Yi Mun-Yol – Şair (2011)

  • ŞAİR, Yi Mun-Yol, çeviren: Nana Lee, Delta Yayınları, roman, 184 sayfa

 

Kore edebiyatının ödüllü kalemlerinden Yi Mun-Yol, ‘Şair’ isimli elimizdeki romanında, geçmişinin karanlığıyla hesaplaşmaya çalışan Kim adlı baş karakterinin yaşadıklarını anlatıyor. Kim’in büyükbabası, bir isyana katılıp başarısız olmuş ve ardından hain ilan edilmiştir. Bu yafta, yıllar geçmesine rağmen Kim’in peşini bırakmamıştır. Zira başarılı bir öğretim üyesi olan ve sınıf atlayan kahramanımız, hâlen bu damgayla yaşamaktadır. Genç adamı bu acılardan kurtarabilecek tek şey de, şiirdir. Kim, şiirin kanatları altına sığınıp, gezgin bir şair olarak yaşamaya başlayacak ve geçmişini inkar etmekle ona sahip çıkmak arasında gidip gelecektir.

Şiir Erkök Yılmaz – Eşekarısı (2011)

  • EŞEKARISI, Şiir Erkök Yılmaz, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 501 sayfa

 

‘Eşekarısı’, Şiir Erkök Yılmaz’ın şu ana kadar yayımlanmış tüm öykü kitaplarını bir araya getiriyor. Yılmaz, burada yer alan ‘Hop Eden Şey’ adlı kitabındaki diyaloglar üzerine kurduğu öykülerinde, insan ilişkilerini yalın ve sıcak bir üslupla anlatıyor; ‘Çiçek Yiyen İnek’teki öykülerinde de, hayatın içinde sorgulanmadan kabul edilen şeyleri ele alıyor. Yazar, yine bu kitaba alınan öykü kitabı ‘İncir Çekirdeği Yanığı’nda da, kimi zaman gerçeküstü kimi zaman da somut hikâyelerle hayatı sorgulamaya koyulmuştu. Elimizdeki kitapta, Yılmaz’ın söz konusu kitaplarının yanı sıra, ‘Uyuyamamak’ ve ‘Enayi Bir Aşk’ adlı öykü çalışmaları da bulunuyor.

İhsan Aksoy – İyi ki Böyle Yaşamışım (2011)

  • İYİ Kİ BÖYLE YAŞAMIŞIM, İhsan Aksoy, söyleşi: Enver Sezgin, Özgür Yayınları, söyleşi, 191 sayfa

 

‘İyi ki Böyle Yapmışım’, Kürt siyasetçi İhsan Aksoy’la yapılmış uzun soluklu bir söyleşiden oluşuyor. 1966’da, henüz yirmi iki yaşında bir gençken yazdığı Kürtçe bir şiirle siyaset hayatına atılan Aksoy, ardından Devrimci Doğu Kültür Ocağı’na (DDKO) üye olup bu derneğe açılan davadan yargılanmış; Özgürlük Yolu dergisinin kadrosunda yer almış ve siyasî baskılar nedeniyle 1980 Mayıs’ında Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşmişti. 2004 yılında Türkiye’ye dönen Aksoy, bugün siyasî çalışmalarını KADEP bünyesinde yürütüyor. Nehir söyleşi tarzında hazırlanmış elimizdeki kitap, Kürt siyasetinin tarihine ve önemli kırılma anlarına da ışık tutuyor.

Hilmi Tezgör (der.) – “Korkuyu Beklerken” Gelenler (2011)

  • “KORKUYU BEKLERKEN” GELENLER, derleyen: Hilmi Tezgör, İletişim Yayınları, inceleme, 271 sayfa

 

‘Korkuyu Beklerken’, Oğuz Atay’ın tek öykü kitabı. 1975’te yayımlanan ve Türkiye edebiyatında yeni bir dönemi başlatan bu kitap, Atay’ın okurlarıyla kurduğu özel ilişkinin önemli bir aşamasını oluşturuyor. Yalnız bu kitabın yoğun bir ilgiyle karşılanışı, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren Atay’ın toplu eserlerinin yeniden yayımlanmasıyla oldu. İşte elimizdeki “‘Korkuyu Beklerken” Gelenler’, Atay öyküleri üzerine kaleme alınmış yazılardan oluşuyor. Buradaki makaleler, aydın eleştirisi, ironi, birey, beden temsili, varoluş krizi ve Türkiye’deki erkeklik durumu gibi, Oğuz Atay’ın öykülerinde yer almış birçok temayı analiz ediyor.

