Karl Deisseroth – Her Temas (2024)

İnsanlar arasındaki fiziksel veya düşünsel her temasın zihindeki karmaşık örgüde nasıl iz bıraktığını ve duyguların hem biyolojik hem de evrimsel kökenlerini klinik hikâyelerle aydınlatan nefes kesici bir zihin yolculuğu.

Ünlü klinik psikiyatr ve nörobilimci Karl Deisseroth hayatını insan zihni hakkındaki gerçeklerin peşinde koşarak geçirdi.

Beyne dair bildiklerini hastalarına duyduğu derin empatiyle birleştiren Deisseroth, ‘Her Temas’ta “bozukluklarımız sağlam yanlarımız hakkında ne söyler?” sorusunun peşine takılarak ilginç zıtlıkların izini sürüyor.

Güncel araştırmalar ve birlikte çalıştığı hastalarına ait hikâyeler aracılığıyla kendi evrimsel tarihimiz ile gündelik hayatımızdaki sancılı anlar arasında köprü kuruyor: Yeme bozukluğu yaşayan genç bir kadın, beynin en ilkel dürtüsü olan açlığa karşı zihnin nasıl direnebildiğini gözler önüne sererken depresyon ve demans yüzünden sessizliğe gömülmüş yaşlı bir adam, insanların yalnızca mutluluğu değil, mutsuzluğu da hissedecek şekilde nasıl evrimleştiğini gösteriyor.

‘Her Temas’, doğamızdan gelen bağ kurma ve anlam bulma özlemimizi zarafet dolu bir dille resmederek yalnızca beyne değil, tüm benliğimize dair anlayışımızı değiştiriyor.

  • Künye: Karl Deisseroth – Her Temas: İnsan Duygularının Yeni Bilimi, çeviren: Ezgi Başer Akgürgen, Domingo Kitap, bilim, 292 sayfa, 2024

Christopher Bollas – Sonsuz Soru (2024)

Psikanalizdeki kişiler, serbest çağrışım aracılığıyla bilinçdışında kendilerini nasıl ifade ederler?

Christopher Bollas klinik hikâyelerden yola çıkarak bastırılmış bilinçdışı düşünme ve ifadenin örüntülerini ele alıyor.

Bollas ‘Sonsuz Soru’da gerçek klinik uygulamalara ilişkin ayrıntılı çalışmalardan yola çıkarak, insanın sorgulama dürtüsüne vurgu yapan bir psikanalitik teori ortaya koyuyor.

Kişinin çocukluğunun ilk yıllarından hayatının sonuna kadar bu dürtünün farklı biçimlerinin etkisinde kaldığı gerçeğinden hareketle, Freud’un serbest çağrışım yönteminin hem analizan hem de analiste nasıl yanıtlar sağladığını ve bunun karşılığında sürekli başka soruları tetiklediğini gösteriyor.

‘Sonsuz Soru’nun merkezinde, pratikteki serbest çağrışım yönteminin temel yönlerini vurgulayan paralel yorumlar eşliğinde gerçek analitik seansların dökümlerine yer veriliyor.

Bu dökümler, vakaların daha ayrıntılı tartışılmasına olanak sunmakla birlikte Freud’un silsile mantığı teorisini temel alarak daha geniş bir teorik çerçeve içinde bağlamsallaştırıyor.

Böylece Bollas, söz konusu serbest çağrışım mantığına kulak vermekle, Freud’un bastırılmış fikirler teorisinden daha zengin ve daha karmaşık bir bilinçdışı ses keşfedebileceğimizi öne sürüyor.

Kitabın en büyük katkılarından biri Freudcu yönteme, özellikle serbest çağrışıma duyulan ilgiyi canlandırması.

  • Künye: Christopher Bollas – Sonsuz Soru, çeviren: Zeynep Baransel, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 200 sayfa, 2024

Antonio Turiel – Petro-Kıyamet (2024)

Mevcut küresel ekonomik sistem başat bir zorunlulukla işliyor: büyüme.

Antonio Turiel gibi bilim insanları ise uzun yıllardır, büyümeyi mümkün kılanın ucuz ve kolay erişilebilir enerji olduğunu vurguluyorlar.

Yoğunluğu, çok yönlü kullanımı ve nakliyeye elverişliliği açısından petrol kuşkusuz en temel ve asli enerji kaynağı.

Kitabın temel tezi şu: Yakın gelecekte yaşantımızı ve toplumların işleyişini kökten değiştirecek küresel bir sorunla karşı karşıyayız.

