Kolektif – Somut Hukuk, Somut Tahlil (2025)

‘Somut Hukuk, Somut Tahlil’ son dönemde yapılan çeşitli hukuki düzenlemelere ilişkin değerlendirmeleri bir araya getiriyor. Sırasıyla madencilik, gıda ve beslenme, idare karşısında hak arama, iş uyuşmazlıkları ve arabuluculuk, toplu pazarlık ve toplu iş sözleşmesi, göçmen emek rejimi, konut hakkı ve barınma sorunu, planlı kalkınmanın dönüşümü ve son olarak kamu sağlığı ve şehir hastaneleri konularında yazılar içeren bu derlemenin temel amacı, hukuk iletişiminin sürdüğü her alanı bir sınıf sorunu olarak görmenin bir yolunu bulmak.

Derleme, bu yolu ararken hukuk sistemini, özerk değil, son tahlilde belirlenen bir sistem olarak ele alıyor. Ancak, hukukun üstyapı alanını bütünüyle kuşatan kalın bir kurumsal yapı ve ince bir ideolojik örtüye sahip olduğunu, bu nedenle de diğer sistemlerden farklı bir değerlendirmeyi gereksindiğini gösteriyor. Öte yandan, hukukçunun mesleki deformasyonunun bir ifadesi olan, hukuki sorunları birer hukuk sistemi sorunu olarak sınırlandırma, bir başka deyişle hukuku hukukla açıklama eğilimi, nihayetinde hukuk veya uygulamasının değişimiyle sorunların çözülebileceği yanılsamasını üretiyor.

Mücadele pratiğine, hukuktan hayata doğru bir katkı sunan derleme, sözü edilen eğilimin karşısına başka bir yaklaşım modeli koymayı da amaçlıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Gökçe Çataloluk, Ulaş Karadağ, A. Deniz Bilgehan, Duygu Hatıpoğlu Aydın, Evrim Durmaz, Furkan Yılmaz, Gönenç Hacaloğlu, Hande Heper, Irmak Kepenek, Tevfik Can Peker ve Zülfiye Yılmaz.

  • Künye: Kolektif – Somut Hukuk, Somut Tahlil: Güncel Hukuk Sorunlarına Eleştirel Bakışlar, editör: Ulaş Karabat, Gökçe Çataloluk, İmge Kitabevi ve Daimon Yayınları, hukuk, 290 sayfa, 2025

Vid Simoniti – Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar (2025)

Vid Simoniti’nin bu kitabı, güncel sanatın dünyayı yeniden düşünme kapasitesini merkeze alırken, kişisel deneyimlerden politik çözümlemelere uzanan geniş bir çerçeve kuruyor. Simoniti gençlik yıllarında karşılaştığı sarsıcı sanat deneyimlerinin, gündelik hayatın içinde saklı yeni gerçeklikleri açığa çıkarma gücüne sahip olduğunu hatırlıyor ve bu başlangıç noktasını, sanatın dünyayı dönüştürme iddiasını anlamak için kullanıyor. ‘Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar: Bir Güncel Sanat Manifestosu’ (‘Artists Remake The World: A Contemporary Art Manifesto’), sanatın yalnızca tuhaflık yaratma peşinde olmadığını; aksine topluma, krize ve politik statükoya alternatif bakışlar sunduğunu savunuyor.

Simoniti, güncel sanatın mülteci deneyimlerinden madencilik sömürüsüne, yapay zekâdaki ırksal yanlılıktan dijital kapitalizmin iktidar yapılarına kadar uzanan geniş bir gündemi yeniden çerçevelediğini gösteriyor. Bu yaklaşımda sanat, gazetecilik ya da akademinin alanına sıkışmadan, politik duyarlılığı estetik deneyimle birleştiren özgün bir düşünme biçimi olarak konumlanıyor. Bununla birlikte güncel sanatın hem politikleşmiş hem de erişimi zor, zaman zaman elitist görünen yapısı bir paradoks yaratıyor: Sanat politik süreçlere bu kadar bağlıyken, toplumsal müdahalelerinin sınırı nerede başlıyor?

