Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet (2018)

Thomas de Quincey eserlerinde, suçu estetik bir eylem olarak ele alması, intikam ve şiddeti dürüstçe restmetmesiyle hem kendi dönemindeki edebiyatta yapılmayanı yaptı hem de daha sonraki suç edebiyatı, özellikle de dedektiflik edebiyatı üzerinde önemli etkiler bıraktı.

de Quincey’nin ‘Güzel Sanatların Bir Dalı olarak Cinayet’ adlı bu eseri ise, John Williams’ın 1811’deki bir dizi dehşetli cinayetinin izini sürüyor.

Roman, bir yandan bu cinayetleri ayrıntılı olarak tasvir ederken, diğer yandan da toplumdaki egemen ahlak anlayışındaki ikiyüzlülükleri net bir biçimde ortaya koyuyor.

Karanlık mizah duygusunun egemen olduğu bir üslupla yazan de Quincey’nin ardılları olarak Edgar Allan Poe, Charles Baudelaire, Aldous Huxley ve William Burroughs gibi yazarları örnek gösterebiliriz.

  • Künye: Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, roman, 172 sayfa, 2018

Ursula K. Le Guin – Vahşi Kızlar (2018)

Ursula K. Le Guin’e boşuna “Fantezi âleminin kraliçesi” denmiyor.

Yazarın Nebula Ödülü kazanmış bu kısa ama etkileyici hikâyesi de bunun en iyi kanıtlarından.

Roman, esir alınmış iki “toprak çocuğunun” adaleti arayışlarını anlatıyor.

Kılıç ve ipek toplumunda bu iki çocuk, baskınlarda esir alınmış ve köleleştirilmiş çocuklardır.

İki çocuk, şiddetin kol gezdiği bu dünyada özgürlüklerine kavuşmak ve uzun yıllardır esamisi okunamayan adaleti sağlamak için zorlu bir yolculuğa çıkacaktır.

Hayat, ölüm ve aşkla örülü bu yolculuk, kahramanlarımızı çok farklı dünyalara sürükleyecektir.

Kitapta, Le Guin’in kapitalistleşerek çığırından çıkmış yayıncılık dünyasını kıyasıya eleştirdiği bir yazısıyla, kendisiyle yapılmış aydınlatıcı bir röportajın yer aldığını da belirtelim.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Vahşi Kızlar, çeviren: Seda Taş, Ayrıntı Yayınları, roman, 112 sayfa, 2018

Selçuk Erez ve Yeşim Erez – Yaratıcılık: Aklımızın Sınırlarını Aşmak (2018)

Son zamanlarda Türkiye’de de yaratıcılığı konu edinen çalışmalarda artış olduğu gözleniyor.

Selçuk Erez ve Yeşim Erez’in kaleme aldıkları bu kitap ise, söz konusu alanda Türkiye’de yazılmış önemli bir kitap olarak karşımızda duruyor.

Kitapta,

  • Yaratıcılığın ne olduğu,
  • Yaratıcılığın sınıflandırılması konusundaki yaklaşımlar,
  • Yaratıcılık kuramları,
  • Yaratıcılığı etkileyen faktörler,
  • Sinir sistemi ve yaratıcılık,
  • Yaratıcılık ve beyin,
  • Yaratıcılığın ölçülmesi,
  • Yaratıcılık ve yapay zekâ gibi pek çok konu ele alınıyor.

Yazarlar yukarıdaki konuları anlatırken, Yahya Kemal, Luis von Ahn, İsmail Hakkı Tonguç, Robert Schuman, Nâzım Hikmet, Charles Darwin, Hulusi Behçet, Marcel Duchamp, Leonardo da Vinci ve Hüseyin Avni Lifij gibi, çalıştıkları, emek verdikleri alanlarda yaratıcılıklarıyla öne çıkmış isimlerin hikâyeleriyle de kitaplarını zenginleştiriyor.

