Martin John Spencer Rudwick – Yeryüzünün Tarihi (2017)

Yeryüzündeki insanlık dönemi, insanlık öncesi zamanın yanında neredeyse hiç denebilecek kadar kısadır.

Bilim insanları da, şimdiye kadar yalnızca insanın doğaya karşı mücadelesi ve keşifleri bağlamında bir tarih anlatmıştı.

Bu nedenle, yeryüzünün kendi tarihinin, kendi koşullarında ve kendine özgü haliyle detaylı bir şekilde yeniden canlandırılması, ihmal edilmiştir diyebiliriz.

İşte bu kitap, tam da bu eksikliğin bilincinden hareketle, insanlık tarihi kadar olaylı ve dramatik olan, doğanın kendi tarihini anlatıyor.

Martin Rudwick, sadece bitkilerle hayvanların değil, kayaların ve minerallerin, dağların, volkanların, depremlerin, kıtaların, okyanusların ve atmosferin bizden önceki tarihinin izini sürüyor.

Kitapta,

  • Doğal eski yapılar,
  • Fosiller,
  • Yanardağlar,
  • Katmanlar,
  • Taşlar,
  • Tufan,
  • Buzul çağı,
  • Mamutlar,
  • Kıtalar ve okyanuslar, gibi pek çok konu yeniden canlandırılıp aydınlatılıyor.

Kitap, yeryüzünü alışıldığın ötesinde bir gözle keşfetmek isteyenlere önerilir.

  • Künye: Martin John Spencer Rudwick – Yeryüzünün Tarihi, çeviren: Dilek Berilgen Cenkçiler, Maya Kitap, tarih, 316 sayfa

Kalyan Sanyal – Kapitalist Kalkınmayı Yeniden Düşünmek: İlkel Birikim, Yönetimsellik ve Postkolonyal Kapitalizm (2017)

Postkolonyal kapitalist gelişmenin siyasal iktisadına dair sağlam bir tartışma.

Marx ilkel birikimi, ilk üreticiyi –köylü veya zanaatkâr– üretim araçlarından ayıran bir süreç olarak tasvir etmişti.

O’na göre, zanaatkâr sermayenin dolaşımına dâhil edilirken, emeğini istihdam etmenin her türlü aracından yoksun kalan köylü, kapitalist üretimde ücretli emekçi haline gelir.

Burada en önemli nokta şu: İlkel birikim sürecinde üretim araçlarını kaybeden bütün bu ilk üreticiler kapitalist üretimin bünyesine dâhil olmadığında durum nedir?

İşte Kalyan Sanyal da, kapitalist üretim alanına hiç sokulamayan ve ister istemez sermaye dışı bir unsur olarak var olması gereken artı emek gücü havuzunun, başka bir deyişle kapitalizmin dışladıklarının ve marjinalleştirdiklerinin izini sürüyor.

Dışlama ve marjinalleştirmenin kapitalist gelişimin ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünen Sanyal, postkolonyalizm bağlamında azgelişmişliğin kapitalist kalkınmanın bizzat içinden kaynaklandığını savunuyor.

‘Kapitalist Kalkınmayı Yeniden Düşünmek’ ayrıca, ilkel birikim, yönetimsellik, postkolonyal kapitalist örgütlenme, kapitalist kalkınma ve küresel kapitalist ağa entegrasyon gibi güncel kavramları, üçüncü dünya ülkeleri bağlamında tartışmasıyla da önemli bir eser.

  • Künye: Kalyan Sanyal – Kapitalist Kalkınmayı Yeniden Düşünmek: İlkel Birikim, Yönetimsellik ve Postkolonyal Kapitalizm, çeviren: Ali Karatay, Metis Yayınları, iktisat, 320 sayfa

Bernhard Kellerman – Tünel (2017)

Avrupa ile Kuzey Amerika arasında okyanus altından kazılacak bir tünel hayali etrafında dönen ve buradan yola çıkarak işçilerin 20. yüzyılın başındaki korkunç çalışma şartlarına inen gerçekçi bir roman.

“İş, sadece karnını doyurma aracı değildir! İş bir idealdir. İş, çağımızın dinidir.” diyen romanın başkahramanı Allan, bizzat bu dinin yeryüzündeki temsilcisi ve yürütücüsü olarak konumlanmıştır.