Kitap bu soruyu kamusal tartışma, eylem ve toplulukla ilişkili sanat biçimleri üzerinden inceliyor. Hakikat üretimine odaklanan araştırma temelli işler, katılımcı projeler ve sanatsal aktivizm arasındaki geçişkenliği analiz ederek güncel sanatın politik alanlarda nasıl yeni imkânlar yarattığını ortaya koyuyor.

Okuru, iklim krizi, sosyal adalet gibi konuları ele alan sanat eserleri üzerinden Ai Weiwei, Olafur Eliasson, Wangechi Mutu, Naomi Rincón-Gallardo ve Hito Steyerl’in aralarında olduğu sanatçıları keşfetmeye çağıran Simoniti’nin çalışması, sanatın dünyayı yalnızca temsil eden değil, düşünme ve eyleme biçimlerini dönüştüren bir güç taşıdığını savunduğu için güncel sanat kuramı alanında önemli bir yer edinmeye aday.

  • Künye: Vid Simoniti – Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar: Bir Güncel Sanat Manifestosu, çeviren: Akın Emre Pilgir, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 216 sayfa, 2025

Michael Sonenscher – Kapitalizm (2025)

Michael Sonenscher bu çalışmasında, kapitalizmin nasıl ortaya çıktığını ve bugünkü anlamına nasıl dönüştüğünü açıklıyor. Yazar, kapitalizmin başlangıçta sanayi ya da piyasa düzeniyle değil, daha çok savaşların finansmanı, devlet borçları ve mali yönetimle ilgili bir terim olduğunu anlatıyor. Buna karşılık ticari toplum kavramı, insanların uzmanlaşarak çalıştığı ve iş bölümünün toplumu şekillendirdiği bir yapıyı ifade ediyor. Sonenscher, bu iki farklı düşünce çizgisinin zaman içinde birleşerek kapitalizm kavramını oluşturduğunu gösteriyor.

Yazar, Louis Blanc ve Bonald gibi düşünürlerin kapitalizm ve ticari toplum hakkındaki eleştirilerini Adam Smith, Karl Marx ve Ricardo gibi daha tanınmış isimlerle birlikte ele alıyor. Böylece kapitalizmin sadece ekonomik bir düzen değil, aynı zamanda mülkiyet, eşitsizlik, kamu borcu, sanayi gelişimi ve küresel ticaret gibi birçok farklı alanı etkileyen geniş bir kavram olduğunu ortaya koyuyor. ‘Kapitalizm: Bir Kavramın Hikâyesi’ (‘Capitalism: The Story Behind the Word’), kapitalizmin neden hiçbir zaman tek bir tanıma tam olarak sığmadığını da açıklıyor.

Sonenscher’e göre kapitalizm, iş bölümünün toplumsal sonuçlarıyla devletin mali gücü arasındaki eski tartışmalardan doğuyor. Bu nedenle kavram, sadece ekonomik bir sistemi değil, siyasi yapıları ve toplumsal düzeni de içine alıyor. Kitap, kapitalizmin zamanla nasıl değiştiğini ve günümüz tartışmalarında neden bu kadar önemli olduğunu anlaşılır bir dille gösteriyor.

  • Künye: Michael Sonenscher – Kapitalizm: Bir Kavramın Hikâyesi, çeviren: M. Murtaza Özeren, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 176 sayfa, 2025

Mert Kaya – “Ben, Eski Ben Değilim” (2025(

Mert Kaya, büyük dedesinin izini sürerken sıradan bir aile geçmişinden çok daha fazlasını ortaya çıkarıyor; Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin kuşaklara yayılan sessiz tarihini, kalanın ve gideni aynı anda etkileyen derin kırılmalarını gün ışığına çıkarıyor. “Ben, Eski Ben Değilim” bu sessizliğin ardındaki belleği, Müslümanlaş(tırıl)mış Rumların kimlik dönüşümlerini ve aktarılamayan hikâyelerin yarattığı kopuklukları sözlü tarih görüşmeleriyle bir araya getiriyor. Kaya’nın uzun yıllara yayılan akademik birikimi, arşiv belgeleriyle birleşerek hem kişisel hem toplumsal bir yüzleşme alanı açıyor.

