Zakarya Mildanoğlu – Ermenice Süreli Yayınlar (2014)

İlk Ermenice gazete Aztarar’ın yayım tarihi olan 1794’ten başlayarak, 2000’e dek yayımlanan 3650’ye yakın Ermenice süreli yayını bir araya getiren, uzun emeklerin ürünü bir çalışma.

Basın-yayın tarihi, kültür tarihi ve Ermenilerin sosyal ve siyasi tarihi üzerine araştırma ve çalışmalar yürütenlerin kaçırmamaları gereken bir kaynak.

  • Künye: Zakarya Mildanoğlu – Ermenice Süreli Yayınlar, Aras Yayıncılık

Kolektif-Dirençizgiroman (2014)

Gezi Direnişi’nin ilk günlerinde ortaya çıkan, ilkin internet üzerinden organize olan bir düzine insanla başlayıp dünyanın değişik ülkelerinden çizerlerin katkısıyla zenginleşen özgün bir çizgiroman antolojisi.

Gezi’de yakalanan birliktelik ruhunu ve çok sesliliği yeniden hatırlamak açısından, burada bir araya gelen çizgi öykülere bakmakta fayda var.

  • Künye: Kolektif – Dirençizgiroman, Esen Kitap

Jale Parla – Don Kişot: Yorum, Bağlam, Kuram (2017)

Jale Parla, Türkiye’de karşılaştırmalı edebiyat denince ilk akla gelen isimlerden.

Daha önce yayımlanan ‘Don Kişot’tan Bugüne Roman’ adlı ufuk açıcı çalışmasında da gördüğümüz gibi, kendisinin çalışmalarında Cervantes’in ölümsüz eseri Don Kişot da önemli yer tutuyor.

Henüz asistanken Don Kişot’u derslerinde okutmaya başlayan Parla, daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’yle Bilgi Üniversitesi’nde de bu derslerini devam ettirdi.

Üst üste koyunca, bu tamı tamına kırk beş yıla tekabül ediyor.

Parla’dan öğrendiğimiz gibi, Don Kişot öyle güçlü bir romandır ki, onu her okuyuşunuzda bambaşka duraklara ve sorulara ulaşabiliriz.

Yazar elimizdeki kitabında ise, Don Kişot’u merkeze alarak romanın doğuş sürecini tartışıyor.

Parla buradan yola çıkıyor ve,

  • Don Kişot’un metinsel, bağlamsal ve teorik arka planı,
  • Cervantes’in roman tekniği,
  • Roman ve hakikatin temsili,
  • Yazar ve yazarlık,
  • Romanda gerçeklik ve yanılsama,
  • Yazarın dünya ve edebiyat görüşünün romana nasıl yansıdığı,
  • Ve roman kuramının Don Kişot’a neden merkezi bir önem verdiği gibi konulara uzanarak okuruna farklı ve zengin yollar, açılımlar sunuyor.

Çalışma, okurunu Don Kişot üzerine düşündürmeye davet etmekle yetinmiyor, aynı zamanda bir romanı nasıl okuyacağımız ve roman okumanın farklı yolları hakkında ipuçları da sunuyor.

  • Künye: Jale Parla – Don Kişot: Yorum, Bağlam, Kuram, İletişim Yayınları, edebiyat inceleme, 168 sayfa, 2017

Jacques Pauwels – Hayırlı Savaş Söylencesi: İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika (2017)

Amerika Birleşik Devletleri’nin 2. Dünya Savaşı’ndaki rolü, kendilerinin savunageldikleri gibi başından sonuna değin pirüpak mıydı, yoksa birbirinden kirli ilişkilerin ve ittifakların üzerine mi inşa edilmişti?

Jacques Pauwels’in elimizdeki kitabı, ikincisinin daha ağır bastığını gözler sermesiyle, bir anlamda ABD’nin gizli tarihi niyetine okunacak bir inceleme.

  • ABD’li vatandaşlar savaştan önce neden faşizme o denli yoğun yakınlık duyuyordu?
  • ABD’li büyük kartellerin Nazilerle ilişkileri neydi?
  • Amerika neden Nazilere karşı harekete geçmede neden bu kadar geç davrandı?
  • Amerikalıların Dresden’i kentini yerle bir etmesinin altındaki nedenler nelerdi?
  • Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının asıl amacı neydi?
  • Soğuk Savaş’ın ortaya çıkmasında, Amerika’nın bu savaştaki çelişik tutumunun payı neydi?

Pauwels bu ve bunun gibi birçok soruya yanıt ararken, ABD’nin dünyanın ikinci büyük savaşındaki rolünü çok yönlü bir bakışla aydınlığa kavuşturuyor.

  • Künye: Jacques Pauwels – Hayırlı Savaş Söylencesi: İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika, çeviren: Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, tarih, 368 sayfa, 2017

Kolektif – Siyasalın Peşinde: Dünyaya Tragedyalarla Bakmak (2017)

Bu güzel derleme, klasik tragedyaları siyaset felsefesindeki tartışmalar ve çağdaş sorular eşliğinde ele alıyor.