Hikâye boyunca karşımıza çıkacak her bir karakterin hayatı, adeta bu “çağımızın dini”nin gereklerini yerine getirip getirmemelerine bağlıdır.

Bernhard Kellerman’ın romanı, kapitalizmin doymak bilmez iştahının ve yakıp yıkma potansiyelinin dünyayı nasıl büyük felaketlere sürükleyebileceğini ve kapitalizmin nasıl ter ve kandan inşa edildiğini gerçekçi bir bakışla ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

İlk olarak 1913’te yayımlanan ve kimi eleştirmenlerin bilim kurgu ve fantastik türe dâhil ettiği, kimilerininse zorlu çalışma koşullarının tasviri ve sıkı bir kapitalizm eleştirisi olarak tanımladığı ‘Tünel’, aynı zamanda dört sefer sinemaya da uyarlanmış.

  • Künye: Bernhard Kellerman – Tünel, çeviren: Sevinç Altınçekiç, Yordam Kitap, roman, 351 sayfa

Tuğba Esen – Aktör Dediğin Nedir ki: Kevork Malikyan Kitabı (2017)

Diyarbakır doğumlu bir oyuncu olan Kevork Malikyan, şu ana kadar

Anka’nın Uyanışı, Indiana Jones: Son Macera, Geceyarısı Ekspresi, Mind Your Language, Şarkı Söyleyen Kadınlar ve Binbir Gece Masalları gibi birçok filmde rol aldı.

Sinema mesleğini hayatının merkezine koymuş Malikyan’la yapılmış bu uzun soluklu söyleşi de, kendisinin bir oyuncu ve insan olarak portresini sunuyor.

Malikyan bu söyleşide,

  • Hayata gözlerini açtığı Diyarbakır’a dair anımsadıklarını,
  • Ardından İstanbul’da devam eden hayatını,
  • Londra’ya göç edişini,
  • Burada ilkin din eğitimi, daha sonra da Rose Bruford College’da oyunculuk eğitimi alışını,
  • Royal Shakespeare Company’de sahneye çıktıktan sonra oyunculuk kariyerinin nasıl dönüştüğünü,
  • Oyuncu olarak sinema dünyasına dair gözlem ve deneyimlerini,
  • Ve kuşkusuz, sürgünde olmanın hayatını nasıl kökten değiştirip dönüştürdüğünü bizimle paylaşıyor.

Fotoğraflar ve günlüklerle de desteklenen kitap, Malikyan’ın bir oyuncu ve insan olarak portresini sunduğu gibi, Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan ayrıntılar da barındırıyor.

Künye: Tuğba Esen – Aktör Dediğin Nedir ki: Kevork Malikyan Kitabı, Aras Yayıncılık, söyleşi, 240 sayfa

Şefik Hüsnü – Toplumsal Sınıflar, Türkiye Devrimi ve Sosyalizm (2017)

1959’da Manisa’da sürgündeyken hayatını kaybeden Şefik Hüsnü, bilindiği gibi, Türkiye’de Marksist düşüncenin ve sosyalist hareketin kurucu isimlerindendi.

Bu kitapta bir araya getirilen metinler ise, Şefik Hüsnü’nün Aydınlık dergisindeki yazılarından yapılmış bir derleme.

Türkiye’de sosyalist düşüncenin ilk metinleri arasında yer alan bu yazılar, Şefik Hüsnü’nün gözlem ve çözümlemelerini barındırıyor.

Kitapta,

  • Türkiye’de toplumsal sınıflar,
  • Türkiye’de işçi sınıfının içinde bulunduğu şartlar,
  • Türk burjuvazisinin aile kavgaları,
  • Siyasi partilerle toplumsal sınıflar arasındaki ilişkiler,
  • Türkiye köylüsünün kurtuluşu,
  • Türk aydını,
  • Halk ve sanat,
  • Toplumsal devrim ve kadınlar,
  • Sosyalizmin Türkiye’ye etkileri,
  • Toplumsal reform sorunu,
  • Lonca sosyalizmi,
  • Ve Ekim Devrimi’nin yansımaları gibi pek çok konu ele alınıyor.