Evrim Yağbasan – Kötü Hatıra Fotoğrafçısı (2011)

  • KÖTÜ HATIRA FOTOĞRAFÇISI, Evrim Yağbasan, Ayizi Kitap, öykü, 128 sayfa

 

‘Kötü Hatıra Fotoğrafçısı’, Evrim Yağbasan’ın ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Yağbasan öykülerinde, gerçekle hayal arasında gidip gelen ve kimi zaman da iç içe geçen hayatları anlatıyor. Yazarın öykülerinde öne çıkan bir yönün de, iç ses tekniğine sıklıkla başvurulmasıdır diyebiliriz. Yağbasan, kitaba adını veren öyküsünde, takıntılı bir hayat yaşayan kadın karakterinin, aniden değişen hayatını anlatıyor. Kendisini, “bir rakam sapığı” olarak tanımlayan kahramanımız için tanıdığı insanlar, mahallesi, adımları; yani hayatının tümü rakamlardan ibarettir. Mahalleye bir fotoğrafçının gelmesiyle, genç kadının rakamlardan müteşekkil hayatı altüst olacaktır.

Lev Nikolayeviç Tolstoy – Anna Karenina (2011)

  • ANNA KARENİNA, Lev Nikolayeviç Tolstoy, çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu, İş Kültür Yayınları, roman, 1062 sayfa

 

Tolstoy’un, uzun yıllardır heybetini koruyan ‘Anna Karenina’sı, adını, yaşadığı yasak aşkla tüm hayatı alt üst olan Anna Karenina’dan alıyor. Rus aristokrasisinin meşhur simalarından Anna Karenina, mutsuz bir evlilik yaşamaktadır. Genç kadın, ağabeyinin evine yaptığı ziyaret esnasında genç kont Vronski ile tanışır. Kont Vronski’nin aşk ilanına, genç kadın da duyarsız kalamaz ve böylece ikili, toplumun ayıplamalarına aldırmadan aşk yaşamaya başlar. Bu hikâye üzerine inşa edilen Anna Karenina’yı özgün kılan asıl husus ise, Tolstoy’un buradan yola çıkarak insana dair daha derin ve daha bütünlüklü bir büyük hikâyeye ulaşmasıdır. Öyle ki, yazarın gözlemleme yeteneği, ayrıntıları yakalamaktaki ustalığı ve karakter inşa etmek konusundaki mükemmelliği, ‘Anna Karenina’yı, dünya edebiyatının mihenk taşlarından biri kılıyor.

Robert Fisk – Büyük Medeniyet Savaşı: Ortadoğu’nun Fethi (2011)

  • BÜYÜK MEDENİYET SAVAŞI: ORTADOĞU’NUN FETHİ, Robert Fisk, çeviren: Murat Uyurkulak, İthaki Yayınları, siyaset, 933 sayfa

Yaşayan en önemli gazetecilerden, rakipsiz savaş muhabirlerinden Robert Fisk, Amerika’nın Ortadoğu siyasetinin ikiyüzlülüğüne yönelttiği eleştirileriyle bilinir. Fisk’in elimizdeki kitabı, her şeyden önce bir muhabirin neredeyse otuz yılı bulan Ortadoğu macerasının bir dökümü niyetine okunmalı. Fisk eldeki çalışma için, gazete arşivlerinden, kendisinde bulunan 350 bini aşan belgeden, çok sayıda defter ve dosyadan yararlanmış. Bir gazeteci olarak amacının tarih yazmak değil, otoritelere meydan okumak olduğunu söyleyen Fisk burada, Irak, Afganistan, Cezayir, İran, İsrail, Filistin ve diğer savaş alanlarındaki savaş ve zulmü; 11 Eylül 2001 saldırısını; Saddam Hüseyin rejiminin devrilme sürecini ve buna benzer, yalnızca Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı etkilemiş olayların vicdanlı ve eleştirel bir çetelesini tutuyor.

