, çünkü insanlığın hem en aşağılık hem de en asil yönlerini ortaya çıkarıyor.

Margaret MacMillan, savaşın insan toplumunu nasıl etkilediğine ve buna karşılık siyasal örgütlenme, teknoloji veya ideolojilerdeki değişikliklerin de nasıl ve neden savaştığımızı nasıl etkilediğine bakıyor.

‘Savaş: Çatışmalar Bizi Nasıl Biçimlendirdi?’ çok tartışılan şu soruları araştırıyor:

  • Savaş ilk ne zaman başladı?
  • İnsan doğası bizi birbirimizle savaşmaya mı mahkûm ediyor?
  • Savaş neden tüm insan etkinliklerinin en örgütlüsü olarak tanımlanıyor?
  • Neden savaşçılar neredeyse her zaman erkektir?

Künye: Margaret Macmillan – Savaş: Çatışmalar Bizi Nasıl Biçimlendirdi?, çeviren: Belkıs Dişbudak, Alfa Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2023

Katy Turton – Unutulmuş Yaşamlar (2023)

Lenin’in, Çar’a suikast suçlamasıyla genç yaşta idam edilen Aleksandr dışında dört kardeşi daha vardır: Lenin’den yaşça daha büyük 1864 doğumlu Anna; devrimci mücadeleye ve Petersburg’da üniversite eğitimine başladıktan kısa süre sonra erken yaşta tifodan ölen Olga; kardeşlerin en uzun yaşayanı Dmitriy; kardeşlerin en küçüğü Mariya.

Bu kardeşler Rusya’daki devrimci harekette aktif olarak yer almışlardır.

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ndeki bölünmeden sonra Lenin’in önderlik ettiği Bolşeviklerin saflarında yeraltı mücadelesi vermiş, hapsedilmiş, sürülmüş, Ekim Devrimi’nden sonra da etkin görevlerde bulunmuşlardı.

Ne var ki Rus Devrimi ve Lenin üzerine yapılmış çalışmalarda bu kardeşler hakkında pek az bilgiye rastlanır.

Kardeşler, özellikle de kız kardeşler, satır aralarında, ağırlıkla Lenin’in hayatını kolaylaştırmak için yaptıkları hizmetlerle anılırlar.

Peki, devrimin her anında ve her aşamasında yer alan bu kadınların devrime katkısı satır aralarına sığdırılabilir mi?

Rus devrim tarihi ve bu devrimde kadınların rolü üzerine uzmanlaşan Katy Turton’ın yoğun ve sabırlı çalışmasının ürünü olan bu kitapta Lenin’in kız kardeşlerinin “unutulmuş yaşamlar”ı gün ışığına çıkarılıyor.

Anna İlyiniçna Ulyanova ve Mariya İlyiniçna Ulyanova’nın ilk gençlik yıllarında üniversitede başlayan yeraltı faaliyetlerinden, Bolşeviklerin en önemli gazetesi Pravda’daki editörlük görevlerinden, 1917 sonrasında Sovyet devletinin çeşitli kademelerinde verdikleri hizmetlere uzanarak onları tarihte hak ettikleri yere oturtuyor.

  • Künye: Katy Turton – Unutulmuş Yaşamlar: Rus Devriminde Lenin’in Kız Kardeşlerinin Rolü, 1864-1937, çeviren: Özlem Koşar, Yordam Kitap, tarih, 320 sayfa, 2023

Erol Ülker – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Mesleki Temsil ve Sol (2023)

Mesleki temsil düşüncesinin Meşrutiyet’ten erken Cumhuriyet dönemine kadar düşünsel ve siyasal temellerine dair çok önemli bir inceleme.

Sol hareketlerin İkinci Meşrutiyet’ten Milli Mücadele’ye ve Cumhuriyet’e uzanan serencamı tarih yazımında öne çıkan konulardan biridir.

İttihatçıların özellikle Milli Mücadele yıllarında sosyalist ve komünist hareketlerle ilişkileri ise İttihatçı sol olarak kavramsallaştırılmıştır.

Bu kitap, İttihatçı solun programatik temelleri arasında önemli bir yere sahip olan ve mesleki temsil olarak Türkçeleştirilen korporatizme odaklanıyor.