Kitabın, Şefik Hüsnü’nün düşünsel serüveniyle Türkiye’deki sosyalist deneyimin irdelendiği, Gökhan Atılgan imzalı, aydınlatıcı bir sunuş yazısıyla birlikte yayımlandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Şefik Hüsnü – Toplumsal Sınıflar, Türkiye Devrimi ve Sosyalizm, derleyen: Gökhan Atılgan, transliterasyon: Şeyda Oğuz, Yordam Kitap, siyaset, 382 sayfa

Kolektif – Askerlik “İşi”: Askerî İşgücünün Karşılaştırmalı Tarihi, 1500-2000 (2017)

1500-2000 gibi geniş bir zaman aralığında, askeri işgücü ilişkilerinin dönüşümü hakkında çok sağlam bir tartışma.

Alanında uzman pek çok akademisyenin makaleleriyle yer aldığı kitapta,

  • Askere alımlarda ve askeri istihdamda dünyada yaşanan dönüşümler,
  • Çin’de askeri işgücü,
  • Memlûklardan Mansabdârlara Güney Asya’da askerlik hizmetinin sosyal tarihi,
  • 15. ve 19. yüzyıllar arasında Osmanlı yeniçerileri,
  • Avrupa’da göçmen emekçi İskoç paralı askerler,
  • Orta Avrupa’daki paralı ordularda değişim ve süreklilik,
  • Kuzey Hindistan’ın erken modern döneminde geçim uğruna savaşan köylüler,
  • yüzyılda Britanya Ordusu’na asker alımı,
  • Osmanlı’da savaşçı nüfusların seferberliği,
  • Çin’in Quing hanedanlığında askeri istihdam,
  • Askeri hizmet ve Rus sosyal düzeni,
  • Fransız ordusunda gönüllüler, zorla alıkonulanlar ve zorunlu askerlik,
  • Britanya’da zorunlu askerliğin reddi,
  • Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve esnasında Osmanlı İmparatorluğu’nda zorunlu askerlik hizmeti,
  • Amerika Birleşik Devletleri tam gönüllü kuvvetleri,
  • Ve 1990’lardan günümüze savaşta özel taşeronlar gibi konular ele alınıyor.

Askerlikte işgücünü başlı başına bir konu olarak irdeleyen bu önemli çalışma, askerlik tarihiyle emek tarihi arasındaki uçuruma köprü kuruyor.

Kitabın derleyeni, ünlü tarihçi Erik Jan Zürcher, emeğin tarihini yazanların askerlerin yaptıkları işleri uzun süre görmezden geldiğini belirtiyor.

Kitaba makaleleriyle katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: David M. Robinson, Kaushik Roy, Gilles Veinstein, Frank Tallett, James Miller, Michael Sikora, Dirk A. Kolff, Robert Johnson, Peter Way, Virginia H. Aksan, Christine Moll-Murata, Ulrich Theobald, Elise Kimerling Wirtschafter, Thomas Hippler, Herman Amersfoort, Marco Rovinello, Jörn Leonhard, Mehmet Beşikçi, Bethy Bailey ve S. Yelda Kaya.

  • Künye: Kolektif – Askerlik “İşi”: Askerî İşgücünün Karşılaştırmalı Tarihi (1500-2000), derleyen: Erik Jan Zürcher, çeviren: Dilek Şendil, İletişim Yayınları, tarih, 664 sayfa

Leo Löwenthal – Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum (2017)

Yazar kimin için konuşmaktadır?

Yazarın zihninde, örneğin, yalnızca kendisi ve sınırlı bir seçkinler grubu oluşturan okurlar mı vardır?

Edebiyat sanat mıdır meta mı, yoksa bunların ikisi de midir?

