Paulo Freire – Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler (2019)

Her şeyden önce güçlü bir kavrayışın ürünü olan bu kitap, bu yüzyılın son yarısındaki en önemli eğitimci olarak Paulo Freire’in tarihteki yerini bir kez daha ortaya koyan, çok önemli bir eser.

Büyük başarısızlıklara yol açan ve daha da büyüklerine yol açmayı sürdüren, kapitalist bankacı eğitim modeline verilmiş çarpıcı bir yanıt olan ‘Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler’, pedagojik mücadele yoluyla ve yorulmak bilmeden bir hümanizm ve demokrasi öğretisi yayıyor, otoriterliğin ve baskının tiranlığını yıkmaya ve insanlığa eksiksiz bir şekilde sahip çıkan küresel yurttaşların kucaklayıcı ve çok renkli kardeşliğini sunuyor.

Kitap, öğretmenler bağlamında eleştirel pedagojiyi bir meslek olarak ele alırken, diyalektik bir biçimde öğretmen sorumluluğuna ilişkin tartışmaya derin bir felsefi kavrayış katıyor.

Freire öğretmenlerin rolünü anaç bir ebeveyn ya da teyze rolü olarak görmez.

Öğretmenler ideolojiden, ırkçılıktan, toplumsal sınıflardan arındırılmış saf bir dünyada yaşamazlar; onlar, “öğrencilerinin erken ve uygun bir yaştan itibaren oyunlarla, hikâyelerle, okumalarla söylemle pratiğin tutarlı olması ihtiyacını anlamalarını sağlayan” toplumsal ve siyasi faillerdir.

Sonuç olarak bu kitap da dâhil olmak üzere Freire’in bütün çalışmaları, pedagoji ile siyaset arasında eleştirel bir ilişki kurarak, pedagojik olanın siyasi veçhelerini öne çıkararak ve siyasetin içindeki açık ya da örtük pedagojiye dikkat çekerek çözülen toplumsal sözleşmeyi yeniden tasarlamakla ilgilenir.

Öğretmenlerin yanı sıra, eğitimle ilgilenen her okurun muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Paulo Freire – Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler: Öğretmeye Cesaret Edenlere Mektuplar, çeviren: Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, eğitim, 191 sayfa, 2019

David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık (2019)

‘Keşke Hiç Olmasaydık’, iflah olmaz iyimserlerin karşısına iflah olmaz bir karamsarlıkla çıkan, ama bunu da mantığı elden bırakmayan, tavizsiz bir üslupla yapan özgün bir çalışma.

David Benatar, ilk olarak günümüzün mutluluk, zevk ve keyif standartlarının neden gerçeği yansıtmadığını, bunların gerçek rakamlara döküldüğünde nasıl derin bir sefalet ve mutsuzluk anlamına geldiğini ortaya koyarak kitabına başlıyor.

Dünyaya gelmenin her zaman beraberinde ciddi bir zarar getirdiğine inanan Benatar, insanın hayatındaki “iyi şeyler”in, hayatının nispeten iyi geçmesini sağlasa da, insan dünyaya gelmediği takdirde bu “iyi şeyler”den zaten mahrum kalmayacağını söylüyor.

“Üreme karşıtı” (anti-natalist) görüşü savunan yazar, çocuk yapmanın her zaman yanlış olduğunu ve üreme karşıtı görüşle, fetüsün ahlâki statüsüyle ilgili olan kürtaj hakkı yanlısı görüşü birleştirerek kürtaj hakkında “ölüm yanlısı” görüşten yana tavır koyuyor.

Üreme karşıtlığı aynı zamanda insanlığın soyunun tükenmesini de getireceğine inanan yazar, nüfusla ilgili birçok ahlâk kuramı açmazını çözümlüyor.

Benatar’ın aynı zamanda vegan olduğunu ve veganizm konusundaki tartışmalara katkıda bulunduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2019

Mehmet Talha Paşaoğlu – Din, Devlet, Millet (2019)

Kendisini laik olarak tanımlayan bir ülkede Diyanet’in ne işi var?

Diyanet kurulduğu tarihten bu yana, iktidara gelmiş sağcıların ideolojilerini meşrulaştırma işlevini üstlendi.