Mevcut literatürle birlikte Türkiye, İngiltere ve Fransa arşivlerinden birincil kaynaklara dayanan çalışmada, mesleki temsilin İttihatçı tek parti rejimine özgü iktidar mekanizmaları içinde konumlanan korporatist bir siyasal hareket olduğu vurgulanıyor.

Dolayısıyla mesleki temsilin, en genel olarak Marksizm kaynaklı sosyal demokrat, sosyalist ve komünist akımlardan tamamıyla farklı bir ideolojik yönelim olduğu iddia ediliyor.

Bu yönelimin temel referansları enternasyonalizm değil milliyetçilik, Marksizm değil korporatizmdir.

Kitap, Türkiye solunun, özellikle komünist hareketin gerek İttihatçı soldan gerek mesleki temsilden ayrışarak bağımsız bir siyasal ve ideolojik yönelim haline geldiği tezini ön plana çıkarıyor.

Okur, bu kitapta, arşiv kaynaklarına dayanan bir anlatının yanı sıra, İttihatçı tek parti iktidarından korporatizme, Kemalizmden mesleki temsile, faşizmden sivil topluma değin Osmanlı-Türkiye tarih yazıcılığında atıf yapılan birçok kavramsal ve olgusal tartışmaya ilişkin eleştirel değerlendirmeler bulacaktır.

  • Künye: Erol Ülker – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Mesleki Temsil ve Sol, Yordam Kitap, inceleme, 192 sayfa, 2023

Kolektif – Süryaniler (2023)

Orta Doğu’nun kadim Hristiyan cemaatlerinden Süryaniler, günümüzün alışılageldik Hristiyanlığına alternatif duruşları ve kendilerine has dinî gelenekleriyle, kurumsallaştığı 6. yüzyıldan günümüze dek kimliklerini korumayı başardılar.

Süryaniliğin zamana direnişi ve canlı bir gelenek olmayı sürdürmesinin arkasında cemaatin kendi dillerini kullanarak tesis ettikleri dinî ve edebi literatür büyük rol oynuyor.

Süryaniliğin kutsal merkezlerinin yer aldığı Türkiye, büyük bir Süryani nüfusa ev sahipliği yapmaktaysa da ne yazık ki Türkiye akademisinde Süryaniyat araştırmaları bugüne kadar hak ettiği ilgiyi göremedi.

Söz konusu ihmali telafi edecek bu eserde, Süryaniyat’ın uluslararası sahadaki en önemli uzmanlarından on beşinin kaleme aldığı yazılar bir araya getirilmiş.

Kimlik, din, diğer zümrelerle ilişkiler, Akkoyunlu ya da Osmanlı gibi Türk devletleriyle münasebet bu derlemede ele alınan konulardan yalnızca birkaçı.

Türkiye’nin önde gelen Süryaniyat uzmanları Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var tarafından derlenen ve yayıma hazırlanan kitap, Orta Doğu’nun kadim halklarından birinin tarih boyunca oynadığı rolü gözler önüne serecek ve Süryaniler hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için başucu kitabı hâline gelecek.

  • Künye: Kolektif – Süryaniler: Kimlik, Din, Literatür, editör: Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2023

Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri (2023)

Günümüzde Romanlar olarak adlandırılan Çingeneler, kendilerine has yaşam tarzları ve kültürleriyle ilgileri üzerlerine çekseler de tarih boyunca dışlanan ve ötekileştirilen toplumlardan biri olmuşlardır.

Kapı gıcırtısına oynayan, sevgililere çiçek satmaya çalışan ve serkeşçe bir hayat süren kişiler olarak yaftalanan Çingeneleri aslında ne kadar tanıyoruz?

İşte bu kitapta; Çingenelerin göçleri, milliyetleri ve dilleri üzerinde durularak Çingenelerin köken itibarıyla Hintli Câtlardan geldikleri tarihî kaynaklardaki lengüistik verilerle ortaya konuluyor.