Bol ve ucuz enerji çağının sonuna geldik.

Küresel enerji tüketiminin üçte birini oluşturan petrolde üretim zirvesi muhtemelen 2018’de gerçekleşti, büyük çevresel maliyetlerle yerine kullanılabilecek hidrokarbonların (kömür, doğal gaz) zirvesine ise en çok birkaç onyıl içinde ulaşılacak.

Petrol rezervleri muazzam olsa da çıkarma ve üretme hızı ve karlılığı, fiziksel etkenler yüzünden sınırlı.

Bu sınıra ulaşmış durumdayız.

Petrol temelli enerji sistemine olası alternatiflerin bilimsel bir analizini sunan Turiel “yenilenebilir” enerjiler konusunda vaat edilenlerin neden gerçekleşemeyeceğini açıklıkla ortaya koyarak, büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğumuzu haber veriyor.

Bu dönüşümü mümkün mertebe şekillendirme imkânı ve iradesi öncelikle farkındalığı gerektiriyor.

  • Künye: Antonio Turiel – Petro-Kıyamet: Küresel Enerji Krizi Nasıl Çözüle(meye)cek?, çeviren: Saliha Nilüfer, İş Kültür Yayınları, inceleme, 152 sayfa, 2024

Kolektif – Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı (2024)

Üretimden tüketime, tüketimden sosyal ilişkilere ve inorganik bağlarla zayıflamış formasyonlara sahip bu toplumsal düzen sadece eleştirilmeyi değil, değiştirilmeyi de hak ediyor.

Bir şeyi yok etmek ancak yerine başka bir şey koymakla mümkün ise, değiştirmek ve yerine yeni bir şey koymak için ne yapmalı sorusunu soruyor ve cevaplar arıyoruz…

Biliyoruz ki, sosyal ve ekolojik bağların organik hale getirilmesi yaşamın savunulması ile mümkün olacaktır.

Bugün koparılmış olan insan-doğa-hayvan üçgeni tekrar bir araya getirilmeyi bekliyor.

Ama önemli bir şartla; insan-hayvan ve doğanın yaşam hakkı toplamı, bu üçgenin iç açılarından büyük olmak kaydı ile…

Sosyo ekolojik bir topluma giden yolun engebeleri, zorlu patikaları sadece karşı çıkma, itiraz etme, yok sayma ile aşılamaz.

Bu kitap, bunların yanında sorunun çözümünün sorunu yaratanlarca değil sorunu yaşayanlarca çözüleceğini bilerek oluşturulmuş.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Hakan Yurdanur, Fikret Başkaya, Nejla Kurul, Hacer Foggo, Mustafa Durmuş, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Süreyya Karacabey, İzzettin Önder, Melda Onur, Çiğdem Boz, Erinç Yeldan, Ferhat Kentel, Metin Yeğin, T. Gül Köksal, Aykut Çoban, Ali Yalçın Göymen, Şebnem Köse, Pınar Demircan, Fatin Şevki Bulut, Damla Topbaş, Nur Betül Aras.

  • Künye: Kolektif – Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı, derleyen: Hakan Yurdanur, İmge Kitabevi, inceleme, 349 sayfa, 2024

Elizabeth Pike, Jay Coakley – Spor Sosyolojisi (2024)

İlk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlandığı 1978 yılından bugüne yeni basımlarının yanı sıra farklı dillere çevrilen ve dünyanın farklı bölgelerine yönelik baskıları yapılan ‘Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar’ın Türkçedeki bu ilk basımı Birleşik Krallık ve Avrupa baskısının çevirisi.

Bu baskı, öncekilerin mirasını sürdürmekle birlikte spor sosyolojisi alanındaki güncel araştırmaları ve kuramsal yaklaşımları referans alarak, yeni tartışmalar ve örneklerle genişletilmiş bir içerik sunuyor.

Sosyolojinin toplumda sporu incelemek için kullanılabileceği yolları göstermek üzere tasarlanan bu kitap, sporu yalnızca daha iyi anlaşılmak istenen bir konu olarak ele almıyor, aynı zamanda onu, içinde yaşadığımız toplum ve kültür hakkında daha fazla bilgi edinebileceğimiz bir pencere olarak kullanıyor.

Sporun toplumsal cinsiyet, sınıf, ırk ve etnisite, yaş, yeterlik ve engellilik, şiddet ve sapma ile ilişkileri çerçevesinde toplumdaki güç ilişkilerine odaklanıyor; spor ve kültürel ideolojiler arasındaki bağlantıları inceleyerek bu ilişkileri anlamaya çalışıyor.