Kitap, kimliğin bastırılmış katmanlarını görünür kılarken hafızanın nasıl şekillendiğini, sessizliğin hangi koşullarda kuşaklar boyunca sürdüğünü ve hatırlamanın neden çoğu zaman acı verici bir eyleme dönüştüğünü gösteriyor. Tanıkların geçmişleriyle kurdukları ilişki, saklanmış aidiyetlerin gölgesi ve yeniden adlandırılan hayatların gerilimi anlatının merkezine yerleşiyor. Kaya, yalnızca bireysel tanıklıkları değil, bir toplumun kendisiyle kurduğu sorunlu ilişkiyi de tartışmaya açarak okuru hem tarihsel hem etik bir sorgulamaya davet ediyor.

Bu çalışma, mübadelenin ardından sessizce değişen kimlik biçimlerini anlamak, bellek ile aidiyet arasındaki kırılgan sınırları yeniden düşünmek ve yakın tarihin gizli kalmış yönleriyle yüzleşmek için önemli bir kapı aralıyor.

  • Künye: Mert Kaya – “Ben, Eski Ben Değilim”: Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlarda Bellek ve Kimlik, İstos Yayın, inceleme, 240 sayfa, 2025

Anthony Storr – Müzik ve Zihin (2025)

Anthony Storr, bu kitabında müziğin insan zihnindeki kökenini ve işlevini araştırıyor. Müzik üretme ve müzikten haz alma kapasitesinin biyolojik bir lüks değil, insan deneyiminin temel unsuru olduğunu savunuyor. Storr, müziğin duyguları ifade etme biçimimizi derinleştirdiğini, zaman algımızı düzenlediğini ve kişilerarası bağları güçlendirdiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, müziğin yalnızca estetik bir etkinlik olmadığını, bilişsel süreçleri ve benlik deneyimini şekillendiren bir yapı oluşturduğunu düşündürüyor.

Yazar, müziğin konuşmanın bir türevi olarak değil, kendi başına gelişen bağımsız bir iletişim sistemi olduğunu vurguluyor. Müziğin ritim, tekrar ve yapı yoluyla zihinsel düzen yarattığını, kaotik duyguları bütünleştiren bir çerçeve sunduğunu belirtiyor. Storr, yaratıcılık ile psişik bütünlük arasındaki ilişkiyi değerlendirerek müziğin içsel dünyayı dengede tuttuğunu öne sürüyor. Bu çerçeve, müziğin hem bireysel iyilik halini hem de kolektif uyumu desteklediğini gösteriyor.

‘Müzik ve Zihin’ (‘Music and the Mind’), antropolojiden psikolojiye uzanan geniş bir alanı birleştirerek müziğin insan türünün gelişiminde neden merkezi bir rol oynadığını açıklıyor. Storr’un müziği zihinsel sağlık, bilinç ve toplumsal yaşam bağlamında yorumlaması, eseri alanında önemli kılıyor. Kitap, müziğin biyolojik, kültürel ve duygusal boyutlarını bütünleyen yaklaşımıyla modern müzik psikolojisinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kitap, müziğin insan zihnindeki yerini anlamak isteyenler için temel bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: Anthony Storr – Müzik ve Zihin, çeviren: Ulaş Apak, Alfa Yayınları, psikoloji, 312 sayfa, 2025

Alberto Toscano – Geç Faşizm (2025)

Alberto Toscano’nun bu çalışması, faşizmi bitmiş bir olgu değil, çoklu krizlerin birbirine eklemlendiği çağımızda yeniden şekillenen bir siyasal mantık olarak okuyor. Yazar, liberal demokrasinin kendisini tehdit eden otoriter dalgayı açıklamakta yetersiz kaldığını, bu nedenle faşizmi yalnızca tarihsel analojilerle değil, ırksal kapitalizm, kolonyal şiddet, kriz dönemlerine özgü zamansallıklar ve ideolojik tutarlıklar üzerinden çözümlemek gerektiğini savunuyor.

