Boris Vian – Karıncalar (2017)

Ünlü yazar Boris Vian’ın tarzını en iyi yansıtan dokuz öykü.

Vian’ın anarşist tavrının kendini yoğun olarak hissettirdiği öyküler, okurunu yaşadığı hayat üzerine düşünmeye ve onu sorgulamaya davet ediyor.

Savaşların anlamsızlığından şiddetin sıradanlaşmasına, müzikten aşka pek çok temaya uzanan öykülerde, birbirinden ilginç pek çok karakterle tanışıyoruz.

Öykülerin ilginç yanlarından biri de, gün içinde sıklıkla yanımızda yöremizde gördüğümüz ve üzerine neredeyse hiç düşünmediğimiz cansız nesneleri birer karakter olarak karşımıza çıkarması.

Boris Vian’ın edebi dehasına bir kere daha tanık olmak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Boris Vian – Karıncalar, çeviren: Candan Keten, Sel Yayıncılık, öykü, 192 sayfa

Emily Holleman – Kleopatra’nın Gölgeleri (2017)

Üvey annesinin kanlı darbesiyle tüm hayatı alt üst olan Arsione’nin trajik hayatı üzerinden iktidar kavgasının adeta cehenneme çevirdiği, antik Mısır dünyasında geçen bir hikâye.

Arsinoe, üvey ablası Berenike’nin gerçekleştirdiği darbenin hemen ertesinde, babası Kral Ptolemaios ve çok sevdiği ablası Kleopatra tarafından terk edilmiştir.

Bu olaydan sonra saraydan kopan genç kadın, İskenderiye sokaklarında hayata tutunmaya çalışır.

Günün birinde Arsinoe, babası ile ablasının, Roma ordusuyla şehri geri almak için döndüklerini öğrenir.

Genç kadın, yaşadığı onca acı ve hayal kırıklığından sonra, şimdi radikal bir karar almanın arifesindedir.

Kraliçe Berenike ise, tahtını korumak için tüm ülkeyi yakacak denli gözü karadır.

Emily Holleman romanında, meşhur Kleopatra efsanesini yeniden yorumluyor, dönemin keyifle okunacak canlı bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Emily Holleman – Kleopatra’nın Gölgeleri, çeviren: Peren Demirel, Maya Kitap, roman, 320 sayfa

Kolektif – Türkiye’de İklim Koruma Davaları ve Hukuki Durum 2016 (2017)‏

Pek çok hukukçunun, davacı yurttaşın ve çevre korumacı kurumların desteğiyle hazırlanan, Türkiye’de iklim koruma davalarını kapsamlı bir şekilde ele alan bir çalışma.

Kitap,

Kamu, şirket ve yurttaş politikaları açısından enerji,

Türkiye’de çevrenin korunmasına yönelik açılan davaların seyri,

Ve bu davalarda izlenen yargısal süreç gibi konuları ele alıyor.

Kitap bu konuları da, Çanakkale, İzmir, Yalova, Bartın, Düzce, Adana, Konya ve Bursa’da kurulu ve kurulması planlanan kömürlü termik santraller hakkında verilen idari izinler ve hukuki süreçleri merkeze alarak irdeliyor.

Kitap, hem Türkiye’de hızla gelişen kent ve çevre hukuku çalışmalarına önemli bir katkı sunuyor hem de benzer yargısal süreçlere başvurmak isteyen okurlarını aydınlatıyor.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de İklim Koruma Davaları ve Hukuki Durum 2016, hazırlayan: Fevzi Özlüer, Hülya Yıldırım ve Cömert Uygar Erdem, Ekoloji Kolektifi Derneği Yayınları, çevre hukuku, 80 sayfa

Mahmut Özer – Doğa Etiği (2017)

İnsanın dünyadaki varlığı, gerçekte kendisi dışındaki türler ile doğaya karşı giriştiği pervasız katliamların, çok yönlü yıkıcılığın tarihi olarak okunabilir.

Eğer insan türüne özgü verili özel bir asalet varsa – diğer tüm varlıklarda olandan farklı ve daha üstün özel evrensel bir değer – bunun göstergesi nedir?