Spor ile ekonomi, siyaset, eğitim ve medya gibi toplumsal hayatın önemli alanları arasındaki bağlantıları ele alarak spora ve topluma bütünsel bir bakış açısı sunuyor.

Aynı zamanda toplumsal bir inşa olarak incelediği sporun içinde ve etrafında oluşturulan, sürdürülen ve değişen sosyal dünyaları inceleyerek, insanların parçası oldukları sosyal dünyalardaki aktif rollerine vurgu yapıyor.

Böylece okurların kendi hayatlarında, ailelerinde, okullarında, topluluklarında, toplumlarında, bir bütün olarak dünyada sporla ilgili sorunları belirlemelerine ve keşfetmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

Bu bağlamda ‘Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar’, toplumsal ve kültürel dünyanın bir parçası haline gelen sporla ilişkili “daha derin oyuna” odaklanarak, toplumda spora ve onu çevreleyen sorunlara ve çatışmalara eleştirel bir gözle bakıyor.

Bunu yaparken sporun daha demokratik ve insancıl hale getirilmesinin ve spora katılımın herkes için daha erişilebilir olmasının önemi üzerinde duruyor.

Okurları da toplumda sporun nasıl tanımlandığı, nasıl organize edildiği, nereye doğru gittiği, gelecekte nasıl olması gerektiği hakkında sorular sormaya ve eleştirel düşünmeye teşvik ediyor.

‘Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar’; sosyoloji ya da spor bilimleri öğrenimi görenlerin yanı sıra, sporun içindeki tüm öznelerin ve spora ilgi duyan, onu daha iyi anlamak isteyen genel okurun da bilgilenmesini ve derinlemesine düşünmesini sağlayacak önemli bir temel kaynak olma özelliği taşıyor.

  • Künye: Elizabeth Pike, Jay Coakley – Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar, çeviren: Funda Akcan, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 720 sayfa, 2024

César Rendueles – Sosyofobi (2024)

İletişim teknolojileri, moderniteden arta kalan sorunları aşacak bir araç mı, yoksa sermayenin tahakkümünün yeni araçlarla sürdürülmesinin farklı biçimi mi?

İletişim teknolojisindeki yenilikler, uzun zaman boyunca toplumsal hayatı olumlu yönde değiştirebilecek ütopik bir unsur olarak görüldü.

Bilhassa Avrupa solu, genel olarak teknolojinin, özel olaraksa internetin ekonomik ve siyasi koşulların eşitlikçi bir yeniden inşasına zemin hazırladığı fikrinde ısrarcı oldu.

César Rendueles, beklentilerin aksine iletişim teknolojilerinin sosyal gerçekliği ve işbirliğini artırmak yerine sınırlandırdığını ileri sürüyor.

Dayanışmanın ve geleneksel topluluk ilişkilerinin gereksiz olduğu konusundaki yaygın inanca karşı çıkan ‘Sosyofobi’, neoliberalizmin yarattığı sosyal tahribattan yola çıkarak teknolojinin çözüme dönük iddialarının gerçekliğini sorguluyor.

Öte yandan, teknolojideki gelişmelerle eşitlikçi bir gelecek perspektifini yan yana getiren siber ütopyacı yaklaşıma şüpheyle yaklaşan yazar, kemer sıkma politikaları karşıtı İspanyol 15-M hareketi örneği üzerinden yeni toplumsal olanakları sorgularken, siber fetişizme yönelik toplumsal tepkinin boyutlarını inceliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Aslında dijital iletişim araçlarının yarattığı toplumsal coşku asılsızdır, dekoratiftir. Ortak varoluşumuzun teşvik etmesi gereken şeyi, yani birbirimize gösterdiğimiz ilgiyi teşvik etmeye faydası yoktur. Aynı şey eşitlikçilik 2.0, yani toplumsal farkın Ağ’da en aza indiği duygusu için de geçerli. Radikal demokrasi evrensel bir müşteri-hizmet hattı değildir. Eğer durup düşünürseniz bunun biraz saçma olduğu anlaşılacaktır.”