Sâsâniler zamanında İran’da varlık gösteren Câtların, Emevîler döneminde önce Irak’a daha sonra Suriye’ye yerleştirildiklerini belirleyen ünlü oryantalist Michael Jan de Geoje, onların Bizans hâkimiyetindeki Anadolu üzerinden Avrupa’ya geçtiklerini tarihî gelişmeler ışığında izah ediyor.

Çingenece ve Arapça olmak üzere birçok dildeki verileri âdeta dil arkeolojisi yaparak değerlendiren de Geoje, çalışmasıyla Irak, Suriye, Anadolu ve Avrupa’daki Çingenelerin kökenlerini aydınlatıyor.

İslam, Arap, Türk ve Yunan kültürleri başta olmak üzere farklı medeniyetlerin Çingeneler üzerindeki etkileri ve farklı toplumlarla Çingeneler arasındaki ilişkiler üzerinde de duran de Geoje’un ‘Çingenelerin Asya’dan Göçleri’ adlı eseri, Mustafa Daş’ın Fransızca aslından yaptığı titiz çevirisiyle artık Türkçede.

  • Künye: Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri, çeviren: Mustafa Daş, Selenge Yayınları, tarih, 96 sayfa, 2023

Stuart Easterling – Meksika Devriminin Kısa Tarihi (2023)

Yolsuzluğa batmış muhafazakâr bir diktatör, ona meydan okuyan bir liberal, güney kırsallarında köylü halkı seferber eden bir devrimci, kuzeydeki halkın önderi bir kanun kaçağı, asiler arasına katılan bir liberal politikacı ve on yıl süren ayaklanmaların sonunda iktidarı eline alan bir strateji uzmanı: İşte zengin tarihiyle Meksika Devrimi.

Patlak verişinin üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçmesine karşın Meksika Devrimi hâlen Meksika ulusunun çağdaş tarihindeki en önemli olay sayılıyor. Ve devrimin bıraktığı miras ile çıkarılması gereken dersler konusundaki tartışma bugün de devam ediyor.

Bu zengin tarihi son derece yalın bir dille anlatan Stuart Easterling’in Meksika Devrimini anlamanın önemine dair sözleri ise şöyle:

“Meksika Devriminin olay örgüsünü anlamak, bize salt 1910’larda Meksika tarihinden çok daha fazlasını öğretecektir. Her devrim gibi bu devrim de insanları ve çatışmalarını anlamak için açılan bir penceredir.”

  • Künye: Stuart Easterling – Meksika Devriminin Kısa Tarihi (1910-1920), çeviren: Ümit Şenesen, Yordam Kitap, tarih, 160 sayfa, 2023

Bâverçi ve Nûrullah – 16. Yüzyıl Safevî Mutfağı (2023)

‘Kârnâme’ ve ‘Mâddetü’l-Hayât’ adlı Farsça yemek kitapları, 16. yüzyılda Safevi saray eşrafı ile seçkinlerinin yeme-içme kültürüne ayna tutan iki eşsiz eserdir.

‘Kârnâme’nin yazarı Bâverçi, I. Şah İsmail zamanında yaşayan saygın bir devlet adamının aşçıbaşısı iken ‘Mâddetü’l-Hayât’ın yazarı Nûrullah, I. Şah Abbas sarayının aşçıbaşısıydı.

Safeviler; bugünkü Afganistan, Doğu Anadolu, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran ve Türkmenistan’ı içine alan geniş bir havzada varlığını sürdürmüştü.

Dolayısıyla onların mutfak kültürü, neredeyse tüm bu kültürlerin mutfak ve yeme-içme kültürüyle daimi bir etkileşim içinde oluşmuştur.

Safevilerin erken dönem eserlerinden olan ve Türk yazarlar tarafından kaleme alınan ‘Kârnâme’ ile ‘Mâddetü’l-Hayât’, İran mutfağının yeme-içme, yeme, içme, pişirme ve sunma kültürüne dair nice ayrıntılar barındırıyor.

Bu kitaplar, aynı zamanda İran mutfağının Türk/Osmanlı mutfağıyla benzeşen ve ayrışan yönlerini mukayese imkânı sunması bakımından son derece önemli iki kaynak konumundadır.