Leo Löwenthal bu önemli eserinde, Descartes’tan bugüne edebiyat ve sanatın gelişimini ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Bilhassa edebiyatın sunduğu sosyolojik imkânları sorgulamasıyla dikkat çeken incelemesinde Löwenthal,

  • Popüler kültürün tarihsel konumu,
  • ve 17. yüzyıllarda eğlence,
  • Sanatçı ve izleyici ilişkisindeki dönüşüm,
  • Sanat ve popüler kültür tartışması,
  • Edebiyat ve toplum,
  • Yazarın toplumdaki konumu,
  • Edebi materyaller olarak toplumsal sorunlar,
  • Ve başarının toplumsal belirleyicileri gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Löwenthal’in kitabında öne çıkan bazı tespitleri ise şöyle:

  • “Edebiyat, uluslardan ve çağlardan özel altgruplara ve zamanlara uzanacak biçimde, toplumsal gruplarda tutunum sağlayan temel sembollerin ve değerlerin özellikle uygun bir taşıyıcısıdır.”
  • “Popüler emtia, öncelikle çokluğun (multitude) sosyo-psikolojik niteliğinin belirteçleridir.”
  • “Kitle iletişim araçlarının örgütlenmesini, içeriğini ve dilsel sembollerini inceleyerek, çok sayıda insanın emellerinin, önyargılarının, ortak inançlarının, davranış ve tutumlarının tipik biçimleri hakkında bilgi edinebiliriz.”
  • “Popüler edebi ürünler, en azından edebiyatın sanat ve meta olarak iki ayrı alana bölündüğü on sekizinci yüzyıldan beri, içgörü ve hakikat iddiasında bulunamazlar. Fakat modern insanın hayatında önemli bir kuvvet haline geldikleri için çağdaş toplumda insanın incelenmesine yönelik teşhis aletleri olarak bu ürünlerin sembollerinin değeri ne kadar vurgulansa azdır.”
  • “Çağımızın özellikle Rönesans dönemindeki şafağından beri, yaratıcı sanatsal edebiyat insan ile toplum arasındaki ilişkiyi incelemek için asli kaynaklardan birini teşkil ediyor.”
  • “İnsanın toplumla ruhsal ilişkisinde uzun süreçler çerçevesinde yaşanan değişimin incelenmesi fazlasıyla ihmal edilmiştir. Umudumuz, bu alanı edebiyatın yardımıyla nihayet sosyologların perspektifine taşıyabilmemizdir.”
  • “Edebiyat sadece insanın toplumsallaşmış davranışını değil onun toplumsallaşma sürecini de gösterir; sadece tekil deneyimden değil aynı zamanda o deneyimin anlamından da söz eder.”
  • “Yazarın biricik ve önemli bir yapıt yaratma arzusu, onu o güne dek adlandırılmamış kaygı ve umutları başarıyla odağa taşıyan yeni ve çarpıcı ifadeler keşfetmeye zorlar.”
  • “Yazar, birey konusunda uzmanlaşmış bir düşünürdür.”
  • “Edebiyat yazarının yapıtı, bireyin toplumla ilişkileri konusunda uzman olan sosyolog için kilit bir kaynak olabilir.”
  • “Edebiyatın sosyolojik yorumları, belli bir kültürel fenomenin birbirinden kopuk incelemeleri olmanın ötesine geçerek, insan hakkındaki en değerli tanıklıkların bazılarını sosyolojik bir çerçeveye oturtma çabaları haline gelebilir.”

Künye: Leo Löwenthal – Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum, çeviren: Beybin Kejanlıoğlu, Metis Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa

Kolektif – Bilime Adanmış Ömür: Nasîruddîn Tûsî (2017)

On üçüncü yüzyılda İslam dünyasında felsefi ve bilimsel çalışmaların hızlanmasında, kelâm ve felsefe alanındaki önemli çalışmalara imza atmış Nasîruddîn Tûsî’nin çok büyük payı var.

Farklı yazarların makaleleriyle yer aldığı bu kitap ise, Nasîruddîn Tûsî’nin yaptığı çalışmalara farklı açılardan bakmalarıyla alana büyük katkıda bulunuyor.

