Loïc Wacquant – Bourdieu Şehirde (2024)

Sanayi sonrası metropolde marjinallik, etnisite ve ceza sistemi üzerine otuz yıllık karşılaştırmalı araştırmalarına dayanan Loïc Wacquant, Pierre Bourdieu’nün kent kuramcısı olarak yeni bir yorumunu sunuyor.

Simgesel uzam (dünyayı algıladığımız ve düzenlediğimiz zihinsel kategoriler), toplumsal uzam (sermayenin farklı biçimlerdeki dağılımı) ve fiziksel uzam (yapılı çevre) arasında kurduğu triyalektik yoluyla bizi kenti keşfetmeye davet ediyor.

Bu okumaya göre, Bourdieu’nün topolojik sosyolojisi bize sadece enerji vermek için değil, aynı zamanda kent çalışmaları kanonuna meydan okumak ve teorik ufkunu yeniden çizmek için araçlar sunuyor.

Wacquant, “kenti” sermayelerin (çoğul olarak) birikim, çeşitlenme ve çekişme sahası ve tarihsel mücadelelerin merkezi ve paydası haline getiren alacalı habitusların bir araya gelme ve çarpışma zemini olarak yeniden düşünmeyi öneriyor.

Kentin Bourdieu’nün sosyolojisinin kalbinde paradoksal bir eksiklik olduğunu ve düşüncesini “kentleştirmenin” onun alanlar teorisini güçlendirdiğini ancak eylem açıklamasını sarstığını da gösteriyor.

Wacquant, simgesel iktidar ve devletin rolünü ön plana çıkaran metropolün toplumsal incelemesine yönelik yeni-Bourdieucü programının formülasyonundaki her adımda, argümanlarının disipliner ve ulusal sınırların ötesinde uyandırdığı itirazlarla yüzleşir ve eleştirilere yanıt verir.

Bu da, okuyucularının Bourdieu’yü anlama ve metropolü görme biçimlerini değiştirmeyi amaçlayan kitaba alışılmadık bir güç ve özel bir netlik kazandırmaktadır.

Özlü ve keskin bir dille yazılmış olan ‘Bourdieu Şehirde’, sosyoloji, antropoloji, coğrafya, kent çalışmaları, kent planlaması ve toplumsal teori sahalarındaki öğrenci ve akademisyenlerin yanı sıra Bourdieu’nün çalışmalarına ve kendi çalışmalarıyla olan bağlantısına ilgi duyan, toplumsal ve beşeri bilimler alanlarında çalışan herkesin ilgisini çekecektir.

  • Künye: Loïc Wacquant – Bourdieu Şehirde: Kentsel Teoriye Meydan Okumak, çeviren: Tuğba Zeynep Şen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 272 sayfa, 2024

Jacqueline B. Toner – Haberler Seni Korkuttuğunda Ne Yapabilirsin? (2024)

Teknolojinin hızla geliştiği ve dijital medya kullanımının giderek daha küçük yaş gruplarındaki çocuklar arasında yaygınlaştığı günümüzde anne ve babaların, çocuklarının medya kullanımını sürekli denetlemeye çalışmaları oldukça yorucu hatta belki de imkânsız bir çaba olabilir.

Tam da bu sebeple günümüzün en önemli ihtiyaçlarından biri olan medya okuryazarlığı konusunda çocukları bilgilendirmek, yetişkinler için yeni ve önemli bir sorumluluk olarak ön plana çıkmaktadır.

Medya okuryazarlığı ihtiyaç duyulan bilgiye radyo, televizyon, gazete, sosyal medya gibi kaynaklardan nasıl erişilebileceğini bilme, erişilen bilginin niteliğini değerlendirebilme ve son olarak bu bilgileri sentezleyebilme becerisine sahip olabilmektir.

