Michael Forrest – Çanakkale Boğaz Savunması (2017)

Osmanlı, 18 Mart 1915’te, kendilerinden kat kat güçlü donanmaya sahip İtilaf Devletleri’ni büyük bir yenilgiye uğratmıştı.

Bu muharebe, Çanakkale Savaşları’nın kaderini yeniden belirlemişti.

Michael Forest elimizdeki nitelikli çalışmasında, bu zorlu muharebenin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

İstanbul’u elinde bulunduran İtilaf Devletleri için Çanakkale Boğazı neden önemliydi?

İtilaf Devletleri ile Osmanlı’nın deniz güçleri nasıldı?

Tarafların muharebe hazırlıkları nasıl yapıldı?

Muharebe sürecindeki taktik hatalar nelerdi?

Osmanlı’nın muharebeyi kazanmasını sağlayan faktörler neydi?

Forest’in çalışması, bu ve bunun gibi sorulara doyurucu yanıtlar sunmasıyla önemli.

18 Mart 1915 zaferini getiren Çanakkale Boğazı’ndaki savunmayı oluşturan tahkimatları, ağır topları, mayınları ve torpilleri ayrıntılarıyla öğrenmek isteyenlere.

  • Künye: Michael Forrest – Çanakkale Boğaz Savunması, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, İş Kültür Yayınları, tarih, 368 sayfa

Vanessa Walder – Kurtlarla Uluyan Kuzu (2017)

Çok sayıda çocuk ve gençlik romanı bulunan Alman yazar Vanessa Walder’den bir arayış hikâyesi.

Romanın başkahramanı Ham, kendini kurt olarak bilir.

Yalnız bildiğimiz kurtlara hiç benzemiyor.

Bir defa, fazlasıyla pofuduk: Tam bir tüy yumağı…

Ayrıca taviz vermez bir vejetaryen.

Üstüne üstlük, sivri dişleri dahi yok!

Günün birinde, ormanın geveze baykuşunun ağzından, kurtların sürü halinde gezdiği ve beraber avlandığı gibi densiz bir laf çıkar.

Bu söz, Ham’ın gerçekte kim olduğuyla ilgili şüphelere gark olmasına sebep olur.

Kahramanımız, şüphelerini aydınlatmak için ait olduğu söylenen sürüyü bulmak için yola koyulur.

Bu yolculuk hem tehlikeli hem de komik maceralara açılan ilginç bir deneyim olacaktır.

Bir zaman sonra Ham’ın yolu, bir çiftliğe düşer.

Ve burada, bir kuzuyla tanışır.

İkili arasında olağanüstü bir dostluk başlar.

Ve Ham da, aklındaki sorulara yanıt bulur.

Aslında en iyisi Ham’a kulak vermek.

Çünkü onun şarkısı her şeyi özetliyor.

“Benim adım Ham,

Bir kurt ya da kuzu olurum.

Canım hangisini isterse, o olurum.

Çünkü aslında ben… Sadece benim.”

  • Künye: Vanessa Walder – Kurtlarla Uluyan Kuzu, resimleyen: Zapf, çeviren: Genç Osman Yavaş, Can Yayınları, 208 sayfa

Bengi Akbulut – Termik Santrallerin Maliyeti (2017)

Ekolojik durumun, doğanın ve bunun çerçevelediği insanın ekonomideki değeri nedir?

Bengi Akbulut’un elimizdeki çalışması, Türkiye’de yapılması planlanan 5 termik santralin çevresel ve toplumsal maliyetini sorgulayarak, söz konusu değer konusunda bizi aydınlatıyor.

Bilindiği gibi, Türkiye’de termik santral projelerinin onaylanmasında veya hukuki mücadele alanına taşınmasında Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporları büyük önem taşıyor.

Fakat Akbulut’a göre, bu raporlarda ortaya konan çevresel-toplumsal maliyet değerlendirmeleri eksiklikler barındırmakta.

Eksik çünkü, termik santrallerin yarattığı birçok toplumsal, ekolojik ve ekonomik etkiyi tam olarak yansıtmıyor.

Yazar, ilk olarak bu raporları adeta didik didik inceliyor.

En önemlisi de, raporların fayda-maliyet analizlerinde pek görünmeyen, santrallerin doğaya ve topluma getireceği korkutucu maliyetleri gözler önüne seriyor.

Son olarak belirtelim: Ekoloji Kolektifi Derneği’nin yayımladığı bu kitap, hiçbir ücret talep edilmeden isteyen herkese dağıtılıyor.

Kitabı edinmek için, iletisim@ekolojikolektifi.org adresi üzerinden dernekle iletişim kurulabilir.

  • Künye: Bengi Akbulut – Termik Santrallerin Maliyeti, Ekoloji Kolektifi Derneği Yayınları, ekoloji, 60 sayfa

İbrahim Şimşek – Köy Enstitüsünden Öğretmenliğe, Öğretmenden Öğrenciye (2017)

Köy Enstitülerinin ne denli büyük bir devrim anlamına geldiğini geçen zamanla birlikte daha iyi anlıyoruz.