Kitaba katılan yazarlar, ‘Persler’, ‘Troyalı Kadınlar’, ‘Oresteia’, ‘Antigone’, ‘Eumenidler’ ve ‘Yakarıcılar’ gibi ünlü Antik Yunan tragedyalarını, yalnızca Atina demokrasisini anlamak için değil, modernliğin sosyal ve siyasal açmazlarını saptamak amacıyla da yeniden yorumluyor.

Klasik tragedyaların demokratik Atina’nın yüzüne tuttuğu bu aynaya yakından bakmak ayrıca demokratik eleştiri, kolektif bellek, adalet, pratik akıl, eylem, yurttaşlık, tiranlık, toplumsal cinsiyet, dışlama, muğlaklık, hukuk, şiddet, yas, bağışlama, melankoli ve tanıklık gibi günümüzde kamusal tartışmalara konu olan çeşitli problem ve kavramlara tragedyaların sunduğu geniş ve zengin perspektiften bakmak isteyenler bu kitabı kaçırmamalı.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Devrim Sezer, Nazile Kalaycı, Serdar Tekin ve Ünsal Doğan Başkır.

  • Künye: Kolektif – Siyasalın Peşinde: Dünyaya Tragedyalarla Bakmak, hazırlayan: Devrim Sezer ve Nazile Kalaycı, Metis Yayınları, siyaset, 208 sayfa, 2017

Hulki Aktunç – Yoldaşım 40 Yıl (2008)

Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden Hulki Aktunç, bu yıl 40. edebiyat yılını kutlamakta.

Rıza Kıraç’ın kendisiyle yaptığı söyleşilerden oluşan ‘Yoldaşım 40 Yıl’, Aktunç’un edebiyatına, hayatını yönlendiren olaylara ve olgulara dair ilgi çekici enstantaneler sunuyor.

Hulki Aktunç, öykü, şiir, roman ve deneme türündeki üretimleri dışında, sözlükçülüğü ve ressamlığıyla da bilinir.

Kitapta bir araya gelen söyleşiler, Aktunç’u besleyen, onun edebi görüşünü belirleyen, dünya görüşünü biçimlendiren kaynak ve imkânları gözler önüne sermeleriyle Aktunç’un edebi dünyasına açılan bir pencere niteliğinde.

Aynı zamanda 68 kuşağından olan Aktunç’un söyleşileri, bir dönemin ilk elden kaydını tutmalarıyla da ilgi çekeceğe benziyor.

  • Künye: Hulki Aktunç – Yoldaşım 40 Yıl, söyleşi: Rıza Kıraç, Say Yayınları, söyleşi, 224 sayfa

Kolektif – Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin (2017)

İlk olarak 1975 yılında yayımlanmış, yazar ve sanatçıların dünyasından pek çok ismin Lenin’e dair yorum ve değerlendirmeleri bu kitapta.

Tolstoy ve Beethoven hayranı olarak bildiğimiz Lenin’in fotoğraf ve resimleriyle zenginleşen, özel kâğıdı ve ciltli baskıyla yayımlanan kitap, Ekim Devrimi’nin 100. yılını kutladığımız şu günlerde harika bir hediye.

Kitapta, aralarında Maksim Gorki, Anatoli Lunaçarski, Jorge Amado, Louis Aragon, Bertolt Brecht, George Bernard Shaw, Romain Rolland, Pablo Neruda ve Anna Seghers’in de bulunduğu pek çok yazar ve sanatçının Lenin hakkındaki değerlendirmeleri yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin, hazırlayan: Gregori Zlobin ve Evgeni Vitkovski, çeviren: Cemre Şenesen ve Ümit Şenesen, Yordam Kitap, biyografi, 316 sayfa, 2017

Carl Cederström ve André Spicer – Sağlık Hastalığı (2017)

Yediklerinizin kalorisini miligram miligram hesaplıyor, yaşam ve spor koçlarının kapısını aşındırıyorsanız, başka bir deyişle sağlıklı yaşamayı fazlasıyla kafanıza takmışsanız, büyük ihtimalle size yapılacak teşhis sağlık hastalığına yakalandığınızdır.

Her aklı başında insanın fark ettiği gibi, son yıllarda sağlık, yaşamımızın her alanına sızmış durumda.

Hatırlanacağı gibi sağlıklı yaşam, bundan birkaç on yıl önce, alternatif yaşam tarzlarına sahip küçük grupların alanına giriyordu.

Oysa bugün, bir ana akıma dönüşmüş durumda.

Nasıl yaşamamız, nasıl çalışmamız, nasıl eğitim almamız, nasıl sevişmemiz gerektiğini bu akım belirliyor.

Carl Cederström ve André Spicer da bu kitaplarında, kesinlikle sağlıklı yaşamın kendisiyle ilgilenmiyor.