Doktor Jacqueline B. Toner tarafından yazılmış ve Amerikan Psikoloji Derneği onaylı ‘Haberler Seni Korkuttuğunda Ne Yapabilirsin?’ medya okuryazarlığı konusunda yetişkinlere oldukça değerli bilgiler sunarken çocuklar için başucu kitabı niteliğinde bir rehber olma özelliği taşıyor.

Tüm çocuk ve gençlere kavrayabilmesi güç olan diğer bir taraftan da yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan korkutucu, üzücü hatta şok edici haberler karşısında nasıl bir tutum benimseyebilecekleri üzerine yol gösterirken onları haberleri objektif yorumlayabilme ve zor durumlarda bile soğukkanlı kalabilme konusunda da cesaretlendiriyor.

Her şeyden önemlisi yaşanan tüm zorlayıcı gelişmelere rağmen dünyayı sakin ve güvenli bir yer olarak algılayabilmelerine yardımcı oluyor.

Tüm bu bilgileri etkileşimli sayfalarının içinde yer alan egzersizler aracılığıyla çocuklara sunuyor; böylelikle önemli bir konuyu deneyimleyerek öğrenmeleri için onlara alan açıyor.

Ebeveyn ve Bakımverenler İçin Sunuş bölümünde ise, çocukları medya kullanımı konusunda nasıl bilinçlendirebileceğimiz ve olumsuz haberlerden onları nasıl koruyabileceğimiz hakkında oldukça değerli ve bilimsel bilgiler paylaşıyor.

‘Haberler Seni Korkuttuğunda Ne Yapabilirsin?’, medya kullanımı üzerine sunduğu kısa ve etkileşimli dersler sayesinde korkutucu haberler karşısında hissedilmesi olası duygular hakkında bilgiler sunuyor ve içeriğinde yer alan egzersizler aracılığıyla bu zor duygularla baş etmenin yollarını deneyimletiyor.

Kitap çocuklara gözlemlerini not edebilecekleri alanlar açarak onları araştırmacı olmaya teşvik ediyor.

Kamera açısından haberlerin sunuluş biçimine kadar tüm detayların izleyicileri nasıl etkileyebileceğiyle ilgili önemli bir farkındalık oluşturarak, bilginin duygular üzerindeki rahatlatıcı gücünü ön plana çıkarıyor.

  • Künye: Jacqueline B. Toner – Haberler Seni Korkuttuğunda Ne Yapabilirsin?: Medya Okuryazarlığı ve Haberleri Yorumlamak Üzerine, çeviren: Duygu Bolut, Okuyanus Yayınları, medya, 88 sayfa, 2024

Kolektif – Cumhuriyetin 100. Yılında Kentleşme ve Kentsel Toplum (2024)

29 Ekim 2023 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşını doldurdu.

Bu yüzyıllık zaman zarfında, tüm dünya ülkeleri gibi, Türkiye toplumu da demografik, ekonomik, siyasal, sosyo-mekânsal, kültürel ve ekolojik boyutlarda devasa dönüşümler yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

Bu dönüşümlerin gözlemlendiği en önemli alanlardan biri kuşkusuz kentleşme alanıdır.

Cumhuriyet ilan edildiğinde nüfusun sadece %24,2’si kentsel alanlarda yaşıyordu.

Bugün ise karşımızda bambaşka bir tablo var.

Aralık 2022 TÜİK verilerine göre, nüfusumuzun %67,9’u yoğun kent, %14,8’i de orta yoğun kent olarak sınıflandırılan yerleşim yerlerinde ikamet ediyor.

Toplamda nüfusun %82,7’si kentlerde, %17,3’ü ise kırsal alanlarda yaşıyor.

Bu rakamlar, günümüz Türkiye’sinin hem dünya ortalamasının üzerinde kentleştiğini hem de Avrupa’nın en yüksek oranda kentleşmiş toplumları arasında yer aldığını gösteriyor.

