Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Öteki (2010)

‘Öteki’, dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden Dostoyevski’nin, kişilik bölünmesini hikâye ettiği öncü romanlarından biri.

Romanın başkahramanı Yakov Petroviç Goladkin’in evhamlı kişiliği, bir yolculuk esnasında parçalanacaktır.

Goladkin günün birinde, kendisinin tıpatıp aynısı olan, kendisi gibi paltosunu, şapkasını çıkarmadan yatağın kenarına oturan esrarlı bir “öteki” Goladkin’le karşı karşıya gelir.

Bu durum, kahramanımızın olmasından en çok korktuğu, öte yandan da olacağını en çok sezdiği kötü olaylardan biridir.

Dostoyevski kendine has tarzıyla, ikili bir hayat sürmeye adeta mahkûm edilmiş Goladkin’in, yaşadığı çelişkileri ve normalleşme çabalarını anlatıyor.

  • Künye: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Öteki, çeviren: Tansu Akgün, İş Kültür Yayınları, roman, 188 sayfa

Georges Balandier – Siyasal Antropoloji (2010)

Siyasal antropolojinin kurucularından Georges Balandier elimizdeki çalışmasında, eleştirel bir gözle, sosyal antropolojinin geç dönem uzmanlık sahası olan siyasal antropolojinin kuramlarını, metotlarını ve vardığı sonuçları araştırıyor.

Antropologlar tarafından ortaya konan siyasal toplumlara odaklanan Balandier, siyasal alanın daha iyi belirlenmesi ve tanınmasını amaçlayan çalışmalara, siyasal antropolojinin sunduğu katkıyı ortaya koyuyor.

Siyasal antropolojinin kuruluşu; akrabalık ve iktidar; sosyal tabakalaşma ve iktidar; din ve iktidar; gelenek ve modernlik; geleneksel devletin veçheleri ve siyasal alan, Balandier’in odaklandığı konulardan.

Siyasal antropolojinin asıl önemi, “ilkel” olarak tanımlanan toplumlar da dâhil olmak üzere, toplumlara yönelik yeni bir bilimsel bakışı gündeme getirmesi ve sosyal antropolojinin ufkunu değiştirmesidir.

Siyasal antropoloji ayrıca, siyaset felsefesi alanına da yepyeni perspektifler getirmesiyle de büyük öneme haiz.

  • Künye: Georges Balandier – Siyasal Antropoloji, çeviren: Devrim Çetinkasap, İş Kültür Yayınları, antropoloji, 205 sayfa

Michel Jarrety – Poetika (2010)

Yirminci yüzyıl Fransız edebiyatı konusunda uzman isimlerden olan Michel Jarrety imzalı ‘Poetika’da, Aristoteles’in bir kavramı olarak doğup, edebiyatın incelenmesi konusunda bir düşünme disiplini haline gelen poetika, çok yönlü bir bakışla irdeleniyor.

Kitapta, poetikanın kökenleri, poetika ve retorik ilişkileri ile edebi türler kuramı gibi konular ele alınıyor.

Aristoteles’in “mimesis” olarak kavramsallaştırdığı, modellerin ve doğanın taklit edilmesi de kitapta karşımıza çıkan bir diğer konu.

Jarrety ayrıca, çağdan çağa aynı sorunları ele almaya götüren kronolojik bir planı izlemektense, Antikite’ye ayrılmış bir bölümden hemen sonra, poetikanın belli başlı konularına uzanıyor.

  • Künye: Michel Jarrety – Poetika, çeviren: İsmail Yerguz, Dost Kitabevi, eleştiri, 134 sayfa

Jodi Picoult – Abra Kadabra (2010)

Jodi Picoult ‘Abra Kadabra’da, annesinden koparılan Delia Hopkins’in yaşadıkları ekseninde, iyi ebevyn kimdir sorusunun yanıtını arıyor.

Babasıyla yaşayan Hopkins, annesinin öldüğüne inandırılmıştır.

Fakat bu, şimdilerde genç bir kadın olmuş kahramanımıza pek inandırıcı gelmez.

Kısa süre sonra Hopkins, annesinin ölmediğini, küçük bir kızken babası tarafından ondan koparıldığını öğrenir.

Çok geçmeden annenin de ortaya çıkması, Hopkins’in ebeveynlerinden hangisini seçeceği konusunda kararsızlık yaşamasına neden olur.

Karşısında, kızı için bütün hayatını değiştiren ve alkolik bir anneden onu koparan baba ile bir anne olarak üzerine düşenleri çok sonradan fark eden ve af dilemeye hazır anne vardır.

  • Künye: Jodi Picoult – Abra Kadabra, çeviren: Serkan Göktaş, April Yayıncılık, roman, 493 sayfa

Uygur Kocabaşoğlu – “Hürriyet”i Beklerken (2010)

Uygur Kocabaşoğlu ‘”Hürriyet”i Beklerken’de, içlerinde Tanin, Meşveret, İkdam, Şuray-ı Ümmet gibi yayın organlarının bulunduğu İkinci Meşrutiyet döneminin basınını, onun kimi başat özelliklerini ve etkili olmuş aktörlerini inceliyor.

Kocabaşoğlu, dönem basınının kronolojik bir tarihini vermekle yetinmeyerek, İkinci Meşrutiyet’in toplumsal ve siyasal ortamının kendine has özellikleriyle basın özgürlüğü arasındaki ilişkiyi bütünlüklü bir bakışla analiz ediyor.