Secaattin Tural – Türk Romanında Mevlâna (2011)

  • TÜRK ROMANINDA MEVLÂNA, Secaattin Tural, Ötüken Yayınları, inceleme, 332 sayfa

 

Secaatin Tural eldeki çalışmasında, Türkiye edebiyatında Mevlâna’yı ve onun düşüncesini konu edinen beş romanı inceliyor. Değerlendirilen kitaplar, Nezihe Araz’ın ‘Aşk Peygamberi’, Cihan Okuyucu’nun ‘İçimizdeki Mevlâna’sı, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ı, Ahmet Ümit’in ‘Bab-ı Esrar’ı ve Sinan Yağmur’un ‘Aşkın Gözyaşları’ adlı romanları. Çalışmasına, Mevlâna’nın Türkiye edebiyatında nasıl ele alındığını irdeleyerek başlayan Tural, devamında, Mevlâna’yı konu edinen romanları özetleyerek, burada sunulan belli başlı kahramanları değerlendiriyor; Mevlâna ve çevresinin roman kahramanlarına nasıl dönüştürüldüğü üzerinde duruyor. Yazar ayrıca, Mevlâna’nın hayatına ve eserlerine hakim olan “aşk”, “insan sevgisi”, “akıl-gönül” ve “sûret-mânâ âlemi” gibi tasavvufi kavramların, roman kurgusu içinde nasıl ele alındığını da araştırıyor.

Pamuk Yıldız – Babam Yalnız Öldü (2011)

  • BABAM YALNIZ ÖLDÜ, Pamuk Yıldız, Ayizi Kitap, roman, 357 sayfa

 

Pamuk Yıldız, ikinci kitabı ‘Babam Yalnız Öldü’de, uzun yıllar cezaevinde kalmış başkahramanının, hem devletin ceberrut yüzü hem de baba otoritesiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Romanın başkahramanı Zeynep, 1980’de işkencelerden geçirilip, dönemin simge mekânlarından olan Mamak Cezaevi’ne kapatılmıştır. Şimdiyse, aradan yedi yıl geçmiş ve Zeynep, yaşadığı Tuzluçayır mahallesine geri dönmüştür. Fakat hiçbir şey, onun bıraktığı gibi değildir. Yalnızca aile bireyleri değil, arkadaşları ve hatta yaşadığı mahallede de çok değişmiştir. Zeynep’in en büyük acısı da, sorunlu bir ilişki sürdürdüğü babasıyla, gerçek anlamda hesaplaşamamasıdır.

Philip Mansel – Levant (2011)

  • LEVANT, Philip Mansel, çeviren: Nigâr Nigâr Alemdar, Everest Yayınları, tarih, 637 sayfa

 

Bir saray ve hanedan tarihçisi olan Philip Mansel, XVIII. Louis ve Prens Ligne biyografileriyle ünlü. Fakat Mansel’i Türkiyeli okur için daha ilgi çekici kılan başlıca yapıt, yazarın Osmanlı’nın son yıllarında saray hayatını anlattığı ‘Sultanların İhtişamı’ adlı çalışmaydı. Mansel’in elimizdeki çalışması ‘Levant’ da, tarih boyunca Levant’ı, üç temel limanı olan Smyrna (İzmir), İskenderiye ve Beyrut bağlamında anlatıyor. Bir Doğu bölgesi için kullanılan bir Batılı isim olan Levant, 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında, Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan, Doğu Akdeniz kıyısındaki diyarlar anlamında bugünkü Yunanistan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır demekti. Mansel’in kitabı, yukarıdaki üç kilit şehrin tarihini anlatıyor ve bu şehirlerin Doğu ile Batı arasında kurduğu kozmopolit köprünün niteliğini araştırıyor.