Toscano’nun yaklaşımı, faşizmi sadece rejim tipleri veya kitle hareketleri üzerinden sınıflandıran çalışmaları aşarak, anti-faşist düşüncenin geniş arşivinden beslenen bir teorik harita çıkarıyor. Bu harita, sömürgecilik karşıtı hareketlerin, Siyah radikal geleneğin ve Üçüncü Dünya düşünürlerinin geliştirdiği eleştirilerin modern faşizm tartışmalarındaki merkezî konumunu yeniden görünür kılıyor. Böylece faşizmin yalnızca Avrupa’nın iki savaş arası deneyimiyle sınırlı olmadığı; ırkçılık, karşı-devrimci şiddet ve ekonomik milliyetçilikle yeniden üretilebilen yapısal bir eğilim olduğu açığa çıkıyor.

‘Geç Faşizm: Irk, Kapitalizm ve Kriz Siyaseti’ (‘Late Fascism: Race, Capitalism and the Politics of Crisis’), faşizmin bugün nasıl geri döndüğünü tartışırken bu eğilimleri daha da keskin gösteriyor: Liberal merkez siyasetinin çöküşü, küresel kapitalizmin yarattığı güvencesizlik, ekolojik yıkımın tetiklediği “kolektif felaket duygusu” ve bunların aşırı sağ ideolojilerce manipüle edilmesi. Toscano, bu tabloyu yalnızca uyarı niteliğinde değil, radikal anti-faşist düşüncenin güncellenmesi için zorunlu bir kavramsal müdahale olarak yoğunlaştırıyor.

Sonuçta kitap, bugünkü otoriter eğilimleri tesadüfî bir gerileme değil, kapitalist modernitenin krizlerine içkin bir siyasal mantığın güncel biçimleri olarak kavrayan güçlü bir analiz sunuyor. Kitap, faşizmle ilgili yüzeysel tarihsel benzetmeleri aşarak hem akademik hem politik açıdan uzun süre başvurulacak bir referans niteliği taşıyor.

  • Künye: Alberto Toscano – Geç Faşizm: Irk, Kapitalizm ve Kriz Siyaseti, çeviren: Şebnem Oğuz, Dipnot Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2025

Kolektif – Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı (2025)

‘Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı’, yapay zekânın hukuku yalnızca teknik bir araç olarak değil, norm üretimini ve sorumluluk rejimini kökten dönüştüren yapısal bir güç olarak ele alıyor. Algoritmik karar süreçlerinin yaygınlaşması, öznelik, irade ve kusur kavramlarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor. Hukuk düzeni, insan merkezli sorumluluk modelinin sınırlarını fark ediyor ve otonom sistemlerin doğurduğu zararların nasıl anlamlandırılacağını tartışıyor. Böylece yapay zekâ, hukuki düşüncenin ontolojik ve etik zeminini sarsan bir eşik olarak belirginleşiyor.

Metin, yapay zekânın hasım mı yoksa yeni bir aktör mü sayılacağı sorusunu merkezine alıyor ve cezai sorumluluk, illiyet bağı ile denetim mekanizmalarının dönüştüğünü gösteriyor. Şeffaflık, veri güvenliği, ayrımcılık riski ve otomatik karar verme pratikleri bağlamında hukuk, özgürlükleri koruyan eleştirel bir görev üstleniyor. Hukuk eğitimi ise dijital araçlarla zenginleşiyor, ancak yorumlama yetisinin korunması gerektiğini hatırlatıyor. Sonuçta eser, hukuk ile yapay zekâ arasındaki ilişkiyi uygulama değil, zihniyet düzeyinde yeniden kuruyor.