İşte, bu kitap, bu basit, ama basit olduğu kadar insanoğlunun dünyadaki yerini de kökten sorgulatan temel bir sorunun yanıtını arıyor.

Mahmut Özer’in nitelikli çalışması esas olarak, kimilerinin “çevre felsefesinin peygamberi” olarak tanımladığı Aldo Leopold’un tüm eserlerini ayrıntılı bir bakışla inceliyor.

Bununla da yetinmeyen Özer, Leopold’u dünyaya tanıtan günümüzün en önemli çevre felsefecilerinden J. Baird Calliott’un yorumlarına da kimi eleştiriler getiriyor.

Çalışma, çevre alanına önemli bir akademik katkı…

  • Künye: Mahmut Özer – Doğa Etiği, İmge Kitabevi, ekoloji, 295 sayfa

Yeliz Özay Diniz – Evliyâ Çelebi’nin Acayip ve Garip Dünyası (2017)

Evliyâ Çelebi’nin meşhur ‘Seyahatnâmesi’, kendinden sonraki gezi edebiyatını köklü bir biçimde etkilemiş, çığır açmış bir eserdi.

Evliyâ Çelebi’nin ‘Seyahatnâmesi’nde “acaip” ve “garip” kelimeleri de, yazarın sıklıkla kullandığı iki kavramdı.

İşte Yeliz Özay Diniz’in elimizdeki çalışması, sağlam bir kavramsal çerçeve ekseninde, Evliyâ Çelebi’nin neyi, neden “acayip” ve “garip”  bulduğunu ve okuru ya da dinleyiciyi hangi noktalarda böyle bir anlatıyla karşı karşıya olduğuna dair yönlendirdiğini bütünlüklü bir bakışla ortaya koyuyor.

Kitapta irdelenen kimi konular şöyle:

Evliyâ Çelebi’nin yaşamında tanık olduğu kişilerin çeşitli deneyimlerinin eserlerinde kendilerine yer bulma şekli,

Melek Ahmed Paşa ve Kaya Sultan’ın ilişkisini yansıtan rüya anlatılarının seyahatnâmedeki yeri,

Evliyâ Çelebi’nin kültürel ve fiziksel olarak “öteki”sinin kim olduğu,

Hem anlatıcının hem de okurun acayip bulabileceği uzak memleketlerin hayvanlarının, ‘Seyahatnâme’de nasıl bir anlatı yöntemiyle sunulduğu,

Evliyâ Çelebi’nin yerel rivayetlere ilgisi,

Evliyâ Çelebi’nin sanat olarak sihre olan yaklaşımı…

Diniz’den, Evliyâ Çelebi’nin görkemli hikâye anlatıcılığının derinlikli bir analizi…

  • Künye: Yeliz Özay Diniz – Evliyâ Çelebi’nin Acayip ve Garip Dünyası, Yapı Kredi Yayınları, edebiyat inceleme, 236 sayfa

Sine Boran Art – Çerkes Kızından Tarifler (2017)

Çerkes mutfağı hem çok lezzetlidir hem de hiçbir yiyeceği asla ziyan etmemesiyle oldukça tutumludur.

Bu kitabın yazarı Sine Boran Art da, Çerkes mutfağından yemeklerin sunulduğu İstanbul Rahmanlar’daki Çerkes Kızı lokantasını 1997-2013 arasında annesiyle birlikte işletmişti.

Lokanta, bilindiği gibi kapandı. Fakat bu, Sine Boran Art’ın Çerkes mutfağı konusundaki çabasını sonlandırmadı.

Yazar, elimizdeki kitabından da görüleceği üzere, bu zengin kültürü tüm özgünlüğüyle tanıtmaya devam ediyor.

Görsel açıdan oldukça zengin olan kitap,

Çorbalar,

Et yemekleri,

Kümes hayvanı ve yumurta yemekleri,

Sebze yemekleri ve salatalar,

Hamur işleri ve pilavlar,

Ekmekler ve pastalar,

Sütle yapılan yiyecekler,

Soslar,

Ezmeler,

Tatlılar,

Pestiller

Ve içeceklerden oluşan, 130’a yakın birbirinden lezzetli tarif sunuyor.