Kitapta, Ceyhun Burak Akgül, Ayşegül Tezören Hüseyin Demirdizen’in konuya ilişkin birer makalesi de yer alıyor.

  • Künye: Selçuk Erez ve Yeşim Erez – Yaratıcılık: Aklımızın Sınırlarını Aşmak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikoloji, 246 sayfa, 2018

Claude Lévi-Strauss – Uzaktan Yakından (2018)

Claude Lévi-Strauss’un hayatını ve sistemini kendi ağzından yazar Didier Eribon’a anlattığı “De près et de loin”, nihayet ‘Uzaktan Yakından’ adıyla Türkçeye kazandırıldı.

“İlkel denen halkların düşüncesiyle bizimki arasında bir uçurum olmadığını göstermek istiyordum.” diyen Lévi-Strauss, ilk olarak hayatının dönüm noktalarını ve tanıklıklarını anlatarak söyleşiye başlıyor.

Kitabın devamında ise,

  • Brezilya’da yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırmaları,
  • İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması,
  • Yahudi Soykırımı’ndan kurtulması,
  • Fransız gerçeküstücülerle ilişkileri,
  • Amerika zamanları,
  • New York’taki bohem yaşam,
  • Collège de France günleri,
  • Ve Paris’te Yapısalcılığın kuruluşu gibi, düşünürün hayatından pek çok önemli aşama karşımıza çıkıyor.

Çalışmanın devamında ise, karşımıza düşünürün önemli etkiler bırakmış kitapları ve düşünceleri çıkıyor.

Lévi-Strauss’un ırk ve politika, edebiyat, resim, müzik ve seslerle ilgili fikirlerini izlemek ise, oldukça keyifli ve aydınlatıcı.

  • Künye: Claude Lévi-Strauss – Uzaktan Yakından, söyleşi: Didier Eribon, çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, antropoloji, 256 sayfa, 2018

Emile Témime ve Pierre Broué – İspanya’da Devrim ve İç Savaş (2018)

Üç yıldan fazla sürmüş, yalnızca İspanya’ya değil tüm Avrupa’ya yıkım getirmiş İspanya İç Savaşı hakkında, tanıklıklarla desteklenmiş çok iyi bir kitap.

Savaş olduğunda on yaşlarında olan Emile Témime ve Pierre Broué, henüz genç yaşlarında bu savaşın sebep olduğu sonuçlarla yakından ilgilenmiş.

İki bölümden oluşan kapsamlı kitapta, bu savaşta İkinci Dünya Savaşı’nın unutulmuş, biçim değiştirmiş başlangıcını; tanınmaz duruma getirilmiş, ihanete uğramış, boğulmuş bir işçi ve köylü devrimi görüyoruz.

Savaştan sağ kalan tanıklar ya da bu savaşta rol almış kişilerle birebir görüşen yazarlar, Devrimin ve İspanya iç savaşının 1936-1939 yılları arasındaki tarihinin sağlam bir dökümünü ortaya koyuyorlar.

İspanya’yı olduğu kadar dönemin Avrupa’sını merak eden her okura önerebileceğimiz kitap, başından sonuna bir savaşın hikâyesini anlatmakla yetinmiyor, aynı zamanda 20. yüzyılda topraksız ve yoksul, açlığın sınırında yaşayan, yitirilecek hiçbir şeyleri olmadığı ve kazanılacak çok şeyleri bulunduğu için kolayca savaşa atılan köylü ve yoksul yığınlarının dehşetli hikâyesini de anlatıyor.

Kaçırılmaması gereken bir kitap.

  • Künye: Emile Témime ve Pierre Broué – İspanya’da Devrim ve İç Savaş, çeviren: Aydın Emeç, Ayrıntı Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2018

Volker Weidermann – Karanlıktan Önceki Yaz (2018)

Nazilerin yalnızca Avrupa’dan başlayarak dünyayı büyük bir cehenneme çevirdiği bir zamanda, Belçika’nın küçük bir kentinde Stefan Zweig, sevgilisi Lotte, Joseph Roth ve başka yazarların son kez bir araya gelişlerinin hikâyesi.