Derlemenin bir diğer önemli katkısı, yapay zekânın hukuk eğitimine etkisini ele almasıdır. Dijital araçlarla zenginleşen eğitim pratikleri, hukukçunun bilgiye erişimini hızlandırırken, eleştirel düşünme ve norm yorumlama yetisinin nasıl korunacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Böylece eser, yapay zekâ ile hukukun karşılaşmasını sadece uygulama değil, zihniyet düzeyinde bir dönüşüm olarak kavrıyor ve geleceğin hukuk düzenine dair kapsamlı bir düşünme alanı açıyor.

  • Künye: Kolektif – Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı, derleyen: Ozan Erözden, Zoe Kitap, hukuk, 288 sayfa, 2025

Kazimir Maleviç – Süprematizm (2025)

Kazimir Maleviç’in bu çalışması, sanatçının süprematist düşüncesini yalnızca resim alanında değil, mekân, mimarlık ve kozmik bir estetik tasavvur içinde temellendirdiğini gösteren kurucu bir metin olarak öne çıkıyor. Özel tasarımıyla dikkat çeken kitap, Maleviç’in süprematizmi evrensel bir biçim dili haline getirme çabasını hem kuramsal hem de görsel düzlemde görünür kılıyor. Çalışma, kısa ama yoğun bir giriş metninin ardından yer alan otuz dört çizimle, sanatçının soyut form anlayışının mekânsal bir dünya kurma idealine yöneldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Maleviç, süprematizmi siyah, renkli ve beyaz olarak üç gelişim evresi içinde ele alıyor ve bu evrelerin düzlem üzerinde gerçekleşen inşa sürecinden doğduğunu vurguluyor. Siyah Kare sonrasında biçim, nesneyi temsil eden bir araç olmaktan çıkıyor ve saf hareketin, enerjinin ve dinamizmin göstergesine dönüşüyor. Kare, daire, haç ve çizgi gibi temel biçimler, kompozisyon içinde yalnızca görsel öğe değil, yeni bir mekân deneyiminin yapı taşları olarak karşımıza çıkıyor.

Bu anlayışta süprematik form, faydacı yetkinliğin değil, eylemin ayrışan gücünün ifadesi haline geliyor. Biçim, bir organizma olmaktan ziyade hareketin izini süren bir yön gösterici gibi işliyor ve mekân içinde bir uçağın izlemesi gereken rota metaforuyla düşünülüyor. Böylece perspektif geleneğinin sona erdiği bir eşikte, algının ve mekânın köklü bir dönüşüm geçirdiği sezdiriliyor.

Kitap, Maleviç’in süprematizmi yalnızca bir sanat akımı değil, yeni bir dünya kurma girişimi olarak konumlandırdığını açıkça kanıtlıyor. Kuram ile biçim arasındaki kopmaz bağ burada somutlaşıyor ve modern sanatın nesne temsiline değil, saf duyumsama ve düşünceye dayanan yeni bir estetik düzlemde inşa edildiği güçlü biçimde ortaya çıkıyor.

  • Künye: Kazimir Maleviç – Süprematizm: Otuz Dört Çizim, çeviren: Aykut Köksal, Arketon Yayıncılık, mimari, 80 sayfa, 2025

Tony Judt – Olgular Değişince (2025)

Tony Judt’un birbirinden ufuk açıcı denemelerini bir araya getiren bu derleme, 1995-2010 yılları arasında kaleme aldığı denemeler üzerinden çağdaş dünyanın siyasal, entelektüel ve ahlaki çelişkilerini sorguluyor. Jennifer Homans’ın önsözü, Judt’un düşünsel evrimini ve tutarlı entelektüel coşkusunu görünür kılıyor ve metinlerin yalnızca yorum değil, etik bir duruş içerdiğini hissettiriyor.

Judt, tarih yazımının popüler anlatılarla bulanıklaştığını, gerçeklerin yerini rahatlatıcı kurguların aldığını söylüyor ve okuru eleştirel dikkatini yitirmemeye çağırıyor. Avrupa sosyal demokrasisi, neoliberal dönüşüm, Irak Savaşı ve Orta Doğu siyaseti gibi başlıklar, onun gözünde yalnızca politik meseleler değil, ahlaki bir vicdan sınavı olarak da anlam kazanıyor.