Kitapta Vedat Milor’un kaleme aldığı bir sunuş yazısı da yer alıyor.

  • Künye: Sine Boran Art – Çerkes Kızından Tarifler, İş Kültür Yayınları, yemek, 300 sayfa

Rodrigo Quian Quiroga – Borges ve Bellek (2017)

Görsel algı ve belleğin işleyiş dinamikleri, Rodrigo Quian Quiroga’nın esas çalışma alanları.

Yazar, bu deneyiminden yola çıkarak, Jorge Luis Borges’in kimi öykülerinde karşımıza çıktığı şekliyle belleğin görünümleri ve işlenişini irdeliyor.

Quiroga’nın, Borges’in bu türdeki öykülerine verdiği örneklerden biri, ‘Bellek Funes’.

‘Bellek Funes’, yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla hatırlayan, unutmak gibi bir sorunu hiç yaşamayan, fakat aklındakileri bir türlü kavramlara dökemeyen Funes isimli başkahramanıyla hatırlanacaktır.

Quiroga öyküdeki bu duruma odaklanarak,

Beyindeki belli nöronların somut ayrıntıları neden göz ardı ettiğini ve soyut kavramlar yoluyla belleği nasıl oluşturduğunu ve beyinde uzun süreli belleğin oluşma sürecini ayrıntılı bir bakışla ele alıyor.

Kitap, Borges’in öykülerinin yanı sıra, olağanüstü belleğe sahip kişilerin yaşamöyküleri, beynin anatomisi, görme mekanizmasına ilişkin kuramlar ve Borges ile aynı konuları düşünmüş William James, Gustav Spiller ve John Stuart Mill gibi düşünürlerin fikirleri gibi keyifli konular da yer alıyor.

Belleğin bilişsel işlenişine daha yakından bakmak isteyenlere.

  • Künye: Rodrigo Quian Quiroga – Borges ve Bellek, çeviren: Ferit Burak Aydar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, sinirbilim, 184 sayfa

Sarkis Seropyan (der.) – Aşiq û Maşûq (2017)‏

Türkler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler, Lazlar, Çerkesler, Aleviler, Araplar…

Anadolu bunların ve daha pek çok halkın üzerinde yaşadığı ve her halkın kendi güzel rengini verdiği muazzam zenginlikte bir coğrafya.

Elimizdeki kitap da, bu özgün renklerden Kürtler ile Ermenilerin üç masalını, Türkçenin zenginliğiyle buluşturuyor.

Merhum gazeteci ve çevirmen Sarkis Seropyan’ın derleyip Ermeniceden Türkçeye çevirdiği, Anadolu halkları arasındaki kadim bağı ortaya koyan sevda temalı iki Kürt ve bir Ermeni masalı…

‘Siyamanto ve Xıçezare’,

‘Lur da Lur’,

‘Kral Lusig ve Sedev Hovig’.

Bu üç masalın ilki, Kürt halkının sevilen bir aşk hikâyesi.

‘Lur da Lur’, tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş bir Kürt aşk masalı olarak burada yeniden hayat buluyor.

‘Kral Lusig ve Sedev Hovig’ ise, bir soylu ile çoban arasındaki aşkı anlatıyor. Burada çobanın kadın oluşu da, masalı bu türdeki benzerlerinden farklı kılan önemli bir faktör.

Ressam Zeynep Özatalay’ın birbirinden güzel resimleri de kitaba zengin bir boyut katıyor.

  • Künye: Aşiq û Maşûq, derleyen ve çeviren: Sarkis Seropyan, Aras Yayıncılık, masal, 128 sayfa

Ursula K. Le Guin – Dümeni Yaratıcılığa Kırmak (2017)

Hep Kitap, yazı tutkunlarını hedefleyen, yazı ve yaratıcılık üzerine yeni bir seriye başladı. Serinin adı, ‘Atölye’

Dizinin ilk kitabı, Ursula K. Le Guin’in ‘Dümeni Yaratıcılığa Kırmak’ adlı eseri.