  • Peki, ülkemiz bu yüzyıllık süre zarfında nasıl bir kentleşme süreci yaşadı ve nasıl kentler yaratabildi?
  • Kentlerimiz adil, eşit, yaşanabilir ve erişilebilir olma kriterlerini ne ölçüde sağlıyor?

Editörlüğünü Şerife Geniş ve Neslihan Demirtaş-Milz’in üstlendiği bu kitap, Cumhuriyet’in 100 yıllık kentleşme serüveninin bir bilançosundan ziyade, bu soruları merkeze alarak, Türkiye kentleşmesinin ve kentsel toplumunun güncel panoramik bir resmini sunmayı amaçlıyor.

Kent ve konut politikalarını, kentlerin dönüşümünü, kentsel miraslarımızın kaderini, kent-kır etkileşimlerini, yapılı ve doğal çevre ilişkilerini, kentliliğin değişen anlamlarını, yaşlılar, kadınlar, çocuklar yanı sıra yoksul ve yoksun gruplar gibi dezavantajlı kesimlerin kent mekânına ve kentsel haklara erişimini irdeleyen çalışmalar, bugünün sorunlarını tespit etmeye, geleceğe dair sorular sormaya ve çözüm önerileri sunmaya çalışıyor.

Çağımızda insanlığın büyük çoğunluğunun yaşam alanı haline gelmiş olan kentlerin geleceğini belirleyecek olan şey eğer kolektif düşünce, çaba, emek ve mücadele ise, bugün hepimizin yanıt araması gereken en temel soru şudur: Anayasamızda yazdığı üzere laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hiçbir toplumsal grubu dışarıda bırakmayan, insan onuruna yaraşır, doğaya ve insan dışındaki tüm canlıların yaşam hakkına saygılı, sürdürülebilir ve yaşanabilir kentleri nasıl inşa edebiliriz?

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyetin 100. Yılında Kentleşme ve Kentsel Toplum, editör: Şerife Geniş, Neslihan Demirtaş Milz, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 672 sayfa, 2024

Terry Breverton – İcatlar Ansiklopedisi (2024)

  • Wright Kardeşler’den önce kim uçtu?
  • Plastik cerrahi nasıl icat edildi?
  • Leonardo da Vinci ilk robotu tasarladı mı?
  • İlk e-posta ne zaman gönderildi?
  • Bira ilk nerede üretildi?
  • Sıfırı kim icat etti?

Balık kancasından fiber optiğe, piramitlerden posta pullarına ve baruttan GPS’e kadar, bu eklektik derleme, bugün hayatımızı şekillendiren deha anları hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen herkesi bilgilendirecek, ilham verecek ve büyüleyecek.

Yaratıcılık ve inovasyonun en büyük başarıları için olağanüstü bir rehber olan bu kitap, bilim ve teknolojideki atılımlar yoluyla bilgiye ve ilerlemeye katkıda bulunan olağanüstü keşifler ve buluşları anlatıyor.

En eski ve en temel keşiflerden günümüzün en ileri buluşlarına kadar insanoğlunun göstermiş olduğu çabalar ve yaratıcılık modern dünyayı şekillendirdi ve insan ırkının en yüksek potansiyeline ulaşması için evrimini sürdürmesine olanak tanıyor.

Dünyanın dört bir yanında, zamanlarının hâkim fikirlerine ve ileri teknolojisine karşı savaşan parlak kadın ve erkeklerin azminin izini süren Breverton’un ‘İcatlar Ansiklopedisi’, hayatlarımızı değiştiren ve gezegenimizin geleceğini şekillendiren tarih ve gelişmelerle ilgilenen herkese ilham verecek.

  • Künye: Terry Breverton – İcatlar Ansiklopedisi: Teknolojik Sıçramaların, Çığır Açan Keşiflerin ve Bilimsel Buluşların Özeti, çeviren: Alper Hayreter, Alfa Yayınları, bilim, 568 sayfa, 2024

Abdullah Kaygı – Sanat Felsefesi ve Sinema Sanatı (2024)

Sanat bilgi kaynağı olabilir mi?