İbrahim Şimşek de, yolu Köy Enstitüleriyle kesişmiş ve bu ekolün ortaya koyduğu toplumsal, kültürel ve eğitsel dönüşüme birebir tanık olmuş.

İbrahim Şimşek, Ihlara Vadisi’nde Cumhuriyet’in ilk yıllarında, dört çocuklu bir ailenin oğlu olarak doğdu.

Okula çok geç başladı. Zira köyünde ne okul, ne de öğretmen vardı.

Şimşek geç de olsa, meşhur İvriz Köy Enstitüsü’nde eğitim almayı başarır.

Burası, kendisini yeni şeyler öğrenmek ve onları başkalarıyla paylaşmak için öylesine teşvik eder ki, Şimşek bu tutkusunu sonraki kuşaklara aktarmak amacıyla öğretmen olmaya karar verir.

Daha sonra Anadolu’nun farklı yerlerinde görev almaya başlar Şimşek.

Şimşek’in, ülkenin 1930’lardan 1970’lere uzanan dönemiyle iç içe geçen anıları, hem bir eğitimcinin meslek hayatı boyunca yaşadıklarını aktarıyor hem de Köy Enstitüleri deneyimini birinci elden paylaşıyor.

Bu kitap, yalnızca eğitim alanında denenmiş, başarılı olmuş, fakat iktidarın daha sonra korkup yasaklayacağı bir eğitim sistemini anlatmıyor, aynı zamanda ülkenin 1930’lardan bugüne uzanan bir panoramasını da sunuyor.

Şimşek, Atatürk’ün devrimci çizgisine sonuna kadar inanıyor ve bu inançla yazıyor.

  • Künye: İbrahim Şimşek – Köy Enstitüsünden Öğretmenliğe, Öğretmenden Öğrenciye, İş Kültür Yayınları, anı, 400 sayfa

Günther Anders – Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı (2017)

Her ne hikmetse şu ana Türkçeye bir türlü çevrilememiş Günther Anders’in ‘Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı’ adlı yapıtı, nihayet yerli okurun karşısına çıktı!

Bu önemli çalışma, Kafka’nın olağanüstü edebiyatına ve bu edebiyatı mümkün kılan yazarın özgün dünyasına odaklanıyor.

Max Brod ile de arkadaş olan Anders, Kafka’nın dehasını, daha kendisi bilinen bir yazar haline gelmeden önce fark etmişti.

Kitap, Kafka’nın tüm edebiyatıyla ilgilense de, ağırlıklı olarak yazarın tamamlanmamış romanı ‘Şato’yu merkeze alıyor.

Anders, yalnızca bir roman olarak ‘Şato’yu ayrıntılı bir şekilde irdelemekle kalmıyor, aynı zamanda romanın başkahramanı K. üzerinden bizzat Kafka’nın bir yazar olarak portresini de çizmeye koyuluyor.

Son olarak özellikle belirtmekte fayda var: Anders, Kafka’nın dehasını teslim ediyor etmesine, fakat aynı zamanda bir düşünür ciddiyetiyle Kafka’yı eleştiriyor ve onun temel çelişkilerini, kafa karışıklıklarını da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Günther Anders – Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı, çeviren: Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk, İthaki Yayınları, edebiyat inceleme, 144 sayfa

Halil Erhan – Baybahanlı Nubar (2017)

Ermeniler bir zamanlar Karadeniz’de de genişçe bir coğrafyada yaşıyorlardı. Ta ki, o bilinen vahim yıllara kadar…

Halil Erhan’ı, 2015’te yayımlanan, Karadeniz’deki Ermenileri anlattığı değerli kitabıyla biliyoruz.

Yazar şimdi de, Karadeniz’den bir Ermeni yetim olan Nubar’ın, yani dedesinin hayat serencamını bize sunuyor.

Nubar’ın ya da Müslümanlaştırılıp Türkleştirildikten sonraki adıyla Kamil’in bu trajik hikâyesinin bize anlatacağı çok şey var:

Karadeniz’deki isimsiz Ermeni yetimler,

Müslümanlaştırılmış veya Müslümanlığı kabul etmeleri şartıyla hayatları bağışlanmış  Ermeniler,

Hamidiye Alayları’nın baskınları,

Vicdanlı biri tarafından kurtarılıp Müslüman olarak yetiştirilen bir yetimin trajedisi…

Erhan’ın dedesinin ve onun gibi binlercesinin kıyım ve yıkımla örülü hayatları üzerinden, bugünlere nasıl geldiğimizi gözler önüne seren dört dörtlük bir belgesel.

  • Künye: Halil Erhan – Baybahanlı Nubar, İletişim Yayınları, biyografi, 208 sayfa

Adriana Cavarero – Platon’a Rağmen (2017)

Feminist düşünür Adriana Cavarero’nun özellikle üzerinde çalıştığı alanlar, Antik dönem felsefesi ve cinsel fark.

Cavarero bu kitabında da, Antik felsefenin feminist bir yeniden yazımını yapıyor.