Denemeler boyunca Judt, geçmişle kurulan ilişkinin bugünü nasıl biçimlendirdiğini vurguluyor ve tarihin hafızadan değil sorumluluktan güç aldığını söylüyor. Entelektüelin iktidarla arasına mesafe koyduğunu, düşüncenin kamusal alandaki rolünü koruduğunu ve hakikatle kurduğu bağın diri kaldığını sezdiriyor. Okur, bu yaklaşım içinde dünyayı daha bilinçli okuduğunu fark ediyor.

‘Olgular Değişince: Denemeler, 1995-2010’ (‘When the Facts Change: Essays, 1995-2010’), soğukkanlı analiz ile kişisel kırılganlığı dengeliyor ve Judt’un yaşamının son dönemlerinde bile düşünsel canlılığını sürdürdüğünü yansıtıyor. Olgular değiştiğinde düşüncenin de değişmesi gerektiğini hatırlatıyor ve konforlu inançların sorgulandığını ortaya koyuyor. Böylece eser, tarih okumasını etik bir dikkat pratiğine dönüştürüyor ve sorumluluk bilincini derinleştiriyor.

  • Künye: Tony Judt – Olgular Değişince: Denemeler, 1995-2010, çeviren: Dilek Şendil, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2025

Nihat Karademir – Ölümden Kaçarken Devlete Tutulmak (2025)

Nihat Karademir’in ‘Ölümden Kaçarken Devlete Tutulmak’ adlı bu çalışması, devletin kökenine dair yerleşik açıklamaları yalnızca tarihsel ya da siyasal çerçevede değil, varoluşsal bir düzlemde yeniden düşünmeye çağırıyor. Yazar, Edgar Allan Poe’nun kalesi ile Jorge Luis Borges’in mağarası arasında kurduğu simgesel karşıtlık üzerinden devleti, insanın ölüm karşısındaki kırılganlığının kurumsallaşmış bir karşılığı olarak yorumluyor. Kale, ölüm korkusundan korunma isteğinin kolektif ifadesi olarak güvenlik ve düzen arayışını temsil ederken, mağara ölümsüzlük varsayımı altında devletin ve siyasal düzenin anlamını yitirdiğini düşündüren radikal bir sorgu alanı açıyor.

Bu çerçevede devlet, yalnızca güç ve egemenlik mekanizması değil, sonluluk bilinciyle baş etmeye çalışan insanın korkusunu disipline eden, erteleyen ve anlamlandıran bir yapı olarak kavranıyor. Modern devletin kurumları, bireyin varoluşsal kaygısına düzenli ve meşru çözümler üretme iddiasıyla şekilleniyor ve ölümle kurulan ilişkinin siyasal bir dile dönüştüğünü gösteriyor. Hastaneler, ordular, hukuk ve sosyal güvenlik sistemleri, bu kaygının yönetildiği alanlar haline geliyor.

Karademir, okuru devletin tarihine bakmakla yetinmeyip onun ontolojik zeminini sorgulamaya yöneltiyor. Devlet ile ölüm arasındaki bu düğümlenmiş ilişki, güvenlik vaadi ile özgürlük kaybı arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Kitap, siyasal düşünceyi metafizik bir derinlikle buluşturarak, devletin yalnızca dışsal bir otorite değil, insanın kendi sonluluğuyla yüzleşme biçimi olduğunu düşündürüyor. Bu yönüyle eser, okuyucuyu hem kavramsal hem de varoluşsal bir hesaplaşmaya çağıran yoğun bir düşünsel yolculuk sunuyor.

  • Künye: Nihat Karademir – Ölümden Kaçarken Devlete Tutulmak: Devletin Kökeni Hakkında Bir İnceleme, Lejand Yayınları, felsefe, 368 sayfa, 2025