‘Sanat Felsefesi ve Sinema Sanatı’nda bu soruya cevap aranırken iki temel perspektif inceleniyor: malzemede mahirlik gerektiren ve estetik nitelikleri vurgulayan zanaatkârlık olarak sanat ile insanlık durumuna dair derin içgörüler sunan evrensel hakikatlerin aktarıcısı olarak sanat.

Her iki görüşü titizlikle ele alan yazar, çağdaş sanat kuramlarının yarattığı kavram kargaşasında sanatın sonunun geldiği iddialarını da çözümlüyor.

Buna göre çağımız sanat kuramlarının bizleri getirdiği yer, sanatın inkârıdır.

Bundan kurtulmanın yolu ise Aristoteles’in insanın doğasındaki olanakları sunan bir disiplin olarak sanat görüşüne ve Kant’ın tekil olanda evrensel olanı gören ve gösteren bir etkinlik olarak sanat görüşüne geri dönmektir.

  • Künye: Abdullah Kaygı – Sanat Felsefesi ve Sinema Sanatı, Akademim Yayıncılık, sanat, 208 sayfa, 2024

Johann Gottlieb Fichte – Tüm Bilim Öğretisinin Temeli (2024)

Fichte, Alman İdealist felsefe geleneğinin önde gelen temsilcilerinden biri.

Kant’ın eleştirel felsefesinden esinlenen Fichte, idealist bir perspektiften insan bilgisinin temellerini araştırdı, bilgiye yönelik sorgulamasına Kant’ın bilgi felsefesinin temel sorularından birini devralarak başladı: “Dünyaya ilişkin uzay-zamansal ve doğa yasalarınca yönetilen deneyimimiz, nasıl mümkün olabilir?”

‘Tüm Bilim Öğretisinin Temeli’nde Fichte, bilimsel bilginin kaynağı ve bilimsel yöntemin temellerini bu soruyla birlikte tartışır.

İlk kez 1794 yılında yayınlanan eser, Fichte’nin yaşamı boyunca çeşitli eklemeler ve çıkarmalarla son halini aldı.

Kendine has sisteminde Fichte, öznel bilinci (Ben) dış dünya ile (Ben-Olmayan) nasıl ilişkilendirdiğini ve bu ilişkinin bilgiyi nasıl mümkün kıldığını ele alır.

Ona göre insan deneyimi, dış dünya ile olan ilişki ve öznel bilincin sürekli bir etkileşiminden oluşur.

Tüm Bilim Öğretisinin Temeli tüm bu bilgilerin ışığında hem Fichte’nin kendine has diyalektik yöntemini hem de Alman İdealizminin düşünsel temelini anlamak adına felsefe okurları için önemli bir birincil kaynak eser.

  • Künye: Johann Gottlieb Fichte – Tüm Bilim Öğretisinin Temeli, çeviren: Ali Nalbant, Say Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2024

Kolektif – Travma ve Anlatı (2024)

‘Travma ve Anlatı’daki yazıların ortaklaştıkları genel izlek, bireysel, tarihsel, kolektif, çevresel ve ekolojik travmanın edebiyatta, edebiyatla yakın temas eden kültürel çalışmalarda kışkırtıcı biçimde nasıl tezahür ettiğidir.

Bu kitapta kaleme alınan özgün incelemeler, travmanın anlatıda sancılı dile gelişinde veya dile gelemeyişinde tek tipleşen biçimine ve sınırlı estetik algısına meydan okuyor.

Türkiye özelinde ise, Osmanlı sonrası çağdaş Türkçe edebiyatta travma ve travmatik belleğin yansımalarının peşi sıra giderken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sancısı, çatışma, savaş, darbe, yerinden yurdundan edilme, göç ve sürgünlük gibi süreçlerin estetiğini irdeliyor.