Yıl, 1936…

Nazilerin hedefindeki yazar Zweig, Belçika’nın sayfiye kenti Oostende’ye gelir. Zweig’ın ardından sevgilisi Lotte, onun da ardından yazar Joseph Roth, bir nevi son sığınak olarak bu kente gelir.

Gelenler bunlarla sınırlı değildir.

Faşizmin olanca ağırlığıyla sürdüğü, enkaz halindeki Avrupa’dan başka birçok yazar, muhalif ve aydın da bu kente gelmeye başlamıştır.

Volker Weidermann, bir yandan bu isimlerin bu zaman zarfında yaşadıkları çıkışsızlığın, geleceğe dair beklenti ve hayal kırıklıklarının izini sürüyor diğer yandan da dönemin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Volker Weidermann – Karanlıktan Önceki Yaz, çeviren: Zehra Kurttekin, Can Yayınları, roman, 144 sayfa, 2018

Jeanette Winterson – Sanat Başkaldırır: Coşku ve Cüretkârlık Üzerine (2018)

Özellikle ‘Vişnenin Cinsiyeti’ ve ‘Tek Meyve Portakal Değildir’ gibi başarılı kitaplarıyla bildiğimiz Jeanette Winterson’dan sanatın özündeki başkaldırıya adanmış sağlam metinler.

Winterson’a göre sanat eylemi, doğası gereği hayatı dönüştüren ve bunu yaparken de toplumu ve bireyi de dönüştüren muazzam bir faaliyettir.

Elimizdeki kitap da, sanatın muhalif niteliğini merkeze alarak, onun aracılığıyla toplumsal cinsiyete ve siyasete dair sorunlara nasıl bakabileceğimizi, önyargılarımızı nasıl aşabileceğimizi tartışıyor.

“Resimlerle ilgili bilgim hâlâ kitaplarla ilgili bilgimden katbekat az. Bu değişmeyecek. Ama görme biçimim değişti. Resimlere bakmayı öğreniyorum. Hissetme kapasitem değişti. Sanat yüreği büyütür.” diyen Winterson, bizi de, sanatın kılavuzluğunda görme biçimimizi değiştirmeye davet ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Hakikat kalıcı olansa şayet, sanat insanların giriştiği diğer tüm uğraşlardan daha hakiki olduğunu kanıtlamıştır. Kesin olan şudur ki, resimler de, şiir de müzik de zamanın yalnızca belirli bir noktasına değil bütününe, hem kendi dönemlerine hem de bizimkine damga vurur; üstelik birer antika ya da tarihi eser olarak değil, ilk günkü coşkunluk ve dinçlikleriyle capcanlı varlıklar olarak.”

  • Künye: Jeanette Winterson – Sanat Başkaldırır: Coşku ve Cüretkârlık Üzerine, çeviren: Zeynep Baransel, Sel Yayıncılık, sanat, 192 sayfa, 2018

Ernst Cassirer – Dil ve Mit (2018)

Ortaya çıkışlarının ardındaki gizemler henüz tam aydınlatılamamış dil ve mit hakkında sağlam bir tartışma.

Önce dil mi ortaya çıktı, yoksa mit mi?

Dil ve mit ayrı ayrı değil de aslında ortak bir kökten mi türedi?

Ernst Cassirer, bu sorulara yanıt verirken, kültürün ortaya çıkışı, dinsel tasavvurlar; dilin, medeniyetin ve mecazın gelişimi gibi konularda uzun soluklu, sorgulayıcı ve aydınlatıcı bir yolculuğa çıkıyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Sözün, ideal bir araç, zihnin bir organonu ve tinsel gerçekliğin inşası ile gelişiminde asli bir işlev olarak anlaşılabilmesi için ilkin mitsel düşünce tarzında tözsel bir varlık ve güç olarak kavranması gerekir.”