Kitapta,

  • Nasîruddîn Tûsî’nin hayatı ve bilimsel kimliği,
  • İslam dünyasında astronomi ve gözlemevlerinin gelişmesinde önemli bir adım olarak Merâgâ Gözlemevi,
  • On üçüncü yüzyılda felsefe-kelâm ilişkisinin şekillenmesinde Nasîruddîn Tûsî’nin rolü,
  • Nasîruddîn Tûsî düşüncesinde kelâm-felsefe ilişkisi,
  • Nasîruddîn Tûsî’nin ilim/hikmet sınıflandırmasına yansıyan din felsefe ilişkileri,
  • Nasîruddîn Tûsî felsefesinde ahlak,
  • Nasîruddîn Tûsî’nin adalet anlayışı
  • Ve İbn Mikeveyh ile Nasîruddîn Tûsî’nin siyaset felsefelerinde adalet-sevgi ilişkisi gibi konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Mehmet Bayraktar, Yavuz Unat, Aygün Akyol, Agil Şirinov, Ayşe Sıdıka Oktay, Anar Gafarov, Naim Döner, Abdulnasır Süt, İbrahim Çapak, Abdulvahap Taştan, Neva Tezcan Topuz, Muhammet Topuz ve Zeynep Erten Taşan.

  • Künye: Kolektif – Bilime Adanmış Ömür: Nasîruddîn Tûsî, editör: Aykut Kar ve Anar Gafarov, Gece Kitaplığı, tarih, 320 sayfa

Güner Doğan – “Venediklü ile Dahi Sulh Oluna”: 17. ve 18. Yüzyıllarda Osmanlı-Venedik İlişkileri (2017)

Osmanlı ve İtalyan arşivlerinin yanı sıra, zengin belge ve kaynaklardan yararlanan bu önemli inceleme, Osmanlı’nın 1699 Karlofça Antlaşması’ndan 1718 Pasarofça Antlaşması ve sonrasına uzanan süreçte Venedik ile yaşanan sınır tespit sorunları üzerinden dönemin siyasi, diplomatik ve askeri bir manzarasını sunuyor.

On yedinci ve on sekizinci yüzyıllar gibi, Osmanlı ve Venedik tarihleri açısından önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemi ele alan Güner Doğan, süreçte rol alan aktörleri de çalışmasına dâhil ederek iki ülke arasındaki ilişkilerin kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Venedik Cumhuriyeti’nin erken ortaçağlarda kurulduğundan beri Akdeniz’de iki ezeli rakibi olmuştu: bunların birincisi Cenova Cumhuriyeti, diğeri de Osmanlı Devleti’ydi. Bu sebeple, yeniçağ Osmanlı tarihinin bütünsel olarak ele alınması için Venedik kaynakları altın değerinde olduğu hep söylenir.

İşte Güner’in çalışmasının bir diğer önemli katkısı da, bu önemli kaynaklardan olabildiğince yararlanmasıdır diyebiliriz.

  • Künye: Güner Doğan – “Venediklü ile Dahi Sulh Oluna”: 17. ve 18. Yüzyıllarda Osmanlı-Venedik İlişkileri, İletişim Yayınları, tarih, 366 sayfa

Yan Marchand ve Yann Le Bras – Başkan Sokrates! (2017)

Çocuklara yönelik hazırlanmış, hem içeriği hem de görsel zenginliğiyle dikkat çeken Küçük Filozoflar dizisi ‘Başkan Sokrates!’ ile yirmi üçüncü kitaba ulaştı.

Şimdi hep birlikte Tartaros’un zindanlarına gidiyoruz ve dünyayı esir almış adaletsizliğe karşı insanoğlunun yaşadığı çaresizliğe tanık oluyoruz.

Şimdi tek çare, Sokrates’in gelip dünyaya başkan olmasıdır.

Zira Sokrates hem adaletli liderlik yapma ve hem de insanlara iyiliği öğretme becerisine sahip olarak başkanlık için biçilmiş kaftandır.

Sokrates’e başkanlığı sürecinde ona yardımcı olacak kişi de, ağzı iyi laf yapan, zehir gibi bir zihne sahip Gorgias olacaktır.

Yan Marchand’ın ABD Başkanı Donald Trump’a dokundurmalarla ilerleyen bu güzel hikâyesi, Platon’un retorik üzerine en iyi yapıtlardan biri olarak kabul edilen Gorgias diyalogundan esinlenmiş.

  • Künye: Yan Marchand ve Yann Le Bras – Başkan Sokrates!, çeviren: Orçun Türkay, Metis Yayınları, çocuk, 64 sayfa