Özellikle 1970’lerde Diyanet Gazetesinde çıkmaya başlayan milliyetçi-muhafazakâr ve devletçi yazılarla birlikte kurumun siyasallaşma süreci başlar.

1980 öncesi süreç, aynı zamanda Diyanet’in siyasi kutuplaşma ve çatışma ortamına verdiği yanıtlarla da hatırlanır.

Sonrasında, Diyanet’i tutabilene aşk olsun.

1980 sonrası “milletçe dayanışma ve bütünleşme” rolü tanınan Diyanet İşleri Başkanlığı kurumsallaşmasını tamamlayıp toplumsal bir aktör olarak öne çıktı.

Dini alanda tek resmî otorite, başka bir deyişle tekel olan kurum, aynı zamanda Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla da ekonomik bir güç halini aldı ve böylece kamusal alanda giderek büyüdü.

Bugün Türkiye’de din ve devlet işlerinin tümüyle iç içe geçtiği bugüne baktığımızda ise, Diyanet’in AKP ile paralel söylem üreten ve giderek ona bağlı bir kurum haline geldiği görülüyor.

Bunun en iyi örneğini ise, 15 Temmuz sürecinde dinî otoritesini kolektif otorite ile birleştirmesiyle gördük.

İşte Mehmet Talha Paşaoğlu’nun bu kitabı da, kuruluşundan bugüne Diyanet’in geçirdiği dönüşümü kayda alan enfes bir çalışma.

Türkiye’de din ve siyaset ilişkisinin tarihselliğini irdeleyerek çalışmasına başlayan Paşaoğlu, devamında da,

  • Tek parti döneminin din politikası,
  • Diyanet İşleri Reisliği’nin birinci dönemi (1924-1950),
  • Çok partili dönemde din politikaları,
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ikinci dönemi (1950-1965),
  • 1980 sonrası din politikası,
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurumsallaşmasını tamamladığı dördüncü dönemi, (1982-2003),
  • Kurumsal söylemin sürekliliğinde hutbelerin rolü,
  • Diyanet’in özerkleşmenin alameti olarak Türkiye Diyanet Vakfı,
  • AKP iktidarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yenilenen konumu,
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın beşinci dönemi (2003-2019),
  • Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü bağlamında, Diyanet’in kurumsallaşma sonrası yayın politikası,
  • Milli birlik ve beraberlik söyleminin taşıyıcısı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı,
  • Ve milli birlik ve beraberlik söyleminin uygulanma alanı olarak 15 Temmuz örneği gibi pek çok önemli konuyu irdeliyor.

Künye: Mehmet Talha Paşaoğlu – Din, Devlet, Millet: Diyanet İşleri’nin 95 Yıllık Hikâyesi, Libra Kitap, din, 312 sayfa, 2019

Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi? (2019)

Jean Baudrillard’ın kısa ama çarpıcı metni ‘Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?’, hiçlik üzerine bir tefekkür, bir hiçliğin sınırlarını genişletme girişimi.

Genel olarak insanlar, iyiliğin kötülüğü saf dışı etmesi talebinde olmasına benzer bir bakışla, hiçliğin de üstesinden gelme idealini taşır.

Baudrillard ise, aksini düşünüyor, yani hiçlikle birlikte yaşamayı öğrenmenin elzem olduğunu.

İletişim araçlarıyla sanal teknolojinin ortaya çıktığı ve her yerin değişik tipte ağlarla kaplandığı bir çağda gerçekliğin katledildiğini savunan Baudrillard, sahip olduğu o istisnai öğrenme yeteneği sayesinde insanın bir yandan dünyaya bir anlam, bir değer ve bir gerçeklik kazandırmaya çalışırken, diğer yandan bunlara koşut bir şekilde eriyip gitmelerini sağlayacak bir süreç başlattığını belirtiyor.

Bu noktadan yola çıkan düşünür, insanın şeyleri kafasında canlandırıp, isimlendirip kavramsallaştırarak var ederken aynı zamanda da onları ait oldukları ham gerçekliğin içinden kurnazca çekip alarak yok olmalarına neden olduğunu söylüyor.

Bu durumda Baudrillard’ın söz konusu ettiği hiçlik, bildiğimiz anlamda nihilizmle ilişkilendirilemez.