“Tıpkı Homeros’un zamanında olduğu gibi bugün de mitoloji vardır, sadece onu algılayamıyoruz, çünkü bizzat kendimiz onun gölgesinin tam da içinde yaşamaktayız ve hepimiz hakikatin öğle ışığından çekiniyoruz.”

  • Künye: Ernst Cassirer – Dil ve Mit, çeviren: Onur Kuzgun, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 120 sayfa, 2018

Raphael Honigstein – Dördüncü Yıldız (2018)

Alman futbolu, 90’ların sonundan itibaren çökmeye başlamıştı.

Ta ki, 13 Temmuz 2014, Dünya Kupası Finali’nde, Mario Götze’nin golüne kadar.

İşte futbol yorumcusu Raphael Honigstein, Alman futbolunun bu çöküşten sonra nasıl bir geri dönüş yaptığını ve bu başarının ardındaki muazzam emeği gözler önüne seriyor.

Bunun basit bir başarıdan ziyade, üzerinde uzun süre çalışılmış bir stratejinin ürünü olduğunu belirten Honigstein, tüm futbol severlerin zevkle okuyacağı bu kitabında,

  • Almanya’nın futbolda neden başarısız olduğunu,
  • Göçmen aile çocuklarının Alman milli takımında önemli başarılar ortaya koymalarını,
  • Bayernli ve Dortmundlu oyuncuların ezeli rekabetini,
  • Ve bunun gibi, Alman futbolu tarihindeki belli başlı dönüm noktalarını kayıt altına alıyor.

Kitabın, Honigstein’ın gözlemlerinin yanı sıra röportajlarla zenginleştiğini de ayrıca belirtelim.

Künye: Raphael Honigstein – Dördüncü Yıldız: Alman Futbolunun Kendini Yeniden Keşfi ve Dünyayı Fethi, çeviren: Bora İşyar, İthaki Yayınları, futbol, 344 sayfa, 2018

Ali Karatay – Demir Çelik Karabük: Bir İşçi Kentinin Hikâyesi (2018)

Çeliğe can verenlerin ülkesi Karabük hakkında çok güzel bir çalışma.

Ali Karatay, Türkiye’nin ilk ağır sanayi merkezi olan Karabük’ün siyasal ve sosyal/sınıfsal evrimini ve bu evrimin ardındaki etkenleri kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitapta,

  • Cumhuriyet’in Karabük ve Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda cisimleşen ekonomi-politiği,
  • Fabrika işçilerinin yaşam koşulları,
  • Karabük burjuvazisinin doğuşu,
  • Karabük’te işçilerin sendikayla tanışması,
  • 1950’li yılların Karabük’ünde siyaset,
  • 1960-1981 arasında Karabük işçi sınıfının durumu ve işçi hareketi,
  • Karabük’ün ve Karabük işçisinin darbeyle imtihanı,
  • Siyasi cephede Karabük ve 12 Eylül,
  • Karabük’ün çelik işçisinin sağcılığı, solculuğu, köylülüğü ve muhafazakârlığı,
  • Ve Karabük işçisinin sağcılığının temel nedenleri gibi konular ele alınıyor.

Ali Karatay’ın çalışmasının çerçevesini, bir işçi kenti olarak Karabük’ün siyasi duruşunun ve sınıf mücadelesinin yakın tarihi süreç içindeki evrimi oluşturuyor.

Dolayısıyla kitap, Karabük’ün bu kimliğiyle uyumlu siyasi-sınıfsal eğilimleri ve refleksleri neden göstermediğini tartışmasıyla da önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Ali Karatay – Demir Çelik Karabük: Bir İşçi Kentinin Hikâyesi, İletişim Yayınları, şehir, 464 sayfa, 2018