Sağlıklı yaşamın nasıl olup da bir ideolojiye dönüştüğünü irdeleyen Cederström ve Spicer, bu ideolojik kaymanın, bireysel sorumluluğun ve kendini ifade etmenin bir serbest pazar ekonomisti zihniyetiyle yoğrulduğu günümüz kültüründeki daha kapsamlı bir dönüşümün parçası olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap, sağlıklı yaşamın ilahi bir buyruk gibi insanlara nasıl dikte edildiğini ortaya koymasıyla önemli.

  • Künye: Carl Cederström ve André Spicer – Sağlık Hastalığı: Güncel Bir Sendrom, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, sağlık, 152 sayfa, 2017

Erk Acarer – IŞİD ve Türkiye: “Katili Tanıyoruz” (2017)

IŞİD ortaya çıktığı günden bu yana, bu İslami terör örgütünün Türkiye’yle ilişkili olduğu iddiası farklı kişi ve kurumlarca defalarca dile getirildi.

Erk Acarer’in alan araştırmaları ve belgelere dayanan bu başarılı araştırması da söz konusu ilişkiyi gözler önüne seriyor.

Acarer’in çalışması, IŞİD’i ortaya çıkaran koşulların bir tarihçesiyle başlayarak Selefi cihatçılığın gelişimini, ABD’nin Afganistan’da Rusya’ya karşı verdiği savaşa uzanarak ele alıyor.

IŞİD’in ortaya çıkışı, Suriye’deki varlığı, Suriye’den Irak’a uzanışı, bu bölümde ele alınan kimi konular.

Adından da anlaşılacağı gibi, kitabın merkezinde IŞİD’in Türkiye’deki varlığı yer alıyor.

IŞİD’in kendilerince elverişli buldukları Türkiye’de nasıl kök saldıkları, nasıl örgütlendikleri, ülke içinde bir uçtan bir uca yayılmalarına neden olan koşullar, bütün bunların nasıl görmezden gelindiği, özellikle Antep ve Adıyaman’da nasıl örgütlendikleri ve bütün bunların korkunç sonuçları olarak gerçekleşen Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamları, bu bölümde ele alınan kimi konular.

Acarer’in başarılı bir araştırmacı gazetecilik çalışması olan kitabı, IŞİD’e imkân tanıyan zihniyeti daha yakından tanımamıza olanak sağlıyor.

Künye: Erk Acarer – IŞİD ve Türkiye: “Katili Tanıyoruz”, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2017

Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen! (2017)

Nikos Dimu’nun ‘Ne Mutsuz Yunanım Diyen!’i, Yunan toplumunun dünü ve bugününü, onun kusurlarını ve bu topluma duyduğu aşkı ifade eden zekice yazılmış aforizmalarından oluşuyor.

Yunan toplumunu çelişkiler sahibi, doğunun anlayışı ile Avrupa ihtirası arasında bölünmüş bir toplum olarak tanımlayan Dimu, bu toplumda gözlemlediği kusurları sözünü sakınmadan hicvediyor.

Söylemeye gerek yok, Dimu’nun kitabı, Yunan toplumunu konu ediniyor görünse de, aslında burada kendimizden de pek çok şey bulabiliriz.

Öteden beri Türkiye toplumunun Yunanlılarla bazı benzer özelliklere sahip olduğu söylenir. Bu kitap da, bir anlamda bizi aynaya bakmaya davet ediyor diyebiliriz.

Dimu’nun, ilk yayımlandığı 1975’ten bu yana çokça baskı yapmış, dünyanın farklı dillerine çevrilmiş kitabı, ilk kez Türkçede.

Kitaptan birkaç alıntı:

  • “Ne dersek diyelim, Avrupalı hissetmediğimiz bir gerçektir. ‘Dışında’ hissediyoruz kendimizi. Ama daha beteri, bunu bize söylediklerinde durumdan rahatsız oluyor ve kaygılanıyoruz.”
  • “Öteki halkları da kıskanıyoruz – üstünlüğümüzü de vurgularken. Yalnızca (Turistik anlamda) konuksever değil, aynı zamanda yabancı hayranı, yabancı düşmanı ve yabancı uşaklarıyız.”
  • “Yunan mutsuzluğunun temellerinde iki Ulusal Aşağılık Kompleksi yatar. Biri zamanla ilgilidir: atalarla. Ötekisi mekânla ilgilidir: ‘Avrupalılarla’. Belki gereksiz kompleksler bunlar – ama gereksiz olmaları onları daha az gerçek kılmıyor.”
  • “Sonuç olarak biz kimiz? Doğu’nun Avrupalıları mı, Avrupa’nın doğuluları mı?”
  • “Bazen büyük düşünen küçük bir halkız – bazen de küçük düşünen büyük bir halk.”
  • “İlle de herkesi kendimizle kıyaslayacağız. İster istemez. Diğerlerinin varlığı bile bizi rahatsız etmekte. Tehdit oluşturmakta. ‘Etkisiz hale getirilmesi’ gerekmektedir. Bitmek bilmeyen rekabetin yarattığı endişe.”

Künye: Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen!, çeviren: Herkül Millas, İstos Yayın, aforizma, 80 sayfa, 2017