Fotoğraf, imge, zaman, gerçeklik, teknoloji gibi pek çok kavramı tartışmaya açan düşünür, gerçekliğin abartılı boyutlara ulaşıp her şey yok olmaya başladığında, sınır tanımayan teknolojik olanaklar zihinsel ya da maddi anlamda her yeri sarıp sarmalamaya başladığında, insanın sahip olduğu tüm olanakları zorlayarak kendisini içine kabul etmeyen yapay bir dünya oluşturup ortadan kaybolduğunu belirtiyor.

İşte hiçlik, tamı tamına bu ortadan kaybolma halidir.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum.

Bir yerden söz ettiğim sırada o yer ortadan kaybolup gitmiş oluyor.

Bir insandan söz ettiğim sırada o insan ölmüş oluyor.

Zamandan söz ettiğim sırada akıp geçmiş oluyor.

Bu durumda insanın ortadan kaybolup gittiği bir dünyadan söz edebiliriz.”

“Başlangıçta Söz vardı. Sessizlik ondan sonra ortaya çıktı. Artık ortada son denilebilecek bir şey kalmadı…”

“Bir şeye bir isim verilip, temsil edilebilir bir hale getirilip, bir kavram niteliği kazandırıldığı andan itibaren o şey bir hakikate dönüşme ya da kendini bir ideoloji olarak dayatma pahasına bile olsa yavaş yavaş canlılığını yitirmektedir.”

“Artık son demlerini yaşadığına tanık olduğumuz gerçekliğin sistematik bir şekilde yok edildiğini gösteren en güzel örnek günümüzde imgenin başına gelenlerdir.”

“Teknoloji kendini kaptırıp her şeye sanal, dokunmatik, enformatik, sayısal bir ‘gerçeklik’ kazandırdığından imge bu antropolojik devrimin en önemsiz ayrıntısı olarak kalmaya mahkûm edilmiş gibidir.”

“Hemen her zaman bizim üstünde yer almadığımız, var olmadığımız bir dünya düşlemedik mi?

İnsanlardan yoksun, hiçbir insani müdahaleye izin verilmeyen şiirsel bir dünya hayal etmedik mi?

Şiirsel dilyetisinden çok büyük bir zevk alınmasının nedeni dilyetisinin anlama boyun eğmeden de sahip olduğu maddi ve edebi özellikleri sergileyebilmesidir. Bizi büyüleyen şey budur.”

  • Künye: Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?: Analojik İmgeden Sayısal İmgeye, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 46 sayfa, 2019

Ergün Veren – Anadolu Halk Takvimi (2019)

 

Anadolu insanının zamanı nasıl algıladığına en iyi örnekler halk takvimleridir.

Ergün Veren de, Anadolu halk takvimleri üzerine şahane bir rehber kitapla karşımızda.

Anadolu’da zamanın saat, gün, ay, yıl/mevsimler olarak nasıl dilimlendiğiyle açılan kitapta,

  • Uğurlu / uğursuz gün ve yıl inanışları,
  • Ay adlarının kaynakları,
  • Zaman-eylem planlaması,
  • Hititlerden Antik Yunan’a ve Anadolu’ya yıl / mevsimlerin dilimlenmesindeki benzerlik ve farklılıklar,
  • Anadolu halk takvimi,
  • Anadolu halk meteorolojisi,
  • Gök cisimlerine ve hava hareketlerine dayalı inanışlar,
  • Anadolu halk meteorolojisindeki inanışlar,
  • Bu inanışların askeri literatüre yansımaları,
  • Balıkçılar ve denizcilerdeki inanışlar,
  • Canlıların hareketlerine dayalı inanışlar,
  • Ve bunun gibi pek çok konu ele alınıyor.

Anadolu insanının zamanla ve iklimle ilişkisini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan kitabın, dört dörtlük bir hava durumu ansiklopedisi olduğunu ayrıca belirtmeliyiz.

  • Künye: Ergün Veren – Anadolu Halk Takvimi: Kocakarı Soğuklarından Zemheriye, Doğan Kitap, inceleme, 304 sayfa, 2019

Jean-François Solnon – Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa (2010)

On dördüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla Osmanlılar ile Hıristiyan Avrupa’nın tarihini, kültürel alışverişini ve zaman içinde birbirlerine karşı değişen algılarını izleyen ödüllü bir çalışma.