‘Travma ve Anlatı’, bireysel, kolektif, kültürel, siyasi ve çevresel kırılmaların birbirinden esasen nasıl ayrılamaz olduğunun altını çiziyor.

Bu yanıyla, travmatik deneyimler ile travmatik belleğin sadece zihinsel durumlar aracılığıyla değil, maddesel, duyumsal ve spiritüel süreçlerle de iç içeliğini gösteriyor.

Livera Yayınevi’nin Edebî Patikalar serisinin ikinci kitabı olan ‘Travma ve Anlatı’, günümüze ait yaralara, kırılgan hayatlara daha eşitlikçi ve adaletli bir yerden bakmaya okuru davet ederken, bize verili hikâyeleri ve varsayımları sorgulayarak travma ve hafıza literatüründe geçmiş, şimdi ve geleceğe dair ikili söylemlerin ötesinde yeni bir hikâye anlatıcılığının aciliyetini vurguluyor.

Covid-19 küresel pandemisi, sınırlarımızın çok yakınında süregiden savaşlar, göçler, yaşadığımız kültürel, ekonomik, politik, çevresel ve iklimsel yerinden edilmeler, tanıklık ettiğimiz depremler, seller ve yersizyurtsuzlaşmalar gibi şimdiki zamana ilişkin felaketleri tartışmaya olanak sağlamak isterken okurları dil ve edebiyata/dilden edebiyattan yeni ve yaratıcı projeksiyonlara davet ediyor.

En önemlisi, dil ile uğraşmanın estetik ve etik boyutlarını yeniden düşünürken travmayı bir oluş, hakikatin ve adaletin dile getirilmesi için katman katman açılan bir alan, yaratıcılıkla örülen bir açıklık olduğunu dile getiriyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Süreyyya Evren, Hazal Bozyer, Aylin Vartanyan Dilaver, Suat Baran, Selen Erdoğan, Zeynep Uysal, Michael Rothberg, Erin McGlothlin, Stef Craps.

  • Künye: Kolektif – Travma ve Anlatı, hazırlayan: Deniz Gündoğan İbrişim, Livera Yayınevi, inceleme, 272 sayfa, 2024

Florent Guénard – Eşitlik Tutkusu (2024)

 

Modern toplumlar eşitliği temel değerlerden biri olarak kabul ediyor.

Nitekim günümüzde kimlik etrafındaki ayrımcılıklara karşı eşitlik mücadelesi gün geçtikçe güçleniyor.

Buna karşılık maddi eşitlik mücadelesi güç kaybetti ve bu alandaki eşitsizlikler derinleşiyor.

Bu paradoksu nasıl anlamalı?

Eşitlik arzumuz adaletsizlikten rahatsız olmayacak kadar zayıfladı mı yoksa?

Florent Guénard eşitlik ile kurulan ruhsal ilişkinin karmaşık olduğunu gösteriyor.

Yazara göre eşitlikçi toplumlarda eşitlik, hem bireyler arasındaki ilişkiyi yapılandırdığı hem de her bireyin kendini değerlendirmesi için bir kıstas oluşturduğu için başlı başına bir değer olarak benimseniyor.

Modern ve eşitsiz toplumlarda ise bu tutku ortadan kalkmıyor ama kılık değiştiriyor: Herkes kendisi için eşitlik ister bir hale geliyor, çünkü modern hayatta onur duygumuz yaşam düzeyleriyle ilgili kıyaslamalardan etkileniyor.

Maddi koşulların eşitsizliği özsaygımızı yaralayabiliyor.

Kuşkusuz buna tepki olarak gelişen duyguların da bugünkü toplumsal isteklerimizi önemli ölçüde açıkladığı görülüyor.

Gelirde ve mirasta eşitsizliğin azaltılması bugün artık sadece siyasi bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluk haline geldi.