Mutfak tarihçisi Mary Işın’ın sunuşuyla yayınlanan kitapta, bahsi geçen eserlerin çeviri ve tahlili ile birlikte Safevi mutfağının Osmanlı mutfağıyla ilişkisi ele alınmış.

Ayrıca eserin sonunda mutfak malzemeleri, yiyecek adları ve eserde geçen şahıslar listesi ve bunların Farsça karşılıkları içeren bir dizin eklenmiş.

Bu bölüm hem metin dizini hem de Farsça mutfak sözlüğü mahiyetinde.

Eserleri çevirerek inceleyen Muzaffer Kılıç, Kırklareli Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve klasik Türk ve Fars edebiyatı alanlarında yayınlar yapıyor.

  • Künye: Bâverçi ve Nûrullah – İki Yemek Kitabı Işığında 16. Yüzyıl Safevî Mutfağı (‘Kârnâme’ ve ‘Mâddetü’l-Hayât’), hazırlayan ve çeviren: Muzaffer Kılıç, Kitap Yayınevi, 264 sayfa, yemek, 2023

Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi (2023)

Akhaimenid ailesinin idaresi altında Persis bölgesinde kurulan imparatorluk, tarihe damgasını öylesine güçlü bir biçimde vurmuştu ki imparatorluğun yıkılmasından binlerce yıl sonra bile İran hâlen onların döneminde olduğu gibi Persia olarak anılmaktaydı.

Bu nedenle tarihçiler İran’daki her canlanma döneminden “Pers İmparatorluğu’nun yeniden doğuşu” ya da “Perslerin geri dönüşü” olarak söz etmeyi severler.

Sāsān ailesinden Ardāšīr’in MS 224’te kurduğu yeni krallık da modern tarihçilerin gözünde Yeni Pers İmparatorluğu (Neo-Persian Empire) olarak adlandırıldı.

Romalı tarihçilere göre de Sāsāniler, Perslerin mirasçıları oldukları konusunda kuşku duymamaktaydılar.

Sāsāni şahları Pers hükümdarlarının mezarlarının çevresini kendi kabartmalarıyla donatırken bu mirası sahiplendiklerini göstermek istemişlerdi.

İran milli destanı olan Şehnâme Parthların dört yüz yıllık tarihini birkaç satırla geçiştirir ve son Pers Şahı Darius ile Sāsān arasında doğrudan bağ kurmayı tercih eder.

Parthların, üzerinde Hellen tanrılarının tasvirlerinin yer aldığı sikkelerinin yerini Sāsānilerle birlikte Mazda dininin kutsal ateşinin alması bu “öze dönüş”ün simgesi olarak görülmüştür.

Öte yandan Sāsānilerin dört yüzyıllık öyküsünün, mirasçıları oldukları Akhaimenidlerin gölgesi altında kaldığını söyleyebiliriz.

Bilim dünyasında Persler ile onların mirasçıları arasında oldukça eşitsiz bir dağılım vardır.

Persler üzerine yapılan araştırmalar mirasçılarınınkinden kat be kat fazladır.

Sāsāniler klasik tarihçilerin gözünde Roma’yla çatışmaya girdikleri sürece önemlidirler.

İslâm tarihçileri ise Sāsānilere İslâm medeniyetine etkileri nedeniyle ilgi gösterirler.

Türk tarihçiliği de benzer şekilde Sāsānilerin Orta Asya’da oynadıkları role odaklanırlar.

Sonuçta Sāsāniler ancak başka bir kültür evrenine temas edebildikleri ölçüde dikkat çekmişlerdir.

Bu genel ilgisizliğin bir nedeni de Sāsānilerin hâkimiyetinin İlkçağ denilen dönem ile Ortaçağ arasındaki belirsiz geçiş devrine tekabül etmesidir.

Avrupa-merkezci tarihsel dönemlendirmeler sonucu bu medeniyetin bir İlkçağ uygarlığı mı yoksa Ortaçağ uygarlığı mı olduğuna karar verilmedi.

Bu engeller Sāsāni uygarlığı üzerine yapılan araştırmaların hâlen emekleme aşamasında olmasının temel nedenlerinden biridir.

  • Künye: Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2023