  • Künye: César Rendueles – Sosyofobi: Dijital Ütopya Çağında Siyasal Değişim, çeviren: Alev Türker, İletişim Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2024

Levent Duman, Şule Can – “Keşke Kalsaydı” (2024)

‘“Keşke Kalsaydı” – Yerel Tanıkların Gözünden Bir Antakya Tarihi’, Fransız mandası altındaki İskenderun Sancağı’ndan Hatay’a uzanan dönüşümün tarihini, yereldeki farklı toplulukların gözünden anlatmayı ve bu dönemin sosyal, kültürel, politik ve ekonomik hayatının hatırlanma biçimlerini incelemeyi hedefleyen bir sözlü tarih çalışması.

Resmi tarih perspektifiyle veya geleneksel yazılı tarih arşivi yöntemleriyle bir inceleme yapmanın ötesinde, yerelde sözlü tarih yöntemleriyle toplulukların tarihini, gündelik yaşam belleğini ve siyasi tarihte yer alan eşiklerin yerel yansımalarını aktarıyor.

Her kitabın bir hikâyesi ya da hikâyeleri vardır.

Bu kitap hikâyesi bol olanlardan, hüznü de sevinci de bol hikâyeler.

Okuyacağınız sayfalarda aktarılanlar, ilk olarak 2011 yılında başlayıp 2017 yılına kadar çeşitli aralıklarla gerçekleştirilen görüşmelerde kayıt altına alındı.

Kitaptan bir alıntı:

“Kimi zaman kocaman bir çınarın gölgelediği bir köy kahvesinde, kimi zaman bir kilise avlusunda, kimi zaman onlarca kişinin meraklı gözetiminde, kimi zamansa yalnızlığın, yoksulluğun yankılandığı bir evin loş odasında gerçekleştirildi bu görüşmeler. Yargılamadan, yadırgamadan sorular soruldu, bazen ses-görüntü, bazen ses kaydı alındı, kimi zaman da sadece notlar alındı görüşülen kişilerin isteklerine uyarak. Onların araştırmacılara emanet ettikleri, anlattıkları titizlikle yazıya aktarıldı, defalarca okundu, yorumlandı, anlamlı bir bütün olacak şekilde biraraya getirildi… Bu satırların size ulaşması gerekiyordu çünkü, sadece bu satırları bize aktaran kişilerin birçoğu değil, aynı zamanda bize aktardıkları mekânların çoğu da son depremde yerle yeksan oldu. Gidenlerin ardından onların anlattığı Antakya’yı aktarmak ve onların sözleriyle Antakya yerel tarihini anlamak bu büyük deprem felaketi sonrası bizler için ayrı bir anlam taşımakta.”

  • Künye: Levent Duman, Şule Can – “Keşke Kalsaydı”: Yerel Tanıkların Gözünden Bir Antakya Tarihi, İstos Yayın, tarih, 288 sayfa, 2024

Vitor Oliveira – Kentsel Morfoloji (2024)

 

Kentlerin biçimini, fiziksel dokuyu oluşturan biçimsel ve yapısal öğeleri, bu öğelerin bir araya gelme koşullarını, kent biçiminde oluşum, değişim ve dönüşüme neden olan süreçleri ve aktörleri inceleyen bir uzmanlık alanı olan kentsel morfoloji, kentin farklı katmanlarının tarihsel perspektifte analizi kadar, bugünün anlaşılmasıyla da ilgileniyor ve geleceğe dönük öngörülerin geliştirilmesini destekliyor.

Yüz yıldan uzun bir süre önce kurulan kentsel morfoloji alanında son on yıllarda önemli gelişmeler oldu.

Mimarlık, planlama ve coğrafya alanlarının yaygın faaliyetinin görüldüğü alan, 1994 yılında International Seminar on Urban Form’un (ISUF) kurulması ve 1997 yılında uluslararası hakemli dergi Urban Morphology’nin yayınlanmaya başlamasıyla kurumsallaştı, daha sistematik ve bilimsel birikimin izlenmesine olanak sağlayan bir disiplin hâlini aldı.

Kentsel morfoloji çalışmalarının uluslararası ölçekte yaygınlaşması, farklı ülkelerde ISUF’la ilişkili olarak kurulan bölgesel ağlar ile mümkün oldu.

Bu çerçevede Türkiye Kentsel Morfoloji Ağı (TNUM), 2014 yılında kuruldu.

Vitor Oliveira’nın 2016 yılında, kendi sözleriyle “kentlerin fiziksel biçimleri üzerine yapılan çalışmalarda, kentsel morfoloji üzerine bir el kitabı” olmadığını fark etmesi üzerine yazmış olduğu ‘Kentsel Morfololoji: Kentlerin Fiziksel Biçim Çalışmalarına Giriş’ kitabı, kentsel morfoloji alanının temel kitaplarından biri oldu.