Mitsel kadın figürlerine yönelik geleneksel yorumlarla hesaplaşan yazar, bu figürleri dişil bir bakış açısıyla yorumlayıp, onları adeta yeniden yaratıyor.

Eril bakışın edilgenliği atfettiği dokuma tezgâhının başındaki Penelope,

Thales’e kahkahalarla gülen Trakyalı kadın,

Bereket tanrıçası Demeter,

Sokrates’in hocası Diotima…

Bu ve bunun gibi birçok figürün izini süren yazar, hem felsefeyi hem de tarihi, ihmal edilen ve ötelenen dişiliğin perspektifinden okuyor.

  • Künye: Adriana Cavarero – Platon’a Rağmen, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, felsefe, 176 sayfa

John Berger – Sanatla Direniş (2017)

2017’nin ikinci gününde sessiz sedasız bir şekilde aramızdan ayrılan John Berger, hayatı boyunca iyi bir sanat eleştirmeni ve iyi bir devrimci olarak kaldı.

Bocalamadı, kirlenmedi…

Bu kitap, Berger’in sanat üzerine yazılarından oluşuyor. Berger burada, “gösterişçi” ve “provokatif” addedilen “yıldızlardan” ziyade klasik ve modern sanatta iz bırakmış isimlerin eserlerine odaklanıyor.

Edgar Degas, Michelangelo, Van Gogh, Rembrandt, Constantin Brancusi, Giorgio Morandi, Frida Kahlo ve daha nicesi…

Berger bu sanatçıları yorumlarken, bizi de sanatın sağaltıcı ve güç veren yönünü keşfetmeye davet ediyor.

Berger’in Subcomandante Marcos’la yazışmalarını barındırması ise, kitabın güzel sürprizlerinden.

Aslı Biçen’in usta işi çevirisiyle…

 Künye: John Berger – Sanatla Direniş, çeviren: Aslı Biçen, Metis Yayınları, sanat, 192 sayfa

Türkan Şoray – Sinemam ve Ben (2017)

Türkan Şoray…

O sıradan bir oyuncu değil. Bir oyuncudan da ve kesinlikle güzel bir kadından da öte bir şey…

1960’larda sinemayla tanışmış, ilk ödülünü 1964’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Acı Hayat filmiyle en başarılı kadın oyuncu seçilerek almış ve toplamda 222 filmde rol alarak rekor kırmış, yaşayan bir efsane.

Aynı zamanda senarist, aynı zamanda yönetmen…

Türkan Şoray ‘Sinemam ve Ben’de, hayatına ve Yeşilçam günlerine dair bilinmeyenleri bizimle paylaşıyor.

İstanbul’da orta halli bir ailenin üç çocuğundan biri olarak başlayan hayat…

Eski İstanbul mahallelerinde insan ilişkileri…

Erken yaşlarda başlayan sinema tutkusu…

Yeşilçam’da ilk günler…

Sinemanın büyülü dünyasında tanık olduğu ilginç olaylar…

Bu dünyadan edindiği arkadaşlıklar ve dostluklar…

Bunlar ve ilgi çekici daha pek çok şey, Türkan Şoray’ın sahici anlatımıyla okurunu karşılıyor.

Kitap, yalnızca Türkan Şoray’ın hayatının değil, Türkiye sinemasının ve toplumunun yaşadığı büyük dönüşümün de hikâyesi.

  • Künye: Türkan Şoray – Sinemam ve Ben, İş Kültür Yayınları, anı, 496 sayfa

Kolektif – Nietzsche ve Dil (2017)

Toplum ile dil arasındaki ilişki, her zaman toplumun lehine midir?

Başka bir şekilde soracak olursak, insani yaratının en üst araçlarından biri olan dil, hakikati tam anlamıyla ifade edebilir mi, yoksa tam aksine gerçeği çarpıtır mı?

Peki, dil ile iktidarın inşası ve toplumsal organizasyon arasında nasıl bir ilişki var?

Bu sorular için doyurucu yanıtlar sunan, Abdullah Onur Aktaş’ın uzun soluklu çalışmalarının meyvesi olan elimizdeki kitap, Nietzsche’nin iki makalesi üzerinden onun dil hakkındaki düşüncelerini serimleyen yazılardan oluşuyor.

Bu kitabı özgün kılan hususların başında ise, Nietzsche’nin şu ana kadar Türkçeye hiç çevrilmemiş bir makalesini barındırması.

Kitapta yer alan yazılar, düşünürün makalelerindeki yaklaşımından yola çıkarak dil ve hakikat ilişkisini, dilin gerçekliği algılayışı ve ifade edişindeki sorunları yorumluyor.

Kitap, hem Nietzsche düşüncesine hem de dil tartışmalarına sağlam bir katkı.

  • Künye: Kolektif – Nietzsche ve Dil, hazırlayan: Abdullah Onur Aktaş, çeviren: İdil Yavuz Aktaş, Necdet Yıldız ve Serkan Özçiftci, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 174 sayfa