Çalışma, 31 Mart ve ardından biçimlenen İttihad ve Terakki iktidarı tarafından sonlandırılan İkinci Meşrutiyet’in özgür ortamında, basının ne denli önemli bir rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Uygur Kocabaşoğlu – “Hürriyet”İ Beklerken, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, inceleme, 186 sayfa

Knut Hamsun – Dünya Nimeti (2010)

Knut Hamsun ‘Dünya Nimeti’nde, bir göçmen olan Ishak ve eşi Inger’in, acımasız doğaya karşı verdikleri mücadeleyle çorak toprakları verimli bir vahaya çevirmelerini hikâye ediyor.

Ishak ve Inger’in, işlenmemiş bir toprak parçası dışında, hiçbir şeyleri yoktur.

Yoksulluk içinde tükenmekte olan ailenin tek seçeneği, yüzlerini toprağa dönmeleridir.

Modern uygarlığın beraberinde getirdiği rahatlığı ve yozlaşmayı hicveden roman, insanın hayatta kalabilmek için başvurduğu zorlu yolları, doğanın başlarda oldukça acımasızken daha sonra bereketiyle insanlara nasıl kol kanat gerdiğini anlatıyor.

‘Dünya Nimeti’, Knut Hamsun’dan insana ve doğaya bir methiye olarak da okunabilir.

Behçet Necatigil’in muhteşem çevirisiyle.

  • Künye: Knut Hamsun – Dünya Nimeti, çeviren: Behçet Necatigil, Timaş Yayınları, roman, 397 sayfa

Jacques Derrida – Edebiyat Edimleri (2010)

‘Edebiyat Edimleri’, önde gelen felsefecilerden Jacques Derrida’nın edebi metinlere odaklanan yazılarından oluşuyor.

Kitabında Rousseau, Mallarmé, Shakespeare, Joyce, Blanchot ve Kafka gibi edebi figürleri tartışan Derrida, yalnız Batı edebiyatı konusunda değil, genel olarak edebiyat sorununa dair son derece özgün ve aydınlatıcı cevaplar sunuyor.

Buradaki yazılar, edebiyatı merkeze almalarının yanı sıra, okurunu, felsefe, siyaset ve etik konularını da kapsayan zevkli bir yolculuğa da davet ediyor.

Kitapta ayrıca, edebiyat, yapıbozum, politika, feminizm ve tarih sorunları üzerine Derrida’yla yapılmış bir söyleşi de yer alıyor.

  • Künye: Jacques Derrida – Edebiyat Edimleri, çeviren: Mukadder Erkan ve Ali Utku, Otonom Yayıncılık, eleştiri, 544 sayfa

Alex Khasnabish – Zapatistalar (2010)

Alex Khasnabish ‘Zapatistalar’da, Zapatistaların, Meksika ve dünyanın dört bir yanındaki insanların gözünde, Meksika hükümetinin onları göstermek istediği gibi “şiddet erbabı” değil de, isyancılar olarak kabul edilmeyi nasıl başardıklarını analiz ediyor.

Khasnabish, Zapatistaların isyancı imajı ve albenisinin de ötesinde, 1994 yılbaşında başlayan ayaklanmadan bu yana yerel, ulusal ve uluslararası alanda isyancılar olarak nasıl bir etki yarattıkları konusuna da odaklanıyor.

Kitap, ülke ve uluslararası ölçekte ulaştığı devasa çekim gücünü, şiddeti sınırlı ve ölçülü kullanmasına borçlu olan Zapatistaların başarısını anlamak isteyenler için rehber nitelikte.

  • Künye: Alex Khasnabish – Zapatistalar, çeviren: Nilgün Güngör, Abis Yayıncılık, siyaset, 237 sayfa

Stefan Zweig – Clarissa (2010)

‘Clarissa’, ünlü edebiyatçı Stefan Zweig’ın ölmeden önce üzerinde çalıştığı son eser. X

Yazar burada, Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa Schuhmeister’in hayatı ekseninde, 20. yüzyılın başlangıcından, Avrupa’yı etkisine alan Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verişine kadar geçen süreyi tasvir ediyor.

Roman, gençlik dönemlerinde mutlu bir evlilik yapan ve ardından çocuk sahibi olan Clarissa’nın, yaşadığı coğrafyayı alt üst eden savaşla ilişkisini, bu olumsuz durumun onun karakterini nasıl şekillendirdiğini yetkin bir üslupla resmediyor.

Zweig’ın 1942’deki intiharıyla yarım bıraktığı ‘Clarissa’, yazarın yayıncısı Knut Beck tarafından tamamlanmış.

  • Künye: Stefan Zweig – Clarissa, çeviren: Gülperi Sert ve Serpil Yalçın, Can Yayınları, roman, 184 sayfa

İvan Aleksandroviç Gonçarov – Oblomov (2010)

“‘Ben niye böyleyim?’ diye sordu Oblomov ağlamamak için kendini zor tutarak ve başını yeniden yorganın altına gömdü, ‘Hak mı bu?'”

Rus edebiyatının önde gelen kalemlerinden İvan Aleksandroviç Gonçarov’un ‘Oblomov’u, yüzyıllardır edebiyatseverleri etkileyen nadide eserlerdendir, bir klasiktir.

Elimizdeki baskıyı nitelikli kılan hususlardan biri, ilk defa Rusçadan çevirilerek okurlara sunuluyor olması.

Romanın merkezinde, otuzlu yaşlarının başında, orta boylu ve hoş görünümlü olmasının yanı sıra, yüzünde neredeyse hiçbir ifadenin bulunmadığı, silik ve görüp görebileceğiniz en tembel karakter Oblomov yer alır.

Oblomov’un uyuşukluğunun, hayata dair bezginliğinin neden olduğu lanetin, lezzetli bir tarzla tasvir edildiği roman, edebiyat dünyasına en sıra dışı karakterlerden birini kazandırıyor.

  • Künye: İvan Aleksandroviç Gonçarov – Oblomov, çeviren: Sabri Gürses, Everest Yayınları, roman, 598 sayfa