  • Künye: Florent Guénard – Eşitlik Tutkusu, çeviren: Zehra Cunillera, Metis Yayınları, felsefe, 272 sayfa, 2024

Dina Danon – Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri (2024)

Yirminci yüzyılın başında, Doğu Akdeniz’de liman şehri olan İzmir, dört yüzyılı aşkın bir süredir canlı ve önemli bir Sefarad Yahudi topluluğuna ev sahipliği yapmış ve Yahudi yaşamının önemli bir merkezi olarak ortaya çıkmıştı.

Dina Danon, ‘Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri, Modern Tarih’te daha önce ele alınmamış Ladino arşiv malzemelerinden faydalanarak uzun süredir göz ardı edilmiş Yahudi topluluğunun hikâyesini anlatıyor.

Avrupa genelinde, Yahudilerin dini ve kültürel farklılıklarının modern çağla uyumlu olmadığı düşüncesinin yaygın olduğu bir dönemde Osmanlı İzmiri’nden bakıldığında farklı bir yaklaşım öne çıkar: Yahudilerin farklılığı her şeyiyle olağan karşılandığında ne olur?

Danon, Yahudi dini ve kültürel farklılıklarının bu Osmanlı liman şehrinde yadırganmadığına dikkat çekerken, Yahudi kimliğinin diğer unsurlarının, özellikle de yoksulluk ve sosyal sınıfın derin gerilim alanları yarattığını savunuyor.

Danon, sokaktaki dilencilerden, ticari elitlere, ayakkabı boyacılarına, gazete editörlerinden, hahamlara, ev hanımlarına dek pek çok kesime ses verdiği eserinde; Sefarad topluluğunun modern çağla karşılaşmasını belirleyen en temel unsurun Yahudilik değil, yoksulluk ve sınıf olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Dina Danon – Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri, Modern Tarih, çeviren: Seda Kutsal, Monografi Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2024

Özlem Altan-Olcay, Evren Balta – Türkiye’de Amerikan Pasaportu (2024)

  • Çocukları Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olabilsin diye tüm zorlukları göze alıp doğum için binlerce kilometre öteye, ABD’ye giden anne adayları bize neler söylüyor?
  • Amerikan rüyasının peşinde Amerika’ya yerleşen biri neden oradaki kariyerini bırakıp Türkiye’ye döner?
  • Amerikan pasaportu taşıyanlar için gerçek “fırsatlar ülkesi”, ABD’nin dışındaki dünya mı?

‘Türkiye’de Amerikan Pasaportu’, ABD’nin resmi sınırlarının ötesinde ABD vatandaşlığına yüklenen anlamlar, değerler, hayaller ve umutlar üzerine kurulu yeni bir tür Amerikan imparatorluğunun işleyişini, yüzü aşkın insanın somut, gündelik deneyimleri ve bireysel anlatıları üzerinden inceliyor.

Küreselleşen dünyada ulusal vatandaşlığın hâlâ önemini koruduğunu, ama artık yalnızca ülke içiyle sınırlı bir çerçeveden bakılarak anlaşılamayacağını savunuyor.

Günümüzde ulusal vatandaşlıklar, devletler arasındaki asimetrik ilişkilerin şekillendirdiği “ulusötesi” alanda bireylere sağlayabildikleri avantajların eşitsizliği bakımından birbirlerinden ayrışır.

Özlem Altan-Olcay ve Evren Balta’nın Amerikan Sosyoloji Derneği’nden ödül alan çalışması, vatandaşlığın, ülke sınırları ötesindeki sınıfsal konumlar, coğrafi hareketlilik imkânları, aidiyet ve kimlik iddiaları üzerinde oynadığı belirleyici rolü gözler önüne seriyor.

  • Künye: Özlem Altan-Olcay, Evren Balta – Türkiye’de Amerikan Pasaportu: Ulusötesi Çağda Aidiyet ve Vatandaşlık, çeviren: Ezgi Dikici, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2024