Jean-François Solnon, bizde daha önce ‘Sarık ve İstanbulin’ adıyla çevrilen bu kitabında, iki kültür arasındaki ilişkinin elçilik heyetleri, tercümanlar, sanatçılar ve seyyahlarla belirlendiğini gösteriyor ve iki toplum arasında da oldukça zengin karşılıklı bir hayranlığın bulunduğunu ortaya koyuyor.

Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasındaki ilişkiler daha çok savaş ve çatışma merkezliydi.

Buna verebileceğimiz en güçlü örnekler ise İstanbul’un fethi, Viyana Kuşatması ve İnebahtı Savaşı’dır.

Oysa birbirinden apayrı bu iki toplum arasında savaşlar ve çatışmadan başka ilişkiler de mevcuttu.

Claudio Magris’in bir zamanlar dediği gibi: “Avrupa ile Osmanlı İmparatorluğu’nun karşılaşması, savaşan ve birbirini yiyip bitiren iki ayrı dünyanın sonunda farkına bile varılmadan nasıl iç içe geçip birbirlerini zenginleştirdiklerinin büyük örneğidir.”

Solnon da, Osmanlı ve Avrupa arasındaki karşılıklı hayranlığı edebiyat, resim, müzik, tiyatro, koleksiyonlar ve koleksiyoncular, moda, eğlence dünyası gibi pek çok örnek üzerinden anlatmasıyla dikkat çekiyor.

Çalışmanın, 2010 Avrupa Tarih Kitabı ödülünü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Jean-François Solnon – Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa, çeviren: Ali Berktay, İş Kültür Yayınları, tarih, 720 sayfa, 2019

Birol Çaymaz – Türkiye’de Vatandaşlığın İnşası (2019)

Türkiye’de vatandaşlık, genelde sürekli toplumsal mühendislikle yaratılmaya çalışıldı.

Doğal olarak bu da büyük bir gerilimi beraberinde getirdi.

Örneğin 200 yıldır Doğulu mu Batılı mı olduğuna tam karar verilemeyen vatandaşlık profili, bunun asıl sonuçlarından biri.

Peki, bizde makbul vatandaşın inşa sürecinde eğitim sistemi bir araç olarak nasıl kullanıldı?

Birol Çaymaz’ın elimizdeki kitabı tam da bununla ilgili.

Yazar, ülkenin eğitim mekanizmasının tarihsel dönüşümünü merkeze alarak eğitim bağlamında farklı yaklaşımların vatandaşlığa nasıl yaklaştığını kapsamlı şekilde ortaya koyuyor.

Konuyla ilgili rehber nitelikte bir kitap olarak okunabilecek çalışma, yalnızca vatandaşlık konusunda yaşadığımız ikilemleri ve bu konudaki farklı görüşleri ele almakla yetinmiyor.

Aynı zamanda iklim krizi, enerji, tarım ve ekolojik yurttaşlık gibi, aslında medeni bir vatandaşlığın olmazsa olmazı diyebileceğimiz olguları da tartışıyor.

  • Künye: Birol Çaymaz – Türkiye’de Vatandaşlığın İnşası, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 196 sayfa, 2019

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler (2019)

Her çocuk filozof doğar, toplumun işi ise, o filozofu köreltmektir.

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ da bu kitapta sundukları birbirinden enfes felsefi öykülerle çocuklarımızın içindeki filozofu diriltiyor.

Bu felsefi öyküler yoluyla çocuklarında eleştirel ve yaratıcı düşünmeyi geliştirmek isteyen her ebeveynin edinmesi gereken kitap, gerçek ve yanılsama, adalet, mutluluk, zihin, öteki, dil, zaman, cesaret, bilgelik ve hatırlamak gibi temalarda ilerleyen tam yirmi hikâye barındırıyor.

Ayşe Deniz Şahin’in şahane çizimleriyle de zenginleşen kitap, çocukların daha çok düşünen, ortaya bir yargı koyabilen, bu yargıyı savunabilen, gerekçelendirebilen, sorgulayabilen bireyler haline gelmelerine yardımcı olacak türden.