Oliveira’nın vurguladığı “İngilizce dil bariyeri”, ülkemizde kentsel morfoloji alanında araştırma yapanların uluslararası literatürle ilişkilenme olanaklarını sınırlayan bir unsur oluşturdu.

Bu durum tespitinden hareketle bu temel kitabın Tuğçe Tezer tarafından Türkçeye çevrilmesi süreci, ülkemizde kentsel morfolojinin gelişmesinde büyük bir emeği olan Tolga Ünlü’nün büyük bir özenle gerçekleştirdiği son okumayla tamamlandı.

‘Kentsel Morfoloji’, Türkiye’de başta kentsel morfoloji, mimarlık, şehir planlama ve kent-çevre yönetimi alanlarında çalışan akademisyenler ve öğrenciler olmak üzere araştırma, eğitim ve uygulama süreçlerine dâhil olan tüm okuyucular için faydalı olacak bir başucu kitabı.

  • Künye: Vitor Oliveira – Kentsel Morfoloji: Kentlerin Fiziksel Biçimi Çalışmalarına Giriş, çeviren: Tuğçe Tezer, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 306 sayfa, 2024

Werner Jaeger – İlk Yunan Filozoflarında Tanrı Düşüncesi (2024)

Werner Jaeger, Parmenides, Herakleitos, Empedokles gibi karanlık ve zor düşünürlerin metinlerini ayrıntılı bir şekilde yorumlarken, Tanrı düşüncesinin Yunan felsefesinde en başından itibaren oynadığı belirleyici rolün altını çiziyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Burada, Yunan felsefi düşüncesinde teolojinin başlangıcının izini sürmek istiyorum…Tanrı ve tanrısallık meselesinin, erken dönem doğa filozoflarının düşüncesinde, genellikle kabul etmeye hazır olduğumuzdan çok daha geniş bir yer işgal ettiğini göreceğiz… Pozitivizm çağı ve onu temsil eden felsefe tarihçileri, bu ilk dönem düşünürlerinin sırasıyla ampirik ve bilimsel karakterlerini vurguladılar. Sokrates öncesi filozofların modernliğini kanıtlama hevesiyle, bu kitapta doğal teolojinin kökeni perspektifi içinde ilgilendiğimiz yönlerini çoğu zaman önemsizleştirdiler. Halbuki bu, bizzat Antik Çağ düşünürlerinin bu filozofları görme biçimidir.”

  • Künye: Werner Jaeger – İlk Yunan Filozoflarında Tanrı Düşüncesi, çeviren: Güneş Ayas, Minotor Kitap, felsefe, 344 sayfa, 2024

Fariz Öncü – Persler Dönemi’nde Anadolu’da Ekonomi (2023)

Akhaimenid Perslerinin Eskiçağ tarihindeki yaklaşık iki yüzyıllık serüveni (MÖ yak. 547-330) özellikle son dönemlerde çok sayıda bilim insanının ve okurun dikkatini cezbetti.

Bu yoğun ilgi beraberinde döneme ilişkin çok sayıda çalışmanın ortaya çıkmasını sağladı.

Yapılan çalışmaların ortaya koyduğu birikimle dönemin politik, kültürel, idari ve sanatsal yapısı hakkındaki bilgilerimizde büyük bir ilerleme kaydedildi.

Buna karşın dönemin iktisadi koşullarını merkeze alan bütüncül bir çalışmanın varlığından söz etmek pek de mümkün değil.

Bu durum Pers krallarının hâkimiyetindeki Anadolu için de geçerli.

Nitekim Anadolu coğrafyasının farklı merkezlerindeki iktisadi faaliyetler üzerinde Pers egemenliğinin zamanla nasıl bir etki yarattığı hususu halen önemli, karmaşık ve zor bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Anadolu’nun önemli merkezlerinin MÖ 6. ve 5. yüzyıllardaki iktisadi koşullarını odak noktasına alan bu eser, Pers İmparatorluğu’nun buradaki toprak yönetimini, vergi sistemini, işgücü hareketlerini, askerî düzenini, denetim sistemini, sikke politikasını ve ticari faaliyetlerini Pers krallarının Anadolu’da uyruklarıyla kurdukları ekonomik-politik ve idari ilişkiler bakımından ele alıyor.

  • Künye: Fariz Öncü – Persler Dönemi’nde Anadolu’da Ekonomi (MÖ 6. ve 5. Yüzyıllar), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2023