İkinci kitap ise, uzun zamandır yazar koçluğu yapan Kendra Levin’in, genç yazarları motive etmeyi amaçladığı çalışması ‘Sen de Kendi Hikâyenin Kahramanısın’.

Serinin daha sonra yayımlanacak çalışmalarla daha da zenginleşmesi bekleniyor.

Gelelim dizinin ilk kitabı Ursula K. Le Guin’in eserine…

Kitap, yazarın kendi yazma sürecinden edindiği sırları ve deneyimleri başka yazarların yazmak konusundaki fikirleriyle harmanlamasıyla harikulade bir eser.

Le Guin, yazarlığın nasıl bir içgüdü olduğunu, yazma tutkusunun ne anlama geldiğini irdeleyerek kitabına başlıyor ve ardından aşağıdaki soruların yanıtlarını irdeleyerek devam ediyor.

Neden yazma ihtiyacı duyarız?

Yazarlıkta yaratıcılık nasıl geliştirilebilir?

Modern çağda yazmanın zorlukları nelerdir?

Doğru kelimeler, bir yapıtı iyi yapmaya tek başına ne kadar yeterli?

Bakış açısının tutarlılığı hikâyenin ritmini nasıl etkiler?

Yazar, bu soruların yanıtlarını ararken,  okuruna daha iyi yazmak konusunda uygulanabilir ipuçları ve püf noktaları da sunuyor.

Geleceğin yazar adaylarının, hatta bizzat yazarlara da ilham verebilecek iyi bir kılavuz.

7 Nisan’da raflarda!

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Dümeni Yaratıcılığa Kırmak, çeviren: Damla Göl, Hep Kitap, edebiyat, 144 sayfa

Emre Kongar – Diren! (2017)

16 Nisan’da, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil edecek referandumla yeni anayasa oylanıyor.

Bu referandum sonucunun evet olması halinde, Türkiye açısından büyük sıkıntıların yaşanacağı bir dönemin başlayacağı, ülkenin önemli bir kesimi tarafından ısrarla dillendiriliyor.

Tarihsel deneyimlere ve Türkiye’nin özgün koşullarına baktığımızda, bu kaygının yersiz olmadığı da açık.

İşte önde gelen toplumbilimcilerden Emre Kongar’ın elimizdeki kitabı, yalnızca 16 Nisan için değil, uzun zamandır yaşanan bu kötü gidişata karşı bizi uyanık olmaya, demokratik değerlere acilen sahip çıkmaya davet ediyor.

Kongar’ın çağrısı, özünde bir davetten de öte: Yazar, direnmenin zamanının gelip çattığı hatta bunun geçmekte olduğu konusunda bizi uyarıyor; şimdiye kadar yaptığımız gibi susup sinmek yerine, demokrasi için, zar zor kurabildiğimiz kurumlarımız ve değerlerimiz için direnmeye çağırıyor.

Kongar’ın tanımladığı direniş ise, yasalar çerçevesinde, barışçı yöntemlerle, demokratik olarak ve demokrasi için bir direniş anlamına gelmekte.

Çalışma, Türkiye’yi gelecekte bekleyen tehlikelere örnek olarak Nazi Almanya’sı ve İran “Devrim”i deneyimlerini de enine boyuna tartışarak bizi aydınlatıyor.

Kongar’ın burada tanımladığı şekliyle sorun ne tek başına başkanlık ne de referandum.

Sorun bunlardan daha kapsamlı, hayatımızın her alanını kuşatmış, bizi adım atamaz hale getirmiş kurumsal baskı ve artık açıkça görüldüğü şekliyle ülkenin tüm mirasını yok sayan bir rejim değişikliğidir.

Kongar’dan bir demokrasi manifestosu…

  • Künye: Emre Kongar – Diren!, Kırmızı Kedi Yayınevi, siyaset, 104 sayfa