  • Künye: Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler, resimleyen: Ayşe Deniz Şahin, Ayrıntı Yayınları, çocuk, 128 sayfa, 2019

Gisèle Sapiro – Edebiyat Sosyolojisi (2019)

Edebi eserler ile bu eserlerin üretim şartları arasındaki ilişkilerin sosyo-politik ve sosyo-ekonomik boyutları nedir?

Gisèle Sapiro, edebiyat sosyolojisinin çalıştığı ana konular üzerine rehber nitelikte bir kitapla karşımızda.

Edebiyatın, dünyanın farklı toplumlarında nasıl birbirinden farklı şekillerde kabul gördüğünü ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan Sapiro, aynı zamanda edebiyat tarihi bağlamında bir sorgulama da yürütüyor.

Dört bölümden oluşan kitapta,

  • Edebiyata ilişkin teoriler ve sosyolojik yaklaşımlar,
  • Edebiyatın toplumsal etkileri,
  • Edebiyat tarihinin yasaları,
  • Eserlerin toplumsal üretim şartları,
  • Edebiyatın ideolojik kontrolü,
  • Yazarın toplumsal rolü,
  • Toplumsal ayrışma ve entelektüel işbölümü,
  • Yazarların toplumsal istihdamı,
  • Yazarlık mesleğinin profesyonel gelişimi,
  • Edebiyat ve kimlik,
  • Edebiyat ve ulus,
  • Toplumsal kabulün eser üzerindeki etkileri,
  • Matbaanın kullanımı ve okuma pratiklerinin dönüşümü,
  • Ve okuma sosyolojisi gibi pek çok konu irdeleniyor.

Sapiro bütün bu konuları irdelerken de, genetik yapısalcılık, işlevselcilik, etkileşimcilik ve ilişkisel yaklaşım, alan teorisi, çoklusistem teorisi ve sembolik etkileşimcilik gibi pek çok kavramı da tartışmaya açıyor.

  • Künye: Gisèle Sapiro – Edebiyat Sosyolojisi, çeviren: Ertuğrul Cenk Gürcan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 160 sayfa,2019

Kolektif – Hayatın İçindeki İktisat (2019)

Homo sapiens’in, yani modern insanın en büyük eksiği, çoğu zaman fazlasıyla duygusal hareket etmesi.

Peki bu arkadaş, yani hepimiz, özellikle tüketim söz konusu olduğunda neden aklımızla karar vermek yerine daha çok duygularımızla hareket ederiz?

Veya en basitinden, kredi kartı kullanırken neden kendimizden geçeriz?

Yahut üye olduğumuz spor salonuna neden gitmez ve pazarlık yaparken neden çuvallarız?

Bu şahane kitap, işte tam da bu ve bunun gibi konular üzerine okurunu aydınlatmasıyla, aslında düşünülemeyecek kadar hayati bir işlev üstleniyor.

Farklı yazarların katkıda bulunduğu kitap, bununla da yetinmiyor ve bizi kredi kartı borçlarından kurtulmanın yolları, başarılı olmak için ihtiyaç duyduğunuz karakter özellikleri ve etkili pazarlık yapmanın sırları gibi konularda da aydınlatıyor.

Aynı zamanda böbrek piyasasından kayıt dışı ekonomiye kadar pek çok ilginç konunun ele alındığı kitap, okurunu iktisadın nasıl bir bilim ve nasıl işlediği hakkında bilgilendiriyor.

Özellikle iktisattaki ilginç ve nispeten yeni çalışmalara dayanmasıyla da dikkat çeken kitap, bütün bunları öğrenciler ve genel okurların da rahatça anlayabileceği bir üslupla anlatıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: N. Emrah Aydınonat, Ü. Barış Urhan, Emin Köksal, Şule Alan, Seda Ertaç, Serkan Küçükşenel, Emin Karagözoğlu, Mehmet Yiğit Gürdal, Tuna Çakar, Levent Neyse, Özlem Özdemir, Muhammed Emin Torunoğlu, Yasin Uzun, Hatice Şafak Bozkır, Bilge Kale ve Ceyhun Elgin.

  • Künye: Kolektif – Hayatın İçindeki İktisat: İktisadi Davranışlara Farklı Bir Bakış, derleyen: N. Emrah Aydınonat ve Ü. Barış Urhan, İletişim Yayınları, iktisat, 271 sayfa, 2019